1974 Çıkarmasının bilinmeyen yönü

12 yıl MİT’te çalışan Mehmet Ali İlkman Kıbrıs çıkartması ile ilgili bilinmeyenleri açıkladı.

Tremeşeli lakaplı 70 yaşındaki Mehmet Ali İlkman, Kıbrıs’taki direnişin efsanevi komutanlarından. Daha Türkiye’den gönderilen subaylar tarafından Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) kurulmadan önce Rum saldırılarına karşı direnişi örgütleyenlerden. 1958 yılında Lefkoşa’da EOKA’cıların (Ulusal Kıbrıs Savaşçıları Örgütü) gittiği kahvehaneyi basarak nam salan Tremeşeli, Girne’de 74 çıkarmasının yapılacağı bölgeyi 3 yıl boyunca hem denizden hem karadan ölçüp biçip, karış karış fotoğraflayıp, Rumların top mevzilerini belirleyerek Ankara’ya rapor etmiş. 74 çıkarmasının perde arkasında kalan mütevazı kahramanı, bugün Kıbrıs’ta birleşmenin kaçınılmaz olduğunu, Türkiye’nin bu gerçeği kabul etmesi gerektiğini söylüyor.


Mehmet Bey nerede, ne zaman doğdunuz?


1936 yılında Tremeşe’de doğdum. Çatışmalar başladığında Lefkoşa’daydım. Rençberlik yapardım.


Olaylar ilk ne zaman başladı?


1955’te başladı.


Rumlarla Türkler yıllardır bir arada yaşıyordu. Ne oldu da olaylar başladı?


Rumlar, Enosis yapmak istiyorlardı. Yani Yunanistan’la birleşmek istiyorlardı. Biz de bunu istemiyor, karşı çıkıyorduk.


Siz ne istiyordunuz?


Biz bağımsızlık istiyorduk aslında. Türkiye taksim istedi. Biz de onun yoluna gittik.


1958’de Rumlar bir otobüsü taramış, 5 Türk ölmüş.


Bu olay şimdi İnönü Köyü olan Sinde Köyü’ndeydi. EOKA’cılar otobüsü taradı. Büyük bir köydü. Köyde yaşayanların hepsi Türktü. Orada İsmet Sadıkoğlu vardı. TMT örgütleniyordu ama resmen devreye girmemişti daha. Onun için seçtiler o köyü. EOKA’nın başı Grivas emir verdi bizzat. Rumlar özellikle seçtiler Sinde’yi.


Sindirmek için yani.


Evet. Örgütlenme olmasın diye. Liman işçilerinin otobüsüydü. Mağusa Limanı’na giderlerdi. Sabah pusu kurup yolda taradılar, 5 kişi öldü. Halkın morali çok bozuldu. O zamana kadar tek tek vuruyorlardı ama böylesine büyük bir iş hiç yapmamışlardı. Herkes köyünde kalmaya başladı. Dışarıya çıkamadı. En büyük olay buydu bize karşı yapılan.


Siz neredeydiniz o sırada? Ne hissettiniz?


Tremeşe’deydim. Çok üzüldüm. Karşılığını vermemiz gerekirdi. Bizim kendi direniş grubumuz vardı TMT’den önce. TMT, zaten onun üstüne kuruldu. Mesela altı köyde ben örgütlüydüm. Lider bendim. Bölge bölge bir sürü lider vardı Kıbrıs’ta.


Amaç neydi?


Direnmekti Rumlara. Kesin bir niyetimiz yoktu. Türkiye bize silah vermedi. İlk dönemlerde karşı çıkarlardı bize. Türkiye 1957’de de karşı çıkardı. Tehlike kapıdaydı; biz, bunu kabul etmedik, örgütlendik. Olacakları biliyorduk.


Silahlarınız var mıydı?


Ufak tefek silahlarımız vardı. Tabancaydı. Birkaç tane Sten makineli tüfek vardı. Rumlara misilleme yapardık. O gün Rumlara bir gözdağı vermek, halka moral vermek istedim. Lefkoşa’da Küçükganalı Polis Karakolu’nun dibinde bir kahve vardı. EOKA’cılar oraya gelir giderlerdi, EOKA’nın yuvasıydı. Bir bölük asker vardı o karakolda. “Onlara karşı bir iş yapayım, en tehlikeli yerde bir baskın yapalım da halkın morali yükselsin” dedim. O yüzden kahveyi hedef seçtik. İki kişiye tabanca verdim, onlar arka tarafı kollasın diye. Bende Sten vardı.


Nasıl gittiniz?


Arabayla gittik. Plakayı, üstüne taktığımız sahte plakayla sakladık. Daha evvel bir tur atıp keşif yapmıştım. Elli metre uzakta arabadan indim. Evden bozma bir kahveydi. İkindi vaktiydi, dışarıda oturuyorlardı. Beni gördüler. Eğitimli insanlardı, ben ateş ettim üzerlerine. Açıkçası çok insan öldürmek istedim. İki şarjör vardı üzerimde. En az yirmi kişi öldürmek istiyordum, planım buydu.


Ateşe başlayınca sağa sola dağılmaya başladılar. Üç tane attım, tutukluk yaptı. Bu sefer üstüme geldiler. Kahve attılar üstüme, yüzüm yandı.


Silah yok yani onlarda.


Yok. Sandalye atıp üstüme hücum ettiler. Sonra tekrar şarjör koydum, üç tane daha attım.


Kaç kişi vuruldu?


5 kişi vuruldu. Kesin.


Öldüler mi? Beş Türk öldürmüşlerdi, dengelendi yani?


Öldüler mi bilmiyorum ama dengeledik işi en azından.


Sonra nasıl kaçtınız? Polisler çıkmadı mı silah sesine?


EOKA, karakolu bastı sandı İngilizler. Ondan sindiler. Dışarı çıkmadılar. Savunmaya geçtiler hemen. Üç dakika vaktimiz vardı, onu planlamıştım. 4-5 dakika kaldık, tehlikeye girdik biraz. Sonra karakoldan ateş etmeye başladılar. Çekildik. Lefkoşa’da yolları kesmişlerdi. Örgütlenmemiz çok iyiydi. Silahları verdik, 3 kişi bekliyordu köşe başında bizi. Plakayı değiştirip yakalanmadan köye döndük.


Sizi aramaya gelen filan oldu mu sonra?


Yok olmadı.


60’ta cumhuriyet kuruldu. 63’te neler oldu?


Cumhuriyet ölü doğmuştu. Neticeyi ne Rumlar ne Türkler kabul etti. Gerçek durum budur. Her iki taraf da olayları tırmandırdı. Ben o zaman Lefkoşa’da “Özel Grup Bölük Komutanı”ydım. Bölgede ise altı köyün TMT tabur komutanıydım. Yeraltındaydık. Ben Literevaz bölümünü savunuyordum. Direkt “bayraktar”a bağlıydım. Bayraktar adanın komutanıydı. Yalnız ondan emir alırdım.


Kaç kişi vardı grupta?


40-50 kişi vardı. 58’deki başarımızdan dolayı beni bölük komutanı yaptılar. Çok çatışmaya girdim ama hiç yaralanmadım.


64’ten sonra ortalık sakinleşince siz ne yaptınız?


Yeraltından çıktık. Mücahit olduk. Tabur komutanı oldum ben.


Mücahitlik hangi tarihe kadar sürdü?


1974’e kadar.


O zaman neredeydiniz?


Ben 67’de terhis oldum. MİT’e girmiştim.


Sizi neden çok genç emekli ettiler?


Artık askerlik kuruldu, görevimiz doldu diye. Aslında bizi çok sevmezlerdi. Tabur komutanının üzerine Türkiye’den astsubay geldi. Ben de kabul etmedim. İşte böyle açıkçası istenmezdik. Gerçek buydu.


Sonra ne yaptınız?


Rençberlik yaptım. Kamyonculuk yaptım. MİT’e davet edildik. 12 sene MİT’te çalıştım. Çıkarma sonrası da devam etti.


Çıkarmada ne yaptınız?


Çıkarmadan iki sene önce bütün Girne’nin sahil boyunu yedi mil güney, yedi mil kuzey, 7 mil batı, 7 mil doğu hep resimlerini çektik. İşaretledik. Denizden resim çektik. Kumları ölçtük. Üç yaz çalıştık bu şekilde. Çok emek sarf ettik.


Ekip miydiniz?


Evet, üç kişi.


Bütün çıkarma detaylarını siz verdiniz öyle mi?


Evet bunu ilk defa size söylüyorum. Kimseye söylemedim. Denizin kaç metre derinliği vardı. Dayımın deniz motoru vardı. Onunla giderdik. Yedi mil batısını, yedi mil doğusunu. Top mevzilerini hep filme çektik. Üç yaz.


Size talimat mı geldi, bakın buraya diye?


Tabii talimat geldi. O zaman general Fuat Doğu idi bizim başkanımız. Çok muhterem adamdı. Ankara’ya davet etti beni. Bir ay davet etti. Orda konuştuk bunu. Üç kez baş başa yemek yedik.


Size çok güveniyorlarmış.


Evet çok güveniyorlardı. Beni çok defalar tebrik etti.


Madalya verdiler mi size?


Yok vermediler. Bugün isim bile yoktur. İsimlerimizi bile silmişlerdir. Sorsan bilinmez büyük ihtimalle. Ne madalyası.


Çıkarma başladığında neredeydiniz?


Girne’de. Benim kardeşim Kamyoncular Birliği Başkanı’ydı. Bize emir verdiler, paraşütle atılan malzemeleri taşıdık. Mevzilere yerleştirdik. Çıkarma öncesinde, malzemeleri taşıdık. Sonra Girne’yi aldıklarında limandan gelenleri, çıkarmadan sonra naklettik istenilen yerlere.


Rumlarla birlikte yaşama konusunda ne düşünüyorsunuz?


Bence bu, kaçınılmaz artık. Kendimizi aldatmamalıyız. Hiçbir zaman Rum düşmanı değilim. Enosis’e karşıydım. Yok olmayalım diye çalıştım. Rumlarla çok iyi ilişkilerim vardı. Doğduğum köyde çocukluğumda beraberdik. O ayrı iş, bu ayrı iş.


Kapılar açılınca arkadaşlarınız geldi mi?


Hepsi geldi, görüştük.


Kaç yıl geçmişti görüşmeyeli?


32 yıl filan. Bir tanesi geldi, köye gidip beni bulamadı, ağladı beni bulamayınca. İsmi Fani. Solcu Fani. AKEL’ci. Delikanlılık dönemini beraber yaşadık. Lefkoşa’daydım. Barikata geldi. Burada görüştük. Kahve içtik. Aldım eve götürdük. Misafir ettik. İnsanlık insanlıktır. Savaş olur o başka.


Siz Rumlara kurşun da attınız ama ’O ayrı, benim arkadaşlarım ayrı’ diyorsunuz.


Evet. Birleşmek artık kaçınılmaz. Türkiye eninde sonunda bunu kabul edecektir. Ne Enosis var ne taksim var, artık birleşilecek. Gerçek budur.


Cevdet Aşkın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir