22 YAŞ HATIRASI BİR YAZI VAKİT ÖMRÜ GENÇLİK GEÇİYORSA

Ömür aritmetiğinin baş harflerinden oluşan akrostiş şiiri yazdıran GENÇ; “hazine” manasını taşır. Gönülleri titreten bu mana eskilerin zahiri dedikleri dış alemimizde de böylesine anlamlı yaşanıyor mu?.. Böylesine ehemmiyet taşıyan ihtiyarın mazisi çocuğun atisi bu devreyi nazım nesir olarak işlemeyi uygun bulduk. Tahkik Bir şiir mi karanlık gecelerde, Takıldı aklıma gözlerimdeki ıslaklık. Sokak lambaları vururken gölgeni yere, İsmin geçiyordu defterde “ihtiyar gençlik”. Bir kitap mı?.. Henüz ellerinin arasında değil. Yazanlar yazmış hayatın içinde Her sayfada üç yüz altmış beş satır… Ölüm mü?… Çocukluktan geçtik, Belki gençlik, Belki yaşlılık cüzünde… İHTİYAR; düşünen/fikr eden demektir. Sokak lambalarına bedenin tuşlatmamış GENÇ, bu mısralarda özlemimiz olduğu şekilde iç ve dış alemini “gerçek aydınlığa” taşımıştır. O düşüncenin iradeli ellerinden tutmuş, yalancı ışıkların yaydığı dev gölgesinin aksine kapılmayıp aldanmamıştır. CEHALET; ise ilmin düşmanı, fikrin celladı, “ahmak dostun olacağına akılı düşmanın olsun” dedirten kelimedir. Böylesine vampir bir kelimenin tuzaklarından kurtulmak ancak ve ancak bilmekle mümkündür. BİLMEK ise okumakla, görmekle veya bunları yaşayanlarla birlik olmakla mümkündür. Ellerinin alkışlarından gözünün bakışlarından aklının mukayeselerinden gönlünün sesinden, gözyaşlarının dilinden haberdar olmak GENÇ OLMANIN şartıdır. GENÇ, bilendir, içindeki zümrüdü inciyi keşfedendir. Onun aritmetiği hayat kitabının ömür sayfalarıdır. O yazdığı sayfayı yazarken okuyandır.Tıpkı şu mısralarda olduğu gibi. Hayat kitap gibi ömrümü okumaktayım, Ve ben hayatın yirmi ikinci sayfasındayım… Yaşadığı zamanın sayfasını okumak, tahkikini araştırmasını, tahlilini yapmak gerçek muhasebe bu olsa gerek. Zaten hesabını tutanlar bu işin uzmanları değil mi?.. Önemli olan ömrün yapıp ettikleriyle bu hesabı çıkartma haline getirmesi değil toplatması hatta çarptırmasıdır. O zaman ağaran saçların kırlardaki papatyalar kadar letafeti kalacaktır. İHTİYARLIK BEDENİNİ BULMADAN SEN İHTİYARLIĞIN AKLINI BULMALISIN!… ATİMDEKİ MAZİM Bir sır yumağında ikindi vakti Rastlaştık bir gün selvi dibinde Fısıldadı kulağıma gençliğimsin dedi Bir çocuk gibi ihtiyarlığım elinde… Yaşlılığın bilgeliği, tecrübesi sefil arzu ve isteklerin peşinden gidememek, haram olan kifayetsiz emellere bilenememek. İşte gençken ihtiyarlığı elinde tutmak bu. Bundan gayrisi gençliğin dinamizmine aksiyonerliğine aittir. Sözün fiil/hareket olduğu devre bu gençlik devresidir. Gencin bakması ibret, susması tefekkür konuşması fikir MENBAIDIR! O Gençlik ki: SOR BİZİ Sor bizi kırılan bahar dallarından, Pancursuz pencerelerden sor. Akılların uçup gittiği gecede Neden ellerimizin titremediğini sor… (…) Sor sancak sancak ebede dikilenleri Geceleri aklayan seherleri sor. Mısralarında olduğu gibi kırılan kalpleri tamir eden, yokluğun çıplaklığına varlığın libasını çeken, vatan denen her karışı ulvi maziye Hakk’ın sancağı diken, fikir düşmanlarının cehalet kalelerini ilim lazeriyle yıkan gençlik suretinde olacaktır. Geceleri aklamak için Hakk ve Vatan aşkına canını vermesi gerektiğinde; BU SES (…) Kıvrılıp yatıyorum, Sararmış çiçeklerin üstüne Ve z.amanı örtüyorum üstüme Yorgan gibi Biliyorum ki ömrüm; Erişmiş artık, Ölümün rüştüne… Diyecek, gayesiz ufuklarda “aklını uçuran” o bedbahtların çehresine: HUTBE Yalnızlık kapısı değil şu makber çukuru Ölüm gören gözlerin önüne çekilen örtü değil. Müptela bir uyku yeri sanma mezarlıkları, Azrail baş döndüren tokmak değil… Bilenler için korku yoktur, bilen bildiğiyle amel edendir düsturuyla görev günü geldiğinde kendisi için akan ayrılık gözyaşlarını; KALBİ KIRIK (…). Kalbi kırık gözyaşından su ver bana “Kılıç dövülmeye su ister” demişler Bir kez dahi bakma ardına “Doğmadan şavkı vuran Güneş’tir” demişler… mısralarına çevirecektir. O mutlu ettiği müddetçe mutludur. Muhabbetin fedaisi gönül süvarisidir!.. SULAR Yürüsün ki sular, Şimdi zamansız bir rüyada Cömert rüzgarlar geldi Nefesleri damarda… Mısralarıyla bahar kervanını “GÜL ASRINA” taşımaktadır. Duasını; O an Gülmesin yeryüzünde gülistanını bozan bülbül Bedduam büyük Tersi de geçerlidir Sevinmesin GÜL! Eğer varsa gök kubbede bir an O an duam olur; Doğmasın kötü hiçbir İNSAN!… Kelimeleriyle ifade ediyorsa bunu “KÜLLİ İRADE”NİN verdiği “CÜZZİ İRADE”YLE yaptığının farkındadır. O kelebeklerden aldığı “ak renkle” zifirin rengini beyaza soldurandır. Ne mutlu hazine olan gençlerimize; akşam olmadan ikindiye yaşatan vatan bülbüllerimize!.. İKİNDİNİN ŞÖLENİ Unutmuşum, sensizliğin sonrasını Hasretin böyle delicesini işitmeden Yaşamanın ne olduğunu. Unutmuşum mazinin ibret sayfasını Devrilen devin bedenini bilmeden Kılının nasıl savrulduğunu. Unutmuşum sözlerin yürek dokuduğunu En güzel çiçek insanı koklamadan Solduranların kim olduğunu. Unutmuşum aklın böylesine küskünlüğünü Kurtların sürü güttüğü çiftliklerde Kasırgaların kaptan olduğunu. Unutmuşum güneş’in ve su’yun tutkularını Bunca güle hayran hayran bakıp, Bahçıvan’ın “SEN” olduğunu… Bilmişim artık melodilerin ne çaldığını Gözleriyle bebek yıkayan o şairin Şiirinin “ŞÖLEN” olduğunu… Hakan Yılmaz Çebi/1991 Hacetepe Üni. Edebiyat Fak.(öğrenci)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir