ABD Irak’a sadece yeni katliamlar getirdi

Irak direnişi ABD ve Britanya’yı öyle bir yenilgiye uğrattı ki, Britanya kamuoyundan bile Saddam rejimine rahmet okuyan sesler yükselmeye başladı. Irak, ABD’nin Ortadoğu politikasının sonunu getiren savaş oldu

Washington ve Londra’da Irak’taki şartların kötüleşmesi hakkında benzeri görülmemiş bir tartışma yaşanıyor. Bellibaşlı gazeteler ve dergiler ABD Başkanı George W. Bush’un ve müttefiki Britanya Başbakanı Tony Blair’in terörle savaşı kaybettiğini ve içinden çıkılması zorlaşan kanlı bir bataklığa saplandığını teyit eden araştırma, makale ve anketlerle dolu.
Bush’un kendisi işlerin Irak’ta istendiği gibi gitmediğini ve bu ülkenin kendi yönetimi açısından ’yeni bir Vietnam’a dönüştüğünü itiraf edip, bu trajediden çıkmak veya en azından kayıpların sayısını azaltmak için yeni bir politika bulmak amacıyla askeri yetkililerle bir toplantı yaptı. ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Alberto Fernandez de, El Cezire’yle söyleşisinde çizgisinden çıkıp ülkesinin Irak politikasını ’aptalca ve küstahça’ diye niteledi. Bu noktada başkana düşen, iyice kulak vermek, hesapları gözden geçirmek ve kibrinden ödün vermek.
Asıl sürpriz gelişmeyse, eski Irak rejiminin diktatörlük ve işkence üzerine kurulu şeytanca sistemine ve işgalin gerekçesi olarak da kullanılmış Enfal savaşına rağmen, Britanya’dan Irak’taki şartların Saddam döneminde daha iyi olduğuna vurgu yapan seslerin çıkması.


Felluce’nin Enfal’den ne farkı var?
Cambridge Üniversitesi’nde öğretim görevlisi Corelli Barnett’in, savaşı destekleyen muhafazakâr sağcı Daily Mail gazetesinde salı günü bir makalesi yayımlandı. Barnett, ’Saddam’ın Irak’a hükmettiği 30 yıl boyunca istikrar sağladığını, bütünlüğü koruduğunu, farklı din ve ırklardan Iraklılara görev verdiğini, Ortadoğu’nun en iyi sağlık sistemini kurduğunu, kadını özgürleştirdiğini, sokakları cesetlerin doldurmadığını’ ifade ediyordu. Corelli’ye göre, “Saddam Halepçe’de kimyasal silah kullandıysa, ABD de Kaim ve Felluce’de beyaz fosfor kullandı. Saddam Enfal operasyonunu gerçekleştirdiyse, Amerikalılar ve müttefiklerinin de Felluce, Bağdat, Samarra ve başka yerlerde Enfalleri var.” Barnett sözlerine şöyle son veriyordu: “Saddam yönetimde olsaydı 655 bin Iraklı, 3 bin Amerikalı ve 120 Britanyalı öldürülmez, bir milyon Iraklı ve en az 20 bin Amerikalı yaralanmazdı.”
Bu ünlü İngiliz tarihçi altı aydan kısa süre içinde yeni Irak’ın savunma bakanlığı bütçesinden 800 milyon doların, iki yıldan kısa süre içinde de petrol aidatlarından 18 milyar dolardan fazla paranın çalındığını ifade etmedi.
Orta sınıftan her gün 1000 Iraklı, Şam ve Amman’a kaçıyor. Nüfusun yüzde 96’sını oluşturan yoksullarsa 500 dolarlık taksi ücretini bulamadıkları için kaçamıyor ve ölmek dışında seçenekleri yok. Bazı istatistikler, iki yılda 650 bin Iraklının göç ettiğini ortaya koyuyor.
Saddam’a rahmet okuyan bu makaleyi bir Arap kaleme alsaydı yazar Saddam rejimine uşaklık yapmak ve diktatörlüğü desteklemekle suçlanırdı. Fakat bunları yazan Arap değil; gazetesiyse savaşı destekliyor. Dünyanın en sağcı gazetelerinden de biri sayılan Daily Mail, korkmasızın doğruyu söyleyip ’kralın çıplaklığına’ işaret ederken, Irak gazeteleri sessiz.
Bu beklenmeyen uyanış, Britanya ve ABD kamuoyunda köklü bir değişim yaşandığına yorulabilir. Britanyalıların yüzde 76’sından fazlası ve Amerikalıların beşte dördü Irak savaşının kazanılamayacağını ifade ediyor. Bush ise hâlâ kendisini bu çıkmazdan kurtarıp çekilmeyi kolaylaştırması için Irak güçlerine umut bağlıyor. Bu güçler Iraklıları bıktırdığı gibi onu da bıktıracak. Irak güvenlik güçleri daha Bağdat havaalanı yolunun güvenliğini sağlamaktan veya liderlerini korumaktan aciz.
Direniş dengeleri altüst etti, ABD’nin burnunu sürttü, işgal projesi ve yalancı propagandalarla işbirliği yapanları ifşa etti. Irak için en iyi gelecek, sahibine iadesi, mezhep ayrımcılığının giderilmesi ve ülkeyi kanlı bataklığa gömenlerin yargılanmasından geçiyor.


Müdahale dönemi geçti artık
Eski ABD Dışişleri Bakanı James Baker Bush’a üç tercih sundu. Baker’ın başkanlığını yaptığı komisyonun raporunun özeti şöyle: Birinci tercih, komşu ülkelere konuşlanmak suretiyle tamamen çekilmek. İkincisi, direniş saldırılarından uzak durmak için saldırılarından uzak durmak için yerleşim birimlerinden uzaktaki üslere çekilmek. Üçüncüsüyse, güvenliğin kontrol altına alınması ve çıkmazdan kurtulmak için ’şer ekseninin’ iki kutbu İran ve Suriye’ye başvurmak.
Bush’un hangisini seçeceğini bilmiyoruz ama direnişin kazandığını ve Arap bölgesinin kapsamlı bir değişimin kapısına geldiğini biliyoruz. Batılı hükümetlerin direnişle karşılaşmaksızın savaş için güçlerini bölgeye gönderdiği dönem geçti. Irak savaşı bu denklemin başarısızlığını ispatladığı gibi Lübnan’daki İsrail savaşı da bu durumu teyit etti.
Irak medeniyetlerin sığınağı, imparatorlukların beşiği ve modernleşme ışıltılarının kaynağıydı. Bundan sonraysa Amerikan şer imparatorluğunun ve müttefiki İsrail’in ’battığı adres’ olacak.
(Londra’da Arapça yayımlanan Kuds ül Arabi gazetesi, genel yayın yönetmeni, 25 Ekim 2006)


ABDULBARİ ATWAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir