ABD Türkiye’ye Saldırırsa Ne Olur ?

Tarih, 23 Mayıs 2007… Yer, Kerkük’ün kuzeydoğusu…
Kuzey Irak’taki kargaşa devam ederken, bölgede bulunan Türk birlikleri ani bir Amerikan saldırısına uğrar. Türk birlikleri “müttefik”lerinden hiç de beklemedikleri bir darbe almıştır. CNN International hemen haber geçmeye başlar: “Kuzey Irak’ta çatışma… 13 ABD askeri öldü, 30 yaralı var. Ordu yetkilileri, Amerikan güçlerine saldıran 35 Türk askerinin öldürüldüğünü açıkladı.”

Amerikalıların niyeti Türkiye’deki zengin bor minerallerini ele geçirmektir. Bunun için her şeyi göze almışlardır. İstanbul ve Ankara dahil olmak üzere tüm Türkiye’yi savaş alanına çevirmeyi bile…. Ve Metal Fırtına Operasyonu başlar…

“Metal Fırtına” dünyanın siyasi gündeminde Türkiye’nin konumunu da ele alan bir roman… Kitapta, siyaset dünyamızın önemli yüzleri de gerçek isimleriyle yer alıyor. Bu kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz?

Burak Turna- Uzun süredir roman yazma çalışmalarımın yanısıra felsefe ile de ilgileniyorum. Şu sıra “SistemA: Mutlak Sistem Teorisi ve Zaman Makinesinin Mantıksal Altyapısına Giriş” isimli bir kitap, klasik düşünce yapısını tamamen değiştiren bir teori üzerinde çalışıyorum. Düşüncenin ve gerçekliğin bir sistem olarak birbiri ile aynı özellikleri gösterdiği ve mutlak bir iletişim içinde olduğunu savunan bir teori bu. Tarihe ve bugüne kendi düşünce sistemim açısından bakınca şunu görüyorum: Tarih sadece kitaplarda okunabilen geçmiş demek değildir. Tam tersine dünü, bugünü ve yarını ile bir arada yekpare ama dinamik biçimde var olan üç boyutlu, canlı bir olgudur. Dolayısıyla günümüzdeki gelişmeleri doğru bir mantık yapısı içinde analiz edersek geleceği de görebiliriz. Ben Amerika’nın Türkiye’yi işgal edebileceği olasılığına bu mantık silsilesi içinde ulaştım. Ve bu olasılığın en iyi roman olarak anlatılabileceğini düşünerek Orkun’la bu projeye giriştim.

Orkun Uçar- Burak bu projeyi bana açtığı zaman içimde yaşadığım ülke adına belki de bilinçaltında bile seslendirmediğim korkunun bu olduğu ile yüzleştim. Bir casus romanı projem vardı buna uygulanabileceğini düşündüm. Gerçekten de konu itibariyle insanın boyunun ölçüsünü alan bir meydan okumaydı. Burak’ın daha önce yazdığı bir kitabı okumuştum, benim gibi teknik bir yazar olduğunu bunu yapabileceğimizi düşündüm. Sonuçta çıkacak kitap sadece bir edebiyat eseri olmayacak belki de tarihi değiştirecek politik, stratejik değişikliklere yol açabilecekti. Heyecan verici bir maceraydı. Gerçekten de yazma ve kitabı çıkartabilme sürecinde bütün bu gücü çok iyi hissettik.

Kitabı birlikte yazmışsınız ama ikinizin bölümleri ayrı değil, yani tam anlamıyla ortak bir çalışma söz konusu. Türkiye’de bu tür projelere pek rastlamıyoruz. Kitap için nasıl bir işbölümü yaptınız, yazım aşamasında herhangi bir zorluk yaşadınız mı?

Burak Turna- Doğrusu Orkun’la ayrı olan bölümlerimiz var ancak yazım tekniklerimiz o kadar birbirine benziyor ki hemen hemen hiçbir okuyucu kimin hangi bölümleri yazdığı konusunda bir fikir yürütemiyor. Örnek vermek gerekirse, birinci bölümü tamamen ben yazdım, ikinci bölüm Orkun tarafından yazıldı. Üçüncü ve dördüncü bölümlerse ikimizin yazdığı bölümlerin karması şeklinde. Ancak kitap bittikten ikimizde kitabı baştan sona elden geçirerek gereken yerlerde müdahalelerde bulunduk. Dolayısıyla tam anlamıyla ortak bir roman çalışması oldu diyebilirim. Bence en önemli özelliklerinden biri de, Orkun’un rmana kattığı empati duygusu…

Orkun Uçar- Yazım aşamasında hiçbir zorluk yaşanmadı. Ortak ve etkin bir çalışma yaptık. Burak’ın askeri stratejilere ve tekniklere olan hakimiyetinin yanı sıra, savaş ortamının romana yansıyan gerçekçiliğini ve duygusunu okuyucuya çok iyi aktardığını gördüm. Genel olarak Türkiye’de romancılar kurgudan çok sözlere yer verirler ve kurgu kelimeler arasında kaybolur. Biz bu romanda kurgunun önüne bir şeyin geçmesine izin vermedik. Bir epik fantezi yazarı olarak paralel kurgunun tüm hilelerini ustaca uyguladık diyebilirim. Kitap yazarın gevezelik etmediği, hikayesini akıcı bir dille aktardığı, güçlü bir bomba gibi oldu.

Özellikle siyasi karakterlerin hepsi gerçek hayattan ve kitapta gerçek isimleriyle yer alıyorlar. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld… Bu seçiminizin sebebi nedir? Kitaba belgesel bir nitelik kazandırmak mı?

Burak Turna- Öncelikle bu romanın bir komplo teorisi değil, bir “Olasılık Teorisi” olduğunu belirtmek istiyorum. Bu nedenle kitabın geçtiği tarihte politikacıların romanda yazıldığı gibi kalacağını öngörüyoruz. Ancak olağandışı nedenlerle bu durum değişebilirse de romanın kurgusu açısından çok önemli bir etki yaratmaz.

Orkun Uçar- Kitabı okuyanlar kendilerini o kadar kaptırıyor ki, kimse sıradan bir romana verilecek doğal bir tepki veremiyor. Herkes kendisini derin bir tartışmanın ve savunma güdüsünün içinde buluyor. Bunu oluşturan pek çok etkenden birisi de karakterlerin gerçek hayattan alınması. Tabii askeri karakterler kurgusal olarak yazıldı çünkü bu insanlar bürokratik bir hayat yaşadıkları için gerçek kimliklerinin kullanılması doğru olmazdı. Oysa politikacılar halkla doğrudan iletişim içindeler. Elbette kitabın içindeki gerçek isimlerin bir risk taşıdığını düşündük ama o isimleri çıkarınca sanki dişleri olmayan köpek gibi kalıyordu eser. Oysa bu haliyle bir ısırıcılığını var.

Sizce ABD Türkiye’yi gerçekten işgal etse, bu durum dünyadaki güç dengelerini, küreselleşme sürecini ve özellikle de Büyük Ortadoğu Projesi’ni ne şekilde etkiler?

Burak Turna- Umarız, Amerika’nın Türkiye’yi işgali, bir olasılık olarak kalır. Şu anki genel dünya siyasi konjonktürüne baktığımızda Amerika’nın tek süper güç konumunu pekiştirmekte olduğunu ve soğuk savaş döneminde kurulan uluslararası hukuk ve diğer yapıları hiçe sayarak hareket ettiğini görüyoruz. Dolayısıyla günümüz dünyası, romana konu olan işgal benzeri pek çok hareketin olasılığının arttığı bir dünya portresi çiziyor. Kaldı ki BOP’da Amerika’nın Ortadoğu’yu Türkiye’yi de içine alacak biçimde yeniden şekillendirme projesidir.

Orkun Uçar- Amerika şu anda Haçlı zihniyeti ile hareket ediyor. Nasıl bundan yüzyıllar önce Avrupa haçlı ordusu Kudüs’ü işgal ettiyse, şimdi de Amerikan ordusu aynı şeyi yapıyor. Amerikan devlet yapılarında Roma dönemi simgelere bolca rastlanmaktadır ve politikaları da aslında dünya imparatorluğu olma hevesini gösteren emareler içermekte. Amerika’nın bu ülkeyi işgal etmesi, onları bu anlamda dünyanın merkezini işgal etmiş hale getirir ki buna kimse izin vermemeli. Güç dengelerini kalıcı biçimde onların lehine çevirecek bir durum olur bu.

Metal Fırtına’da, kitabın geneline yayılmış ve belli bölümlerde yoğunlaşan milliyetçi bir söylem dikkat çekiyor. Sert ama bir yandan da duygusal, cesur ve vatanı için gözünü kırpmadan ölmeye hazır askerler, Ankara’nın yerle bir edilişinin intikamını almak için Beyaz Saray’ı bombalamayı bile göze alan gizli ajan Gökhan, hatta İstanbul’da yaşayan sıradan bir genç kız olan ve savaşın başladığını öğrenince kendini bir anda “ülkesi ve şehriyle bütünleşmiş hisseden” Emel… Kitaptaki savaşı ikinci ve modern bir Kurtuluş Savaşı olarak mı düşündünüz?

Burak Turna- Burada verilen mesaj şu; Türk insanı son derece hassas bir bölgede, çok güzel ve başka milletlerce arzu edilen topraklarda yaşıyor. Bunun bilincinde olunmalı. Ancak genel olarak toplumda sanki dünyanın asla değişmez olduğu, medeniyetin sonsuza kadar kurulmuş ve bozulmaz olduğu düşüncesi hakim. Biz de diyoruz ki, bu topraklarda yaşayan insanlar güçlü olmazsa, sorumluluk sahibi davranmazsa bu topraklar üzerinde var olması tehlikeye girer. Yani bizi bizim dışımızda koruyacak bir güç yok.

Orkun Uçar- Kitapta empati oluşturan etkenlerin başında bizden olarak tanımlayabileceğiz bazı karakterler geliyor ki bu karakterler derinlemesine işlenmeden genel toplum portresini oluşturmakta kullanılıyor. Bu anlamda kitabın içinde yazar olarak hiç yokuz ve hiçbir ideolojiyi savunmaya çalışmadık diyebiliriz. Kurguyu profesyonel bir biçimde ele aldığımız için herkes kendisinden bir şeyler bulup kendince anlamlar çıkartabilir. Kitabın içindeki insan davranışları bir açıdan kendini savunma var; yani bir ülkeye saldırılıyor, atılan bombalar sizin hangi dünya görüşünü taşıdığınızı, hangi sınıftan olduğunuzu, kökeninizi sorgulamıyor. Yani düşman size Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan bir insan olarak saldırıyor, öldürmek istiyor. Bu açıdan içinizde uyanan ve cevap veren kimlikte bu. Kitapta milliyetçi bir söylemden çok kendini ve yaşantısını savunmaya çalışan insanlar olduğunu düşünüyorum. Gökhan ise daha çok görev mantığıyla hareket ediyor. Nitekim ona küçük yaştan itibaren kişileşmiş bir “Devlet”in uzvu olma eğitimi verilmiş.

Metal Fırtına’yı yazmaktaki asıl amacınız, Amerika’nın Irak’ı işgali karşısında oldukça sessiz kalan Türk halkına toplumsal bir mesaj vermek mi, yoksa edebi bir iddianız da var mı?

Burak Turna- Kitabı yazmaya başlarken ki amacımız insanları okumayı özlediği bir roman kurgusu içinde -ki gelen yorumlarda buna benzer noktalar var- çok önemli bir toplumsal söylemi olabildiğince yüksek sesle dile getirmekti. Konuya bir romancı duyarlılığıyla yaklaştık, ancak kimiz zaman bir felsefeci, kimi zaman bir politikacı kimi zaman bir stratejist olarak düşündük ve bunları yazıya aktardık.

Orkun Uçar- Amacımız, yaşadığı topraklarda var olmasının aslında ne kadar tehlikeli bir süreç olduğunu Türk halkına göstermekti; bu süreci bizim iyi anlamamız gerektiğini düşündüm. Şunu her zaman çok iyi bilmeliyiz ki, Batı Türkiye’ye tarihindeki kara gözlükleriyle bakmaktadır ve bunun değişmesi de çok zor hatta olasılık dışıdır. Genel olarak toplum, askerler, politikacılar artık soğuk savaş sırasındaki ekonomik sistemlere göre kutuplaşan dünyanın sona erdiğini anlamalı. ABD şu anda dini kimliğe göre kutuplaşmış bir dünyaya oynuyor. Bunun bir ucunda Hristiyanlık, diğer ucunda İslam var. Yapılan Haçlı seferidir. Bunu zaten gaflarıyla ünlü George Bush 11 Eylül sonrası açıklamıştı. Tabii Türkiye söz konusu olduğunda dini etkenlerin yanına dünya enerji geleceğini belirleyecek Bor minerali de işin içine giriyor. Biz kitaba Bor mineralini süs olarak koymadık, herkesin bu konuyu takip etmesi gerekiyor.

Kurgusu ve konunun ele alınışı itibariyle Metal Fırtına, Amerika karşıtı bir kitap ama özellikle kapak tasarımı, Hollywood savaş filmi afişlerini andırıyor. Son olarak bu çelişkiyi de sormak istiyorum…

Burak Turna- Bu soruyu sorduğunuz için teşekkürler. Sıradan okuyucunun aklına gelebilecek önemli bir soru. Bu durum aslında sizin aksiyonu sadece Amerikan filmlerinde görmüş olmanızdan kaynaklanan bir algıda seçicilik durumu. Türk romanında bu kadar aksiyon içeren bir romanın yazılması ilk olduğu için kapak tasarımının Hollywood film afişlerine benzetilmesi doğaldır. Kaldı ki bu kitapta ele alınan konu topyekun bir Amerikan düşmanlığı değil, Amerikan politikalarının gidişatı hakkında okuyucuya geleceğin olası bir resmini sunmaktır.

Orkun Uçar- Bu kitap, Amerika ile muhatap olan ve ona karşı düşmanlığı pekiştirmek için yazılan bir kitap değil. Amacı tamamen Türk okuyucusuna tekniği ve söylemi ile dopdolu bir roman okutmak. Bu gerçekten de Türk romancılığında önemli bir adımdır ve genç romancılara da örnek olacak niteliktedir. Bu tarz önemsiz noktalara takılıp kalmak kitabın önemini ve değerini görmenizi engelleyebilir. O yüzden de okuyucuya herhangi bir Amerikan kompleksi yaşamadan kendisini kitabın akıcılığına kaptırmasını tavsiye ediyorum.

Kitabın konusu gereği edebiyat dışı da bir etki sahası var, zaten bunu siz de söylüyorsunuz. Neler olmasını bekliyorsunuz?

Orkun Uçar- Bu kitabın basıldığı günlerde Ankara’daki Ekümenik davetiyesi krizi çıkmıştı. Türkiye tepkisini ortaya koyunca ABD’den şöyle bir yanıt geldi: “Tepkinizi not ettik.” Bence bu küstahça ve tehdit kokan bir ifade. Aynı şekilde ABD’nin birkaç yıldır dünya üzerinde insan hakları ve uluslar arası hukuku göz ardı ederek giriştiği saldırgan bir tutum var ve sıradan insanlar bunu “not ediyor”. Bizim not defterimizde bu kitap. Bu kitap kitabımızın içinde Gökhan’ın ABD’ye karşı kullandığı atom bombası gibi. Yani amacına ulaşır mı bilmem ama bizim bu savaşı önlemek için bombamız bu.

Sıradaki projeler…

Burak Turna: Üçüncü dünya savaşını konu alan bir roman üzerinde çalışıyor ve “Sanırım bu, savaşı konu alan son romanım olacak; zira yorucu bir tema,” diyor. Kitabını, Üçüncü Dünya Savaşı’nı hemen hemen bütün insani duygularla bir arada ele alan destansı bir roman olarak planlıyor. Ona göre savaşın çıkması kesin ve bunun dışında kalma şansı bulunmayan ülkelerden birisi de Türkiye.

Orkun Uçar: Deccal’i konu alan bir roman yazıyor. “Deccal, dini metinlerde Şeytan’dan sonra ikinci en çarpıcı kötü karakter ama üzerine yazılmış doğru dürüst bir roman yok,” diyor. Daha sonra da Derzulya serisinin üçüncü kitabı Sarı İstila’yı tamamlayacak.

Esen Tezel
PİCUS Aylık Edebiyat Dergisi Ocak/2005

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir