ABD Türkiye’ye Depremle Giricek!..

Yurtdışında yayıncılık yapan bir ağabeyimizin arabasıyla yolda gidiyoruz… Kendisi uzun süre Muhaberat konusunda eğitim aldığından bir çok milli meselede oldukça deneyimli birisi…  Anlatacağım muhabbet zuhur ettiğinde kendisi tatilini Türkiye’de geçirmek için gelmişti…


Bizi gideceğimiz  yerin yolunun üstünde olması sebebiyle arabasına davet etmiş; netice de Cağaoğlu’ndaki sohbetimizi yol arkadaşlığı modunda sürdürmeye başlamıştık. Hayli endişeli bir yüz ifadesi vardı. Zira Türkiye’de bulunduğu süre içersinde bir çok ciddi adamla görüşmüştü. Mesleği gereği aldığı her özel bilgi de bu dertli yüz ifadesini takındığını daha önceki dostluklarımızdan biliyorum.  Aldığı bu sır belli ki ona ağır geliyordu ve kendine yakın gelen insanlara da bu yükü biraz olsun yükleyerek rahatlamak istiyordu.


Benimle birlikte arabada bir arkadaşım daha vardı.


Ağabeyimiz endişeli ve hüzünlü bir yüz ifadesiyle sürekli yola bakıyor. Her zaman heyecanlı olduğunda yaptığı gibi yine tırnaklarını yiyordu. Arabayı hızlı sürmesine rağmen bu işi (tırnak yemeği) hayli profesyonelce yapabiliyordu.


Yavaş yavaş konuya girmek istediğini belli eder şekilde sorular sormaya başladı. ABD, Irak Savaşı, Siyonizm Kontrollü ABD üzerinden Türkiye Kuşatması derken arabanın içinde ani bir sesizlik oldu…


Uzun süre kimse konuşmadı. Netice de arkadaş da ben de ineceğimiz yere yaklaşmaya başlamıştık ki; Ağabey:


Arkadaşa seslenere; “ Amerika  Türkiye’ye  ne zaman girer?.. diye adamı göbekten çatlatır bir soru sordu.


Tabii o aralar Amerika Irak savaşına yeni başlamış, Her milletten toplama “bol uyuşturuculu ve yerine göre uyarıcılı hamburger ve kola çocukları Coniler” sözde Türkiye üzerinden bölgeye geçiş yapacakları bildirilerek tabur tabur ülkemize gelmeye başlamışlardı. Bunların bir kısmı İskenderun limanında konuşlandırılırken, İstanbul’da hayli sivil kıyafetli bir takım hazır kıtaların modern kamufle teknikleriyle şehrin siletinde yürüyen adamlar olarak hareket ettikleri biliniyordu. Bunların yanında bir de ABD tarafından “Delta Force” eğitiminden geçirilmiş Peşmergelerin de Güneydoğu için özel seçilmiş ABD pasoportlular vardı. Bunlar plan gereği Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne yerleştirecekler, her an çatışmaya hazır birlikler olarak bu topraklarda bulundukları belirtilmesene rağmen bir türlü o gün gelmeyecek neticede yabancılık çekmedikleri adetleriyle maddi imkanlarının çekiciliğini de kullanarak iyi bir bakıcısı olan kapı köpeği misali misyonerlik yapacaklardı. Halk da bu beyaz propaganda sahnelerini yiyecek kapan yavaş yavaş kapanacaktı. O yüzden bir aralar oralarda Prefabrik mahalleler kurdular. O prefabrik mahalleler, prefabrik şehirden “Ev sahibini kovan Yavuz Hırsız’ın ev sahipliğine”  dönüştürülecekti ki tezgah tutmadı… Daha doğrusu tutturulmadı!!!



Çok şükür adeta Turuncu alarm durumuna gelmiş Türkiye beter kumpastan kurtulabildi. Hala büyük bir hayret var ortada!…  Ya içeride özel güvenlik görevlisi, danışman, eğitmen, araştırmacı, işadamı vs. adı altında kalanlar…


Her neyse bu işin o döneme ait bir kuşatma stratejisiydi ki geçiştirildi. Yeri gelmişken işte öylesine değindik Efenim….


Yazımıza önemli gördüğümüz bu makası ilave ettikten sonra;  asıl döşenen raydan çıkmadan mevzumuzu sürdürelim dilerseniz….



….. (kaldığımız yerden devam)


Arkadaş akıllı bir o kadar da -kendini dinleyerek- hareket etmeyi seven birisi.. Soruya cevap vermeyerek susmayı yeğledi. Soru arka arkaya birkaç defa geldi…


– Herhalde direkt gelemezler dedi – ki bu muhabbet geçtiğinde ortada Metal Fırtına muhabbeti de yoktu.


Ağabey:


-Kimse Türkiye’ye direkt cephe açmaz ancak başka türlü nasıl girerler onu soruyorum” dedi…


Belli ki ihtimaller üzerinden birinde yoğunlaşılmıştı. Belli ki de o ihtimali kuvvetlendirecek ciddi veriler sürekli artıyordu. Ağabey’de o dönem için üzerine en çok oyananan senoryayı dinlendirmeye çalışıyordu. Bunu da bizleri meseleye iyice dikkat çekmeden, ciddiye almadan vermek istemiyordu… Düşünce ve fikirde adeta bir yemek gibi karşısında aç insanlar olmadan verilmemelidir. Karşınızdaki baklava-börek olsa kusar… Acıktırmak için gerekirse kusturun…


Arkadaş ineceği yere yaklaşmıştı. Ben de aynı nokta da inebilirdim ancak. İnmedim varsın saatlerce yürüyeyim dedim, birkaç durak sonra inmeye karar verdim. Zira soru bana sorulmamısına rağmen kendimi birincil elden ağbimizin söylemek istediği şeyi daha fazla gevelemeden söyletmeye  görevli adletmiştim.


“Ne zaman girer  ağabey” kontratak bir soru sorduğumda doğrusun isterseniz  yuvarlamadan cevap alacağımı pek tahmin etmemiştim ancak, o hemen cevap vermeyi tercih etti..


“Deprem olduğunda!..”


Nasıl…


-Deprem nedir, felakettir! Düşmektir… Yılan bile sarılanılacak bir durumdur… Marmara depremindeki hadiseyi hatırlarsın daha büyüğünü düşün. Her şey yanmış yıkılmış, ne yol kalmış ne iz… Zaten buna göre program yapmışlar Yardım konvoyu görüntüsü altında bir çok prosfesyonel ekip hazır. Üstelik bu ekipler sadace ABD’de örgütlenmiş değil; Kanada başta olmak üzere özellikle Bulgaristan, Gürcistan, Ukrayna, Ermenistan gibi son dönem tedristin geçen devlet olamamış ve bir daha da ciddiyetle olamayacak ülkelerin ekiplerine de sokuşturulmuş durumda. Yol, inşaat, alt yapıdan tut tüm şehir planlamaları bu özel amaçlı firmalar tarafından yeni bir şehir inşa  etmek üzere seferberlik emrini bekliyor. Kim hayır diyebilir BU DAR GÜNÜN TRUVA ATLARINA. Burada sadece şu soruyu sorabilirsiniz, BUNLAR  “Kimin şehrini” TEBASIYLA BİRLİKTE YENİDEN YAPILANDIRACAKLAR.


Bunun cevabını HALİÇ’İ ÇOK AMA ÇOK SEVENLERDEN ALABİLİR SİNİZ!



– Peki deprem nasıl olacak…


Tetikliyorlar… Hani Bolu’da bir ara fay hatlarında maden arıyoruz, araştırma yapıyoruz diyerek kırıkları BİR BİRİNE YAKLAŞTIRARAK  tetikleyen bir firma vardı;  O’nun gibi değil…


Yani H AARP TEKNİĞİYLE DEPREM SİLAHI doğru mu?..


Daha ilmi ve gelişmiş şekli kullanılıyor… Tıpkı ışık olayından sonda sesin de nokta atışı kullanıldığı gibi bu silah yerden de destek alınarak kullanılıyor. Yani yerde bu manyetik gücü çekecek alıcıların olması gerekiyor.


Burada meseleyi dayahnamayıp sulandırdım…


Alıcı denizanaları, deniz kızları, denizatları……        


DENİZALTILAR…


(…)


Zaten dikkat etmiyor musun, koç gibi koca koca firmalar nedense EN CİDDİ TEKNOLOJİLERİ prefabrik fabrikalarda İNŞA ediyorlar (!) Sanki onlar bir gece gidecek gibi hareket ederken; Bizimkiler taşa-kirece-kima gömüyorlar paraları. Bu firmalar hangisi son yıllarda ciddi binalar diktiler araştır bakayım. Bunun dışında dikilen birkaç plaza esnek yapılar 9 şiddetinde depreme bile dayanıklı. Olan milletin diktiği cam çerçeve kum yığınlarına olacak… . İstanbul’u depremden sonra Şehir devlet olarak yeniden yapılandıracaklar. Anlıyacağın onlar binalarını, fabrikalarını kalıcı şekilde yapmıyorlar. Deprem ve sonrasının şehrini bekliyorlar…. Yada SİYONİZMİN ALTINÇAĞ’ININ İSTANBUL’UNU!!!



Akabinde devam etti…


Bu kadar YEMEYE DOYMAYAN Florya, Yeşilköy masonunun, rotarisinin yıllarca sefalarını sürdükleri deniz kıyılarını bırakıp Beykoz’a, Riva’ya kaçmaları neden acaba?…  YUŞA TEPESİNDE HZ. YUŞU MI VAR SANIYORSUN? O MEZAR İŞARET TAŞI…


(…)


Boğazın her iki yakası da muhtemelen denizden  gelecek bir depremle sular altında kalacak….


Sözünün bu kısmında,


“Peki Ağabey bu konuyu bilmesi gerekenler birimler biliyordur herhalde” dedim


Cevap beni şok etti.


– “EN BÜYÜK KURUM” biliyor dedi…


– Ehh karşılığında tedbir almışlardır herhalde…


– Onlar da  bir nevi şerden hayır doğacak diye KONTROLLÜ BİR GERİLİMLE bekliyorlar…



– Bunlarca insan, sönen ocak,  kan –gözyaşı…. 


Zaten sosyal ve siyasal BÜYÜK BİR DEPREM yaşıyorsun. Şehr-i İstanbul şehir olmaktan bin kere çıkmış. 8 kilometrelik bir ray sistemiyle mi şehir oldun. Türkiye’nin nederedeyse dörte biri burada. Her gün nereye, kime çalıştığını bilmeyen milyonlarca insanın yanında gizli açlık, işsizlik, bunalım, sosyol ve psikolojik sorunlar akıl almaz. Bakma bu milletin kendi evlatları onurludur, şerefi ayaklar altına alınmasın diye kan kusuyor ama kızılcık şarabı içtim diyorlar. Ya diğerleri gündüz müslüman gece kafir gibi yaşayan bir kitle, orman kununlarına tabi nizamsız gettolar, günübirlik börtü böcek yapılanmalarıyla şehircilik yaptığını zanneden belediyeler. Hırsızlığın adı “rantçılık”, hırsızların adı “uyanık”  olmuş. Sabah evden çıkanlar  birbirinin parasını, namusunu çalmak için sokağa çıkıyor. Kaç’ta Allah için, din için vatan için yaşayan var… Müslüman kızı dediğin yavrun, yatağa bile gezdiği kıyafetle girmiyor. Erkek evlatları ise topçuyum-popçuyum; yağ satarım-bal satarım deyip hedefsiz, misyonsuz bir hayat yaşıyor. Allah rahmeti de belayı da kullarının eliyle verir… Gün olur olanlara evliyanın bile elleri bağlanır sadece kanlı gözyaşlarıyla seyrederler… Bilsen de müdahale izni yoktur…


(…)
Ancak gene de çok acımasız değil mi?..


Padişahlar devletin bekası için kardeşlerinin dahi katline rıza göstermedi mi?. Ya da bünye ayakta kalsın diye kol veya bacak feda edilmez mi?..


Artık inmem gereken son durağı da geçmek üzereydim. Cevapları acı ancak  gerçekçi gördüm ve indim…


O günden sonra bir daha bu konuyu bir daha görüşmedik.


O da sanki bunu hiç konuşmamış gibiydi.


Sorsam belki de gerçekten hatırlamayacak…


Şimdi ısrarla Marmara açıklarında Adalar civarında keşfedilen fay hatlarından bahsediliyor. Oysa Prof. Ahmet Ercan bu fay hattını 1999 yılında tesbit ettiğini ve niye sanki yeni bir şeymiş gibi kamuoyuna pompalandığını merak ettiğini de söyledi?
Niye peki …


Zihinler “Bir gece Ansızın Gelebilirim” meledileriyle mi hazırlanıyor dersiniz?..
ŞEYTAN HİÇ USLU DURMUYOR BİLİYOR MUSUNUZ?


Ya “HANNASLAR” ONLARI TANIMAYIN LÜTFEN…


Onlar aklın almayacağı her planı düşünebiliyorlar. Çünkü işleri bu yani; Şeytanlık!


“Şeytanla empati yapmadan” onu yenemezsiniz!!!


Şimdi empati yapın bakalım; yukarıdaki plan doğru olabilir mi?..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir