Kategori arşivi: Kültür-Sanat

‘İyilik avcısı’ hattat Yusuf Coşkun Benefşe

Ünlü hattat Yusuf Coşkun Benefşe, tabiri caizse tam bir iyilik avcısı… Ülkeye ve insanlığa yararı dokunan herkese, Türkiye’nin neresinde olursa olsun ulaşan Benefşe, hat sanatı tablolarıyla ödüllendiriyor

Seramik ve hat sanatının ekolü, uluslararası ismi olan Yusuf Coşkun Benefşe, bugüne kadar Türkiye genelinde yüzlerce kişiyi ödüllendirdi. Kayık içinde “Allah” yazılı eseriyle İtalya’da dünya birincisi olan Benefşe’nin eserleri, Topkapı Sarayı, Sultanahmet Camisi, Hırka-i Şerif, Mescid-i Aksa gibi tarihi mekânlarda, Sinop ve Diyarbakır’daki camilerde yer alıyor. Dubai Emiri Şeyh El Maktum için de bazı bölümleri 22 ayar altınla çizili hat sanatı icra eden ünlü hattat, birçok devlet büyüğü için de eserler yaptı.

HATTAT, ÜCRETİNİ ALLAH’TAN BEKLER
“Hattat, ücretini Allah’tan bekler” diyen Benefşe, iyilik yapan, ülke iyiliği için emeği geçen kim olursa olsun, nerede olursa olsun onları araştırıp, yaptığı iyilik nedeniyle eserleriyle ödüllendiriyor. İtalya’da düzenlenen “Barış ve Hoşgörü” konulu karikatür yarışmasında dünya birinci olan Sinoplu Fatmagül Gökçe onlardan biri… Yusuf Coşkun Benefşe, Gökçe’ye ulaşıp hat tablosu hediye etti. Yine Cizre’de geçtiğimiz yıllarda terör örgütü PKK’nın eyleminde yanan lise öğrencisi Ferhat Fidan’a da hat sanatıyla yaptığı tabloyu gönderdi. Benefşe, K.Maraş Elbistan’da yaşayan ve iki yıllık eğitimin ardından hafız olan 6 çocuk, 9 torun sahibi 60 yaşındaki Zişan Kurt’u ödüllendirdi. Benefşe, ayrıca İstanbul’da Darülaceze’de atkı üretip, kurban parası biriktiren 79 yaşındaki İbrahim Kalyoncu’yu da unutmadı. Kurban ibadetini aksatmadan yaptığı için ona da hat sanatı tablo gönderdi. Benefşe, ayrıca Kocaeli’de hafızlık belgesi alan 61 yaşındaki Hasan Erkol ve 6 yaşında hafız olan Rumeysa ve Zeynep’e de çeşitli hediyeler gönderdi. En son Maraş’ta dondurma çubuklarından yaptığı maketleri satarak engellileri tekerlekli sandalyeye kavuşturan Bülent Yıldıran’a ulaşan Benefşe, onu da iyilikleri nedeniyle kutlayıp yaptığı bir eserle ödüllendirdi.

HAT SANATINI MEZAR TAŞINA İŞLİYOR

Hattat Benefşe, aile kabristanının bulunduğu Zincirlikuyu Mezarlığı’nda ise hat sanatını mermer taşa işledi. Üzerinde hadisler bulunan mezar taşını hat sanatıyla işleyen Benefşe, “Her cuma burayı ziyaret ediyorum. Ölülerin duası dirilerden daha geçerlidir. Ölülerin en sevdiği şey, sevdiklerinin onları ziyaret etmeleridir” dedi.

‘KARGALAR HER CUMA BENİ BEKLİYOR’
Mezarlıktaki kargalara, kuşlara, kedi ve köpeklere yiyecek götüren Benefşe, “Sulakları temizleyip sularla dolduruyoruz. Kandil ve bayramlarda özel menüler ikram ediyorum. Kargalar o kadar alıştı ki artık kaçmıyorlar benden. Ben arabadan inerken koro halinde birbirlerini haberdar ediyorlar. Cumaları ağaç dallarında sürü halinde beni bekliyorlar” dedi. Benefşe, kabir taşındaki yazılarda ise hadislere ve Mevlana’nın sözlerine yer vermiş: “Yüzlerin en güzeli anne yüzüdür”, “Kainatin bir dili varsa o da besmeledir”, “Şöhret, zenginlik ve gurur, mezar hepsini alır.”

Sabah

Erol Elmas’ın Emir Yıldızdan-Deruni Türkiye romanı çıktı

Onaltiyildiz sitesinin editörü Erol Elmas’ın  ”Emir Yıldızdan -Deruni Türkiye Romanı” çıktı. Erol Elmas’ı  netpano olarak tebrik eder çalışmalarının hayırlara vesile olmasını  dileriz.

Pink Floyd’a karşı Barış Manço ve Kurtalan Ekspresi nasıl bir araya geldi? Dark Side Of The Moon’a karşı 2023-Kayaların Oğlu cevap olarak nasıl verildi?

Kayaların Oğlu’nda ne anlatıyor? Ay’ın Karanlık Yüzü (Dark Side Of The Moon) operasyonu devam mı ediyor? Roger Waters bir mesajı mı yayıyor/taşıyor?

Müzik savaşlarının perde arkası…

Uçan Hastane’de neler yapıldı? Dr.De Bekay’ın görevi neydi? Çin neden bu uçan hastaneye el koydu? ORBİS’de kimlere operasyon yapıldı? CİA ORBİS’i operasyonlarında nasıl kullandı?

Turgut Özal’ın mezarının açılışındaki esrarengiz iki kişi dört saat boyunca neler yaptı?

Başbakana verilen ‘Cesaret Ödülü’nün orijinali nasıldı ve nasıl bir mesaj verilmek istendi?

Konstantin’in mezarı nerede? Bizans altınları için kimler öldürüldü?

Neden her depremde Fatih’in türbesi gündeme getiriliyor?

Allianoi neden sular altında bırakıldı? Vatikan’ın Allianoi’deki amacı neydi?

Teksas’a neden yeni özgürlük heykeli dikme istiyorlar? Kuru Kafa ve Kemikler örgütü nasıl devreye girdi?

Türkiye’deki bazı madenler nasıl nükleer şemsiye vazifesi görüyor? Bunlar neden yok pahasına dışarıya satılıyor?

Galata’daki kadim sülale nasıl yüzyıllardır varlığını sürdürüyor? Galata’nın bilinmeyenleri…

Gıdaların insan üzerindeki etkileri neler? Neden kutuplarda antibiyotik savaşları yapılıyor?

İstanbul’un işgali sırasında Mukaddes Emanetler nasıl korundu? Bu mücadelenin perde arkası…

Hitler üzerinde yapılan tıbbî deneyler…Hitler lider olarak nasıl hazırlandı?

Hz. Yahya’nın (as) kol ve kafatası kemikleri gerçekte kimin?

Osmanlı, Papa’nın kolunu neden kesti? Vatikan yıllar sonra nasıl intikam aldı?

Neden birçok ülke Stefan’ın Kılıcı’nın peşinde?

Bu soruların cevabı bu kitapta…

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=670578&sa=148994366

Kitapevi: 0.212.526 99 41

Molla Fenari Sokak No:28 Yıldızhan Cağaloğlu-İstanbul

Şanlıurfa’da üç dilli şiir akşamı

Anadolu Yazarlar Birliği’nin Şanlıurfa Belediyesi ile ortaklaşa düzenlediği IV. Uluslararası Balıklıgöl Şiir Akşamı etkinlikleri bugün Şanlıurfa’da başlıyor.

 

Şiir günlerinde 3 dilde şiirler okunacak. Türkiye’den ve yurtdışından gelecek şairlerin yanı sıra ülkemizdeki çeşitli edebiyat dergilerinin yöneticileri, şiir etkinlikleri düzenleyicileri ile akademisyen ve gazetecilerin katılacağı şiir buluşması, dün akşam konukların onuruna düzenlenen sıra gecesiyle başladı. Bugün saat 11.00’de, Şair Nabi Kültür Merkezi’nde Sosyal Bilimler Lisesi öğrencilerine yönelik ‘Gençlikte şiir’ konulu bir panel düzenlenecek. Ayşe Sevim’in oturum başkanı olacağı panele Cevdet Karal, Hüseyin Akın, Mahmut Bıyıklı ve Mehmet Narlı konuşacak. Oturum başkanlığını Özlem Fedai’nin yapacağı, Ali Ural, Hüseyin Su, Hüseyin Karaca, Ercan Yılmaz ve Bahtiyar Aslan’ın konuşacağı ‘Metbuattan sanal aleme şiir’ paneli ise Şair Nabi Kültür Merkezi’nde saat 14.30’da başlayacak. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in de katılacağı “IV. Uluslararası Balıklıgöl Şiir Akşamı” Balıklıgöl Platosu’nda bulunan Amfi Tiyatro’da saat 20.00’de başlayacak. Sunuculuğunu Meçhul Kaptan Niyazi Gedik’in yapacağı şiir etkinliğinde Arapça, Kürtçe ve Türkçe şiirler okunacak.

Şiir Dostları K.Çekmece Göl Saatlerinde Buluştu

Küçükçekmece Belediyesi’nin Türk Edebiyatı’nın önemli bir parçası olan şiirin ustalarını anmak  amacıyla, üstat Ahmet Haşim’in sözlerine kulak vererek hazırladığı ‘III. Göl Saatleri Şiir Akşamı’ programı; şiir dostlarını gün batımında Balıkçı Adası’nda biraraya getirdi. 

 
Kerem Alışık’ın  sunuculuğunu yaptığı programa, Küçükçekmece Belediye Başkanı Aziz Yeniay ev sahipliği yaparken, Yazar ve Şair Hilmi Yavuz onur konuğu, Tiyatro Sanatçısı Hüseyin Köroğlu ise okuyucu olarak katıldı.‘KENTLİYİ DE İNŞA EDİYORUZ’

Küçükçekmece Gölü’nün huzur dolu manzarasında gerçekleştirilen programın açılış konuşmasında; kentleri inşa ederken onlara ruh vermenin de yerel yöneticilerin önemli bir görevi olduğunun altını çizen Küçükçekmece Belediye Başkanı Aziz Yeniay, ‘ Yapmak istediğimiz şey, yarınları taşıyacak olan kentliyi de inşa etmektir. Bunun da temelinde sanat, kültür ve eğitim vardır. Her milletin yaşadığı farklı deneyimler sonucu anlatacak birşeyleri vardır. Bunu da yazarak ve çizerek gerçekleştiririz. Kağıda dökülmeyince duygular pek de anlam ifade etmiyor. Şiir ve yazıda bu anlamda önemli değerler taşıyor.’ diyerek, katılımcı şiir dostlarına teşekkür etti. 

‘ŞİİR ETKİNLİKLERİ ARTMALI’

Göl Saatleri Şiir Akşamı programı öncesi Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirilen basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlayan ve kendisine teşekkür beratı takdim edilen programın onur konuğu Hilmi Yavuz’da Başkan Aziz Yeniay’a teşekkür ederek şiirin, Türk edebiyatının temelini oluşturmasına rağmen; düz yazıya yenik düştüğünü ve roman ve hikayenin gerisinde bırakıldığını söyledi. Yavuz, şiirin eski önemini kazanması için yerel yönetimlerin şiirle ilgili etkinlikler düzenlenmesinin önemli olduğuna vurgu yaptı. 

ŞİİR ZİYAFETE DÖNÜŞTÜ

Şiir ziyafetinin yaşandığı program, pek çok ülkeden şairleri de ağırladı.  Gecede şairler; Ablaziz Veliyev ( Kırım), Adnan Özer, Ali Günvar, Angeliki Sigourou ( Yunanistan), Ayşe Sevim, A. Yağmur Tunalı, Baki Ayhan T. , Fatma Şengül Süzer, İgor İsakovski ( Makedonya), İhsan Deniz, İmdat Avşar, Mustafa Özçelik, Rıdvan Canım, Suavi Kemal Yazgıç, Zeynel Beksac ( Kosova)’da  kendi şiirlerini seslendirdi. Tiyatro sanatçısı Hüseyin Köroğlu’da okuduğu Hilmi Yavuz şiirleriyle geceye renk kattı. 

Program sonunda Küçükçekmece Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin İpek, katılımcı şairlere ve programda emeği geçenlere teşekkür ederek, plaket verdi. 

Çocuklarımıza Efendimiz’i Nasıl Anlatırız?

Çocuklarımıza Efendimiz’i nasıl anlatırız?

Çocuklarımıza anlayabilecekleri bir dille Efendimiz (s.a.v.)’i anlatan kitaplar arasında Ayşe Sevim’in “Güneşe Yolculuk” adlı kitabı farklı bir yer tutuyor..

Çocuklarımıza anlayabilecekleri bir dille Efendimiz (s.a.v.)’i anlatan, üstelik öncelikli kaygısı çocuklarımıza O’nun en doğru şekilde anlatılması/aktarılması olan kitaplar arasında Ayşe Sevim’in Güneşe Yolculuk adlı kitabı farklı bir yer tutuyor. Çünkü Şule Yayınları’ndan çıkan bu kitap film tadında, heyecan ve maneviyatı ön planda, doğu klasiklerini andıran, istisnasız okuyan herkesin dimağında bir şeyler bırakabilecek bir eser.

Öğretmen ödevi beğenmezse ne olur?

Her şey, öğretmeninin Zehra’nın Efendimiz (sav)’le ilgili ödevini beğenmemesiyle başlıyor. Zehra’nın ‘ne yapsam’larına da kayıtsız kalmayarak onu ona yardımcı olabilecek birine de yönlendiriyor ama Zehra, (kitabın sonunda anladığımız üzere) yanlış adrese giderek bir hikmet çerçevesinde Garip Dede ile karşılaşıyor. Garip Dede onu Köse Hoca’ya, Köse Hoca Güzel Çınar’a, O rüzgâra, rüzgâr hayal ülkesine ve daha nerelere nerelere yönlendirerek zaman ve mekânın ortaklaşa yardımıyla Efendimiz (sav)’in hayatının bir kısmını anlatıp, bir kısmını gösteriyorlar. Olayların arasında kimi zaman gölge, kimi zaman tespih tanesi, kimi zaman ağaç olarak müdahil olan Zehra için bu hayal ile gerçeklik arası seyahat ve maceralar, ona eşyanın gerçek kimliklerini öğrenme, hayata bakış açısını değiştirme, kötü huylarından arınabilme ve tabi iyi bir ödev sunabilme imkânı sağlıyor.

Ayşe Sevim, Güneşe Yolculuk Ölümü ne güzel anlatmış

Bir çocuğa anlatılabilecek en zor kavramlardan olan ölüm de kitapta değinilen konulardan biri olmuş. Toz zerreciğinin ölümüne çok üzülen Zehra’ya yol arkadaşı Karınca’nın, “gittiyse kalmanın cazibesi kalmadığı içindir, bazı varlıklar için dünya hayatının sonlanması cennetle ödüllendirilmesi zamanının gelmesinden ötürüdür” şeklindeki sözleri, daha sonra Zehra’nın rüyasında bunu destekler bir şekilde toz zerreciğiyle diyaloğu, ölümün hikmetine pencere aralıyor.

Korkmayın, rüya değil

Bu tarz eserlerin bence en büyük handikapı, hikâye sürecinde her türlü akıl almaz şeylerle karşılayan kahramanın, hikâyenin sonunda (mantıklı bir çıkış yolu bulamadıklarından ötürü) aslında rüya görmüş olmasıyla açıklanması. Uyanmak ve problemin kendiliğinden çözümü/sonlanması, okuyucunun da rahat bir nefes alması… Bu kitapta –elhamdülillah- böyle bir problem okuyucuyu beklemiyor. Bu yönüyle, zaman ve mekân sahibinin Allah olduğunu unutmayanlara hitap ediyor Güneşe Yolculuk.

Filmi de yapılsa keşke

Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) tarafından “Güneşe Yolculuk” isimli bu eseriyle 2004 yılının “çocuk yazarı” seçilen Ayşe Sevim’in yeni baskısı yapılan bu muhteşem eserini okurken içimden, “iyi bir prodüksiyonla filmi yapılsa ne kadar etkileyici olur, beğenilir” diye geçirdim. Uçan, kaçan Zehra’nın toz zerreleriyle arkadaşlığı, aynalarla, duvarlarla konuşması ve Efendimiz (sav)’in hayatını konu alan film, bilmediğimiz pek çok ayrıntıyı da öğrenebileceğimiz bir yapım olurdu. Mesela, Hz. Hatice’nin rüyasında Efendimiz (sav)’i görmesi üzerine uyanan tanışma isteği ve aslında ticaret meselesinin bir bahane olması; Ebu Süfyan’ın Müslüman oluşundaki detaylar, vs. siyer kitaplarında (en azından benim karşılaştıklarımda) yer almayan bilgiler. Alice Harikalar Diyarında kitabının ve filminin, Zehra’nın güneşe yolcuğunun yanında sönük kalacağını düşünüyorum. En azından amaç açısından bu kesinlikle böyle.

Dünyabizim

 

 

 

 

 

Ayasofyanın Sırları Dan Brown Son Kitabında

 “Da Vinci Şifresi” kitabıyla önemli satış rakamlarına ulaşan ve olayların geçtiği mekanların ziyaretçi sayısını artıran yazar Dan Brown’ın ABD ve Avrupa’da ile aynı anda satışa sunulan “Cehennem” (İnferno) adlı romanı bugün dünyayla aynı anda Türkiye’de raflardaki yerini aldı.

Romanlarında anlattığı şehir ve mekanların kısa sürede ilgi odağı olmasını sağlayan yazar ”Cehennem”de, dinler ve semboller konusunda uzman Robert Langdon karakterinin Floransa’dan İstanbul’a uzanan gizemli serüvenini anlatıyor. Kapağında Floransa’daki Santa Maria del Fiore Bazilikası’nın fotoğrafı yer alan ve Floransa’nın simgelerinden “İlahi Komedya”nın yazarı Dante’ye ve eserinin üç bölümünden biri olan “Cehennem”e atıfta bulunan romanda, gizemli ve heyecanlı olayların 150 sayfalık son bölümü İstanbul’da geçiyor, olayların düğümü Ayasofya’da çözülüyor.

İSTANBUL: İKİYE BÖLÜNMÜŞ BİR DÜNYA

Kitabın İstanbul’da geçen 84. Bölümü şu cümlerle başlıyor: 

“Eski Bizans başkentinde akşam olmuştu.

Marmara Denizi’nin kıyısında yanan ışıklarla birlikte camiler ve ince minarelerden oluşan şehir silueti aydınlandı. Akşam namazı vaktiydi ve şehirdeki hoparlörlerden ibadet çağrısı yapan ezan sesleri yankılanıyordu.

La ilahe illallah.
Allah’tan başka ilah yoktur.

İnançlılar camilere koşarken, şehrin geri kalanı işlerine devam ediyorlardı. Gürültücü üniversite öğrencileri biralarını içiyor, işadamları anlaşmalarını yapıyor, tüccarlar baharatlarını ve halılarını pazarlıyor ve turistler büyülenmiş bir halde olan biteni izliyorlardı.

Burası ikiye bölünmüş bir dünya, karşıt güçlerin şehriydi: Dindarlarla laikler; eskiyle yeni; Doğu’yla Batı… Avrupa ile Asya arasındaki coğrafya sınırda duran bu ebedi şehir, gerçekten de Eskidünya’dan daha da eski bir dünyaya uzanan bir köprüydü. İstanbul.” ( Sayfa 467)

İSTANBUL İLK GÜNDEN DÜNYA BASININDA
Dan Brown’ın kitaplarında mekan ve sanat eserlerinin kullanımının titizliğine ve başarısına dikkati çeken eleştirmenler, yazar tarafından “işaret edilen” her noktaya yoğun ilgi gösterildiğini belirtiyor.
The New York Times Gazetesi, romanın okuyucuyla buluştuğu ilk gün yayımladığı değerlendirmede, kitapta adı geçen Floransa, Sienna ve İstanbul’a atıfta bulunarak, “Cehennem”de, olağanüstü konumları nedeniyle büyük önem ile tarihi ve kültürel birikime sahip üç şehir seçilmiş ve Robert Langdon bizi bu kentlerde adeta bir tur rehberi ve sanat eleştirmeni gibi dolaştırıyor” ifadelerine yer verdi.
The Guardian Gazetesi de “Kitapta adı geçen üç şehirden ikisi İtalyan. Üçüncü şehir ise hem Asya’da hem Avrupa’da olmasıyla çok özel” yorumunu yaptı.
Gazete ayrıca, kitabın özellikle Floransa ve İstanbul’un ziyaretçi sayılarını artıracağını da savunarak, Floransa yerel makamlarının, bu yıl turist sayısının kitaba bağlı olarak en az yüzde 10 oranında artmasını beklediğini yazdı.

 AYASOFYA’NIN ZİYARETÇİ SAYISI ARTABİLİR

 Ayasofya Müze Müdürü Hayrullah Cengiz, Brown’ın “Da Vinci Şifresi”nin ardından, Louvre Müzesi’nin ziyaretçi sayısının 10 milyon artığını belirterek, yeni romanın da Ayasofya’nın ziyaretçi sayısını yükseltmesini beklediklerini söyledi.
Ayasofya’yı geçen yıl 3 milyon 250 bin kişinin gezdiğini ve bu sayıyla Türkiye’de en fazla ziyaret edilen müze olduklarını ifade eden Cengiz, bu yılın ilk 5 aylık döneminde de geçen yıla oranla yüzde 25’lik artış olduğunu, bu olumlu gidişata kitabın yapacağı etkiyle birlikte rekor rakamlara ulaşılabileceğini kaydetti.
Brown’ın dünyaca tanınan bir edebiyatçı olduğunu hatırlatan Cengiz, kitabın başarısını ve ulaşacağı kişi sayısını görmek gerektiğini belirterek, “Kitabın okur sayısının artması, aynı şekilde bizim de ziyaretçi sayımızı artıracaktır” dedi.
Cengiz, eserin sinemaya uyarlanmasına yönelik bir soru üzerine de, Ayasofya’nın çok önemli bir eser olduğunu ve kendilerinin çok çok istisnai durumlar dışında, böyle önemli bir alanın film platosu olarak kullanılmasına sıcak bakmadıklarını söyledi.

İSTANBUL’UN TARİHİ ZENGİNLİĞİ ANLATILIYOR

Brown’ın “Cehennem”i, 369. sayfadan, sona erdiği 461. sayfaya kadar İstanbul’da geçiyor. Romanın kahramanı Langdon, bir yandan gizemli olayları çözmeye çalışırken, diğer yandan da İstanbul’un tarihi dokusu, zenginlikleriyle ilgili saptamalarda bulunup, özellikle Tarihi Yarımada’yı detaylı şekilde tasvir ediyor.
Romanda Ayasofya’yı “tartışmasız şekilde dünyanın sekizinci harikası” olarak tanımlayan yazar, Notre-Dame Katedrali’nden 700 yıl daha yaşlı olan Ayasofya’nın “mistik bir ışıkla aydınlandığını” belirtiyor.
Sultanahmet ve çevresinin geçmiş ve bugünü bir arada yaşayan dokusunu okura anlatan Brown, romandaki soruların yanıtlarını ise Yerebatan Sarayı’nda buluyor.
Galata Kulesi, Mısır Çarşısı gibi birçok mekanın anlatıldığı romanda, uluslararası gizli bir teşkilatın biyolojik terör eylemini başlatmak için neden İstanbul’u seçtiğini kendine soran yazar, “Çünkü İstanbul Doğu ile Batı’nın karşılaştığı yer. Dünyadaki bütün yolların tek kesişme noktası” ifadelerine yer veriyor.

Dan Brown’ın son kitabı “Cehennem”in çarpıcı finali İstanbul’da Ayasofya’da geçiyor. Kitabın kahramanı simge bilimci Robert Langdon, bu kez Ayasofya’nın altına tüplü dalış gerçekleştiriyor. Romanda Langdon’u bile şaşırtan tüplü dalış fikrinin ilham kaynağı ise bir Türk belgesel yapımcısı Göksel Gülensoy. Dan Brown, romanda Göksel Gülensoy ve araştırmacı dalgıç ekibinin İstanbul’un yoğun turist çeken dini yapısının yüzlerce metre altında, sulara gömülmüş çok eski havzalar bulduklarından bahsediyor. O bölüm şöyle: “(…) Langdon tekrar makaleye dönmüştü. Belgesel film yapımcısı Göksel Gülensoy ve araştırmacı dalgıç ekibi İstanbul’un yoğun turist çeken dini yapısının yüzlerce metre altında sular altında kalmış çok eski havzalar buldular. Sayısız mimari harikanın yanı sıra, sekiz yüz yıllık çocuk aziz mezarları, Ayasofya’yı Topkapı Sarayı’na, Tekfur Sarayı’na bağlayan tüneller ve Anemas Zindanları’nın yeraltı uzantılarını keşfettiler.” Romanda ayrıca, yarısı sular altında kalmış bir dehlizde Ayasofya’nın temellerini inceleyen bot içindeki araştırmacıların eski bir fotoğrafını gördükten sonra belgeseli çekmeye karar verdiğini söyleyen Gülensoy’un “Ayasofya’nın altındakilerin, yüzeyin üzerindekilerden çok daha heyecan verici olduğunu düşünüyorum” açıklamasından da alıntı yapılıyor.

“YER ALTINDA MALZEME ÇOK”
Ünlü yazara ilham kaynağı olan belgesel yapımcısı Göksel Gülensoy ise bu kadar ünlü bir kitapta kendisinden ve projesinden bahsedildiğini SABAH’tan öğrenerek çok şaşırdı. Gülensoy, “Kitabı yazmadan bize ulaşsaydı, ona çok daha önemli sırları anlatırdık, yayımladığımız 3 dakikalık görüntü olay oldu, biz 90 dakikalık film hazırladık. Yaratacağı etkiyi düşünün” diye konuştu. Gülensoy, “Ayasofya’nın Derinliklerinde” belgeselinin eylülde gösterime girmesinin ardından pek çok bilim adamının dalış yapacağını, üzerine kitaplar yazılacağını tahmin ettiklerini dile getirdi ve “Belgesel, Cehennem’den daha fazla ses getirebilir. Aşağıda Dan Brown’a bir kitap daha yazdıracak kadar gizem ve malzeme var” dedi.

15 YILLIK PROJE
Altın Kitaplar’ın konuğu olarak ülkemize gelen Dan Brown Türkiye’nin tarihi zenginliklerine hayran kalmıştı. Göksel Gülensoy (üstte) ve ekibi 15 yıldır üstünde çalıştıkları belgeselle ilgili detayları http://beneaththehagiasophia.com/adresinde İngilizce olarak tüm dünyayla paylaşıyor

 

Sabah

Irak’a Gidecekti Sinop’a Nasip Oldu

Hazreti Ali Türbesi için yapılan ve hat tarihinde bir başka benzeri olmayan ehli beyt tablosu Sinop’ta ki 798 yıllık Tarihi Alaaddin Camisi’ne asıldı.

Hazreti Ali Türbesi için yapılan ve hat tarihinde bir başka benzeri olmayan ehli beyt tablosu Sinop’ta ki 798 yıllık Tarihi Alaaddin Camisi’ne asıldı.


Irak’ın Necef kentinde bulunan Hazreti Ali türbesi için seramik ve hat sanatının ekol ismi Yusuf Coşkun Benefşe tarafından yapılan, ancak bölgede ki istikrarsızlık nedeniyle bir türlü Türkiye’den götürülemeyen ’Ehli Beyt’ eseri sonunda sahibini buldu. 2×2.5 metrelik eser Anadolu’nun en eski camilerinden Sinop’ta ki Selçuklu eseri Alaaddin Camisi’ne asıldı.


Mescid-i Aksa başta olmak üzere İslam coğrafyasında bir çok ibadethane ve türbede eserleri bulunan Ünlü Hattat Yusuf Coşkun Benefşe, Sinop’ta iki önemli tarihi mekana daha imzasını attı. Hazreti Ali türbesi için özel olarak yaptırılan ve ’Hanedan-ı Ehli Beyt’i simgeleyen büyük eserini 798 yıllık Alaaddin Camisi’ne getiren Benefşe, peygamber efendimizin torunlarından Seyyit İbrahim Bilal Hazretleri’nin türbesi için de, yürek şeklinde bir kompozisyonla ehli beyti temsil eden bir tablo ile Seyyit İbrahim Bilal Hazretleri’nin künyesinin yer aldığı bir başka eserini mekana kazandırdı. Hat tarihinde başka bir eşi olmayan eserler, İl Müftüsü Yalçın Topçu ile Ünlü Hattat Yusuf Coşkun Benefşe nezaretinde iki önemli mekana dualarla asıldı. Alaaddin Camisi’nde mihrabın sol tarafına asılan eserin hat tarihinde bir başka eşi olmadığını belirten Hattat Yusuf Coşkun Benefşe; “Tablo Hanedan-ı Ehli Beyt. İslam dininde ehli beytin mana ve ehemmiyetini bütün Müslümanlar bilir. Hat tarihinde ehli beytle ilgili eski hattatlarımız, yeni kabiliyetli hattatlarımız çok güzel ve başarılı eserler vermişler. Bu eserin bir özelliği ise; hat tarihinde böyle bir eserin şimdiye kadar yazılmaması. Bu eserde ehli beytin tümü yazılı. Hazreti Amine validemiz, Hayrülümmühat yani ümmetin en hayırlı validesi. Peygamber efendimizin pederi Hazreti Abdullah, Hazreti Hatice validemiz, Hazreti Fatıma, Hazreti Hasan, Hazreti Hüseyin, Hazreti Ali ve Hazreti Fatıma validemizden olan ve çok küçük yaşta ölen Muhsin evladının da mübarek evladına koyduk. Bu eserde bu isimlerin hepsini bir arada topladım. Özellikle hat tarihinde ilk defa böyle bir eser yazılmış oluyor. Başka bir benzeri yok. Bu eser ehli beyte aşık bir iş adamımız tarafımız tarafından Hz. Ali’nin türbesi için yaptırılmıştı. Fakat o bölge çok elektrikli ve huzursuz bir dönem geçirdiği için 5 senedir davet almamıza rağmen bir türlü gidemedik. Böyle bir yerden de teklif gelince yaptıran şahsa söyleyerek müsaade aldık ve Selçuklulardan kalma bu çok güzel, değerli ve tarihi mekana getirdik. Müftü beyin şahsi gayretleri ile eser yeri hazırlandı. Bu zamana kadar sanata meyilli, sanata ve sanatçıya değer veren ikinci bir müftüye rastladık” dedi.


Hat tarihinde ’talik yazı’nın Osmanlı’nın ’Aristokrat’ yazısı olduğunu dile getiren Benefşe; “Talik yazıyı Osmanlı mimari ve edebi yazılarda kullanmışlardır. Talik yazabilmek için en az 15 sene emek vermek lazım. Talik, hat yazısının altı çeşidinden biridir. Talik bunların Aristokratıdır. Çıplak, öğrenilmesi çok zor bir yazı. O yüzden hat yazan hattatların sayısı çok az. Bir tek talebem var o da İsmet Gülnihal. O icazet aldı. Arkamızda bu mesleği devam ettirebilecek bir talebe yetiştirebildik. Bizim sanatımız İslamiyet’in şerefini temsil eden bir sanattır. Yabancılar tarafından da çok beğenilir. Picasso’nun da bu konuda tespiti vardır. Hat sanatını gösterdikleri zaman hayreti saklayamamış ve ’hat sanatının bizim yapak istediğimizi yapmış ve bitirmiş yüce bir sanat olduğunu kabul ediyorum’ demiştir. Osmanlı camileri ve türbeleri hat sanatı ile bezenmiştir. Hanımların ziynetleri ne kadar önemliyse, cami ve türbeler sanat değeri olan eserlerle bir bütünlük arz eder. Bu eser de klasik bir eserdir. Cami klasik bir mekan, klasikde bir bütünlük sağlamıştır. Benim Topkapı Sarayı’nda, bütün dini mabetlerde, Mescid-i Aksa’da eserlerim mevcuttur. Klasik eserler yapmama rağmen, zaman zaman da modern eserler yapmışımdır. Kayık içinde Allah yazılı eserim İtalya’da dünya birincisi olmuştur. Bütün ecnebilerin de evine girmiştir. Çünkü bütün dinlerde Allah, o da Allah’ın deryada sonsuzluğunu simgelemiştir” diye konuştu.


Seyyit İbrahim Bilal Hazretleri’nin türbesini gördüğünde üzüldüğünü dile getiren Ünlü Hattat Benefşe sözlerine şöyle devam etti; “Sinopluların pazarlarına gittim. Yerli Sinopluların esnaflarıyla temasa geçtim. Bana çocukluğumda ki İstanbul’u hatırlattı. O asaletlerini muhafaza ediyorlar, ama Seyyit İbrahim Bilal Hazretleri’nin türbesine olan bigane kalışları, beni çok üzdü. Sinopluları çok seviyorum. Sinopluların eski hüviyetlerini kazanıp bir dernek kurmaları lazım. O derneklere de haşaratları, keneleri sokmadan, gönüllü kişilerin toplanıp Seyyit İbrahim Bilal Hazretleri’nin türbesini ihya etmelerini arzu ediyoruz. Devletten, vakıflardan ve halktan bunu bekliyoruz. Çünkü Seyyit İbrahim Bilal Hazretleri evlad-ı resulden çok büyük bir zat. Eyüp Sultan nasıl İstanbul’un manevi sultanıysa, Seyyit İbrahim Bilal Hazretleri’de Karadeniz’in manevi sultanıdır. Şayet bigane kalınırsa bu gayretullaha dokunur. Yoksa Sinoplulara Sinop dar gelir. Sinoplulardan çok ümitliyim. Eski asaletlerini kazanarak, el birliği ile bir dernek kurup, bütün gönüllülerin olduğu dernek eliyle burayı ihya etmelerini istiyorum. Türbe etrafında ki mezarlık, adeta balta girmemiş orman haline gelmiş. Eski yapı bir köy camisine dönmüş. Geniş kapsamlı, devletin ve vakıfların himayesi ile çok güzel eserler yapılıyor. Aynı güzelliği Seyyit İbrahim Bilal Hazretleri’ne de taşırlarsa, aydınlatmaları, kırılan kabir taşları düzeltilirse, çok daha güzel bir şey olacak. Nasıl bu camiyi ihya etmişlerse orayı da ihya etmelerini vakıflardan ve halktan bekliyoruz

Hattat Yusuf Çoskun Benefşe’den Anlamı Hediye

Yedi yaşında hafız olan minik Rümeysa’ya Hattat Yusuf Çoskun Benefşe’den Anlamı Hediye.

Yedi yaşındaki Rümeysa Alkan’ın hafız olup, belge almasından dolayı minik kızı tebrik eden ve Rümeysa’nın resminin de bulunduğu bir hat kompozisyonu yaparak küçük kıza hediye eden Hat ve Seramik Sanatçısı Yusuf Coşkun Benefşe bu başarı karşısında oldukça duygulandığını söyleyerek: “Hafızlık yüce bir makam. Osmanlı, her değere olduğu gibi hafızlığa da çok değer vermiş, hafız ve hattatlara özen göstermiştir.



7 yaşındaki çocuk hafız oluyor, basın bunu veriyor, binlerce kişi Hira Dağı kadar zenginleşen Müslümanlar bunu okuyorlar ve seyirci kalıyorlar. Teşvik yok, taktir yok. Bunları bütün gücümüzle desteklemeliyiz. Bu çabaları ödüllendirmeliyiz.


Amacımız Hafızlık mesleğini onure etmek, özendirmek, ihyasına katkıda bulunmak. Bu çabalarımız inşallah ALLAH katında makbule geçer de kabirde geçer akçe sağlar. En yakınımız bizi kabire bırakıp gittiğinde ki faciayı bir bile bilsek…Ne demiş büyüklerimiz: “Yiğit bin yaşar, fırsat bir düşer.” Bu fırsatları aman kaçırmalayım.” dedi