28 Şubat’ın Ünlü Paşası Açıkladı:Sıra Türkiye’ye Gelecek

Türkiye artık ABD için stratejik bir ortak değildir. ABD’nin Suriye ve İran ile ilgili planları gerçekleştiğinde, sıra Türkiye’nin bölünmesine gelecektir.

Mart tezkeresi geçmeli miydi? Mart tezkeresinin reddedilmesi, Türkiye’nin 21’inci yüzyılda başta Irak olmak üzere Ortadoğu ve Kafkaslar’da önemli bir rol alma, sözü geçen bir ülke olma özelliğini ortadan kaldırmıştır. Sonuçta; bugün Kuzey Irak’ta ilerde ülkemizin bölünmesine neden olabilecek bir Kürdistan kurulmasına, Musul ve Kerkük’teki Türkmen varlığının silinmesine ve 50 yıllık dostumuz ABD’nin düşmanca tutumuna neden olan vahim bir hata olarak önümüzde durmaktadır. Şüphesiz; bağımsız ve demokratik bir ülkenin ferdi olarak TBMM’nin böyle bir kararına saygı duyuyorum. Şayet, tezkere öncesi dönemlerde hayati bir müttefikimiz olan ABD’ye sözler verilmeseydi, ABD’nin Türkiye’ye yönelik, ileride şiddetinin daha da artacağına inandığım açık ve kapalı hasmane tutumuna maruz kalmayacaktık. Üstelik Kuzey Irak’ta askeri varlığımızla istemediğimiz oluşumlara karşı söz sahibi olacak idik. Türkiye artık ABD için stratejik bir ortak değildir. ABD’nin Suriye ve İran ile ilgili planları gerçekleştiğinde, sıra Türkiye’nin bölünmesine gelecektir. 50 yıldır Türkiye soğuk harp döneminin başta azgın Sovyet tehdidi olmak üzere İran, Irak ve Suriye’nin tehditlerine ABD’nin caydırıcı savunma desteğiyle başarı ile karşı koymuştu. Evet, Türkiye de insan gücü çok yüksek orduları ile NATO’ya önemli katkılarda bulunmuştur. Ancak ABD’nin desteği hayati olmuştur. Şimdi maalesef ABD’den Türkiye’ye yönelik her türlü komplonun önü açılmıştır. Örneğin ABD’nin PKK’ya tutumu.

Ordu koruma gücünü 35’inci maddeden alır

Kalkmasına izin vermezler
TSK gücünü İç Hizmet Kanunu 35. maddeden alır. Bu yasal dayanağı tartışmaya açanlar niye kendi dönemlerinde buna kalkışmamışlar? Bu ülkenin evlatları müsaade etmeyecek kadar vatanseverdirler

Bu dönem görevini yapmadı
28 Şubat’ta kimsenin burnu kanamadan TSK görevini başarıyla yerine getirdi. Ama bu dönem yapılmadı. Bundan sonra yapılsa dahi kimsenin ciddiye almadığı çıkışlar olarak kalacaktır

Atatürkçüler kısır
Türkiye Ruhban Cumhuriyeti’ne dönüştürülmek isteniyor. Atatürkçü kesimde kısır çekişmeler nedeniyle bütünleşme olamıyor. Artık laiklerin toplanma zamanı gelmedi mi? Daha ne bekleniyor?

* Türkiye’deki dinamik güçlerin başında TSK olduğu biliniyor. Bugünlerde, TSK’nın cumhuriyeti koruma ve kollama görevini aldığı İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesi tartışılıyor. Başta Demirel, bu maddenin değiştirilmesi gerektiğini söylüyor.
Yasal olarak TSK gücünü, İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesinden alıyor. Bu madde, TSK’ya Anayasa ile tayin edilmiş Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamak görevini vermiştir. Tüm kurumlar da cumhuriyeti korumak ve sahip çıkmakla mükelleftir. Ancak ’kollamak’ görevi sadece TSK’ya verilmiştir. Bugünlerde bu yasal dayanağı tartışmaya açmak isteyenler neden kendi dönemlerinde buna kalkışmamışlar? Bu ülkenin gerçek evlatları bu yasanın kaldırılmasına müsaade etmeyecek kadar vatanseverdirler. Bence,ülkede laik cumhuriyeti koruma ve kollamada hala birinci sırayı alıyor.

* Sizin tanımlamanızdan yola çıkarak, şimdilerde TSK, bu bahsettiğiniz yasal görevini gerektiği kadar yerine getiriyor mu ?
Dünyadaki tüm silahlı kuvvetlerin en önemli niteliği caydırıcı olmaktır. Her ülke dış tehditlere karşı önce, bir saldırıdan korunmada caydırıcı olan, saldırı olursa onu bertaraf edecek bir silahlı kuvvete sahip olmak ister. TSK bu niteliğe ilave olarak, içeride de caydırıcı olmak zorundadır. Ülkemizde, 80 yıl önce tesis edilen Atatürk devrimlerini – ki bunlar çağdaş aydınlanma devrimleridir- başlangıçta kapalı, gizli şekilde örseleyerek, şimdilerde açıktan açığa budayarak, yok etmek isteyen karşı devrim hareketi mevcuttur.

GÖREVİNİ YAPMADI
Bu hareketin daha önce konuştuğumuz gibi, 28 Şubat sürecinde önü kesilmek istenmiş, kısmen de başarılı olunmuştur. Bu dönemde TSK caydırıcı görevini hakkıyla yerine getirmiştir. Hiç kimsenin burnu dahi kanamadan, MGK’nın yasal uygulamaları ile irticai tehdit önlenebilmiştir. Sonra gelen koalisyon hükümetleri, AB’nin baskısı ile demokratikleşmeımları adı altında, laik cumhuriyete kastedenleri çıkardıkları kanunlarla affederek, önlerini açarak, hepimizin bildiği daha bir çok hatalar yaparak, karşı devrimcilerin eskisinden daha güçlü olarak iktidara gelmelerine neden olmuşlardır. İşte, TSK bu dönemde caydırıcılık görevini yerine getirmeliydi. Bu görev yasal platformlarda, gerektiği zamanlarda -ki çoğu zaman gerekmiştir- kamuoyunu bilgilendirerek, sivil toplum örgütlerini destekleyerek, geçmişten de ders alarak yerine getirebilirdi. Bu yapılmadı. Artık bundan sonra yapılsa dahi kimsenin ciddiye almadığı çıkışlar olarak kalacaktır. Bu noktada ilginç bir saptama yapmak istiyorum. Bu dönemde YÖK ve üniversiteler çağdaş, Atatürkçü kuruluşlar olduklarını ispatlamışlardır. Laik konumlarını korumak için, yapılan bütün saldırılara karşı gösterdikleri gayretleri hayranlık ve saygı ile izliyorum.

* İrtica tehditi hiç bitmeyecek mi?
İrtica, son 25 yılda büyük adımlar attı, önemli kurumların çehresini değiştirmeye başladı. Bunların başında Milli Eğitim Bakanlığı geliyor. Son yıllarda çağdaş eğitimi bir yana bırakıp, imam hatipler, Kuran kursları ve türbanlı öğrencilerin üniversiteye girmesi her şeyin önüne geçmiştir.

BAKIN İKTİDARIN BAŞINA
Devlet kurumlarının tamamına neredeyse imam hatip çıkışlı insanlar atanmıştır. Ben imam hatiplilere karşı değilim.Ama herkes aldığı eğitime uygun görevlere getirilmelidir. Türkiye adeta Vatikan benzeri devasa bir Ruhban Cumhuriyetine dönüştürülmek isteniyor. Bütün bunlara karşı Sayın Cumhurbaşkanı, YÖK’ün ve son zamanlarda muhalefet partilerinin çıkış ve çabalarını görüyoruz. Bunlar yetmiyor. Topyekün laik bir seferberlik lazım. Bütün Atatürkçülerin birleşmesi gerekiyor. Bakınız, iktidarın başı, kendi dava yoldaşlarını her ne pahasına olursa olsun, hangi yolsuzluk ve usulsüzlüğe karışmış olsa bile yalnız bırakmıyor. Sonuna kadar sahip çıkıyor. Atatürkçü kesimde kısır çekişmeler nedeniyle bütünleşme olamıyor. Artık laik kesimlerin uygun bir ortamda toplanma zamanı gelmedi mi? Daha ne bekleniyor?

* Genelkurmay Başkanı, bir resepsiyonda gazetecilerle yaptığı sohbette Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü için “YÖK üyeleri toplu halde randevu isteselerdi, vermezdim” dedi. Bazıları bu tavrı eleştirdi. Siz nasıl yorumluyorsunuz?
Basından takip ettiğim kadarı ile böyle bir soru sorulmamış. Şayet sorulmadan söylenmişse; bu ifade iktidarın Rektör üzerinde yoğunlaşan baskısına bir destek anlamına gelebilir. Şayet sorulmuşsa; yargılama sonucu Rektör’ün gerçekten suçluluğu ortaya çıkması durumunda, randevu vereni zor durumda bırakacağından uygun bir düşüncedir.

* Genelkurmay ilk defa Radikal Gazetesi’ne demeç veren yüksek rütbeli komutanın, Genelkurmay II. Başkanı olduğunu açıkladı. Bu, basında bir ilk olarak yorumlandı. Geçmişte, Genelkurmay böyle davranmazdı.

TÜRBAN RAHATSIZLIĞI
TSK’da basına konuşma yetkisi verilen üç makam vardır. Bunlar Genelkurmay Başkanı, Genelkurmay II. Başkanı ve Genelkurmay Genel Sekreteri’dir. Pek tabii gereken durumlarda, Genelkurmay II. Başkanı, Genelkurmay Başkanı’nın emri ile veya kendi inisiyatifi ile basınla konuşabilir. Genelkurmay’ın bu açıklamasından, Cumhurbaşkanlığı makamına gelecek kişinin, eşinin türbanlı olmasının TSK’da bir rahatsızlık yaratmayacağı anlamı çıkması çok endişe vericidir. Üstelik, orduevlerine ve Cumhurbaşkanlığı resepsiyonuna türbanlı ve tesettürlü kıyafetli bayanlar kabul edilmemektedir. TSK bu konuda son derece duyarlıdır. Bu duyarlılıktan vaz mı geçilmiştir? Akla bu tür sorular gelebilir. Eğer görüşmeyi yapan komutanın kimliği açıklanmasaydı, konu bilinmezliğin karanlığında unutulur giderdi. Ancak, açıklama yapılınca, insanlar “TSK, demek ki üst seviyede Çankaya’ya türbanlı bir Cumhurbaşkanı eşine soğuk bakmıyor” şeklinde düşüncelere sahip olabilirler.
Demirel ’Kaldırılsın’ demişti

211 SAYILI Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu, 4 Ocak 1961’de çıktı. Kanunun 35’inci maddesi şöyle: “Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır.” 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 35’inci maddenin kaldırılması gerektiği görüşünü, SABAH yazarı Yavuz Donat’a açıklamıştı. Geçen yıl ekim ayında, Donat’ın köşesinde yayınlanan yazıda Demirel özetle şöyle demişti:

* Madde 35 konuşulsun… Yalnız Madde 35 değil, koruma ve kollama işinin nasıl yapılacağı da konuşulsun. Koruma ve kollama güvenlik kuvvetlerinin, ordunun işidir ama, bunun start alacağı yer, meşru iktidarın direktifidir.

* Kendiliğinden, siyasi iktidarın direktifine bağlı olmadan koruma ve kollama ancak Güney Amerika ülkelerinde olabilir.

* Ben bunları 1980’li yıllarda hep söyledim… Bunları koruma ve kollamaya maruz kalmış bir insan olarak söylüyor da değilim.

* (“Demirel’i askerler indirdi, kuyruk acısı var” yorumlarına karşı) İçimde en ufak acı yok… Öyle şeyleri aştım… Bunlara takılıp kalmam… Bunu asker de bilir… Ben silahlı kuvvetleri hedef almıyorum… Benim hedef aldığım şey, silahlı kuvvetler adına yapılan hareket.

Metehan Demir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir