Kategori arşivi: Türk Dünyası

Tika’dan Kızılderilelilere 200 Bin Dolarlık Yardım

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı, Amerika Birleşik Devletleri’nin en batısında yer alan Oregon’da yaşayan Kızılderililere 200 bin dolarlık yardım yapacak.

TİKA tarafından Kızılderililere yapılacak yardım, Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği Konutu’nda düzenlenen resepsiyonla duyuruldu. Etkinliğe Washington Büyükelçisi Namık Tan, TİKA Başkanı Dr. Serdar Çam, Oregon’da bulunan Warm Springs Rezervasyonu kabile şefi Joseph Moses ile bazı Kızılderililer ve çok sayıda davetli katıldı. Gecede, Büyükelçi Tan ve TİKA Başkanı Çam, 200 bin dolarlık sembolik çeki Warm Springs Rezervasyonu kabile şefi Moses’a takdim etti. Yardımla birlikte TİKA, Warm Springs bölgesinde yaşayan yaklaşık 5 bin Kızıldereliye su yardımı götürecek.

Dost bir halka katkıda bulunmaktan dolayı mutluyuz
TİKA Başkanı Dr. Serdar Çam resepsiyonda yaptığı konuşmada, projeyi gelecek yılın ortalarına doğru bitirmek istediklerini söyledi. Projenin kendilerine yaklaşık bir yıl önce intikal ettiğini ifade eden TİKA Başkanı Dr. Serdar Çam, “Türkiye-ABD ilişkilerine de dolaylı olarak katkı sağlayacak bir çalışma olarak projeyi bize getirdiklerinde değerlendirmelerimizi yaptık. Başta Sayın Başbakanımızın bu konudaki çalışmaları desteklemesi ve katkılarını vermesi neticesinde, bugün bu sembolik çalışmayı yapmış olduk. Burada inşaatı devam eden geniş bir yerleşim bölgesinde, Türkiye olarak biz bir su deposunun ve tesisatının kurulmasıyla ilgili kısma katkı sağlamış oluyoruz” diye konuştu. TİKA Başkanı Dr. Serdar Çam Türkiye-ABD ilişkileri çerçevesinde Oregon’daki yerlilere, dost bir halka katkıda bulunmaktan dolayı mutlu olduklarını belirterek konuşmasını tamamladı.

Mütevazı bir başlangıç
Washington Büyükelçisi Tan, Kızılderili kabileleriyle bir süredir ilişki yürüttüklerini dile getirdi. Kızılderililerin buradaki yaşamlarını biraz daha kolaylaştırmak adına ne gibi katkılarda bulunabileceklerini düşündüklerini ifade eden Washington Büyükelçisi Tan, “Öncelikle ticaret alanında bir katkıda bulunmayı düşünmüştük. Ancak daha sonra gördük ki hayatlarında böyle küçük, pratik yardımlara da ihtiyaçları var. Biz de o zaman TİKA’nın kapısını çaldık” dedi.

tika1

TİKA’nın yurtdışında gurur veren çalışmalar yaptığını belirten Washington Büyükelçisi Tan, “TİKA bizim burada başlattığımız sürecin büyük bir güçle katlanarak, daha faydalı bir sürece dönüşmesini sağladı. Kızılderili kabileleriyle ilişkilerimizin güçlendirilmesi bizim için mütevazi bir başlangıçtır” diye konuştu.

Sizlere teşekkür borçluyuz
Warm Springs Rezervasyonu kabile şefi Moses ise projenin hayatlarını kolaylaştıracağını dile getirdi., Türkiye ile dostluk ve ilişkileri sürdüreceklerini vurgulayan Warm Springs Rezervasyonu kabile şefi Moses, yapılan yardımlardan dolayı teşekkürlerini iletti.

Warm Springs Rezervasyonu kabile şefi Moses, 200 bin dolarlık yardımın yaklaşık 720 öğrencilik inşa etmekte oldukları okul için de kendilerine destek olacağını dile getirdi. Warm Springs Rezervasyonu kabile şefi Moses’in, su deposunun ve tesisatının kurulması yanında dağınık halde bulunan Kızılderelileri bir araya toplayacak olan 700 hane projesi ile inşası devam eden okulun yapımına da TİKA’nın destek olmasını istediği öğrenildi.

tika2

Etkinlik sonunda Warm Springs Rezervasyonu’ndan gelen Kızılderililer, yerel müziklerinden örnekler seslendirdi. Kızılderililer, TİKA Başkanı Dr. Serdar Çam’a yerel çalgı aletiyle birlikte battaniye hediye ederken, TİKA Başkanı Dr. Serdar Çam da Kızılderililere bazı hediyeler sundu. Etkinlikte ayrıca Yıldız Sarayı fotoğraf arşivinde yer alan Kızılderili

fotoğraflarından örnekler de sergilendi.

 

 

 

 

 

 

Netpano.com olarak  TİKA’yı tebrik ediyoruz.

Yardım sonrasında ABD basını  küplere bindi ve bakın ne dediler. Okumak için tıklayın

 

http://www.washingtonpost.com/blogs/in-the-loop/wp/2013/11/11/the-u-s-receives-foreign-aid/

 

Avrupa’da 4000 Türk Çocuğu Hristiyan Ailelere Verildi

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Avrupa’da yaşayan Türklerden 4 bin dolayında çocuğun ailelerinden alınarak Hıristiyan ailelere verildiğini söyledi.

Bozdağ, Diyanet bütçesinin görüşüldüğü Meclis Plan Bütçe Komisyonu’nda, Avrupa’da ailesi parçalandığı için veya çeşitli gerekçelerle ailelerinden alınan 4 bin dolayında Türk çocuğunun Hıristiyan ailelere verildiğini açıkladı. Bozdağ, “Büyük bir dramla ve büyük bir asimilasyonla karşı karşıyayız. Öncelikle bu çocukları Türk ailelerin almasını teşvik ediyoruz. Bu mümkün olmazsa ailenin istediği aileye verilmesi için uğraşıyoruz” dedi.

Bozdağ, hangi ülkede kaç çocuğun bu durumda olduğu ve hangi yöntemlerle alındığı konusunda ayrıntılı bilgi vermedi. Bakanlık yetkilileri ise Türk çocuklarının Avrupa ülkelerindeki sosyal hizmet kuruluşlarınca ailelerinden alındığını söylediler.

YURTDIŞINDAKİ İMAM HATİPLER

Bozdağ, yurtdışında Türkiye’nin kurduğu imam hatip okullarının da yaygınlaştığını açıkladı. Bozdağ, “Türk Cumhuriyetler ile Balkan ve Kafkaslar’da yaşayan Türk ve Müslüman toplulukların din görevlisi ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla Azerbaycan, Kırgızistan ve Kazakistan’da ilahiyat fakülteleri, Romanya ve Bulgaristan’da yüksek İslam enstitüsü ve ilahiyat koleji, Azerbaycan’da Bakü Türk lisesi, Romanya’da pedagoji lisesi ve Bulgaristan’a bağlı Rusçuk, Şumnu ve Mestanlı’da imam hatip liseleri açılmış olup bunların bütün ihtiyaçları için destek verilmektedir” dedi.

Bozdağ, Strasburg’da kurulacak imam hatip lisesi için de son aşamaya gelindiğini bildirerek, “Lise Fransız makamlarınca tanınan ve desteklenen bir lise olup eğitim dili Fransızca olacak ve Fransız lise müfredatının yanında imam hatip lisesi müfredatını da içerin bir eğitim kurumu olacaktır” dedi. (Hürriyet)

İngilizler Dalga Geçmeye Başladı

Reuters haber ajansı, “Suriye krizi Türkiye’nin yükselen gücünün sınırlarını gösteriyor” başlıklı bir analiz yazı yayımladı. Gazete, Türkiye için “gürlüyor ama yağmıyor” dedi

Reuters haber ajansı, Alistair Lyon imzalı analizinde, Türkiye’nin dış politikasını ’Suriye krizi yükselen Türk gücünün sınırlarını gösteriyor’ başlığıyla değerlendirdi.

’Türkiye’nin havlaması, ısırmasından daha kötü gibi görünüyor’ cümlesiyle başlayan analizden bazı bölümler:

- Bunu Türkiye’nin keşif uçağını 22 Haziran’da düşüren ve yanına kar kalan Suriyelilere sorun. Türk liderler söylemlerini sertleştirdiler. Uçaksavar füzelerini sınıra gönderdiler ve Suriyeli helikopterler çok yaklaştığında tekrar tekrar F-16 savaş uçaklarını havalandırdılar. Türkiye, NATO’daki müttefiklerinden destekleyici yorumlar aldı. Ama hepsi buydu.

- Bunu Mavi Marmara gemisinde 2010’da Filistin yanlısı 9 Türk aktivisti öldüren ve yanına kar kalan İsraillilere sorun. Türkiye, Gazze’ye gelecekte gidecek filoları korumak için donanmasını görevlendirmekle tehdit etti. Ama yapmadı.

- Türkiye için tehlike, saldırganlığının güçsüz görünmeye başlamasıdır.

- Geçtiğimiz on yılın büyük bir kısmında, komşularla sıfır sorun politikası iyi gitti. Politika Aralık 2008’de İsrail’in, Hamas’ın yönettiği Gazze’ye saldırmasıyla çözülmeye başladı. Golan Tepeleri için Suriye ve İsrail arasında barış anlaşması konusunda yoğun şekilde çalışan Türk liderler saldırıya sert tepki gösterdi.

- Esad’ın tavsiyelerini dinlememesi üzerine ihanet uğramış hisseden Türk liderler eylül ayında kesin olarak Esad’ın karşısında geçtiler.

- Türkiye, Ortadoğu’da hala büyük çapta takdir ediliyor. Ama birkaç yıl önce Erdoğan’ı Arap dünyasında çok popüler yapan İsrail karşıtı sert sözlerinin yarattığı heyecan soğudu.

Mihaloliakos: İstanbul’u Geri Alabiliriz

Yunanistan’ın aşırı sağcı partisi Altın Şafak Partisi lideri Nikos Mihaloliakos, ’kraliçe şehir’ dediği İstanbul’un bir gün geri alınabileceğini dile getirdi

Yunanistan’daki aşırı sağcı Altın Şafak Partisi’nin ’Führer’ lakaplı lideri Nikos Mihaloliakos ’ İstanbul’un bir gün geri alınabileceğini’ ima etti.

Yunanistan’ın Proto Thema gazetesine konuşan Mihaloliakos, ilginç değerlendirmelerde bulundu.

Mihaloliakos, İstanbul’un fethi dolayısıyla Atina’da düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada “Kalbimiz kraliçe şehirde ( İstanbul) Yaşasın Konstantinos Palaiologos” demişti.

Mihaloliakos, bu sözleriyle ilgili olarak kendisine yöneltilen “15 milyon Türk’e karşı artık sadece 3 bin Rum’un yaşadığı İstanbul’u talep etmek bugün gerçekçi olabilir mi?” şeklindeki soruyu şöyle yanıtladı:

’’Yahudiler asırlar sonra, 1948 yılında, atalarının topraklarında devlet kurmayı başardılar. ’Silahları alarak Türkler ile savaşmamız gerekiyor’ demiyorum fakat asırlarca Helenizm’in Küçük Asya, Pontus ve Doğu Trakya’da var olduğunu unutmamalıyız.’’

Mihaloliakos, kendisine Hitler’in lider anlamına gelen ‘Führer’ diye hitap edilmesinden de rahatsız olmadığını dile getirdi, “Kimse beni faşistlikle suçlayamaz” dedi.

FAŞİSTLERİN PARTİSİ
Altın Şafak Partisi, göçmen karışıtı sert tutumuyla biliniyor. ‘Faşitlerin partisi’ olarak tanınan Altın Şafak, 6 Mayıs’taki seçimlerde yüzde 7 oy alarak parlamentoya girmeye hak kazanmıştı.

17 Haziran seçimleri yaklaşırken Altın Şafak üyelerinin diğer parti üyelerine karşı olan saldırganca davranışları Yunan kamuoyunda tepki çekiyor.

Eşek Adası’nı Sahiplenemedik!

MHP’li vekil Eşek Adası’nın statüsünü sordu, Dışişleri Bakanı Davutoğlu net cevap veremedi.

Didim’in
karşısında bulunan Eşek ve Bulamaç adalarının Kanuni Sultan Süleyman döneminden
bu yana Türk toprağı olduğunu söyleyen MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay,
“Yunanistan bu adalara pikniğe giden Türklerden nasıl pasaport isteyebiliyor?”
diye sordu.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise “Ege Denizi’ndeki bazı
adacıklar ve kayalıklarla ilgili, aidiyet dahil bir dizi sorun bulunduğunu ve
Türkiye olarak kalıcı çözümarzuladıkları” yanıtını verdi.

‘462 YILDIR
EGEMENLİĞİMİZDE’

MHP’li Akçay, TBMM’ye sunduğu soru önergesinde,
Didim açıklarında bulunan Eşek ve Bulamaç adalarının 462 yıldır bütün resmi
belgelerde Türk egemenliğinde görüldüğünü belirtti.

YUNANİSTAN
PASAPORT SORUYAR

Buna karşılık 2004 yılına kadar Türklerin günübirlik
pikniğe gittiği adaya bu tarihten sonra Yunan yerleşimi başladığını, Yunan
askerinin adaya yerleştiğini, 2008’de Yunanistan Genelkurmay Başkanı, 2009’da da
Yunanistan Cumhurbaşkanı’nın adalara gidip askerleri ve vatandaşları ziyaret
ettiğini, denize haç atma töreni düzenlendiğini ifade eden Akçay, önergesinde
Türklerden de pasaport sorulmaya başlandığı aktarıldı.

BAKANLIK NE
YAPIYOR?

Akçay bu iki adayla ilgili iddialarını sıraladıktan sonra
Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na, “Adalar hangi ülkeye ait? Resmi statü nedir?
İddialar doğruysa bakanlık ne yapıyor?” diye sordu.

Bakan Davutoğlu,
soruya verdiği yanıtta, Doğu Ege adalarının aidiyeti ve silahsızlandırılmış
statülerine ilişkin temel belgelerin 1923 Lozan ve 1947 Paris barış antlaşmaları
olduğunu belirterek şöyle dedi:

“Ülkemiz ile Yunanistan arasında Ege
Denizi ile alakalı olarak bazı adacık ve kayalıkların aidiyeti dahil bir dizi
sorun bulunmaktadır. Bu sorunların tümümevcut diyalog kanalları çerçevesinde bu
ülkeyle ele alınmaktadır. Ülkemiz, bu sorunların tümüne hakkaniyete uygun olarak
ve ülkemizin temel hak vemenfaatleri dikkate alınarak kalıcı çözümler
getirilmesini arzulamaktadır.”

’HAK İDDİA ETMEKTEN
ACİZ’

Akçay, Davutoğlu’nun verdiği yanıta tepki gösterdi ve şöyle
dedi: “Yunanlı bakanlar kendilerine ait olmayan ada üzerinde hak iddia edip
fiilen işgal ediyorlar ama bizim bakan kendisine ait ada üzerinde hak bile iddia
etmekten aciz. ‘Aidiyet sorunu var’ diyor. Oysa 1549 yılında Kanuni Sultan
Süleyman döneminde alındıktan sonra, adanın Yunanlılara geçtiğini gösteren bir
belge yok. Lozan da Paris Antlaşması da iki adanın Yunanistan’a bırakıldığına
ilişkin hüküm içermiyor. Demek ki ada resmen bizim olmaya devam ediyor, ama
üzerinde Yunanlıların fiili işgali söz konusu. Bunun peşini bırakmayacağız

Tayyip Bey Teklif Ederse…

Prof. Dr. Heath Lowry, ABD’li bir Osmanlı tarihçisi. Aynı zamanda bir Türkiye aşığı. İlk kez 1964’te geldiği Türkiye’ye şimdi tam olarak yerleşmeye hazırlanıyor. Mükemmel Türkçe konuşuyor, Türk vatandaşı olmaya hazır! Lowry ile yaşam öyküsünden Ermeni soykırımına her şeyi konuştuk.

Bilmeyenler için 60’larda başlayan Türkiye maceranızı anlatabilir misiniz?

1964’te rahmetli (Kendisi ‘rahmetli’ diyor) Kennedy ‘Barış Gönüllüleri’ adl bir proje başlatmıştı. Gençler, dünyanın pek çok yerine gidip çoğunlukla İngilizce öğretmenliği yapıyordu. Projeye ben de başvurdum, şansıma Balıkesir’in Bereketli adlı bir dağ köyü çıktı. Orada iki yıl kaldım.

Neden Türkiye?

Tamamen tesadüf. Gayet iyi hatırlıyorum, bir form doldurup üç yerin adını yazdım. Birincisi Sri Lanka’ydı. Çocukluğum Hindistan’da geçti, tatilde Sri Lanka’ya giderdik. Tam o sırada kadın başbakan ülkenin adını değiştirdi, barış gönüllüleri oradan atıldı. İkinci seçeneğim Güney Pasifik’ti. Üçüncüsü ise bugüne kadar neden ve niçin yazdığımı bilmediğim Ortadoğu’ydu. Türkiye çıkınca koştum bir atlas buldum, Türkiye’nin tam yerini tespit ettim.

Ne yaptınız orada?

İhtilalden sonra muhtarları ilkokul öğretmeni yaptılar. Ben oraya gittiğimde Kamil Aslanteke muhtardı. O bana çok yardımcı oldu. Köye iki kişi gittik, ilk gittiğimizde 400-500 kişi yol kenarında bekliyordu. Herkesle tokalaştık, köy meydanına bir masa getirdiler, oraya oturduk. Bir koyun kestiler, baştan sona hepsini yedik! Her ne kadar tuhafsa önüme gelen her şeyi yedim! Dört ay boyunca her gün başka bir aile beni evinde misafir etti, sabah-öğle-akşam yemeğimi yedim.

Peki sonradan o köye tekrar gittiniz mi?

En son dört-beş yıl önce gittim. Çok rahatsız oldum, çünkü bütün sorduğum arkadaşlarımın hemen hepsi öldü. Sebebi ise inanılmaz: Trafik kazaları! Yanıma bazı kişiler gelip ‘Heath Abi beni hatırlıyor musun?’ dedi. Meğer ben oradayken bir buçuk yaşındalarmış. Ben nasıl hatırlayayım? Geçenlerde genç bir kız geldi, muhtarın torunuymuş! Telefonumu aldı ama kendisininkini bırakmadı. Şimdi çok merak ediyorum, bu röportajı okuyorsa beni arasın.

Peki size hiç ‘ajan’ muamelesi yaptılar mı?

Balıkesir valisi vardı o zaman. İsmini unuttum ama hatırlasaydım herhalde söylemezdim. Adam benden çok şüpheleniyordu. Affedersiniz Allah’ın dağ köylerinde eğer CIA o kadar çalışırsa… Muhtara emir verdi, her cumartesi sabah bizim valiliğe gitmemizi istedi. Valilikte bir hafta boyunca ne yaptığıma dair rapor veriyordum. O yıllarda ulaşım kolay sağlanamıyordu. Saat 10.00’da orada olabilmek için sabah 04.00’te yola çıkıyorduk. 05.30’da varıyorduk. Saat 10.00’a kadar ne yapacaksın? Bir tek açık yer vardı, o da işkembeci. Ne olduğunu bilmiyordum işkembenin. Birkaç hafta boyunca her sabah bir ekmek, bir tas işkembe çorbası içtim. Birkaç ay sonra Ankara’ya gitmiştim, hemen sözlük buldum, işkembenin ne olduğuna baktım. O günden sonra bir daha içmedim!

ABD’nin neresinden gelmiştiniz?

Kaliforniya’nın kuzeyindeki Oregon’dan. Babam öğretmendi, ben yedi yaşındayken Hindistan’a gittik, 14’üme kadar oradaydım. Dolayısıyla bir Türk köyü benim için şehir gibiydi!

Konuşmanız biraz Karadenizlilere benziyor.

Birkaç yıl önce gazeteci Cengiz Çandar ile İznik’te bir konferansa katılmıştım. Konferans sonunda kaymakam yanımıza geldi, bizi çay içmeye davet etti. Çandar’a ‘Arkadaşın Karadenizli olduğu kesin de ben tam hangi şehir çıkaramadım’ dedi (gülüyor). Eşim İstanbullu, Trabzon’da da kalmadım.

Sonra?

Sonra o köyden ayrıldım ama kafama koydum, yeniden Türkiye’ye gelecektim. 1972’de Boğaziçi Üniversitesi’nde hocalığa başladım, 1980’e kadar.

Tam civcivli zaman.

Offf. Hiç unutmam o yılları. İhtilalden önce Türkiye’den en son ayrılan yabancı hoca bendim. Boğaziçi’nde sağ-sol çatışması yoktu, sol-sol çatışması vardı. Enteresan günlerdi.

Ayrılmak zorunda mı kaldınız?

Hayır. Harvard Üniversitesi’nden çok cazip bir iş teklifi aldım. En fazla iki sene kalmayı düşünüyordum. Eşim Demet çok istedi gitmeyi çünkü üç çocuğumuz vardı ve üçü de ABD’deydi. Gerçi hala oradalar. 1980’den bu yana her yıl iki-üç ay Türkiye’deyiz. Bu öğretim yılında Bahçeşehir Üniversitesi’nde sürekli ders vermeye başladım. Aynı zamanda Princeton Üniversitesi’nde ders veriyorum önümüzdeki yıl tamamen ayrılıp burada ders vereceğim.

Dünya kamuoyundaki davayı biz kaybettik, soğuk su içelim

Hala sıkıntı yaşıyor musunuz sözde Ermeni soykırımına karşı çıktığınız için?

Hayır ama bu hep gündeme gelecek. 2015’te 100’üncü yılı olacak. Bu iş 2015’ten sonra tarihi olay olacak. Onların faaliyetleri açısından son üç senelik bir döneme girdik.

Öngörünüz nedir?

Açıkçası bu konuda dünya kamuoyundaki davayı biz kaybettik. 20 yıldan beri Avrupa’daki ders kitaplarında bunu bir soykırım olarak kullanıyorlar. Bugün 20-30-40 yaşındakilerin çoğu buna inanıyor. Şimdi vazgeçirmek çok güç!

Bir bardak soğuk su mu içelim?

İki bardak içsek iyi olur.

Sizce Türkiye bu konuda yeterli girişimde bulunuyor mu? Ne yapılmalı?

30 seneden beri bu konuya hakimim. Türkiye’de bu konuda sistematik bir çalışma yapılmıyor.

Fransa’ya gidiyor musunuz?

1962’den beri bir kere ayak basmadım.

Gittiğinizde ‘Ermeni soykırımı yok’ der misiniz? Suç kapsamına giriyor ya…

Yalnız suç değil, 45 bin euro para cezası varmış. Herhalde konuşmamayı tercih ederim. Çünkü 69 yaşındayım, bir sene hapis cezası benim için zor olabilir! Ama merak ediyorum: 10 bin Türk gidip ‘Soykırım yok’ derse ne yapacaklar? Saçma bir kanun. Biliyoruz ki Fransa’daki İkinci Cihan Harbi sırasında Fransa’nın ileri gelenleri Nazilerle işbirliği yaptı. Bu tarih öyle bir şeydir ki kimsenin eli temiz değildir. Ben şimdi ABD’li olarak konuşuyorum. Son 10 yıldır Irak’taki olaylar karşısında utanıyorum.

Tehditler yüzünden ülkemde tam beş yıl silahla dolaştım

Sözde Ermeni soykırımına karşı çıkmanız mesleğinizi nasıl etkiledi?

1980’de Washington’a gittik, 1983’te bir enstitü kurduk. Finansmanın büyük bir kısmı Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan geldi. Asıl amacımız Türkiye üzerine çalışan bilim adamları ve talebelere mali imkan sağlamak. Tansiyonun yüksek olduğu bir dönemde Türk ismini gören, ne kadar Türkiye’yi sevmeyen varsa ABD aleyhine çalıştığımızı zannetti. Öyle tehditler aldık ki… Kendi başkentimizde beş sene tabancayla dolaştım. Halbuki Washington’da tabancayla dolaşmak büyük bir suç, kongre üyeleri bile ruhsat alamıyor. Ben nehrin karşısında, Virginia’da oturuyordum, oradan ruhsat almıştım.

VİDEO İÇİN TIKLAYINIZ…

Sonra?

1993’te Princeton Üniversitesi’ne geçtiğimde orada bir Türk Kürsüsü açıldı. Kürsünün başına ben geçince kıyamet koptu, ‘Bu adam Türk ajanı’ diye. Beni işten attırmaya çalıştılar. Ama bir şey olmadı tabii.

Türk vatandaşı mısınız?

Rahmetli Özal ile yakın ilişkilerimiz vardı. Birkaç kez Türk vatandaşı olmamı istedi ama kabul etmedim. Çünkü geleceği ABD’de görüyordum. Ama şimdi Tayyip Bey ya da Abdullah Gül’den teklif gelirse kabul ederim.

Kendiniz neden olmuyorsunuz?

Açık konuşayım, hala bu memlekette kadın ve erkekler arasında bu konuda ayrım yapılıyor. Yabancı bir kadın Türk erkekle evlendiğinde otomatik olarak Türk vatandaşı oluyor. Türk kadınla evlenen yabancı erkekler ise beş yıl uğraşıyor. Bu yaştan sonra kendimi o strese sokamam.

STAR

Editör Erdoğan’a Seçmedi

Tıme’in “yılın kişisi” tercihi Erdoğan değil protestocular olduTime dergisi; Tunus’tan Arap dünyasına, oradan da Avrupa’ya yayılan protestoların kahramanlarını yılın kişisi olarak seçti.

Yılın
kişisi için internet üzerinde yapılan ankette Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
birinci gelmişti. Fakat Time editörleri, internet kullanıcılarının yaptığı
sıralamaya bağlı kalmadı.

OKUR ERDOĞAN’I TERCİH
ETMİŞTİ

Derginin ’’Yılın Kişisini’’ belirlemek için açtığı anket için
oy verme işlemi sona erdi. Buna göre Erdoğan, 122 bin 931 oy toplayarak birinci
oldu. Erdoğan’ı, 74 bin 415 oyla ünlü futbolcu Lionel Messi takip ederken,
üçüncü sırada ise 61 bin 388 oyla, Wall Street protestolarıyla ortaya çıkan
toplumun ’’Yüzde 99’’u kavramı yer aldı.

Başbakan Erdoğan, ilginç bir
şekilde, anketin ’’en popüler’’ listesinde olduğu gibi, ’’en az popülerler’’
listesinde de başı çekti. Erdoğan, ’’en az popülerler’’ listesinde 180 bin 564
oyla ilk sırayı alırken, ikinci sırada 34 bin 489 oyla ’’yüzde 1’’, üçüncü
sırada ise 28 bin 366 oyla, kızını öldürdüğü suçlamasıyla yargılanıp beraat eden
Casey Anthony bulunuyor.

ABD Başkanı Barack Obama da ankete göre hem
popüler hem de değil. Obama, ’’en popülerler’’ listesinde 11 bin 165 oyla
11’inci sırada yer alırken, ’’en az popülerler’’ listesinde de 15 bin 462 oyla
10’uncu sırada anketi tamamladı.

’’En popülerler’’ listesinde üçüncü
sıradaki ’’yüzde 99’’, ’’en az popülerler’’ listesinde de 6’ncı sırayı aldı.

Time dergisinin internet sitesinde yer alan, ’’Time’ın Yılın Kişisi
Anketi İçin Halkın Tercihi Recep Tayyip Erdoğan’’ başlıklı yazıda, ’’Erdoğan’ın
İslami demokrasinin temsilcisi olarak methedildiği, Türkiye’nin dünyanın ikinci
en hızlı büyüyen ekonomisi konumuna ulaşmasına katkı sağladığı ve Maryland
Üniversitesi’nin anketine göre, Arap olmamasına rağmen, Araplar arasında en
fazla hayranlık duyulan dünya lideri olduğu’’ belirtildi.

’’Erdoğan’ın
diplomatik misyonlarının, bir rock yıldızını bile kıskandırabilecek ölçüde,
coşkulu kalabalıkları bir araya getirdiği’’ kaydedilen yazıda, Başbakan
Erdoğan’ın Time’ın ’’Yılın Kişisi’’ anketini açık arayla önde bitirdiğine işaret
edilerek, ’’Görülüyor ki Erdoğan, internet üzerinden popülerlik yarışmalarında
da çok iyi’’ ifadesi kullanıldı.

Time dergisi her yıl, ’’Yılın kişisi’’
kim olmalı anketi yapıyor. Ancak dergi, ’’Yılın Kişisi’’ olarak kapağına
koyacağı ismi kendisi belirliyor.

Örneğin, geçen yıl da Başbakan Erdoğan
Time’ın anketinde uzun süre birinci sırada yer almış, son dakika Wikileaks’in
kurucusu Julien Assange ilk sıraya yükselmiş, ancak bu isim tartışmalara neden
olmuştu.

Time dergisi editörleri ise ankette birinci olan Assange’ı
değil, kendi editoryal kararı olarak Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg’i
’’Yılın kişisi’’ olarak kapağına yerleştirmişti.

Time: Erdogan AB’nin Haline Gülüyor

Time dergisi, bu ay kapak yaptığı Başbakan Erdoğan’ın duruşuna ilişkin analiz yaptı.

Time dergisi,bu ay kapak yaptığı Başbakan Erdoğan’ın dergideki pozunu analiz etti.Başbakan Erdoğan Time dergisine kapak olan 5. Türk lider oldu.

Dergi, Başbakan Erdoğan’ın kapaktaki fotoğrafı için aslında Erdoğan’ın Avrupa Birliği’ne güldüğünü iddia etti.

ERDOĞAN AB’YE GÜLÜYOR

Erdoğan, Türkiye’yi kabul etmeyen Avrupa Birliği’ndeki birçok ülkenin şuan iflas etmiş durumdayken, Bir zamanlar Avrupa’nın hasta adamı olarak tarif edilen ülkesinin ekonomisinin yükselişte olmasından dolayı kendisini gülmekten alıkoyamıyor diye yansıttı.

HERALDE ARAYIP BULMAK İÇİN EZİYET ÇEKTİLER

Başbakan Erdoğan, Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda Ekonomi Bakanlığı ve DEİK’in işbirliğiyle düzenlenen Dünya Türk Girişimciler Kurultayı’na katıldı. Toplantının başında Erdoğan’ı kapağına taşıyan Time Dergisi barkovizyonda gösterildi. Bunun üzerine Erdoğan kürsüye çıkınca ilk olarak, “Herhalde bu fotoğrafı arayıp bulmak için çok eziyet çektiler” diye espri yaptı.

Pakistan Basını Türkiye’yi Alkışlıyor

Türkiye’nin İsrail hakkında kararı Pakistan basınında büyük sevinç ile karşılandı. Hükümet yanlısı The Nation Türkiyenin kararına ’’Aferin’’ dedi.

Türkiye, bir BM komisyonunun İsrail’in 2010’da Gazze’ye gidecek bir yardım filosuna saldırdığında aşırı güç kullandığını doğrulamasından hemen sonra İsrail Büyükelçisine kapıyı göstererek ve Tel Aviv ile bütün askerî ilişkileri askıya alarak her türlü övgüyü hak etti. Aslında Müslüman dünyasındaki herkes için, talihsiz Filistinlilere karşı İsrail’in uyguladığı barbarlıklara tanık olan her insan için, bu adım büyük bir teselli kaynağıdır. Her şeyden önce, bu dünyada İsrail’e karşı cesur bir tavır takınabilen ve onun barbarca davranışına açıkça meydan okuma cesareti olan en azından tek bir ülkenin olduğunu bilmek bile memnunluk verici. Türkiye’nin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ilişkilerin şimdi daha da alt düzeye indirileceğini belirtti ve hatta Türkiye’nin İsrail’in Gazze Şeridi’ne uyguladığı ablukayı Uluslararası Lahey Adalet Divanına taşıyacağını ilan etti. Ankara’nın bu proaktif rolü, sürüncemede kalan ihtilafa sıkışıp kalmış Müslümanların davasını savunmak için Müslüman dünyasının geri kalanının gösterdiği duyarsızlıkla taban tabana zıttır. Fakat Müslüman dünyasının bu duyarsızlığı yalızca Filistin ile sınırlı değildir, bir başka sürüncemede kalan ihtilaf, Keşmir sorunu da bu duyarsızlıktan nasibini alır. Tabii Afganistan da bu sorunlara dâhildir, ABD’ye burada istediği her şeyi yapması için açık çek verilmiştir. Öyle görünüyor ki Batı, Müslüman dünyasını bölmek için kurduğu komplolarda başarılı olmuştur. Aksi takdirde bir Müslüman ülkenin bütün işgal altındaki topraklarda Müslümanlara uygulanan barbarlıkları görmezden gelmesi nasıl mümkün olabilirdi?

Türkiye’nin bu cesur adımıyla Müslümanların insan haklarına Batı’da daha fazla önem veren vicdanlı insanlar olduğu ve İsrail, Hindistan ve ABD gibi ülkelerin barbar ordularının boyunduruğu altında acı çeken kardeşlerini kurtaracağına dair bir umut doğdu. Aslında Müslüman ülkelerin, kendi topraklarında bu büyük güçlerin kurdukları terör yönetimlerini hiçbir şey yapmadan izlemeye katlanamayacağını anlaması gerek. Örneğin ABD Afganistan’ı işgal ettiğinden bu yana Afganların çektiği sıkıntıları artırmaktan başka bir şey yapmadı. Irak ve Afganistan’da on binlerce insan öldürüldü ve alarm verici olan kan akmaya devam ediyor. İslam dünyası, Hindistan ve İsrail’e, yalnızca işgal altındaki topraklarda kurdukları barbar yönetimlere son vermeleri için değil, aynı zamanda yaptıkları barbarlıkların hesabını vermeleri için de ortaya çıkmalıdır. Hiç kuşku yoktur ki her gün işlenen insan hakları ihlalleri bu ülkeleri devlet terörünün suçlusu hâline getirir. Türkiye’ye dönersek Türkiye’nin yardım filosuna saldıranların adaletin karşısına çıkartılacağı vaadi büyük bir rahatlama ve memnunluk kaynağıdır. Bu saldırganlar dehşet verici örnekler hâline getirilmelidir ve hatta onların eylemlerine göz yuman rejimlere de ağızlarının payı verilmelidir. Müslüman dünyasının, yaralarını sarmakta daha fazla gecikmeye tahammülü kalmamıştır.

YAZININ ORJİNALİ İÇİN TIKLAYIN

http://nation.com.pk/pakistan-news-newspaper-daily-english-online/Opinions/Editorials/04-Sep-2011/Well-done-Turkey

480 Yıldır Gazi Hüsrev Bey’in Vasiyetine Uyuyorlar

Osmanlı zamanında 1521-1541 tarihlerinde Bosna Sancak Beyi olan ve Boşnak halkının bugün bile “baba” olarak gördüğü Gazi Hüsrev Bey’in hazırladığı vakıfname gereği, adına yaptırdığı camide 480 yıldır her gün hatim indiriliyor ve 1000’lik tespihle zikir çekliyor.

Fatih Sultan Mehmet tarafından 1463
yılında fethedilen Bosna-Hersek’te, 1521-1541 tarihlerinde Sancak beyi olarak
görev yapan Gazi Hüsrev Bey’in anısı, yaptığı eserler ve bıraktığı vakıfnameyle
halen yaşatılmaya devam ediyor.
Kanuni Sultan Süleyman döneminde Bosna’da
Sancak beyliği yapan, babası Boşnak, annesi Türk olan, anne tarafından ise
Sultan II. Bayezid’in torunu olan Gazi Hüsrev Bey, Saraybosna’nın Gazi İsa
Bey’in ardından ikinci kurucusu olarak görülüyor. Gazi Hüsrev Bey’in kendi adına
kurduğu vakıf bünyesinde yaptırdığı cami, medrese, han, hamam ve aşevi gibi çok
sayıda eser, bugün halen Saraybosna’nın ruhunu oluşturuyor.
Boşnak halkın
“baba” olarak gördüğü ve çok sevdiği Gazi Hüsrev Bey’in sağlığında hazırladığı
vakıfname, 1521 yılında yapımına başlanan ve 1531 yılında tamamlanan kendi adına
yaptırdığı Saraybosna’nın en büyük ve görkemli camisinde 480 yıldır her gün
yerine getiriliyor.
Gazi Hüsrev Bey’in vakıfnamesi gereği her gün öğle
namazını müteakip Kur’an-ı Kerim’i en iyi okuyan ve “cüzhan” olarak adlandırılan
30 kişi, birer cüz okuyor. Aynı anda başlanan ve sessizce okunan cüzlerin
tamamlanmasınını ardından hatim duası yapılıyor. Hatim duasında Gazi Hüsrev Bey,
Saraybosna ve Bosna Hersek’teki Müslümanlar için dua ediliyor.
Kur’an-ı
Kerim’in okunduğu sırada yine Gazi Hüsrev Bey’in vakıfnamesi gereği, caminin bir
köşesinde ise 5 kişi tarafından 1000’lik tespihle kelime-i tevhid (Lailahe
illallah) çekliyor. 15 günde bir ise 70 bin kez kelime-i tevhid çekiliyor ve her
15 günde bir tevhid duası okunuyor.

-480 YILDIR 1 GÜN BİLE AKSATILMADAN
YERİNE GETİRİLEN VASİYET-

Gazi Hüsrev Bey Camii’nde (Begova Camii) 1973
yılından bu yana müezzinlik yapan Hacı Hafız Vehbiya Şeçeroviç, AA muhabirine
yaptığı açıklamada, 37 yıldır görev yaptığı bu caminin Gazi Hüsrev Bey’in inşa
ettiği en güzel yapıt olduğunu belirtti.
Gazi Hüsrev Bey’in Saraybosna’da
Sultan Camii’ni de (Careva Camii) de yaptırdığını ifade eden ifade eden
Şeçeroviç, bu camilerle ilgili bütün uygulamaların (teknolojik gelişmeler
elektrik, ısınma hariç) vakıfnameye göre yapıldığını vurguladı.
Camide her
gün okunan Kur’an-ı Kerim ve çekilen kelime-i tevhidin Gazi Hüsrev Bey’in
vakıfnamesinde yer aldığını belirten Şeçeroviç, şunları kaydetti:
“Gazi
Hüsrev Bey’in vakıfnamesinde her gün 30 kişinin Kur’an-ı Kerim okuyarak bir
hatim tamamlaması ve beş kişinin de bin kere “Lailahe illallah” şeklinde
zikretmesi, 15 günde bir de 70 bin tevhid okunarak ’tevhid duası’nın yapılması
yer alıyor.
Bu uygulama caminin 1531 yılında ibadete açılmasıyla başladı ve
bir gün dahi ara verilmeden devam etti. Saraybosna bir çok acı yaşadı, işgaller
gördü, kuşatmalar altında kaldı ancak bu gelenek bir gün dahi aksatılmadan
yerine getirildi. 480 yıl boyunca bir gün dahi Gazi Hüsrev Bey’in camisi
hatimsiz ve tevhidsiz kalmadı.”

-“SULTAN FATİH’İN BIRAKTIĞI DUA BİZLERİ
KORUDU”-

Şeçeroviç, Fatih Sultan Mehmed’in Saraybosna’yı fethi sırasında
“Ravne Bakiye”ye geldiğini ve “burada hep ezan okunacak” şeklinde bir rivayet
olduğunu anlatan Şeçeroviç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Düşmanlarımız son
savaşta bile silahsız olmamıza rağmen bizleri mağlup edip bu topraklardan, bu
camilerden çıkartmayı başaramadı. 4 yılı aşkın süren Saraybosna kuşatması
sırasında burada her gün ezan, hatim ve tevhid okundu. Bosna-Hersek’i,
Saraybosna’yı ve 120 top atışının isabet ettiği ’Begova Camisi’ni burada okunan
Kur’an-ı Kerim korudu. Fatih Sultan Mehmet, Gazi Hüsrev Bey gibi büyük
insanların duasının sonucu olarak biz buradayız ve inşallah kıyamet gününe kadar
da burada kalacağız.”
Şeçeroviç, Türklerle Boşnakların kardeş ve akraba halk
olduğunun en iyi göstergesinin Gazi Hüsrev Bey olduğuna da dikkati çekerek,
“Gazi Hüsrev Bey bizim en önemli ortak değerimizdir. Bizler onun bıraktığı bütün
emanete hep sahip çıktık. Onun Anadolu’da yaşayan diğer torunları da onun
emanetine sahip çıkarak daha güçlü olmak zorundalar. Şu anda Türkiye’nin
gelişimini gurur duyarak izliyorum. Bu topraklara yeniden sahip çıkılması
bizleri mutlu ediyor” diye konuştu.

-GAZİ HÜSREV BEY-

Gazi
Hüsrev Bey, (1480-1541) Kanuni Sultan Süleyman devrinde Bosna’da uzun süre görev
yapan sancak beyi. 1521’de Bosna Sancak Beyi olan Gazi Hüsrev Bey, Kanuni’ni
Belgrad seferine katıldı ve Zemlin kalesini fethetti. Belgrad’ın fethinden sonra
Macaristan, Hırvatistan, Transilvanya ve Dalmaçya’ya akınları Gazi Hüsrev Bey
emrinde bulunan 10 bin kişilik ’deli kuvvetleri’ (serdengeçtiler) ile sürdürdü.
Bosna’da sancak beyi olarak görev yaparken, birlikleriyle katıldığı Mohaç Meydan
Muharebesi’nde büyük başarı gösterdi. Bosna bölgesinde yaptığı fetihlerle
sancağın sınırlarını genişletti.
Gazi Hüsrev Bey, bu sırada idaresi altında
bulunan Saraybosna’yı da imar etmekten geri durmadı. Şehirde pek çok cami,
mescid, medrese, çarşı ve köprü yaptırdı. Kurşunlu Medrese diye de anılan Gazi
Hüsrev Bey Medresesi yıllarca ilim ve kültür merkezi olarak hizmet verdi. Adalet
ve ihsanı ile halkın sevgi ve saygısını kazanan Gazi Hüsrev Bey, bölgede
İslamiyet’in yayılmasına da önemli katkı sağladı.
Gazi Hüsrev Bey, 18
Haziran 1541 tarihinde Karadağ’ın Drobnjaci şehrinde çıkan bir Sırp isyanını
bastırırken Mokro köyünde vefat etti. İç organları Karadağ’da bugün halen “Hoca
Tepesi” (Hodzina glavica) olarak anılan mevkiye, naaşı ise Saraybosna’ya
nakledilerek kendi yaptırdığı Gazi Hüsrev Bey Camii’nin avlusundaki türbeye
gömüldü.
Saraybosna’yı imar ve inşa eden Gazi Hüsrev Bey, özellikle
Balkanlar’da Boşnakların ve Türklerin büyük bir “millî kahramânı” olarak
görülüyor.