ABD, Karadeniz’de Barınamaz!

ABD, terörle mücadele adı altında Akdeniz’de NATO bünyesinde faaliyet gösteren “Aktif Çaba” adlı deniz gücü operasyonunun görev alanının, Karadeniz’i de kapsayacak şekilde genişletilmesini istiyor. Tarakçı, Türkiye’nin katılımı olmadan ABD’nin Karadeniz’de stratejik çapta bir deniz gücü oluşturmasının zor gözüktüğünü belirtiyor.

Soğuk Savaş döneminin kapalı ve sakin denizi Karadeniz, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından yeni küresel mücadele merkezlerinden birisi olmuş durumda. Rusya’yı güneyindeki Karadeniz’den, İran’ı da kuzeyinden çevrelemek isteyen ABD, Avrupa ile Hazar enerji kaynakları arasında kalan bölgeyi kontrol etmek istiyor. Mavi Akım ve Bakü-Ceyhan gibi enerji hatlarını kontrol altında tutmayı amaçlıyor.

Bu hedef doğrultusunda ABD, terörle mücadele adı altında Akdeniz’de NATO bünyesinde faaliyet gösteren “Aktif Çaba” adlı deniz gücü operasyonunun görev alanının, Karadeniz’i de kapsayacak şekilde genişletilmesini istiyor. Ancak, Türkiye ve Rusya bu girişime karşı çıkıyor. Türkiye, ABD’nin Karadeniz’e açılmasının Montrö Sözleşmesi’ni sulandırmasından endişe ediyor. Ankara, Bulgaristan ve Romanya’nın açıkça destek verdiği, Gürcistan ve Ukrayna’nın yeşil ışık yaktığı bu operasyonların Karadeniz ülkelerinin üyesi bulunduğu Karadeniz Gücü (Blackseafor) tarafından yapılabileceğini belirterek, ayrıca bir NATO girişimine gerek olmadığını düşünüyor.

Türkiye direniyor, ama…

Türkiye-ABD arasındaki gerilim geçtiğimiz günlerde Washginton’da düzenlenen Türk-Amerikan İş Konseyi’nin ortak yıllık toplantısında tekrar gün yüzüne çıktı. Toplantıda konuşan Genelkurmay Plan ve Prensipler Başkanı Korgeneral Hilmi Akın Zorlu, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Karadeniz’de makul ölçüde sakin olduğunu ve alarm verici bir güvenlik durumunun olmadığını belirterek, Türkiye’nin böylesi bir girişime sıcak bakmadığını yineledi. ABD adına konuşan Müsteşar Matt Bryza ise Karadeniz’e çıkma çabalarının sürdüğü açıkça söyledi. Matt’ın bu sözleri, dünyanın birçok denizinde kontrol sahibi olan ABD’nin, barışçı bir deniz olarak bilinmesine karşın Karadeniz’de de kontrol istediğini gösteriyor.

ABD’nin ilgisi eskilere dayanıyor

Gelişmeleri Millî Gazete’ye değerlendiren Emekli Deniz Kurmay Albay Dr. Nejat Tarakçı, ABD’nin Avrupa (Karadeniz dâhil) stratejisinin ana hedeflerini şöyle anlatıyor: “Soğuk Savaş’ın sona ermesini takiben ortadan kalkan Avrupa’daki Rus etkisinin yeniden canlanmasını önlemek, Rusya’nın Karadeniz’deki askeri stratejik konumunu daha fazla kısıtlamak, Kafkasya ve Hazar bölgesine müdahale için Karadeniz’de askeri yığınaklanma noktası oluşturmak, Eurozone bölgesinin genişlemesini önlemek, (Irak harekâtının ana nedeni budur. İran da Eurozone geçmeye karar verdi), AB’nin küresel ve bölgesel bir güç haline gelmesini engellemek, AB- Çin ilişkilerini kontrol altında tutmak.”

Tarakçı, Soğuk Savaş süresince Karadeniz’de hiç NATO tatbikatı olmadığına dikkat çekerek, “Sadece ABD donanması müstakil ve Montrö Sözleşmesine uygun olarak 21 günden fazla kalmamak üzere, Sovyet karasularının sınırlarında gövde gösterisi ve politik baskı uyguladı. Bir seferinde 1979 yılında havada rakip uçakların yaptığı it dalaşına benzer şekilde iki gemi çarpıştı ve uluslararası hukuka konu oldu. Sovyetlerin dağılması ile birlikte, nüfuz alanına eski Sovyet devletlerini almak için PfP (Partnership for Peace) Barış İçin Ortaklık (BİO) adı verilen NATO projesi devreye sokuldu. Halen devam eden bu proje sonunda NATO şu anda 26 üyeye yükseldi. Bu proje kapsamında 1997 yılından itibaren Ukrayna, Romanya ve Bulgaristan’ın ev sahipliğinde her yıl Haziran aylarında Karadeniz’de NATO deniz tatbikatı yapılmaya başlandı.” diye konuşuyor.

Rusya ve İran’a gözdağı

Tarakçı, deniz kuvvetinin politik ve askeri bir baskı aracı olarak kullanılmaya son derece uygun bir enstrüman olduğuna vurgu yapıyor. Aktif Çaba görev kuvvetinin bir NATO kuruluşu olduğunu söyleyen Tarakçı, “Montrö Sözleşmesine göre yabancı gemilerin Boğazlara girişten en az 15 gün önce bildirimde bulunmaları ve Karadeniz’de bulunabilecek gemilerin toplam tonajlarının 30 bin tonu geçmemesi gerekmektedir. Bunun anlamı ortalama tonajı 4 bin olan Fırkateyn sınıfı gemilerden en fazla 7 adedinin Karadenize çıkabileceğidir. Saldırı çıkarma gemisi ve diğer yardımcı gemiler de bu tonaja katılırsa fırkateynlerin sayısı daha da düşecektir. Bu önemli bir kısıtlamadır. Bu güce (Karadeniz’e sahildar olduğu için) Türk fırkateyni katıldığı taktirde hesaplamaya dahil olmayacaktır. Romanya ve Bulgaristan için de durum aynıdır.” ifadelerini kullanıyor.

ABD’nin, bu gücün Karadeniz’de konuşlanmasını NATO’ya şiddetle karşı olduğunu açıklayan Rusya’ya gözdağı vermek için istediğini kaydeden Tarakçı, “ABD, ayrıca NATO’ya girme konusunda siyasi karar alan ancak fiiliyata geçirme konusunda hala bir takım endişeleri olan Ukrayna, Gürcistan ve Moldovya’ya cesaret vermek istiyor. Özellikle Rusya’nın 2017 yılında, Çarlık döneminden bu yana tarihi üssü olan Sivastopol’dan çekilmeme olasılığına karşı Ukrayna’nın yanında olunacağını fiilen göstermek istiyor. Ayrıca, Gürcistan’daki Rus üslerinin boşaltılmasında savsaklama olması halinde askeri baskı uygulamak veya Abhazya otonom bölgesinde Gürcistan hükümetinin girişebileceği harekâtı fiilen desteklemek istiyor.” şeklinde konuşuyor.

Asıl hedef Kafkaslara yerleşmek

Dr. Nejat Tarakçı, Romanya, Gürcistan ve Bulgaristan’ın yeni oluşturulacak ABD üslerine kapı aralamasını ise şöyle değerlendiriyor: “Resmin parçaları bir araya getirildiğinde ABD’nin Sovyetler Birliği’ninin çökmesinden bu yana, NATO’nun genişleme stratejisini kullanarak askeri yığınaklanmasını merkezi Avrupa’dan Karadeniz ve Kafkaslara kaydırmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Amaç ve fonksiyon açısından bir değerlendirme yapıldığında, Aktif Çaba görev kuvvetinin Karadeniz’deki varlığının gerekçesi fazla inandırıcı olmamaktadır. Ancak ABD stratejisi açısından bakıldığında Aktif Çaba görev kuvveti, bu stratejinin küçük, ancak politik ve jeostratejik açıdan hayati parçalarından birini oluşturabilir.”

ABD’nin bu stratejisi karşısında Rusya’nın da aldığı bazı fiili önlemler olduğunu hatırlatan Tarakçı, Rusya’nın, ABD veya NATO askeri alt yapısının kendi sınırlarına uzanması halinde 1990 yılında Paris’te imzalanan Konvansiyonel Kuvvetlerin Sınırlandırılması Anlaşması’ndan (CFE) çekileceğini açıkladığına işaret ediyor.

Kalıcı güç, Montrö’nün ihlali

Tarakçı, “Rusya’nın Letonya, Estonya ve Litvanya’nın NATO’ya girişine gösterdiği reaksiyon hatırlandığında ise, özellikle, Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO üyesi olması durumunda daha sert ve kararlı stratejiler ortaya koyması kuvvetle muhtemeldir” görüşünü dile getiriyor. Karadeniz’de kalıcı ve stratejik büyüklükte bir ABD deniz gücünün muhafazasının Montrö Sözleşmesi nedeniyle mümkün olmadığını ifade eden Tarakçı, “Bu nedenle ABD’nin bahsedilen hedeflerini gerçekleştirmek maksadıyla, NATO’yu devreye sokarak Bulgaristan, Romanya ve Türkiye gibi sahildar ülkelerin de katılımı ile stratejik çapta bir deniz gücü oluşturmayı planladığı değerlendirilmektedir.” diye konuşuyor.

ABD’nin yanında yer almamalıyız

Tarakçı; “Sözleşmenin tonajlarını kısıtlayan 14. ve 18 maddelerinin değiştirilebilmesi için en az iki imzacı ülkenin müracatı gerekmektedir. Romanya, Bulgaristan, Japonya, İngiltere, Avustralya, Yunanistan, Sovyetler Birliği (Rusya) ve Fransa imzacı devletlerdir. 21 günlük süre; arkası geldiği ve lojistik destek devam ettiği sürece caydırma, stratejik veya operatif taaruz için yeterli bir süredir. Böyle bir mekanizma içinde yer alan Türkiye’nin politik, askeri ve ekonomik kayıpları çok fazla olacaktır. Bunlar o kadar açıkca görülmektedir ki, dile getirmeye bile lüzum yoktur. Rusya ile olan tarihi, ekonomik, stratejik bağlantıların feda edilebilmesi için Rusya’nın tamamen Batı kontrolüne girmesi gibi ütopik bir şart dışında hiç bir geçerli neden görülememektedir.” diyor.

Letonya’nın hava savunması Türkiye’ye emanet

Türkiye’nin ABD’nin isteklerini karşılaması halinde ise Rusya’nın bunu düşmanca bir hareket saymaması için hiç bir neden bulunmadığını belirten Tarakçı, “Bu nedenle hem politik, hem de ekonomik ilişkiler süratle ve radikal şekilde olumsuz yönde değişecektir” diyor. Tarakçı, şöyle devam ediyor: “Bu arada Türkiye açısından şunu da hatırlatmak isterim. NATO’ya yeni katılan Baltık ülkelerinin hava kuvvetleri olmadığından hava savunmaları Litvanya’daki askeri meydan kullanılarak 2005 yılından beri NATO tarafından rotasyon usulü ile sağlanmaktadır. 2006 yılının ilk görevine 1 Ocak tarihinde Polonya sekiz uçak ve 69 kişilik personelle başlamıştır. Nisan ayında ise bu görev Türk Hava Kuvvetleri’ne geçecektir. Ermeni soykırımını parlamentosunda kabul eden Letonya’nın da hava savunmasının Nisan ayından itibaren Türkiye tarafından yapılacak olması, Türkiye’nin, ittifak ilişkilerini milli çıkarları ile bağdaştıracak bir politika izleyemediğini göstermektedir.”

ABD-İsrail ittifakı, etki alanını genişletmek istiyor

İsrail’in NATO üyesi olma yönünde attığı adımları değerlendiren Emekli Kurmay Albay Nejat Tarakçı, İsrail’in NATO’ya üye olmasına gerek olmadığını belirterek, “Zaten, tarihi ve vazgeçilmez İsrail-ABD ittifakı onun güvenliğini yeterince sağlamaktadır. Ancak AB’nin Ortadoğu ve doğu Akdeniz’deki politik ve askeri gelişmelere kayıtsız kalmaması ve elini taşın altına sokmasını sağlamak maksadıyla İsrail’in NATO üyeliği gündeme getirilmiş olabilir. Böylece İsrail’e karşı girişilecek veya İsrail’in karıştığı bir harekâtta AB, NATO sözleşmesinin 5. maddesi gereğince doğrudan olaylara müdahil olmak zorunda kalacaktır.” diye konuşuyor. Tarakçı, İsrail’in NATO üyeliğinin Arap dünyası ile AB’yi karşı karşıya getireceğinin altını çizerek, “ Böylece, AB’nin bölgedeki ekonomik ve politik etki alanı yok olacaktır. ABD ve İsrail askeri ve politik açıdan güçlenirken, AB ise politik ve ekonomik bir ikilemle karşı karşıya kalacaktır. Bu nedenle AB içindeki NATO üyelerinin büyük bir kısmının İsrail’in üyeliğine karşı çıkmaları kuvvetle muhtemeldir. Kanaatimce, İsrail’in NATO üyeliğinin gündeme getirilmesinin altında, ABD-İsrail ittifakının etki alanın genişletilmesi için AB’nin destek ve yardımlarının sağlanması yatmaktadır.”yorumunda bulunuyor.

Hazırlayan: Necmettin ÇAKMAK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir