AK PARTİ SAVUNMASINI NEDEN SAVSAKLADI? AK PARTİNİN ÖNCELİĞİ ÖZGÜRLÜK DEĞİL İSMİ

AK PARTİ SAVUNMASINI NEDEN SAVSAKLADI ? ANALİZ VE HATALARI


Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanı Recep Tayip Erdoğan imzasını taşıyan savunmanın içeriğini internet ortamında yayınlandığı kadarı ile okudum. Adalet ve Kalkınma Partisi savunmasını neden savsakladı sorusu doğuverdi zihnimde.


AKP değil AK Parti diye gazetecilerin sorularına müstehzi ve kızgın ifadeler ile yanıt veren yeni dönem tanıdık bir milletvekilinin AK Parti hassasiyeti vardı satırların arasında. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede AKP ifadesinin kullanılması AK Parti’yi ziyadesi ile rahatsız etmişti.


Savunma metninde bu durumu açık, net bir üslupla dile getiren Adalet ve Kalkınma Partisi’nin hukukçuları, AKP değil AK Parti tesbit ve tashihini savunmadan daha çok öne çıkarıyor gibiydiler.


İddianamede kapatma gerekçesi olarak atfedilen hususlara geçmeden önce Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı metindeki cümlelerin anlamlandırılma açısından yanlış kullanıldığının tesbitine öncelikli olarak vurgu yapılması da doğrusu şaşırttı beni. AK PARTİ, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddianamesi karşısında bir savunma değil cevabi metin verirken iddianamenin dilinin Siyasi/İdeolojik olduğunu belirtmekte ve buna gerekçe olarak da şu satırlara yer vermektedir “Kapatma talebinde bulunan iddianame hukuk dışı bir dille kaleme alınmıştır.


Her şeyden önce, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın resmi kayıtlarında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kısaltmasının “AK Parti” olarak belirtilmesine rağmen, iddianamede ısrarla “AKP” şeklinde kullanılması siyasi bir tavrın göstergesidir” Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı imzalı cevabi metinde “Çoğulcu” ve “çoğunlukçu” kavramları ve bunların ifade ettiği, içerdiği anlam ve manayı müfide bi hakkın vazih, sarih ve hatta tüm akademik ayrıntıları ile anlatılırken İngiltere’nin demokrasi sistemi içerisinde ettiği yere bu bağlamda özenli bir vurgu yapılarak şöyle denilmektedir:


“Ayrıca, iddianamenin dili incelendiğinde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler gibi disiplinlerin alanına giren kavramların rasgele ve çoğu kez de yanlış şekilde kullanıldıkları dikkat çekmektedir. Bunun tipik örneklerinden biri “çoğunlukçu” ve “çoğulcu” demokrasi kavramlarının kullanımıdır. İddianameye göre “Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tay[y]ip Erdoğan ve diğer partililerin demokrasiyi çoğulcu değil, ‘çoğunlukçu’ olarak algıladıklarını gösteren eylem ve demeçleri olası bir ‘çoğunluk diktasının’ açık işaretleridir” (s.156).


Evvela, AK Parti demokrasiyi hiçbir zaman “çoğunlukçu” olarak algılamamıştır. Genel Başkan başta olmak üzere parti yetkililerinin “milli irade”ye vurgu yapması, demokrasinin çoğunlukçu olarak algılandığı anlamına gelmemektedir. Nitekim, iktidarımız döneminde başta anayasallık denetimi olmak üzere çoğulcu demokrasinin tüm kural ve kurumlarıyla işletilmesi için her türlü çaba gösterilmiştir.


Modern demokrasilerde anayasalar ve yasalar çerçevesinde yönetme hakkı elbette azınlığa değil, çoğunluğa aittir. Yönetme yetkisinin azınlığa ait olduğu rejimlerin adı demokrasi değil, oligarşidir.


Partimiz demokrasinin çoğunluğun sınırsız yönetimi olarak yorumuna karşı olduğu gibi, demokrasi görüntüsü altında temsil kabiliyeti olmayan bir azınlığın, belli bir zümrenin yönetimine de karşıdır. Kaldı ki, siyaset bilimi literatüründe “çoğunlukçu demokrasi” (majoritarian democracy) olarak bilinen modelin zorunlu olarak “çoğunluk diktası”na yol açacağını söylemek siyaset teorisindeki tartışmalardan ve ampirik gerçeklikten habersiz olunduğunu göstermektedir.


İngiltere ve Hollanda gibi “çoğunlukçu demokrasi” modeline sahip ülkelerin “çoğunluk diktası” olduğunu söylemek her halde mümkün değildir.


(Arend Lijphart, Patterns of Democracy, New Haven: Yale University Press, 1999).


ADALET VE KALKINMA PARTİSİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddianamesine biaen cevabında özgürlükleri öncelemek yerine AK Parti’nin AKP olarak zikredilmesine vurgu yapmayı daha bir önemsemiş ve daha sonra İHL ve benzeri konuları dönem dönem Türkiye’de iktidarda olan zevatların sözlerinden alıntılar yaparak gündeme getirmiştir. Milliyet, 24.01.2008).


ZAMAN /28 ŞUBAT 1998 “Türban meselesi çözülecek”


MİLLİYET / 9 MART 1998 “İsteyen başını örter”


ZAMAN / 28 MAYIS 2004 “İmam Hatipler Türkiye için yararlı” Eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın Beyanları : (EK – 9)


HÜRRİYET / 4 MART 1998 “Türban sorunu çözülmezse yönetmeliği değiştirebiliriz.”


MİLLİYET / 11 EYLÜL 1998 “Devlet dairelerinde bile hizmetlilere başörtüsü konusunda esneklik tanınabilir.”


SABAH / 16 ŞUBAT 1997 “Şeriat’a karşı yürünmez ancak saygı duyulur.”


TÜRKİYE / 18 EYLÜL 1998 “Yetki bende olsa türbanı serbest bırakırım.”


MİLLİYET / 20 MART 1997 “Din eğitiminden vazgeçemeyiz”


SABAH /26 MART 1997 “Din eğitiminden vazgeçilemez”


SABAH / 3 NİSAN 1997 “İmam Hatip liselerinin kapatılmasına müsaade etmeyiz.”


CUMHURİYET / 4 MART 1998 “türban konusunda gerekirse genelgeyi değiştiririz.”


ZAMAN /26 ŞUBAT 1998 “Devlet din eğitimini sağlamazsa boşluğu başkaları doldurur.


2 CUMHURİYET /27 OCAK 1998 ANAP: Türbana destek verilecek


ZAMAN / 3 MART 1998 “Örtüye karışılmayacak”


MİLLİYET / 3 MART 1998 “İHL öğrencileri başlarını açmaya zorlanmayacak.”


MİLLİYET / 23 EYLÜL 1998 Yılmaz İmam Hatip açacak


ZAMAN /1 EYLÜL 1998 “Türbanlı kayıtta sorun olmayacak”


AKŞAM / 11 TEMMUZ 1998 “Türban çağdışı değil”


ZAMAN /27 Ekim 1998 Başörtüsü hakkı için Mesut Yılmaz Rektörleri topluyor


ZAMAN /22 Ekim 1998 Yetkim olsa çözerim


TÜRKİYE /18 MART 1998 Yetkim olsa türbanı serbest bırakırım Eski Başbakan Tansu Çiller’in beyanları : (EK – 10)


TÜRKİYE / 4 AĞUSTOS 1997 “Bu milletin Kur’anı ve bayrağıyla oynamayın”


MİLLİYET /7 NİSAN 1999 “Ezanın sesiyle uğraştılar. Devletin okullarını kapattılar. Kur’an kurslarıyla oynadılar.


Yetmedi, başörtülü kızlarımızı üniversite kapılarında coplattılar.” YENİ YÜZYIL / 23 EKİM 1998


“Bacılarımın başörtüsüyle uğraşmayın” AKŞAM /01 MAYIS 1998


“Türban doğal hak” MHP Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ : (EK – 11)


TÜRKİYE / 8 EYLÜL 1998 “Üniversitelerimizdeki başörtüsü dramına son verilmesini hem insan hakları hem de ülke huzuru açısından büyük önem taşımaktadır.”


HÜRRİYET / 14 /12/2007 “Üniversitede türban olmalı”


RADİKAL /12 AĞUSTOS 1999 MHP’li Şevket Bülent Yahnici: “İHL’lere uygulanan haksızlık giderilmeli.”


ADALET VE KALKINMA PARTİSİ’nin cevabi metninde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İngilizce tercüme konusundaki hassasiyeti sorgulanırken AK Parti olarak bizzat kendilerinin de yine aynı metin içerisinde benzeri bir açmaza düştüklerini nasıl fark edemediklerini doğrusu anlayabilmiş değilim.


Bu bölümü NETPANO okurları ile birebir paylaşıyorum. “Başbakan’ın New Straits Times’a verdiği mülakat tahrif edilmiştir Başbakan’a atfedilen ‘‘Modern bir İslam devleti olarak Türkiye, medeniyetlerin uyumuna örnek olabilir” (s.27) sözü, iddianamedeki çarpıtmalara dayalı kurgulamanın tipik bir örneğidir. Başbakan’ın Malezya’da yayınlanan New Straits Times adlı gazeteye verdiği mülakat söz konusu gazetede İngilizce’ye çevrilerek yayınlanmıştır. Ek’te dönemin Star Gazetesinin talebi üzerine Malezya’nın Türkiye Büyükelçiliği tarafından gönderilen ve anlaşılan oradan da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iletilen New Straits Times (NST) gazetesinin söz konusu mülakata ilişkin sayfalarında Başbakan Erdoğan’ın “İslam devleti” anlamına gelebilecek hiçbir sözü bulunmamaktadır.


Delil olarak sunulan kısmın İngilizcesi şöyledir.


(EK – 19) “NST: What role would Turkey want to play in global affairs as a modern Muslim nation? Erdogan: Turkey can serve as a model of how Islam and democracy can coexist in a harmonious way. Turkey will prove (Samuel) Huntington wrong when he said that there would be a clash of civilisations. Turkey can show that harmony of civilisations is possible.”


Nitekim, bu mülakatın Türkçe orijinali Başbakanlık Basın Merkezi’nin resmi internet sitesinde tam metin olarak yer almıştır.


Mülakatın ilgili kısmı şu şekildedir : (EK – 20) “SORU: Türkiye modern Müslüman bir ülke olarak, ne gibi bir rol oynamak ister?


BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN: Türkiye, İslâmiyet`in ve demokrasinin, ahenkli bir biçimde birarada bulunabildiğini gösteren bir model olabilir. Türkiye, bir medeniyetler çatışması yaşanabileceğini söyleyen Samuel Huntington`un yanılmış olduğunu kanıtlayacaktır ve medeniyetlerin ahenk içinde yaşamasının mümkün olduğunu gösterebilir.


” Tek başına bu örnek bile, İngilizce metinlerin çevirisi yaptırılmadan ve doğruluğu araştırılmadan, kasıtlı gazete haber ve yorumlarından önyargılı bir şekilde aynen aktarılmak suretiyle “Ek” olarak sunulması, partimiz hakkında “delil” oluşturma çabasının ne boyutlara ulaştığını açıkça göstermektedir.


Bu sözde “delil” oluşturma sürecine bazı gazete ve gazetecilerin de katkıda bulunma gayreti içinde oldukları anlaşılmaktadır.”


İddianamede yer alan İngilizce metindeki bir soru NST: What role would Turkey want to play in global affairs as a modern Muslim nation? K Parti’nin cevabi yazısında bu soru ““ Türkiye modern Müslüman bir ülke olarak, ne gibi bir rol oynamak ister? “ şeklinde tercüme edilmiştir.


Bu soru “Modern bir Müslüman Nation (ulus) olarak Türkiye global ilişkilerde (DÜNYA KAMUOYUNDA) nasıl bir rol alma arzusundadır” Şeklinde tercüme edilmesi gerekirdi. Neyse…


Hukuk diline içerdiği kavramların etminolojisini tahlil niteliğinden öte bir vukufiyetim olmamakla birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ile alakalı iddianamede yer verdiği hususların kanunen doğru olmadığını bilebilecek kadar da aşinalığımız var.


İstanbul Üniversitesi’nin önünde o kadar geçtik. Hukuk Fakültesi’nin koridorlarında bile dolaştım. Magazin bir tarafa, Adalet ve Kalkınma Partisi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddianamesine cevabi metinde özgürlükleri öncelikli kılmalıydı.


Cevabi metin İngilizce, Fransızca, Almanca ve Arapça olarak da neşredilmeliydi. Tüm bunlar dikkate alındığında AK Parti’nin neden böylesine aceleci, kendi geleceği ile böylesine hoyratca davrandığını anlayabilmiş değilim.


Varsa bir bilen açıklasın. Hukuksuzluğu hukuk içerisinde yok saymak olmaz. Sonuçta devlet bizim, millet biziz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir