AHLAKSIZLIĞA ANNE YÜREĞİNİ ALET EDENLER!…

Televizyonda bir dizi ve bir ahlaksız teklif, bu günlerde hemen her yerde tartışılıyor. İşte kan kanseri, ölmek üzere olan çocuğunun tedavi masrafları için bir geceliğine, para karşılığı ilişkiye giren bir kadının hikayesi bu. İnsanlar bir sosyolog, bir antropolog edasıyla yorumlar yapıyor. Bu sahne tarih boyunca kaç kez yaşandı bilinmez, çok trajik bir dırama neticesi, literatürde zina olarak tanımlanan bir fiil ve karşılığında tahsil edilen haram paraya meşruiyet kazandırma, haklı çıkarma, bir onama, faliyetidir sürüp gidiyor.

Magazin programlarında, sokaktaki insanlara mikrofon uzatıp, siz olsaydınız ne yapardınız, sorusu soruluyor ve duymak istedikleri cevabı alıyorlar. “Evlat için her şey yapılır…” Zina yapan, ve haram parayla şifa bekleyen kadın için “İşte anne budur!” vurgusu ve yorumu yapılıyor… İster istemez eski bir şarkıyı anımsıyorsunuz, “bu ne yaman çelişki anne…”

‘İnna lillahi ve inna ileyhi raciun’ diyerek, dehşetle oynanan oyuna seyirci kalıyorsunuz. ‘Atı alan üsküdarı çoktan geçti’ bir durum var tabi ortada… Ahlak değerlerini bir bir zaten sabote etmişlerdi, yanlış ve çirkin olana şimdide böyle haklı bir kılıf geçirilmiş oldu… Bildiğimiz ‘ahlak’ın ‘etik’(!) kelimesiyle ifade edilmesiyle birlikte sanki bir şeyler nerdeyse tamamen çözülüp, dağıldı. Türk ailesi, Müslüman Türk kadını, Mehmetçikleri yetiştiren iffet sembolü masum, temiz annelere elveda…

İşte sekülerizmin ve dini olanın, ayrıldığı nokta. Seküler (dünyevi) olanla inanan bir müslümanı ayırd edebilmek için çok güzel bir hikaye. Allah duygusunun kalblerden nasıl kazındığını anlatan iyi bir hikaye. Kalblerden ve hayatın kendisinden, kendince haklı çıkarak Allahı dışlayan O’nun kuvvet ve kudretini yok sayan, ben merkezli insanların onandığı bir hikaye…

İnanan, mütedeyyin bir müslüman anne, böyle zorlu bir imtihan karşısında, “Allah tan geldik, yine O’na dönücüleriz” bilincinde, amentüsünde “Hayrihi ve şerrihi” diyerek hayrın ve şerrin Allah tan olduğuna inanmış olarak, yine Allah a teslim olurdu…

Son nefesine kadar, hayatın her alanında büyük küçük pek çok imtihanla sınanan insanoğlu, birincil ilişkisini yaratıcısı ve dönüp hesap vereceği merci olan Allah ile kurmuşsa çok da zorlanmadan olması gerekeni bi şekilde ortaya koyabilir. Ama materyalist ve seküler olanın işi çok zor, her işle baş edebileceğini sanıp Don kişot gibi yel değirmenleriyle savaşmakla geçer kısa ömrü.

‘Her an-ı gayri münkasim’ de, münfail olan Allah-u Teala, hasta eden ve şifa verendir ve Kur-an’ı Kerim de: “Elbette ki sizi canlarınız, mallarınızla ve evlatlarınızla sınarım.” Diye ilan etmiştir. Bu öğretiden uzaklaşan insan, Allah ın takdiriyle savaşamayacağını hazin bi şekilde unutuyor.

Haram bir parayla, Allah ın hükmünü hiçe sayarak, Allah ın emaneti olan yavrunuzun Allah tan gelen hastalığına şifa ararken, tedavinin netice vereceğini kim garanti edebilir… Ya da iyileşen çocuğun, taburcu olduğu gün bir trafik kazasında ölmeyeceğini kim garanti edebilir. Siz işlediğiniz günah ve haram paranın hesabıyla baş başa kalırsınız. Evlat acısı da cabası…

Hayatında, evladında gerçek sahibi Allah Azimüşşandır ve alan da veren de O’dur. Bize düşen razı olup, sabretmektir.

Biz, kendisi ilim ve ibadetle meşgul iken evladının ölüm haberini aldığı zaman önce kalkıp iki rekat namaz kılarak Allah a sığınan evliyaullahın hikayesini dinleyerek büydük, şimdi bizim çocuklarımıza, evladının selameti için zina eden annelerin hikayeleri anlatılıyor!…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir