Abdülhamid Han



Bu yazı herkes için yazmakla beraber, özellikle genç kardeşlerimizin dikkatini çekmek için kaleme alındı. Çünkü bizim ne kadar güzel bir tarihimiz olduğunu ve ne büyük şahsiyetler yetiştirdiğimizi anlayacaklar ve bir kez daha atalarını rahmetle anacaklar. Belki bilenler öyle yapıyordur, ama biz bilmeyenlerin de olduğu varsayarak konumuza girelim.


II.Abdülhamid Han hakkında; ne kadar yazsak-çizsek yine de onu hakkıyla anlatamayız. N.Fazıl’ın “Ulu Hakan 2.Abdülhamid Han” isimli eserinde bir cümle şöyledir: “Abdülhamid’i anlamak, her şeyi anlamak olacaktır.” Bu cümle aslında O’nun ve yaptıklarının özeti gibi. Geriye dönüp bakanlar şimdi O’nun yaptıkları önünde bir kez daha saygıyla eğiliyorlar.


O’nun bakış açısı bize bugün bile yol gösteriyor. Çünkü O, maddi bir dünyanın imkanları ile her alanda işler yaparken manevi alemin büyükleri ile de hasbıhal ediyordu…


*


Padişahım, seni bilenler derler ki; “abdestsiz yere ayak basmaz, hatta yatağının başucunda Kerbela toprağından imal edilmiş bir tuğla bulundur ve sabah kalkar kalkmaz, yere abdestsiz basmamak için, bu tuğla ile teyemmüm eder ve sonra abdest alırdı.”


Seni bize hep vehimli olarak tanıtırlar Padişahım.Ama onlar, senin bugün dahi kulaklarımızda yankılanan şu seslenişini duymamışlar: “Beni evhamlı sanıyorlardı. Hayır! Ben, sadece gafil değilim, o kadar!”


Sen ki, 33 yıl başında bekleyen aç kurtları, yeri geldiği zaman tek başına defettin.O aç kurtların salyaları senden sonra vatanın her tarafına bulaştı. Senden sonra bir tespih tanesi gibi dağıldı koca Osmanlı İmparatorluğu Padişahım….( Ama çok şükür imamemiz elimizde kaldı…)


Padişahım, seni 24 Nisan 1909’da 31 Mart denilen düzmece bir olayı bahane ederek tahttan indirenler, aslında bu yüce milleti tarih sahnesinden silmeyi amaçlıyorlardı.


Padişahım; o dönemde sana yasakçı diyenler ne şartlar altında görev yaptığını bilmiyorlar mıydı? Aç kurtlar koca Osmanlı’yı bölmek için fırsatlar kollarlarken, seni nasıl yasakçı ilan ederler? Sana yasakçı diyenlere; Bir Osmanlı Gazetesi olan Gayret’i İngiltere tarafından dağıtımının neden yasaklandığını sorsan elbette bilemeyebilirler…


Seni en iyi anlayanlar, neden “İngiltere’yi baş düşman” ilan ettiğini artık gayet iyi biliyorlar…


Dünyanın her yerindeki mazlum milletlerin yardımına koştuğunu bilmiyorlar mı? Doğu Türkistan’a gönderdiğin ay-yıldızlı bayrağın, Kaşgar semalarından seni bugün bile selamlıyor Padişahım…


Pekin Hamidiye Üniversitesi’nden kaçımızın haberi var?


Şerif Hüseyin “ahh ben ne yaptım, ben ne yaptım…” diye dövünüyor mudur hala Padişahım…


Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu ekonomik bunalımdan faydalanarak Filistin’i satın almaya çalışan Yahudi Herzl’e verdiğin cevap bütün idarecilerin cebinde bir muska gibi taşıması gereken bir cevap: “Ben bir karış dahi olsa toprak satmam. Zira bu vatan bana değil milletime emanettir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır. O, bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz.”


Parayla toprak satın alma girişimleri, SENİN kararlı tutumunla sonuçsuz kalınca, “Siyonizmin amaçlarına ulaşabilmesi için Osmanlı’nın dağılmasını beklemeliyiz.” “Bir tek plan aklıma geliyor. Sultan’a karşı bir kampanya açmalı, bu iş için de sürgün edilmiş prensler ve Jön Türklerle temas kurmalı.” diyen Yahudiler bugün de yanı başımızdalar padişahım.Gözleri yine bizim topraklarımızda…


Japonya’ya gönderdiğin Ertuğrul Gemi’si ; Japonlarla bizim aramızda kurulan bir köprü oldu.581 Şehidimize bizle beraber Japonlarda bugün hala ağlıyor Padişahım…


Yaptırdığın binlerce camii yanında, Santa Maria, San Gioacchino in Prati kiliseleri ve daha bir çoklarında hala senin adın yad edilir Padişahım…


Peygamber Efendimiz (S.A.V) aleyhine Avrupa’da oynanacak tiyatro oyunlarını Yıldız’dan, bütün büyük devletleri karşına alma pahasına nasıl engellediğinizi belki bugün pek çokları bilemez, sizin Resul’e olan sevginizi bizler gayet iyi biliyoruz ve bir kez daha seni rahmetle ve Fatihalarla anıyoruz…


Seninle o günlerde görüşen yabancı devlet adamı (Bagnam paşa) şöyle diyordu. “Bilmece gibi bir adam. Hem de çözülmesi çok çok çok zor olan bilmece.” Bugün dahi senin sırlarının peşindeler Padişahım….


Seni nasıl gösterirseler göstersinler Padişahım; bu millet, senin yaralı askerine ellerinle baston yapıp, bizzat verdiğini, Harem’indeki kadınlarının cephedeki askerler için dikiş diktiklerini, unutmadı ki…


“Ha kendi evlatlarım, ha millet. Farkı yoktur.” Sözünüz bile bize, sizin devlet anlayışınızın, millete olan sevginizin özeti gibi…


1919 yılındaki bir gazete şöyle yazıyordu senin ardından: “Sen sukût ettin, sukût etti siper!”


Padişahım, ülkemizin kalkınması ve gelişmesi yönünde yaptıklarını başkaları hayal bile edemezler.Ve gerçek reformcunun kim olduğunu bugün ilgili kişi ve kurumların hepsi gayet iyi biliyorlar…


Yıldız Arşivi gibi muhteşem bir koleksiyonu yağmalayanlar, biliyorlardı ki, arşivdeki belgeler onların maskelerini düşürecekti…Sanıyorlar ki maskeleri düşmeyecek!


Sen üzülme Padişahım, arşivlerin bir kısmını her ne kadar çalmışsalar da, biz onların maskelerini senin hatırın için düşüreceğiz. Bizim arşivimiz gönülden gönüle, gözden göze naklediliyor, onlar bunu bilmezler, anlamazlar, varsın inanmasınlar ama gerçekler ortaya çıkınca bir kez daha senin önünde saygıyla eğileceklerdir yüce Hakan’ım.


Karlı bir Şubat günü, seni ebedi aleme uğurlamıştık Padişahım…Bir Şubat günü senin sırlarını paylaşmak çok şükür bize nasip oldu….Mekanın Cennet olsun BÜYÜK DİRENİŞÇİ….



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir