240 Komando alaydan nasıl çalındı

Komando Alay Komutanı Uludağ, 240 Komanda erinin cepheye gitmeden çalındığını iddia ediyor ve isim vererek bazı subaylara ağır ithamlar yöneltiyor…

Kurmay Albay Ahmet Uludağ, doğru çıkması halinde Türkiye tarihinin en büyük skandallı sayılabilecek, müthiş bir iddia savunuyor: Güneydoğu’da çatışmaya gitmesi beklenen 240 er emir ve talimatlar çiğnenerek geri hizmetlere çekilerek yerlerine yeterli eğitim almamış acemi erlere silah verildi… Uludağ, konu hakkında isim vererek bazı komutanları suçladığı gibi bununla da yetinmeyerek, dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’ya varana dek, pek çok üstdüzey rütbeliyi de skandalı örtbas etmekle itham ediyor..


Peki kim bu Ahmet Uludağ, şöhret kovalayan emekli bir subay mı, yoksa eğitim görmemeiş erleri cephheye sürmek zorunda kaldığı için vicdanının sesini dinleyerek onların hakkını arayan babacan bir komutan mı? Böylesi cesur bir çıkışı neden yaptı ve ne denli önemli bir iddia ortaya attığının farkında mı?


Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’ya gönderdiği yazıda yer alan ifadelere bakarsak, bu sorunun cevabı çok net: “Ben falanca kantinde sakız beş kuruş daha pahalı satılıyor, diye şikayette bulunmadım. 240 komando erbaş ve erinin emirlere aykın olarak ve hangi menfaat karşılığı Güneydoğu’ya gönderilmediği hakkında 2. Piyade Tugay Komutanı, 15. Kolordu Komutanı ve 1. Ordu Komutanı’nı şikayet etmiştim!”


Uludağ’ın yazdığı dilekçeleri kanıt göstererek ortaya attığı iddialar yargıçları hayli terletecek davalar gündeme getirebilir.


KURMAY ALBAY AHMET ULUDAĞ KİM?


Emekli Kurmay Albay Ahmet Uludağ, 1947’de Eskişehir’de doğdu. 1965’te Kara Harp Okulu’na girerek 1967’de topçu subay çıktı. 1968’de Topçu ve Füze Okulu’ndan, 1978’de Kara Harp Akademisi’nden, 1989’da Silahlı Kuvvetler Akademisi’nden, 1990 yılında da Pakistan Savunma Koleji’nden mezun oldu.


Pakistan Quad-i Azam Üniversitesi’nde savunma ve strateji konusunda yüksek lisans yaptı. Topçu batarya komutanlığı, tümen ve tugaylarda karargâh subaylığı, Kara Harp Okulu’nda tabur komutanlığı ve öğretmenlik yaptı. 1994-1995 yıllarında Güneydogu’da Komando Alay Komutanlığı görevini üstlendi… 1995 yılında yazdığı dilekçelerle 240 komandonun akibetini araştırdı. Aynı yılın ağustos ayında İzmit 15. Kolordu Kurmay Başkanlığı’na tayin edildi. Ancak Uludağ, kendi ifadesiyle “çalınan askerleri” konusunda suça ortak olmakla eleştirdiği bu birime gitmeyi istemedi ve kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. Uludağ emekli olduktan sonra da 240 komandonun peşini bırakmadı ve son olarak geçtiğimiz ay yayınlanan “Çalınan 240 Komando Askeri” adlı kitapla konuyu kamuoyuna duyurmuş oldu…


240 KOMANDO CEPHEDEN KAÇIRILDI İDDİASI?


Kuzey Irak’ta ve Güneydoğu’da PKK ile mücadele için özel olarak kurulan taktik alaylardan biri olan ve 1994 yılında görevlendirilen 151. Komando Alayı’nın komutanı Emekli Kurmay Albay Ahmet Uludağ’ın iddiasına göre, 240 komando emirlere aykırı olarak Güneydoğu’ya çatışma ortamına gönderilmemek için bu alaydan çalındı! “Geri hizmete verilen komandoların yerine 148 acemi er ’komando kılığında’ 151. Komando Alayı’nda görevlendirildi! Bunun sorumlusu Adapazarı’ndaki 2. Piyade Tugay Komutanı Tuğgeneral Rauf Aydın!


Dönemin Genelkurmay Başkanı; Kara Kuvvetleri, 15. Kolordu ve 1. Ordu komutanları da buna göz yumdu! (Uludağ’ın suçladığı askeri yetkililer dönemin Genelkurmay Başkanı ismail Hakkı Karadayı, Kara Kuvvetleri Komutanı Hikmet Bayar, 15. Kolordu Komutanı Korgeneral Nahit Şenoğul ve 1. Ordu Komutanı Orgeneral Hikmet Koksal!) Bu yüzden de Kuzey Irak’a eğitim seviyesi ve fiziki kabiliyeti komando taburundan az olan bir iç güvenlik taburu gitti! 240 komandoyu birliğinde tutan ve Güneydoğu’ya gitmekten alıkoyduğu öne sürülen Tuğgeneral Rauf Aydın ise daha sonra atandığı Diyarbakır’daki Atmaca Operasyonu’nda 27 şehit birden verdi. Bu, bir operasyonda bu denli şehit verilen ilk çatışmaydı!”


151. ALAYIN HİKAYESİ


151. Komando Alayı, sabit bir kışlası olmayan seyyar bir birlikti ve 1994’ün ağustos ayından itibaren tam bir yıl süre ile Güneydoğu’daki operasyonlarda aktif görev aldı. Aktel Dergisi Muhabiri Ürün Diri Kurmay Albay Ahmet Uludağ ’ın komutasında alaya bağlı Mehmetçikler, bir gün Tatvan’da, bir gün Bitlis’te, Muş’ta, Siirt’te teröristlerle çarpışıyordu. Alayın Karargah Takımı İle l’inci Komando Taburu’na her üç ayda bir, yani her tertip erlerden yaklaşık 150 komando erinin gelmesi gerekiyordu.


Kurmay Albay Ahmet Uludağ’ın kitabında yer alan bilgileri Aktüel dergisi için haberleştiren Ürün Dirier’in haberinde yer alan bilgilere göre skandal işte bu noktada fark ediliyor. Uludağ, yaşananları kendi cephesinden aktarmayı şu şekilde sürdürüyor:


“Eğitim merkezlerinde eğitimini tamamlayan komando erlerini Adapazan’nda toplaması ve Güneydoğu’daki bu alayın o anda nerede olduğunu öğrenmesi, otobüs kiralaması, yol güzergâhındaki gamizonlarla koordinasyon içinde emniyetli bir şekilde ulaştırması için” Adapazarı 2’nci Piyade Tugay Komutanlığı’na da özel görev verilmişti.

Bu görev verilirken Genelkurmay Başkanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve 1’nci Ordu Komutanlığı’nca, yani sıralı bütün komutanlıklarca aynı yazılı verilmişti: “Bu komando erleri senin tugayına ait değil, bir komando erini dahi kışlanda bırakmaya hakkın yok, hepsini Güneydoğu’daki 151’inci Komando Alayı’na sevk et!”

Ancak alay komutanlığında göreve başlamasından iki ay sonra taburların personel durumunu inceleyen Uludağ, tertipler arasında büyük dengesizlik gördü. Birlikte beş tertipten asker vardı ve her tertipten ortalama 137 er olması gerekirken 1973/3 tertip erlerin mevcudu 464 kişiydi. Yani normalden üç kat fazla. Oysa diğer tertiplerin miktarı normalin çok altındaydı.


Uludağ, bu durumun yaratacağı sakıncalan Adapazarı 2. Piyade Komutanlığı’na 15 Ekim 1994 tarihli yazıyla bildirdi: “Er dağılımı aynı kalırsa 1973/3 tertipler terhis olduktan sonra taburun mevcudu bir bölüğe düşecek ve operasyon görevini yapamayacak!” Uludağ aynı yazıda doğacak er açığının önlenmesi için de talepte bulundu: “Adapazan’nda bırakılmış komando eri varsa gönderilmesi…


Ancak yazıya cevap gönderilmedi. Bir süre sonra gönderilen emirle 1. Komando Taburu Adapazan’na geri çekildi ve bu taburun yerine bir iç Güvenlik Taburu verildi.


240 KOMANDO GERİ DÖNMEDİ YERLERİNE ACEMİ VERİLDİ


Ancak üç ay sonra, Mart 1995’te Adapazarı’na geri çekilen komando taburu Kuzey Irak’taki operasyonda yer alması için 151’inci Komando Alayı’na yeniden katıldı. Taburun personel durumunu inceleyen Albay Uludağ şaşırtıcı bir tabloyla karşılaştı!


Taburda bulunması gereken 753 komando er ve erbaş eksiksiz mevcut değildi! Yani Adapazarı’ndaki 2. Piyade Tugayı’ndan gönderilen tabur 240 komando eksikti. Daha da şaşırtıcı olanı kayıp 240 komandonun boşluğunu doldurmak için 148 acemi erin mavi komando beresi giydirilerek Alay’a gönderilmesiydi. Kuzey Irak’a gidecek özel taktik alayında topçu ve piyade sınıfına mensup 148 acemi er!


Uludağ bu durum karşısında düşündüklerini şu sözlerle özetliyor: “Böyle bir şeyi kim, nasıl ve ne maksatla yapmış olabilir? Bu askerleri Irak’a yollamak ölüme yollamakla bir sayılır. Üstelik acemiliklerinden dolayı yapacakları hatalar tüm birliği tehlikeye atabilir. Dahası pusuya bile düşürebilir. Hayır, bu birlikle Kuzey Irak’a gidilemez!”


KAYBOLAN KOMADOLAR İÇİN DİLEKÇE TRAFİĞİ

Uludağ durumu derhal 6. Zırhlı Tugay ve Bitlis Güvenlik Komutanı’yla Jandarma Asayiş Komutanı’na bildirdi. Tabur denetlendi ve Kuzey Irak’taki operasyon için uygun olmadığı anlaşıldı. Bunun üzerine görevlendirme emrinde değişiklik yapıldı ve eksik komando taburunun yerine üç ay önce Adapazarı’na geri çekilen iç Güvenlik Taburu gönderildi. Ve Kuzey Irak’taki operasyona eğitim seviyesi ve fiziki kabiliyetleri komando taburuna göre daha az olan iç Güvenlik Taburu gitti….

Bir buçuk ay süren Kuzey Irak’taki Çelik-1 Operasyonumdan dört şehitle dönen Kurmay Albay Uludağ, 3 Mayıs 1995’te Adapazarı 2. Piyade Tugay Komutanlığı’na bir dilekçe yazdı.


Uludağ, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan 151. Komando Alayı için gönderilen fakat Adapazarı’nda bırakılan komando erlerini istedi. Yanıt 18 Mayıs’ta geldi. 2. Piyade Tugay Komutanı Tuğgeneral Rauf Aydın cevap yazısında kışlanın emniyeti, silah, bina ve araçların bakımı İçin komando erlerden bîr kısmının Adapazarı’nda bırakıldığım belirtiyordu.


Uludağ aynı dilekçeyi İzmit’teki 15. Kolordu Komutam Korgeneral Nahit Şenoğul’a da göndermişti. Şenoğul’dan gelen yanıt da aynıydı. Uludağ yaptığı araştırmada gönderilmeyen komando erlerine verilen görevleri de öğrendi. Kimi Adapazarı 2. Piyade Tugayı’nda çaycılık yapıyordu, kimi Kefken Kampı’nda motel sorumlusu olarak görevlendirilmişti. Bir bölümü de tören mangasında görevliydi. Ancak Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Dairesi kayıtlarına göre askerler Güneydoğu’da olmalıydı.


KORGEREL AKTULGA’NIN HERKES CEPHEYE EMRİ


Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na bu durumu bildiren bir yazı gönderen Uludağ’a beklediği yanıt 18 Temmuz 1995’te, Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Korgeneral Doğu Aktulga’nın bütün birliklere gönderilen emriyle geldi. “Olağanüstü Hal Bölgesi’nde (OHAL) geçici görevle bulunan birliklere tertip edilen erbaş ve erlerin tamamının, birliklerine sevk edileceği emirlerde belirtilmiş olmasına rağmen söz konusu birliklere tertip edilen piyade sınıfı komando eğitimi görmüş erbaş ve erlerin tamamının bazı birliklerce sevk edilmediği tespit edilmiştir. Bu erbaş ve erlerin tamamı OHAL bölgesine sevk edilecek, hiçbir suretle değişik amaçlarla ve başka görev yerlerinde kullanılmayacaktır.

Ancak bu emir de yerine getirilmedi ve Adapazarı’ndaki komandolar 151. Komando Alayı’na yine gönderilmedi.


KARA KUVVETLERİNE GÖRE VUKUAT YOK!

Bunun yerine Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Başkanı Tümgeneral Ahmet Ozteker’den dört ay sonra, 17 Kasım 1995’te şu yazı geldi: “Başvurularınızdaki iddialar incelenmiş olup şikayet ettiğiniz konuların verilmiş emirlere uygun olduğu tespit edilmiştir.” Genelkurmay Personel Başkan Vekili Tümgeneral Bahtiyar Türker imzalı yazıda da benzer bir cümle yer alıyordu.


Uludağ aslında bu cevapların Kara Kuvvetleri Komutanı Hikmet Bayar ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı’ya ait olduğunu iddia ediyor ve diyor ki “Genelkurmay Başkanı ya da Kara Kuvvetleri Komutanı’nın bilgisi olmadan bir personel bu tür bir yazı yazamaz. O zaman onlar da bunu desteklediler demek ki!”


ULUDAĞ: HAKSIZSAM BANA DAVA NEREDE?

Uludağ bu durumda kesinlikle soruşturma yapılması ve olayın askeri mahkemeye intikal ettirilmesi gerektiğini savunuyor. BU gerçekleşmediği için de şaşkınlığa düştüğünü belirtiyor. “Üstelik benim yalan söylediğim düşünülüyorsa bana dava açılması gerekiyordu. Ancak dava da açılmadı. Belli kî olay örtbas edilmeye çalışılıyordu. Olayın üzerinden 12 yıl geçti. Zamanaşımı süresi olan 15 yıl geçmediği için hâlâ bir soruşturma ve dava açılmasını bekliyorum


ULUDAĞ’IN YANIT BEKLEDİĞİ İKİ SORU:


Emekli Kurmay Albay Ahmet Uludağ, “Çalınan 240 Komando Askeri” adlı kitabında açıkça dile getirdiği olayla ilgili iki soruya bugün de yanıt bekliyor:


* 240 komandoyu neden Adapazan’nda tuttular?


* 240 kişi neye göre seçildi?”

ERLER İKİ NEDENLE ÇALINMIŞ OLABİLİR

“Yolsuzluk” olarak nitelendirdiği bu olayın nasıl gerçekleştiği konusunda da Uludağ’ın tahminleri şöyle:


* “Komandolar Güneydoğu’ya Adapazarı’ndan gidiyor, terhis edilince de önce Adapazan’na gönderiliyordu. Komandolar Adapazan’nda Güneydoğu’ya gitmiş gibi gösterilmiş olabilir. Tuğgeneral Rauf Aydın’ın böyle bir olayı gerçekleştirmesinin birinci nedeni 240 komandonun hatırı sayılır kişilerin çocukları olma ihtimali.” Uludağ bu 240 kişinin içinde Güneydoğu’da görev yapmak isteyenler olduğunu ve arkadaşları aracılığıyla bu isteklerini “Beni Güneydoğu’ya aldırın” diyerek kendisine duyurduklarını da söylüyor: “Bu askerler kayınlardan örtbas etmek için görüntü amaçlı kullanılıyor olabilir…


* “İkinci seçenek de 240 komandonun Rauf Aydın’ın birliğini denetimlerde güçlü göstermek amacıyla kullanılmış olabileceği. Böylece Aydın birliğini başarılı göstererek denetimlerde yüksek not alıp terfi edebilirdi.”

11’İ SIHHIYE ERİYDİ VE ÇOK ÖNEMLİYDİ


15. Kolordu, Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Genelkurmay’a bir dilekçe yazmış Uludağ. Ancak 240 askerden 1995 yılının temmuz ayında yalnız 19’unu alabilmiş. Uludağ, “Diğerleri hiçbir zaman Güneydoğu’ya gönderilmedi” diyerek şu sözleri ekliyor. “Bunlar belirli kişilerin çocukları olabilir. Ama 11’İ sıhhîye eriydi. Bizim için her şeyden önemli. Aynı anda 10 yaralı olabiliyor.”


ÜÇ AYLIK ERİN KOMANDO BİRLİĞİNDE İŞİ NE?

Sadece 1995 yılının temmuz ayında 15. Kolordu Komutanlığı, Uludağ’a bir yazı göndererek Adapazan İçin tertip edilen 1975/1 tertip devre kaybı erlerden 40-50’sini takviye er olarak gönderebileceklerini belirtmiş. Ama Uludağ soruyor: “Üç aylık eğitimini bile tamamlamamış devre kaybı erlerin komando birliğinde ne işi olabilir?”

Uludağ’ın verdiği bilgiye göre, iki ay sonra Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, Adapazarı’ndaki 2. Piyade Tugay Komutam Tuğgeneral Rauf Aydın’ı Güneydoğu’da, Diyarbakır’ın Dicle ilçesinde görevlendirmiş.
Uludağ, tugayıyla Diyarbakır’a giden Rauf Aydın’ın burada katıldığı Atmaca Operasyonu’nun skandalla sonuçlandığını da iddia ediyor: “27 kişi öldü Dicle’deki operasyonda. Bu bir operasyonda bu denli çok kişinin şehit olduğu ilk olaydı. Genelkurmay Başkanı’na yazdığım 27 Kasım 1995 tarihli şikayet dilekçesinde PKK’ya dolaylı şekilde destek veren bir generalin Güneydoğu’ya gönderilmesi bir ceza mı, mükafat mı, diye yazmıştım.”


ULUDAĞ’A GÖRE TUĞGENERAL’İN TAYİNİ SÜRGÜN


Bu bence bir tür ceza ama Aydın hakkında hiç soruşturma açılmadı. Generaller hakkında soruşturma açtırma emri verme yetkisi Genelkurmay Başkanı’nındır. Soruşturma açtırmadığına göre benim iddialanm doğru değil. Doğru değilse ciddi hakaretlerde bulundum, bana dava açılması gerekirdi. O da yapılmadı. İddialarımı İncelemesi ve askeri mahkemeye vermesi lazımdı. Bana da dava açan olmadı.


***

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir