Kategori arşivi: World News/Dünya

İzlenme Korkusu Mektuba Döndürdü

Eski ABD Başkanı Jimmy Carter ABD istihbaratının elektronik izlemesini atlatmak için mektupları elle yazdığını söyledi.

89 yaşındaki Carter Associated Press’e, ABD’nin “hemen her telefon görüşmesi ve elektronik postayı” kayıt edip izlediğinden şüphesi olmadığını söyledi.

Carter insani yardım çabaları nedeniyle yabancı ve Amerikalı siyasi liderlerle temas içinde olan bir isim.

‘İnsan hakları ihlali’

Eski başkan Beyaz Saray’dan 1981 yılında ayrıldı.

 

Carter “NSA ya da diğer kurumların cep telefonları da dahil olmak üzere, Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan hemen hemen her telefon görüşmesi ve e-postayı izleyip kaydettiğini konusunda artık herhangi bir şüphe olduğunu sanmıyorum” dedi.

Jimmy Carter “Ben telefon görüşmeleri ve e-postalarımın takip edildiğini hissediyorum, oysa kimsenin bilmesini istemediğiniz bazı şeyler vardır” diye konuştu.

Carter elektronik gözetimin Amerikalıların temel haklarının ihlali olduğunu ekledi.

‘İzleme ve kayıt’

Carter mektuplarını 2-3 yıl önce eliyle yazmaya başladığını söyledi.

Bu eski Ulusal Güvenlik Ajansı NSA çalışanı Edward Snowden’ın kurumun kapsamlı elektronik gözetim uygulamalarını açıklayan belgelerin bir kısmını sızdırmasından bir süre önceye rastlıyor.

 

ABD’nin eski lideri şimdi insan hakları mücadelesi ve siyasi arabuluculuk üzerinde odaklanmış olan Carter Center’ı yönetiyor.

Carter, 1994’te Kuzey Kore ile nükleer silahsızlanma paktını müzakere etmişti.

Son yıllarda da Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı ziyaret etti.

BBC Türkçe

Kırım’da Rusların “demokrasi” oyunu

Kırım’da yarın yapılacak referandumu değerlendiren uzmanlar, kontrol altındaki bir bölgede yapılacak referandumun uluslararası hukuk kurallarına aykırı ve Kırım Tatarlarının dünyada en son isteyeceği şeyin tekrar Rusya’ya bağlanmak olduğu görüşünde birleşiyor.

Ukrayna’da yaşanan krizin, stratejik konumu ve demografik yapısıyla göze çarpan Kırım yarımadasına sıçraması ve Rusya’nın gölgesinde referandum kararı alınmasının ardından bölgedeki Kırım Tatarları gergin günler geçiriyor. Uzmanlar, referandumun sadece “demokrasi adına uydurulmuş bir kılıf” olduğunu belirtirken, Rusya’nın uygulamaya koyduğu oyun nedeniyle yıllardır barış içinde yaşayan Rus ve Kırım Tatarlarının birbirlerine şüpheyle bakmaya başladığına vurgu yapıyor.  

Gözler, pazar günü yapılacak ve sonucu önceden belli referanduma çevrilirken, uluslararası camiadan etkili ve kararlı adımlar atılması beklentisi gittikçe artıyor. 

Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Tuncer Kalkay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, referandumun oynanacak bir oyundan ibaret olduğunu belirtti. Hem demokratik hem de hukuki açıdan böyle bir referandumun yapılmasının inandırıcı olmadığını ifade eden Kalkay, “Çünkü şu anda Kırım işgal altında ve silahların gölgesinde teslim alınan parlamentoya her türlü usulsüz şekilde Rusya’nın emirleri tatbik ettiriliyor. Dünya kamuoyuna demokratik kisvesi altında inandırılmaya çalışılıyor. O bakımdan referandum sözde olarak yapılmış olarak ilan edilecektir” değerlendirmesinde bulundu. 

“Ya Rusya ya da Rusya”

Referandumda yöneltilen soruların “Rusya’ya bağlanmak istiyor musunuz” ve “1992 anayasasına geri dönmek istiyor musunuz” olduğunu belirten Kalkay, bunun da “ya Rusya ya da Rusya” anlamına geldiğini ifade etti. 

Kırım anayasasına dönüldüğü takdirde, zaten Ukrayna ile bağların son derece zayıflayacağını ve dolayısıyla yine Rusya’nın güdümüne girmiş olacağını vurgulayan Kalkay, “Tabi ki bunu bir koz olarak Ukrayna ile ilgili dünyayla yapmış olduğu restleşmede koz olarak kullanacak. Sonuç olarak burada herhangi bir mevzuat önemli değil, önemli olan Putin’in istediği sonuç ki bu da zaten çıkacak. Zaten diğer karar çıksa dahi, Putin uluslararası baskıyı dikkate alıp vazgeçse dahi, 1992 anayasasına geçişi kabul edilecek şekilde referandum sonucu sunabilirler” görüşünü paylaştı.

Kendilerine ulaşan bilgilere göre, pazar günü yapılacak referandum sonuçlarının ertesi gün açıklanacağını dile getiren Kalkay,  “Önceden hazırlanmış sonuçları bize gerçek referandum yapılmış gibi sunacaklar” şeklinde konuştu.

Referandumun ardından çatışma çıkması halinde Kırım Tatarlarının zarar göreceğini dile getiren Kalkay, “Yine 70 yıl önce sürülmüş olan masum halka çok büyük baskı. Bunu dünyaya değişik bir şekilde, kendilerini aklayabilecek şekilde sunabilecekler. Şu anda eli silahlı olan askerlere karşı böyle bir çatışma bizim için hakikaten çok büyük bir facia olur” dedi.  

Uluslararası platformda bu konunun daha fazla dikkate alınmasını beklediklerini belirten Kalkay, Putin’in Kırım’da halklar arasında ayrılığı iyice körüklemeye başladığını ve düne kadar barış içinde yaşayan Rus ve Kırım Tatarlarının birbirine karşı artık daha mesafeli olmaya ve şüpheyle bakmaya başladığına da dikkati çekti. 

“Referandum halk iradesini temsil etmez”

Bilkent Üniversitesi Rusya Araştırmaları Merkezi Direktörü Doç. Dr. Hakan Kırımlı’ya göre ise söz konusu referandumun ne uluslararası hukuk ne de Ukrayna hukuku açısından bir geçerliliği var.

Yaklaşık 40 bin kişilik bir yabancı ordunun kontrol ettiği bölgede yapılacak bir referandumun herhangi bir halk iradesini temsil ettiğinin düşünülemeyeceğinin altını çizen Kırımlı, Kırım Tatarlarının iradesini hiçe sayan referandumun aslında tamamen Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasını meşru göstermek için Rusya tarafından alınmış bir tedbir olduğunu vurguladı. 

Kırım Tatarları’nın referandumu tanımadığına dikkati çeken Kırımlı, Rusya’ya bağlanmanın felaketin başlangıcı olacağını belirtti. Kırımlı, şöyle konuştu:

“Dünyada en istemedikleri şey odur. Kırım Tatarlarının şu anda bile yeteri kadar zorlukları, kültürel eksiklikleri ve eğitim eksiklikleri vardı. Hele hele Putin Rusya’sında bunların en iyi ihtimalle bulundukları yerlerde erimeleri ve milli müesseselerini kaybetmeleri için her şeyin yapılacağına hiç şüphe yok. Bunu rahatlıkla farklı metodlarla yaparlar. Putin ülkesindeki diğer küçük sayıdaki halklara nasıl davranıyor ki nefret ettiği Kırım Tatarlarına nasıl davransın. Kırım Tatarları’nın 200 küsür yıldır süren bir Rusya tecrübesi var ve bu tecrübe acı hatıralarla dolu.”

Uluslararası camiadan beklentilerini de dile getiren Kırımlı, kararlı hareket edilmesi halinde bunun etkili olacağını ancak göstermelik bir iki geçici yaptırımla sadece Kırım’ın değil, ardından Ukrayna’nın doğusunun ve tamamının da gideceğini söyledi. Doç. Dr. Kırımlı, “Böylesine açık bir saldırganlığa hiçbir şekilde tepki konmazsa bunun dünya için sonuçları gerçekten felaket olur ve Türkiye de o bölgede bulunuyor” ifadelerini kullandı. 

Türkiye’de son zamanlarda “Kırım Tatarları Türkiye’ye gelsin” şeklinde propagandalar yapıldığını ifade eden Kırımlı, Türkiye’den beklenen şeyin Kırım Tatarlarına iltica edecek yer vermesi değil, uluslararası camiada bu meseleyi gündeme getirmesi olduğunu belirtti. “Türkiye kulağının üstüne yatıp, Rusya ile ilişkilere aynen normal devam ederse, bu tarihe hoş bir şey olarak geçmez” diyen Kırımlı, meselenin sadece Putin’in “Kırım Tatarlarına iyi davranacağız” vaadini almak olmadığının altını çizdi. Kırımlı, şunları söyledi:

“Bunun hiçbir kıymeti yok. Çünkü bunun arkasını takip edecek hiçbir müeyyide yok. Burada önemli olan Kırım’ın hiçbir şekilde Rusya’ya ilhakını kabul etmemektir. Türkiye’den beklenti budur. Kırım’ın Rusya’ya ilhakı hangi bahane ve yol kullanılırsa kullanılsın, Kırım Tatarları tarafından dünyada asla kabul edilmeyecek bir şeydir.”
Basın ilan

ABD ”Füze İhalesi” iptali için F-35 kartını açtı.

Yeni Şafak’ın Savunma Sanayi Müsteşarlığı kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, Türk tarafının, ‘Çin’den alınmasına karşı iseniz o halde yeni teklif verin’ önerisine karşı ABD, yeni bir bahane üreterek F-35 kartını devreye soktu.

Türkiye’nin Çin’den füze sistemiyle birlikte alacağı radarların Türkiye’ye entegre NATO radar sistemlerine ‘virüs’ bulaştıracağı iddiasında bulunan ABD tarafı, İsveç firması Saab ile bir süredir yürütülen ‘milli savaş uçağı’ projesine karşı da olumsuz tavır almaya başladı.

ABD, Türkiye’nin kendi savaş uçağını üretme hedefinin, içinde F-35’in de bulunduğu JSF projesine aykırı olduğunu iddia etti.

53 NATO RADARINA VİRÜS!

ABD’nin, Türkiye’ye yerleştirilecek FD-2000 model Çin füze sistemine ‘Füzeler 52 adet NATO radarına bağlanacak. Çin füzelerinden casus yazılımlar sızabilir’ diyerek karşı çıktığı öğrenildi. Çin’le üretilmesi planlanan füzelere karşı bir süredir kampanya yürüten ABD, yeni bir hamle yaparak ‘İsveç’le birlikte savaş uçağı üretmeniz F-35 projesini riske sokar’ mesajını Türkiye’ye iletti.

‘UYGUN DÜŞMEZ’ TEHDİDİ

Tüm zamanların en büyük savunma sistemleri tedarik projesi olarak nitelendirilen ve oluşturulan konsorsiyumun içinde Türkiye’nin de yeraldığı ‘JSF’ projesini ABD, şantaj unsuru olarak kullanıyor. Türkiye’nin Çin füzelerinde ısrar etmesi halinde, ‘insanlı son uçak’ olarak nitelenen F-35’lerin riske girebileceği mesajı ileten ABD, konsorsiyumda bulunan ülkelerin ‘milli savaş uçağı’ projeleri üzerinde çalışamayacağını iddia etti.

Bu konuda bir süredir diplomatik girişimde bulunduğu öğrenilen ABD ve NATO yetkililerinin, Türkiye’ye, ‘JSF her türlü ihtiyacınızı karşılayabilir. Bunun üzerine yerli savaş uçağı üretmeye çalışmanız uygun düşmez’ mesajını ilettiği kaydedildi.

YENİ UÇAK RAHATSIZLIĞI

Yeni nesil savaş uçağı F-35’lerin üretimi JSF projesi kapsamında gerçekleşecek. Ortak bir konsorsiyumun yürüttüğü projede, ABD ve Türkiye’nin yanısıra İngiltere, İtalya, Hollanda, Kanada, Avustralya, Norveç ve Danimarka bulunuyor. Sözkonusu projenin tamamlanması durumunda Türkiye 100 savaş uçağı almayı planlıyor. Bunun dışında, milli savaş uçağını üretmeyi planlayan Türkiye, geçtiğimiz mart ayında İsveçli Saab firmasından bazı kritik yazılımlar satın almış ve TAİ mühendisleri de uçak prototipleri tasarlamıştı. Milli savaş uçağı için büyük bir aşama kaydeden Türkiye’ye, Çin’le birlikte füze üretmeyi tasarlamasından ötürü ABD tepkisi geldi. ABD, NATO kanalıyla ilettiği mesajda, ‘yerli savaş uçağı ısrarının gereksiz olduğunu, F-35’lerin de tüm ihtiyacı karşılayabileceği iddiasında bulundu.

ABD Merkel’i 2002’den beri dinliyor

Der Spiegel dergisinin haberine göre, Amerikan Ulusal Güvenlik Kurumu’nun gizli belgeleri, Merkel’in cep telefonu numarasının 2002’deki izleme listesinde yer aldığını gösteriyor. Merkel bu tarihte başbakan olmamıştı.

 Merkel’in numarası 2013’teki listede de bulunuyor.

Bu arada, Washington’un gizli izleme programı Washington’da yapılan bir eylemle protesto edildi.

Kongre binasına yürüyen binlerce kişi programın sınırlandırılmasını istedi. Gösteride Ulusal Güvenlik Kurumu’nun sırlarını sızdıran kaçak NSA ajanı Edward Snowden’a destek belirten dövizler taşındı.

’80 dinleme istasyonu’

Der Spiegel’e göre belgelerden Merkel’in telefon görüşmelerinin nasıl izlendiği belli değil.

Yani konuşmaları kaydediliyor muydu yoksa sadece kimlerle konuştuğunun dökümü mu çıkarılıyordu bilinmiyor.

Alman istihbarat servisi başkanı bu hafta ülkede büyük öfke yaratan izleme programı konusunda soruşturma başlatılması talebiyle ABD’ye gidiyor.

Cuma günü Almanya ve Fransa, ABD’yle yıl sonuna kadar tarafların birbirlerine karşı casusluk yapmayacağını hüküme bağlayan bir anlaşma imzalamak istedini açıklamıştı.

Merkel’in yanı sıra Amerikan istihbarat servisinin on milyonlarca Alman ve Fransız vatandaşının cep telefonlarını izlemeye aldığına dair iddialar var.

Der Speigel’in ulaştığı belgeler, NSA’nın Avrupa ülkeleri nezdindeki gizli faaliyetlerine ilişkin ayrıntılı bilgiler içeriyor.

Bu belgelere göre ABD’nin Berlin’de bakanlıkların bulunduğu bölgedeki izleme faaliyetlerinden Berlin Büyükelçiliği’ndeki “Özel Toplama Hizmetleri” adlı bir birim sorumluydu.

Belgelerde, “ABD büyükelçiliklerinde dinleme istasyonlarının bulunduğunun ortaya çıkmasının ABD’nin ilgili ülkelerle ilişkilerini ağır şekilde zedeleyeceği” belirtiliyor.

19’u Avrupa’da olmak üzere dünya genelinde 80 civarında benzer dinleme biriminin olduğu belirtiliyor.

Der Spiegel’a göre, ABD’nin Frankfurt’ta da bir izleme merkezi vardı.

Almanya Başbakanı Merkel telefonlarınlarının dinlendiği iddialarının ortaya çıkmasından sonra Çarşamba günü ABD Başkanı Baracak Obama’yı aramıştı.

Obama, böyle bir izleme programından haberi olmadığı konusunda Merkel’e güvence verdi ve özür diledi.

Berlin’deki BBC muhabiri Damien McGuinness krizin, iddiaların iki ülke arasında çok büyük bir diplomatik krize neden olduğunu aktarıyor.BBC

Olimpiyatların arkasından masonlar çıktı

Türkiye’nin büyük önem verdiği 2020 Yaz Olimpiyatlarını Tokyo’ya kaptırmasının arkasında İsrail’in olduğu konuşuluyor. Başbakan Erdoğan’ın bizzat Arjantin’e giderek Türk Olimpiyat Heyeti’ne takım kaptanlığı yaptığı olimpiyatların Türkiye’ye verilmemesinin arkasında siyasi nedenlerin olduğu iddia ediliyor.

Milat gazetesinden Aslan Değirmenci’nin haberine göre 2009 yılındaki One Minute resti ve 2010 yılındaki Mavi Marmara Olayı sonrası İsrail Parlamentosu’nun Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı ve üyelerine mektup göndererek, Türkiye karşıtı lobi yaptığı ortaya çıktı.

Türkiye ile ilişkilerin gerilmesi sonrası stratejik bütün güçlerini harekete geçiren İsrail’in 2020 Yaz Olimpiyatları’nın da Türkiye’ye verilmemesi için büyük çaba sarf ettiği belirlendi. İsrail Parlamentosu’nun 2011 yılında Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı ve üyelerine gönderdiği mektup ile olimpiyatın Türkiye’ye verilmemesi istendi. Başta Komite Başkanı’na hitaben gönderilen mektup da Türkiye ırkçılık yaptığı gerekçesiyle suçlanıyor. Bu yüzden olimpiyat oyunlarının ülkemize verilmemesi isteniyor.

KOMİTE BAŞKANINA DA GÖNDERİLMİŞ

Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı Başkanı Jacques Rogge’ye de o dönemde mektup gönderilerek baskı altına alınmış. Türkiye’nin adaylığının iptal edilmesi talebinde bulunulan mektup da Türkiye teröre destek vermekle suçlanıyor.

Mektubun devamında ise “Türkiye’nin eylemlerinin sadece buzdağının görünen yüzü. Politikası tümüyle Olimpiyat çerçevesinde dile getiren kültürel değerlerle zıt. Türkiye’ye Olimpiyatlara ev sahipliği yapmaya izin verilmesi, genel olarak Batı dünyasının, özel olarak da Olimpiyat harekatının itibarını lekeleyecek” cümleleri ile de Komite Başkanı baskı altına alınmış.

MEKTUP TELKİNİNİN DE BULUNULMUŞ

2011 yılında başlatılan uluslararası kampanya çerçevesinde İsrail Parlamentosu olan Knesset üyelerinin Türkiye’den intikam almak için böyle bir yola başvurdukları belirtiliyor. İsrail Parlamentosu tarafından gönderilen mektup ile Olimpiyat Komite Başkanı ve Üyelerine telkinlerde bulunuluyor. O dönemde İsrailli gazetelere de konu olan çalışmalar da Yedioth Ahronoth Gazetesi, “Knesset Üyeleri’nin Türkiye’den Olimpiyat İntikamı” başlığıyla verdiği haberde, “İsrail’in, Türkiye’nin protesto hareketlerinden intikamını, beklenmedik bir yönden gelebilir ve ağır bir bedeli olabilir” yorumunu yaptığı kaydedildi.

KOMİTE ÜYELERİ MASON İDDİASI

Öte yandan Yaz Olimpiyatlarının hangi ülkelere verileceğine ilişkin Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı ve Üyeleri’nin de mason olduğu iddia ediliyor. Bütün ülkelerdeki Masonik yapılanmaların özellikle Siyonist bir yapıya hizmet ettiği de tarihi kaynaklar açısından ve günümüz uygulamalarından ortaya çıkıyor. Komite üyelerinin verdiği kararların da sportif olmaktan çok siyasi olması üyelerin nereye, hangi gizli yapıya hizmet ettiğini de gözler önüne seriyor.

Niye kaybettik? New York Times yazdı

ABD’nin önde gelen gazetelerinden New York Times, Arjantin’de dün yapılan ve Tokyo’nun kazandığı oylamanın ardından bir haber analiz yayınladı.

 “2020 Olimpiyatları için IOC güvenli seçenek olarak görülen Tokyo’yu tercih etti” başlıklı analizde İstanbul’un, Türkiye’deki siyasi ortamın istikrarsızlığı ve Erdoğan’ın “kimilerine göre otokratik” yönetim anlayışı nedeniyle yarışı kaybettiği ifade edildi.

“Japonya Başbakanı’nın ülkede 2011 yılında yaşanan nükleer felaket sonrası emniyet ve radyasyon konusunda süregelen kaygılarla ilgili empati yüklü bir teminat vermesinin ardından Tokyo Yaz Oyunları’nın ev sahipliği için İstanbul ve Madrid’i kolayca mağlup etti” yorumu yapılan yazıda, Başbakan Şinzo Abe’nin “Seçimleri kazandığımda bile bu kadar sevinmemiştim” sözlerine de yer verildi.

Gazeteye konuşan analistler Japonya’nın zaferini ülkenin ekonomik ve siyasi krizden çıkmak adına gösterdiği çabalara yönelik uluslararası bir destek olarak nitelendirdi. Bir analist, “Olimpiyatlar sayesinde Japonlar yeniden doğmuş gibi hissetme, ülkelerinin hala hareketli bir yer olabileceğini hissetme şansını elde etti” diye konuştu   

AFP haber ajansı da sonuçların açıklanmasının ardından IOC üyelerine kararlarını etkileyenin ne olduğunu sordu. Monako Prensi Albert, ajansa yaptığı açıklamada, bölgedeki istikrarsız durumun İstanbul’un adaylığına zarar verdiğini belirterek, “Jeopolitik durum mutlaka bir rol oynadı. IOC üyeleri sağlam şehirleri tercih ederler… İstanbul da diğerleri gibi iyi bir adaydı. Ancak Tokyo güvenli bir çift el önerdi. Oyunları finanse etme konusunda da sorunları yok. Ne inşaat ne de organizasyon anlamında…” dedi.

Kısa bir süre içinde başkanlık koltuğuna oturacak olan IOC Başkan Yardımcısı Thomas Bach da istikrarsızlığın İstanbul’un şansına zarar verdiğini belirtti. Bach, “Bir aday gelenek ve istikrara seslenirken diğer aday yeni ufuklara yelken açma isteğinden bahsediyor. Geçmişte de benzer durumlar görmüştük ve bu kez IOC üyeleri gelenek ve istikrar’dan yana karar verdi” diye konuştu.

TOKYO GÜVENLİ LİMAN
New York Times’a göre, “Uluslararası Olimpiyat Komitesi için Japonya’daki çevresel kaygılar, Türkiye’nin sınırındaki Suriye savaşından, kısa bir süre önce İstanbul’da hükümet karşıtı protestoculara sert bir şekilde baskı uygulanmasından ve İspanya’nın ekonomik durgunluğu ve yüksek işsizlik oranlarından daha az acil göründü”.

Olimpiyat komitesinin ayrıda Brezilya’da 2014’te düzenlenecek Dünya Kupası ve 2016’da düzenlenecek Olimpiyatlar’a karşı protestolardan ve 2014’te Rusya’nın Soçi şehrinde yapılacak Kış Olimpiyatları öncesi yaşanan eşcinsellere ayrımcılık tartışmalarından da etkilendiği ifade edilen yazıda, “Böylesi ekonomi, siyaset ve insan hakları fırtınalarının ortasında Tokyo sakin bir liman olarak görüldü. Kent adaylığını ‘güvenli bir çift el’ olarak sundu ve Olimpiyat yetkililerinin gönlünü kazandı” denildi.

Nitekim IOC Başkanı ve eski bir ortopedist olan Jacques Rogge da, “Bu bir cerrah olarak bana hitap eden bir şey” diye konuştu.

TÜRKİYE’DE SİYASET, İSPANYA’DA EKONOMİ
Haberde IOC üyelerinin Olimpiyatların Avrupa merkezci olmasından çıkarılmasına destek veren açıklamalarının da altı çizilerek, “İstanbul Tokyo’nun ardından ikinci olarak birçok kişinin beklentisinin üzerinde performans gösterse de Olimpiyatlar’a ev sahipliği yapma yönündeki beşinci girişiminde başarısız oldu. Kazansalardı ev sahipliği yapan ilk çoğunluğu Müslüman ülke olacaklardı. Bazı IOC delegeleri bölgesel istikrarsızlık, kimilerinin ifadesiyle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın otokratik yönetim anlayışı ve laiklerle İslamcılar arasındaki bölünme düşünüldüğünde Türkiye’de siyasi durumun yedi yıl sonra alabileceği hal konusunda şanslarını denemek istemediler” denildi.

Yazının Madrid’le ilgili kısmında ise Olimpiyat komitesi üyelerinin ekonomik kaygılarına işaret edildi.

New York Times ayrıca hem Madrid hem de İstanbul heyetlerinin dopingle mücadele konusunda zorlu soruları yanıtlamak zorunda kaldığını hatırlattı.

CIA,Facebook ve Twitter hesaplarını takip ediyor.

Sadece Türklerin değil, özellikle tüm Orta-Doğu ülke vatandaşlarının…

Bizim eşe dosta hep söylediğimiz, buradan da duyurduğumuz olayı, CIA resmi anlamda duyurup kabul etmiş oldu.  Her şeyi ama herşeyi Facebook ve twitter üzerinden paylaşmanın sadece beyhude olmayıp, zararlı olduğu söylediğimizde, geri kafalılıkla suçlandık, özellikle facebook’ta fotoğrafları taglemeyin, yani etiketlendirmeyin, gizli servislerin yüz tanıma veri tabanına bedavadan hizmet vermiş oluyorsunuz diyorduk, komplocu dediler.

Associated Press’e kimliği gizli kalan bir CIA yetkilisinin verdiği demece göre, yine nerede olduğu ifşa edilmeyen, CIA’nın kurduğu özel bir merkezde bir ekip sürekli Facebook üzerinden “grupları” ve bazen günde 5 milyon tweet’i inceliyorlarmış. Bu işten sorumlu ekibin adı CIA Open Source Center’mış. Bu iş için kaç kişi görevlendirmişler, onu da gizli tutuyorlar. Birimin başkanı Doug Naquin “Evet, Mısır’da bir devrimin olacağını görmüştük, tam olarak kesin zamanını belirleyemedik” diyor.

Biz Amerikan “anlatı” yani edebiyat-kurma söylemini bildiğimizden “birden bire yükselen, başarılı olan ve annesinin garajından proje geliştiren genç” masallarına hiç inanmadık, bunu duyurmak istemiştik önceleri. Şimdi CIA ise sonradan “popülerleştiği” için bu mecraları analiz ettiğini söylüyor, bize göre zaten en baştan işin içindeydiler.

AP’nin haberine göre özellikle Türkiye, Mısır ve diğer Orta-Doğu ülkelerinde insanların, ABD dış siyaseti ile ilgili olarak, kitlelerin ne düşündüğünü analiz etmek için uğraşıyorlarmış.

Elbette sosyal-paylaşım elzem, buna itirazımız yok ancak bu gibi sistemlerin bir şekilde millileşmesinin önemini bir kez daha vurgulamak gerek.

Bu mantıktan yola çıkarak medya üst-dili oluşturmak ve medya üzerinden siyasi baskı kurmak gibi konulara değinen haricihaber.com şu soruyu soruyor: CIA sadece oturup tweetleri takip mi eder, yoksa kendileri de “bakalım hangi sazanlar zıplayacak?” diye tweet atıp, facebook’ta hayran/grup sayfası oluşturur mu?

Niye yapmasınlar ki? TV’lere bir takım “ücretli” elemanlarını çıkartıp sosyolojik analiz kisvesi altında propaganda yaptırmaktan daha geçerli ve ucuz olmaz mı?

Meraklısına bir not, facebook hesabınızı “kökten” kapatmaya çalışın bakalım ne oluyor, becerebiliyor musunuz bunu?

Erdoğan, Avrupa ve Amerika’yı korkuttu

Habertürk Gazetesi’nden Kasım Cindemir’in haberine göre, Türkiye”nin bir uydu fırlatma merkezi (UFM) kurmayı planlaması Batı ülkelerini korkuttu. Habertürk Gazetesi’nin haberine göre, Batılı müttefiklerin, Türkiye’nin planladığı UFM’nin, “gelecekte uzun menzilli füzelere ev sahipliği yapmasından kaygı duyduklan” ortaya çıktı.

Başbakan Tayyip Erdoğan başkanlığında kısa süre önce gerçekleştirilen Savunma Sanayi icra Komitesi toplantısında, Türkiye’nin uzaydan daha fazla yararlanması amacıyla  bir uydu fırlatma merkezi projesinin başlatılması kararlaştırılmıştı.

Savunma Sanayii Müsteşarlığı da bu ay içinde Roketsan ile bir uydu fırlatma sistemi ile ilgili tasarım anlaşması imzalamıştı. ABD savunma çevrelerine yakınlığıyla bilinen “Defense News” dergisinin haberinde, Ankara’da görev yapan bir Batılı büyükelçinin, “Türkiye’nin bazı müttefikleri Ankara’nın bunu menzilinin 2 bin 500 km olmasını planladığı füzenin fırlatılması için kullanacağından korkuyorlar” denildi.

Haberde, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün üyesi olan bir ülkenin Ankara’da görev yapan savunma ataşesinin, “Türkiye’nin kurmayı planladığı merkezi iddialı füze amaçlarına yönelik kullanıp kullanmayacağı bizim için bir bilmece. Türkiye uzun menzilli füze yaparsa sorunlarla karşılaşır, örneğin, kendi rampasını ve gerekli teçhizatı bulması gibi” dediği ifade edildi.

2 yıl önce Türkiye’nin, menzili 2 bin 500 km’ye kadar ulaşabilecek füze yapmayı planladığı açıklanmıştı. Bu programın ayrıntıları bilinmezken, geçen Şubat ayında, Türkiye’nin menzili 800 km olan füze imal etme kapasitesine sahip olduğu kaydedildi. Türk yetkililer ayrıca, 2020 yılına kadar uzaya 16 uydu göndermeyi planladıklarını da ifade etmişlerdi.

Habertürk

İran’ın “Türkiye Planı Var” İddiası

‘İran , Türkiye’de Alevi-Sünni çatışması çıkarmak için yoğun faaliyet içinde.’ 

‘Gezi Parkı eylemleri de bu senaryonun sahneye konulması.’

‘Faaliyetler tabelasında ‘Alevi derneği’ yazan 4 kuruluşla yürütülüyor.’

‘3 yılda yaklaşık 700 Alevi dedesi İran’a götürüldü.’

‘Dedeler dinî lider Ali Hamaney ile görüştürüldü.’

Zaman‘da yer alan habere göre; Gezi Parkı eylemleri sonrasında yaşanan gerilimlerle Alevi-Sünni çatışması çıkartılmaya çalışıldığı görüşlerine Türkmen Alevi Bektaşi Derneği Başkanı Özdemir Özdemir de destek verdi. Zaman’a yaptığı açıklamalarda bu görüşlerini çarpıcı iddialarla ortaya koyan Özdemir, yüreğinde insan sevgisi olan Alevilerin bu oyunlara gelmeyeceğini vurguladı. Türkiye’deki bazı siyasi partileri de bu oyunlara gelmekle suçlayan Özdemir, “Önceki gün eylemlerde yaralanan ve sonrasında hayatını kaybeden bir Alevi kardeşimizin cenazesi üzerinden birileri prim yapmaya çalıştı. O cenaze hepimizin, Türk milletinin cenazesiydi. Ama birileri bunu fırsat bilip, Alevi toplumunu olayların bir parçası haline getirmeye ve polise karşı kışkırtmaya çalıştı. Alevi toplumu bu kışkırtmaya gelmeyecektir. Kimse Alevi toplumunu Alevi-Sünni çatışmasının içine sokamayacaktır” diye konuştu.

Türkiye’deki olaylarda İran’ın parmağı olduğunu savunan Özdemir, şu iddialarda bulundu: “İran; İstanbul, Ankara ve İzmir’de son 3 yıl içerisinde 3 dernek ve 1 vakıf kurdurdu. Tabelalarında ‘Alevi’ yazıyor ama Alevi toplumuyla alakaları yok. Yaptıkları iş, Türkiye’deki Alevi dedelerini İran’ın Kum şehrine götürmek ve kendi planlarına alet etmek. Bu dedeleri önce Devrim Muhafızları komutanlarıyla, ardından da dini lider Ali Hamaney’le görüştürüyorlar. Amaç Alevi toplumunu kullanmak; çatışmanın içine çekmek, Türkiye Cumhuriyeti’nin birliğini ve bütünlüğünü bozmak için sokağa çıkarmak. Sokak çatışmalarında birçok İranlının yakalandığını da herkes biliyor. 70 yıldır Alevilere ‘mollalar İran’a’ diyen sol fraksiyonların şu an Alevi toplumunu İran ile özdeşleştirmeleri ve kardeş gibi göstermeye çalışmaları da manidar.”

İran’ın aynı şekilde Alevi çocuklarını yetiştirip, Türkiye’deki cemevlerine ‘dede’ olarak gönderme projesinin olduğunu da öne süren Özdemir, bu çerçevede bir kişinin İzmir’deki bir cemevinde çalışmaya başladığını kaydetti. 

Alevi toplumunun Türkiye dışında bir ülkeleri bulunmadığını vurgulayan Özdemir, “Sağduyulu Alevi toplumunu sükunete çağırıyorum. Otobüsleri yakmak, bankları kırmak sağduyulu Alevilerin yapacağı şeyler değildir. Aleviliğin özünde insan sevgisi var. Kırıp dökmeyle bir yere varamayız. İnsan sevgisini yüreğinde taşıyan bir toplum sokaklarda taşkınlık yapmaz” şeklinde konuştu.

İsrail’de Umudunu Geziye Bağladı

Knesset Başkan Yardımcısı “Gösterilerin Erdoğan düşene kadar devam etmesi için dua ediyoruz” derken, eski Dışişleri Bakanı Liberman “Mutluluğumu gizleyemiyorum” dedi.

Türkiye’de çevreci eylemi olarak başlayan ancak bazı illegal örgütlerin provokasyonlarıyla şiddet olaylarına dönüşen Taksim Gezi Parti eylemleri İsrailli politikacıların umudu oldu.

Mısırlı yazar Fehmi Hüveydi’nin Şuruk Gazetesi’nde dün yayınlanan ‘İsrail Taksim göstericileri için dua ediyor’ başlıklı yazısında Tel Aviv’in gösterilere nasıl baktığını anlattı.

Hüveydi yazısında İsrail Parlamentosu Knesset Başkan Yardımcısı Moshe Feiglin’in “Türkiye’deki gösterilerin Erdoğan düşene kadar devam etmesi için dua ediyoruz. Kendisi Yahudi düşmanı. Onunla barışma yolunda mesafe kat etmemize ve resmî özür sunmamıza rağmen bize karşı düşmanca tavrını sürdürüyor” sözlerine yer verdi.

Ayrıca, İsrail Parlamentosu Dış İlişkiler ve Güvenlik Komisyonu Başkanı Avigdor Lieberman’ın “Türkiye’de olup bitenler karşısında mutluluğumu gizleyemiyorum” ve İsrail Altyapı Bakanı Silvan Şalom’un “Türkiye’yi Yeni Osmanlıların iktidarından kurtaracak her gelişmeyi memnuniyetle karşılarız” demeçlerini aktaran Hüveydi, yazısında El Hayat yazarı Cihad el Khazen’in (İsrail sağı) Likudçu Commentary dergisinden aktardığı “Türk hükûmeti ile PKK arasındaki barışın bozulacağı” yorumuna da yer verdi.

Alçakça bir makale

El Khazen’in “Amerikan Likud’unun önemli isimlerinden birinin alçakça bir makale yazdığını ve İstanbul’da olanlara sevindiğini, ‘Türkiye’den Güzel Haberler Var’ başlığıyla da yayımladığını” bilgisini verdiğini ifade etti.

Fransız TV’nin oyunu

Bir Fransız TV kanalının Taksim Meydanından tarafsız yayın yapmayı reddederek sadece Erdoğan karşıtlarını yayına çıkardığı bilgisini veren Hüveydi Mısır’da da bazı medya organlarının Müslüman Kardeşler ile olan hesaplarını görmek için yalan yanlış haberlerle eylemcileri desteklediklerini yazdı.