Akademik Dünyada Elemanlaştırma

“CIA, (geleceğin) bu liderlerini şimdiden örgütleyebilirse, bu kişiler daha sonra karşılıksız (bedava) ’yerinde ajan” olacaklardır. Elbette bunların hepsi casuslaşmayacaktır, fakat bunların yüzde biri bile, süreç içinde, örneğin ekonomi bakanı olsa, öğrencilerin örgütlenmesine ayrılan zaman ve çabaya haydi haydi değer.

Parayı veren: NED Bağış Alıcı: Freedom House Alt Bağış Alıcı: Erbil Üniversitesi Proje: Federal belgeler de dahil, demokrasi sorunları, tercüme ve demokrasiyle ilgili temel işlerle ilgili olarak bir Kuzey Irak’taki Erbil Üniversitesi’ne bağlı olarak halk siyasi enstitüsü kurmak ve Kürtlere yasama ve kişi haklarını koruyacak bir anayasa oluşturma konusunda öneriler yapmak üzere üç anayasacı öğretim üyesinin gezisini desteklemek. ” NED Democracy Projects Database.
ABD yönetimleri skandallarıyla ünlüdür. Vietnam savaşındaki operasyonların kirli yüzünün ortaya çıkmasının ve muhaliflerin siyasi bürolarının CIA katkısıyla dinlenmesi olayı ile ilgili Watergate skandalının ardından ortalık karışır. ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu, CIA’nın operasyonlarını soruşturur. 1976 yılında, “Dış (İstihbarat) ve Askeri İstihbarat (ve) İstihbarat Etkinliklerinin Hükümet Operasyonları ile Bağlantısını İnceleme Komisyonu Nihai Raporu” ya da Komisyon Başkanı Frank Church’ün adına bağlanarak, “Church Komitesi Raporu” hazırlanır. Raporun önemli bölümlerinden biri de, CIA’in akademik kurumlardaki çalışmalarını içermektedir.
Rapor, CIA’in incelemesinden sonra ABD’nin milli güvenlik çıkarları nedeniyle yumuşatılır ve genellemelerle yayımlanır. İstihbarat örgütünün etkinliklerinin üniversitelerdeki kapalı olarak geçilir. Komisyon üyeleri ile CIA çevresi arasındaki sevimli ilişkilerden sonra; açıklıktan kapalılığa geçişin ayrıntıları kitaplara konu olur. CIA, yüzden fazla Amerikan üniversitesi ve kolejinde, çok sayıda profesör ve yöneticiyle işbirliği yapmıştır. CIA’ya rapor hazırlamaktan, eleman kazandırmaya dek geniş bir alanı kapsar bu etkinlik. Projelerde çalışan Öğrencilerin -doğrudan ajanlaştırılmış olanlar dışında-bu ilişkilerden haberi yoktur.
Projelerin dışında en önemli etkinlik, CIA’ya eleman kazandırılmasıdır. Gerçi CIA’nın memur devşirme hakkı yasaldır ama, yabancı öğrencilerin elemanlaştırılması yasa dışıdır ve gizliden yürütülür. Bu profesörler, büyük çoğunluğu geri kalmış ülkelerden burslarla devşirilmiş öğrencileri akademik yaşam içinde eğitip CIA’ya yönlendirmektedir. Kimi zamanda, dış ülkelerden gelip üniversitelerde Öğretim görevlisi olarak çalışmalarını sürdürmekte olan Afrikalı, Asyalı, Ortadoğulu bilimciler doğrudan CIA’ya alınırlar.
Church Raporu’na göre CIA’in üniversitelerdeki etkinliklerinde, Harvard Üniversitesi ’nin yeri büyüktür. Bu büyüklüğün ayrıntıları, komisyonda Church Raporu’ndan çıkarılmıştır, Harvard Üniversitesi’nden bir grup öğretim üyesi, kendileri bir komite (Harvard Committee) kurarak, C1A- Akademik Dünya ilişkilerini araştırırlar. Komite, tüm engellemelere karşın, bilimsel bir araştırma yapmaya alışır. Ne ki, bilimsel çalışmanın tamamlanması için gereken bilgi CIA’den alınamaz. Komite, Harvard’da ve öteki üniversitelerdeki CIA-Akademisyen İlişkilerinde ilginç sonuçlara ulaşır. Yabancı öğrenci ve akademisyenlerin CIA’nın ağına alınmasında şu üç temel a-maç güdülmektedir:
(1) ABD ’nin çıkarlarına uygun yürütülen projelere, ilgili ülke ya
da bölgelerden getirilmiş iyi eğitimli ve yetenekli kişiler aracılığıy
la, akademik çalışma adı altında birinci elden bilgi devşirmek ve
operasyonlara beyin gücü sağlamak.
(2) örgütün bazı sinsi operasyonlarına maliyeti düşük, akademik
görünüşlü bir örtü yaratmak.
(3) Üçüncü dünya ülkelerinden devşirilmiş yetenekli öğrencilerden
bazılarının “yarının liderleri” olacağı varsayılarak, CIA, yarının
bu liderlerini peşinen devşirmiş oluyor.
İstihbarat dünyasının uzmanı olarak bilinen, gazeteci Ernest
Volkman, Penthouse Ekim 1979’da yayımlanan “Spies on Campus”
başlıklı yazısında bu amacı şöyle özetliyor:
“CIA, (geleceğin) bu liderlerini şimdiden örgütleyebilirse, bu kişiler daha sonra karşılıksız (bedava) ’yerinde ajan” olacaklardır. Elbette bunların hepsi casuslaşmayacaktır, fakat bunların yüzde biri bile, süreç içinde, örneğin ekonomi bakanı olsa, öğrencilerin örgütlenmesine ayrılan zaman ve çabaya haydi haydi değer. ” Walkman’in yabancı öğrencilerin ileride üstlenmesi olası iktisat
bakanlığı göreviyle verdiği örneği, daha değişik ya da daha yüksek
makamlarla, ya da stratejik Öneme sahip. örneğin güvenlik savunma ve istihbarat kurum ve kuruluşlarıyla zenginleştirmek, durumun boyutunu görmek için yeterli olacaktır.
Bu arada hemen belirtelim ki, ABD, üçüncü dünya ülkelerinin gençlerini kendi ülkesine (ABD’ye), kendi ortamına (Amerikan) çekerek, kendine “mürit” (eleman) yetiştiriyor. Bu işin yöntemi de budur. Oysa Türkiye’den bir örgütlü topluluk da başka ülkelerde okul açıp, oradaki çocuklara, kendi ortamlarında eğitim veriyor ve bunu Türkiye’ye bağlı liderler yetiştirmek olarak sunuyor. Kimsenin CIA gibi çirkin ve erdem dışı davranma zorunluluğu yok ama, ticari ve dinsel ilişki ağını böylesine çarpıtarak halkı yanıltması da bir gerçektir. Başka ülkelerde, Türkiye’nin yöneticüeri geldiğinde, T.C. bayrağı sallayan okul çocuklarının kazanıldığını ileri sürmek İse, tartışmasız bir erdemsizliğin ötesinde, safsatadır.
ABD’de 1950’lerin başında devşirilmeye başlanılan yabancı öğrenciler, kendi ülkelerine döndüklerinde “agent in place (yerinde ajan)” olmuşlardır. Bu devşirilme işinin başlangıcı, 1930-1940’lara dek gider. Özellikle ABD dostu ülkelerden, Öğrenciler askeri okullara çağırırlar. ABD, İleride kendi ülkelerinde seçkin konumlar elde edecek olan bu kişilerden, iç politikanın yönlendirilmesinde ya da devletlerden iç bilgi sızdırılmasında yaralanmayı planlamıştır.591 Ernest Walkman, “1970’lerde CIA adına Öğrenci tanıma ve örgütleme işleriyle görevlendirilmiş 5000 akademisyen, her yıl eğitim için ABD ’ye gelen 250.000 öğrenci arasından gelecekte operasyon yürütecek 200-300 elemanın seçtiğini” belirtiyor. Öğretim elemanları ve memurların en azından %60’ı yaptıkları işle ilgili tüm gerçekleri bilmekteydiler.592
Uluslararası politika için bunca elemanlaştırmayı göze alanların arkasında elbette önemli şirketler bulunacaktır. Bir küçük Örnek alalım.
1978’de ABD eski Hazine Bakanı William E. Simon ve yeni muhafazakarlardan Irving Kristol’un kurucu olarak göründükleri IEA (înstitute for Educational Affairs) eşgüdüm sağlayacaktır. İşe 100.000 bin dolarlık hibe toplamakla başlanır. İlk aşamada muhafazakar vakıf şebekesinin dörtlüsü olarak bilinen The John M. Olin Foundation, The Scaife Family Trusts, The JM Foundation ve Smith-Richardson Foundation destek verirler.
Daha sonraları adı Madison Center for Educational Affairs (MCEA) olarak değiştirilen örgüte, Bechtel, Coca-Cola, Dow Chemical, Ford Motor Co. , General Electric Co., K-Mart, Mobil ve Nestle para akıtırlar. Bu işlere akıtılan paranın boyutu küçümsenmeyecek ölçüdedir.
Olin Foundation, yalnızca 1989’da, 200 ayrı eğitim kurumu ve “think tank”e 15 milyon dolar vermiştir. Türkiye projelerini de desteklemekte olan Smith-Richardson Foundation Siyaset Programı 4,8 milyon dolar dağıtmıştır. Scaife Foundation ise başta Heritage Foundation olmak üzere bir çok kuruma yılda 8 milyon dolar vermektedir. Graham E. Fuller’in Türkiye’deki Nurculuk araştırmalarını RAND üstünden para ile destekleyen Earhart Foundation yılda 2 milyon dolar verirken, tek tek profesörlere yılda 100 biner dolar ödemektedir. Bu profesörler çoğunlukla iktisat, felsefe ve siyaset bölümlerinde görevlidirler.
CIA, üçüncü ülke öğrencilerini, ABD’nin çıkarlarına ters politikalar izleyen ilgili ülke öğrencileri arasında muhbir olarak kullanmıştır. Örneğin Şah döneminde, Washington Üniversitesi’ndeki doktora öğrencilerinden İranlı Öğrenci Ahmed Cabbari’ye, Şah karşıtı öğrenciler arasında casusluk yapması önerilmiş ve ilk ihbar için 750 dolar ödeneceği bildirilmiştir. Ne var ki, öneriyi geri çeviren Ahmed Cabbari, CIA elemanıyla yaptığı görüşmeyi teybe kaydetmiştir. Aynı biçimde Afrikalı öğrenciler Afrika’nın milliyetçi akımları içinde casus olarak kullanılmışlardır. Bu arada, Türkiye’den gidenler, kurs görenler, bu tür ilişkiler içinde olurlar ya da olamazlar diye düşünmenin bir yararı olabilir mi, bilemeyiz.
Eğitimden geçmişlerin görevlendirilecekleri birimlerin, eğitim alanına uygun olması gerekmektir. Psikoloji eğitimi görmekte olanlar, psikolojik savaş ve propaganda işlerinde, kısaca “halkla ilişkiler’ ve ’kamuoyu oluşturma’; sosyoloji öğrenimi görenler, ilgili ülkelerin ırk-köken-dinsel yapılanma ve toplumsal tüketim kapasitelerinin analizinde; teknik elemanlar, işletmeciler ilgili ülkenin tarım, sanayi, ham madde, ticaret olanaklarını konu edinen “master ve “doktora’’’ çalışmalarında; uluslararası ilişkiler öğrencileri, ilgili ülkedeki dinsel-siyasal-bölgesel çatışma alanlarında akademik(!) olarak çalıştırılmaktadır.
Bu işleri olağan karşılamak gerekiyor. Batı Avrupa’da ya da ABD’de dinsel ya da ırksal ayrıştırmayı çağrıştıracak araştırmalar yapılması beklenemez. “İletişim” ya da “digital çağ” denilerek bilgi derlemenin salt bilimsel merak olduğunu düşünmek fazla “rafine” bir ahlağın eseri olabilir.
CIA. üniversitelere görevlilerini yerleştirmektedir. Bu görevliler bir yandan eleman örgütlerken, bir yandan da CIA ile akademisyenler arasında eşgüdüm sağlamaktadır. Bu tür üniversiteler arasında en çok değer verilenlerin başında gelen Harvard’m en önemli etkinliği, Türkiye’deki siyasal bilgiler fakültelerinin benzeri olan “School of Government” da gerçekleştirilir. Devamlı öğrencilerin yanı sıra üçüncü ülkelerden getirilen görevlilere, medyacılara, idarecilere kurslar da verilir. CIA ile işbirliği yapan bu okulda görev almış olan ünlülerden üçü, konunun önemini gösterecektir:
Henry Kissinger: Nixon döneminin hemen hemen tüm örtülü işlerden sorumlu güvenlik danışmanı.595
McGeorge Bundy: Harvard’da Dekan, John Kennedy ve Lyndon Johnson’un güvenlik danışmanıydı.
Sanıııel Huntington: Carter’ın Milli Güvenlik Kurulu üyesi, ABD Milli Güvenlik Komitesi’nin dünya operasyonlarında yaslandığı “medeniyetler arası çatışma” senaryosunun yazarı.
Bu ünlülerin Harvard ve öteki üniversitelerde ders ya da kurs verdiği yabancıların ABD çıkarlarına yaptıkları katkılara bir örnek olması bakımından, David Ransom’un “Ford Country: Building an Elite for Indonesia / Ford’un Ülkesi: Endonezya için bir Seçkin (grup) İnşası’” başlığını taşıyan yazısından özeti ey elim.
Endonezyalı Sumitro, Ford ve Rockefeller tarafından parasal destek gören MIT’nin Cambridge’deki toplantılarına katıldıktan sonra, bazı öğrencileriyle birlikte, CIA tarafından finanse edilen Harvard’daki yıllık yaz kursuna katılır. Bu kursun öğretmeni Henry Kissinger’dir. Öğrencilerin arasından Muhammed Salih, Ford’un profesörlerinden Pauker ile arkadaş olur. Pauker, Jakarta’ya kurslardan sonra Endonezya’ya gider ve aralarında Endonezya Ulusal Planlama Kurumu Başkanı Ali Budiarjo’nun da bulunduğu bir siyasi çalışma grubu oluşturur.

Romanya doğumlu Pauker bu tür işlerde deneyimlidir. II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından, Budapeşte’de ’’Birleşik Devletlerin Dostları” grubunu oluşturmuştur. Sonraları Harvard’a gelen Pauker, akademik derece kazanmıştır. Endonezyalılara göre Pauker, CIA bağlantılıdır. RAND Corporation’ a katıldıktan sonra, 1958’e dek CIA ilişkisini kabul etmeyen Pauker, RAND adına Pentagon’un ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nın karar oluşturucu unsurları arasında yer almıştır.
Akademi-CIA ve şirket ilişkileri iç içe gelişir. Ford, 1954’de Cornell Üniversitesi’nde oluşturulan Endonezya çalışma grubuna başlangıç olarak 224.000 dolar vermiştir. Bu çalışmalar öylesine gelişir ki, Endonezya üniversitelerindeki Endonezya siyasi tarihi öğretimi bile Cornell’de hazırlanır. Endonezya devletini yönlendirenler artık Cornell desteklidirler. Örneğin, Jakarta Sultanının sağ kolu sosyolog Selosomardjan, Ford ve Rockefeller’in parasal katkılarıyla yetişmiştir. Endonezya’nın kalburüstü ailelerinin ve yüksek devlet memurlarının çocukları, ABD güdümlü okullarda eğitilir ve onlara Amerikan liberalizmi belletilir. Daha sonra Başkan Sukarno’yu destekleyen enstitüler kurulur.
Akademik İlişkiler bilimseldir, deyip geçmemeli. Bu ilişkiler Endonezya’ya mutluluk getirmez. Ülkede, “anti-komünizm” kışkırtmasıyla birkaç gün İçinde 200 bin Endonezyalı katledilir. Diktatörler diktatörleri izler. Zamanın ABD Dışişleri Bakanı Kissinger’in, birkaç sözcüklü onayıyla Doğu Timor, Endonezya tarafında işgal edilir. Hemen ardından, Doğu Timor gerilla hareketi başlar. Ülkede bir daha huzur görülmez. Yıllar akıp geçer, “project democracy” günleri gelir çatar ve 1950’lerde CIA-Akademi-Ford-Rockefeller ilişkisiyle başlayan süreç yine ABD’nin bu kez “NGO’larıyla etnik ve dinsel çalkantıya dönüştürüldükten sonra, Endonezya’da ABD’nin “serbest Pazar iktisadına inanan bir yönetim oluşturulur. Bu arada Doğu Timor adaları, ABD’nin desteğiyle Endonezya’dan ayrılır ve başa dönülür.
Sonuç olarak, onlarca yıl süren kanlı çatışmalar, soygunlar Endonezya’nın yoksul halkının yanına kâr kalırken, Ford kumpanyası alacağını çoktan almıştır. Sıra elde edilen iktisadi – siyasi egemenlik alanını güvence ve güvenlik altına almaya gelmiştir. Bunun yolu da oraya asker çıkarmaktan geçecektir. Afganistan’da yapıldığı gibi.
CIA hakkında yapılan soruşturmalardan sonra, akademik dünyada örtülü olarak yürütülen bu eylemler durdurulmuş mudur? Church Komitesi’nin raporundan sonra getirilen kısıtlamalar ve FOIA (Freedom of Information Act / Bilgilenme Özgürlüğü Kararı)’ya inananlar, artık bu tür işlerin CIA reformları gereği olarak durdurulduğuna inanabilir. ler. Ne var ki, işlerini zaten örtülü, yani gizli olarak sürdüren örgütün tutumun değişmeyeceğinin en İyi kanıtı, soruşturmaların ardından, CIA direktörü Stanley Turner’m I977’de yaptığı şu açıklamadır: “Bizden, her kuruluşun, her akademinin kurallarına uymamız istenirse, ülkemiz için gerekli işleri yapmamız da olanaksızlaşır. Harvard’ın bizim üstümüzde yasal denetim hakkı yoktur. ”
Özellikle son yirmi yıldır, kapalı operasyonun “demokrasi Projesi” adı altında açıktan yürütülür görünen yüzünde yer alan çalışma türünün, sözde bilim adına yapılır görülmesi, yanıltıcı propagandanın en önemli parçasıdır. Örneğin, İstanbul’daki bir eski Amerikan kolejinde, USlP’ten ya da Hava Kuvvetleri’yle ilişkili, eski CIA ustalarının da çalıştığı RAND Şirketi’nden para alınarak, “Türkiye’nin Kürt Sorununa Yeni Bakışı” gibi adlar altında yürütülen “projeler” işin başındaki profesöre göre son derece bilimsel ve küresel olabilir.
“Proje’1 üst ve yan ilişkilerini bilmeyen ve parlak bir gelecek düşüyle, yoğun bir çalışma yürüten öğrencilere göre, bu etkinlik daha da bilimsel olabilir. Ne var ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığıyla ilgili bir konunun ABD’den alman para ile yürütülmesini bu denli bilimsel bulanlardan, nesnel bir analiz ve değerlendirme gerektiren, örtülü operasyonlara da bilimsel bir niyetle eğilmeleri beklemek gerekir.
Bu bilimcilerden, dünya tarihinde yer alan bazı olayları bilimin gerektirdiği nesnellikle incelemeleri beklenemez. Demokratik seçimle gelmiş yönetimlerin, 1953’de İran’da, 1954’de Guatemala’da, 1961’de Zaire’de, 1965’de Endonezya’da, 1973’de Şili’de, 1980’de Türkiye’de, 2000’de Peru’da, 2002’de Venezüella’da, şiddet yoluyla devrilmeleriyle İlişkili yarı açık operasyonları, nesnel ve yansız bir yaklaşımla incelemeleri ve operasyonların ABD yönetimiyle bağlarını araştırarak dünya siyasetine ve barışına etkilerini değerlendirmeleri gerekir.
ABD’ye bağlı kuruluşlardan para alarak, “bilimsel çalışma” yapanlardan bu gerekleri yerine getirmelerini beklemek bir düştür. ABD’nin bölgesel çıkarları İçin yürüttüğü açık ve kapalı operasyonları göz ardı ederek, bilimsel bir çalışma yapmanın ya da yapılmakta olan çalışmalara bilimsel demenin bir anlamı olamaz. Olabilir savını ileri sürecek olanlara, FOIA (Freedom of Information Act / Bilgilenme Özgürlüğü Yasası) adına CIA’in Langley’deki arşivlerini özgürce kullanma olanağının da tanınması gerekir. Bu yapılmadıkça, ’akademik’ çalışmalar da, ancak o denli bilimsel olabilir.
Türkiye’nin “Kürt Sorunu”na bakanlar, 1990’larda RAND Corporation ve Freedom House bağlantılı “Türkiye’de Din Hürriyeti” raporlarını hazırlayanları nesnel olarak irdelemezlerse, ABD kongresinin “Lozan Anlaşmasında Din Hürriyeti” açısından yasallığını değerlendiren ve ABD tarafından kabul edilmemiş bu antlaşmanın geçersizliğini ileri süren 2000 yılın raporunun, ABD Dışişlerine bağlı Din Hürriyeti Bürosu’nun raporlarının istihbarat ile ilişkisini ele almazlarsa, yapılan çalışmalar da o denli bilimsel olur.
yanıtını arayan sorular
ABD’deki Türk öğrenci sayısı şimdilerde yaklaşık 15.000. Geçmiş elli yılda kaç öğrenci gidip geldi? Bunlar daha sonraları ülkenin kaderini etkileyen hangi görevlerde bulundular? ABD’de geçici kurslardan geçenler, hangi konumlara geldiler? Özellikle CIA’in büyük etkinlik göstermiş olduğu, Harvard’da, Berkeley’de, Georgetown’da eğitim gören ve çalışma yapanlar, hangi politik konuma yükseldiler? Bu sorulara daha derinlikli sorular eklemek de olası. Örneğin:
Son on-onbeş yılda, ABD üniversitelerinde Türkiye’nin ’Kurdish Conflict (Sorunu), Türkiye’de Din Hürriyeti, İslam ve Demokrasi, Din ve Kadın, kadınların örtünme hakları, Türkiye-Ortadoğu, Türkiye-Balkanlar konularında doktora yapanlar, şimdilerde hangi yerli, ya da Amerikan üniversitelerinde ne öğretiyorlar? Bunlar hangi “workshop (atölye)” çalışmalarını sürdürüyorlar? Kursiyerlerden hangileri, hangi “sivil” toplum örgütlerinde, vakıflarda, yolsuzluk, demokrasi, özgürlük, çevrecilik, kadın haklan, çok kültürlülük v.b. üstüne çalışmalar yapıyorlar?
Bu soruların yanıtlarını bulmadan, başımıza gelen işleri anlamamız olanaksızdır. Bu işler, kimi zaman “ekonomik kriz” denilerek örtülen parasal batış, kimi zaman bir bilim adamına, bir gazeteciye, bir öğrenciye, bir güvenlik görevlisine sonuç olarak, egemenlik ve toprak bütünlüğüne karşı gerçekleştirilen suikast ile Önümüze konulan faturadır. Bu faturanın alt dosyası açılmazsa, “Duyarsızlaşan gençlik” ya da “Dinsel giyim-kuşam bunalımı” ya da “’Din ve İbadet hürriyeti” ya da “etnik ayrılıkçılık” gibi başlıklar altına saklanan yakınmaların kaynağındaki gerçekleri ortaya çıkarmak da olanaklı olamayacaktır.
Bu durumda en kestirme yol “bilimsel çalışma” ve “demokrasi Projesi” denilen etkinliklerin şöyle esaslı bir bilimsel çalışmaya konu edilmesi olmalı. İşin kolayına kaçmadan, bir bilimsel çalışma! Bugün Türkiye’nin bağımsızlığını, egemenliğini gerekçe yaparak, siyasal yaşamı yönlendirmeye çalışanların önünde duran en önemli görev, bu çalışmaları yapacak toplumbilim bölümlerine destek olmaktır. Elbette bu yeterli değildir. Çünkü, başka ülkelerin topraklarında, doğal kaynaklarında gözü olmayan bir ülkenin gerçek gücü, kaynağını bilimsel gerçeklerden alır. Öyleyse, bilimsel çalışmaların özgürce, her türlü baskı ve örtülü kullanımdan, dış ya da iç yönlendirmelerden uzak olarak yapılabileceği üniversitelerin, araştırma enstitülerin kurulması, kurulu olanlarda yenileştirmeler yapılması zorunludur. Bilimsel ve teknolojik ilerlemenin dümeni elinde bulundurmak bir güvenlik ve varoluş gereği olduğu denli, insanlık görevidir de.
Yoksa yabancı devletlerin güdümündeki sözde bilim ve araştırma yuvalarının kurduğu ağın içinde debelenmek ve yabancının emellerine uygun işleyen “sivil” örgütlerin yönlendirilmesinde dış ve iç politikalar oluşturulması kaçınılmaz oluyor. Bu yönlendirme ve yabancıya hizmet konusunda bir açık örneğe kısaca değinmekte yarar var.
USIP’in dolarlı Türkiye projeleri
“Ekonomik amaç, bilim ve insanlık görüntüsü ile yurdumuza gelip, İlerde istila hazırlamak için, etnik toplulukları gerek hükümete, gerek birbirlerine karşı kışkırtmak. Bu gibiler hem genel savaşın hem ülkemizdeki korkunç cinayetlerin düzenleyicileridir.” BMM başkanı Mustafa Kemal, daha 1922’nin başlarında Batı’dan doğuya doğru yayılmak için yüzlerce yıldır çaba gösteren kolonicilerin en eski yöntemini bu sözlerle vurguluyordu.
ABD’deki akademik dünyada geçmişte yaşananlar Muştala Kemal’in seksen yıl önceki değerlendirmesinin bir kanıtı gibidir. Günümüzde de, CIA ve ilişkili kurumlan, sözü edilen akademik etkinliklerini doğrudan ya da dolaylı olarak sürdürüyor olabilir. Özellikle “project democracy’” döneminde her şey bilimsel araştırma ve konferans İlişkileri içinde daha bir “global” olmuş durumdadır.
Şimdi USIP’i biraz anımsayalım. USIP (United States Institute for Peace) devlet tarafından kurulmuş, barışçı bir örgüttür. Ama, bu örgütün en önemli Özelliği ABD’deki ayrıcalığıdır. USIP’in CIA arşivine girme hakkı bulunmaktadır. USIP, önceki yıllarda soğuk savaş ideologlarının projelerine para veriyordu. Sonraları SSCB ve Doğu Avrupa’da “Düşük Yoğunluklu Çatışma” ile ilgili çalışmaları destekleyen örgütün yoğun desteğini alan kuruluşların başında, CIA ve Amerikan Diplomasisi’ne eleman kazandıran Fletcher School, Dış Politika Analiz Enstitüsü (Tufts Univ.), İleri Uluslararası Araştırmalar Okulu (John Hopkins Üniv.) geliyor.
USIP parayı Amerikan hazinesinden alıyor. Son on yıldır “Democracy Building” yani demokrasi inşasını, “’Project Democracy” yani demokrasi kurma operasyonlarım destekleyen USIP, “’Düşük Yoğunluklu Çatışma” stratejisinden miras kalan araştırmalara para veriyor. USIP, ülkemizde de biraz tanınan NED (National Endowment for Democracy) gibi, istihbarat ajanslarının eski işlerini açık araştırmalarla ve bilemediğimiz kişisel İlişkilerle sürdürüyor. USIP kuruluş yasasına göre; Birleşik Devletlerin, Dışişleri, Savunma, Silahlanma Denetim Ajansı ve değerlendirilmiş istihbarat belgeleri gibi kaynaklarına ulaşması sağlanmaktadır. Ayrıca, CIA yönetimi USIP’te yeterli gördüğü sayıda eleman bulundurma yetkisine sahiptir.
USIP, “İnsan Haklan” başlığı altında dünyanın dört bir yanıyla ilgili araştırmaları parayla desteklemektedir. Araştırmalar, bir tür “research in place’ yani ’yerinde araştırma’ niteliğindedir. Türkiye a-raştırmalarımn kısa bir listesini “proje” özetleriyle USIP raporundan görelim:
“Boğaziçi Unıversıtyf İstanbul, Project Direcior(s): Kemal Kirişçi: Türkiye ’nin Kürt sorununu çözme çabaları üstüne çalışma. Proje, bu çatışmanın uluslararası doğasına dikkat çektikten sonra, Türk politikasının Kürtlere karşı geleneksel politikasını gözden geçirmekte ve Türkiye ’de soruna yaklaşımındaki son değişiklikleri değerlendirmektedir. Anahtar (önemdeki) Kürt gruplarının durumu değerlendirilmekte ve politikalar önerilmektedir. (SG-42-93) $24,500.”
“George Mason Umversıty, Fairfax, VA, Project Director(s): Dennis J., D. Sandole: George Mason Üniversitesi Çatışma Analiz ve Çözüm Enstitüsü ile Erivan Devlet Üniversitesi (Ermenistan), Baku Devlet Üniversitesi (Azerbaycan), Tiflis Devlet Üniversitesi (Gürcistan), Bilkent Üniversitesi (Türkiye) arsında ilişki geliştirmek için iki yıllık program. Çatışma çözmede lisans programları geliştirilecek, giderek 5 üniversiteden öğretim üyeleriyle ortak a-raştırma projeleri bu programa bağlanacak. (USIP-070-93F) $70,000″
’George Washington Umversıty, Washington, DC, Project
Director(s): Sabri Sayari: Türkiye ’nin Kürt özerklik ve bağımsızlık savaşımına karşı değişen tutumunu incelemek üzere bağış. Çalışma Türkiye ’nin Türkiye Kürtlerine, bölgedeki Kürt milli hareketlerine ve ABD dış politikasına karşı yeni politikasının görünümü incelenecektir. (USIP-I6I-91S) $27,500”
“Hebrew Unversıty, Jerusalem (Kudüs), Isreal. Project
Director(s): Raymond Cohen: Mısır, İran, İsrail ve Türkiye gibi ülkelerde ulusal görüşme stillerine ilişkin çalışmanın desteklenmesi için bağış. (SG-2I-96) $43,404”
“Instıtute For Multı-Track Diplomacy, Washington, DC (Project Director(s): Louise Diamond): Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin çatışma çözme yeteneklerini geliştirmek üzere eğitilmeleri ve Kıbrıs sorununun çözümüne çok yönlü diplomasi yaklaşımının proje tasarımı ve uygulamaya katılma. Proje teklifine eğitim, gözetim ve her İki toplumdan 20 öğrenciye danışmanlık yapılması, halkın sorun giderme ve gruplar arası ilişkiler konusunda eğitimi dahildir. Yeni model için eğitim malzemeleri sağlanacaktır.(SG-5l-93) $60,000”
“Washington Instıtute For Near East Poltcy, Washington, DC
(Project Director(s): Laurie Mylroie): Irak Kürdistanı’ndaki gelişmeler ve bu gelişmelerin Irak’ın politik geleceğine ve Türkiye ’nin istikrarına etkileri incelenecektir.Kuzey Irak ’takt demokratik yönelim ile Bağdat’taki Saddam diktatörlüğü uyumsuzluktan kaynaklanan ikilem ele alınmaktadır. Bu ikilem Irak Kürtlerinin yönetimindeki ve Irak ’taki Kürt-Arap ilişkilerinin, Irak Kürtleri ile Türkiye arasındaki ilişkilerin evrimi yönünden ele alınmaktadır. (SG-104-93) $25,000”
“Unıversıty Of Haıfa, Halfa, Israel (Project Director(s): Amatzia Saram): BAAS ’çı Irak ’ta 1968 ’den günümüze iç kavga ve bölgesel çatışmanın incelenmesi. Kitap, iç kavgayı ve Sunnİ Arap rejimleri, Irak Şiileri ve Kürtleri arasındaki gerilimi, İran, Körfez Arap devletleri, Ürdün, Suriye, Türkiye ve Mısır arasındaki -sorunları, Arap-İsrail çatışmasında Irak’ın katılımını ve Irak İle süper güçler arasındaki ilişkileri ortaya çıkaracaktır. Özel olarak (Irak’taki) iç gerilimler ve dış sorunlar arasındaki iç bağlantılara dikkat çekilecektir (USIP-I67-92S) $20,000”
“Umverstty Qf Maryland, College Park, MD (Project Director(s): Katherine A. Wilkens): Türkiye hükümeti ile ve ülkedeki Kürt nüfus arasında askersel ve siyasi savaşımın incelendiği bir projedir. Çalışma, ABD ’nin bu soruna ilişkin rolüne ve sorunun süreğenliğinin göstergelerine eğilecektir. Aynı zamanda, ABD’nin politik seçenekleri açılımlanacak ve sorunun çözümüne yönelik öneriler “formülü” oluşturulacaktır. (VSIP-144-95S) $10,000″
“Iraq Foundation, Washington, DC (Project Director(s): Graham Fuller & Rend Francke : Özellikle Irak, Bahreyn, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Bi,rleşik Arap Emirlikleri imimde yoğunlaşılarak, Körfez devletlerindeki, çeşitli Şii Müslüman toplulukların gelecekteki siyasi rollerini değerlendirecek bir araştırma. Çalışmada Şiilerin mutsuzluğunun nedenleri, doğası ve dışavurumuna ve bölge hükümetlerinin (Şiilerin) istekleri karşısındaki tutumları değerlendirilecektir. Araştırma aynı zamanda, bölgedeki ayarlamalar ve uluslararası toplulukta Şiilerin bölge yönetimlerine daha büyük oranda katılımlarının etkilerini değerlendirecektir. (USIP-110-96S) $50,000”
“Lehigh University, Bethlehem, PA (Project Director(s): Henri J. Barkey Türkiye’yi giderek Ortadoğu ’ya çekecek iç etkenler ve bölgesel-uluslararası değişimleri ortaya çıkaracaktır Bu tür gelişmeler, iktisadi genişleme, Arap-İsrail sorununun çözümüne bir katkı ve bölgesel güvenlik düzenlemelerini ortaya serecektir. Özellikle, Türkiye ’nin su kaynaklarının Ortadoğu ilişkilerinde yapıcı potansiyeline önem verilecektir. (SG-66-92) $40,000”
“Mediation Way, Inc., Acton, MA (Project Director(s): Gonca Sönmez-Poole. Türkiye’deki Kürt konusunu, o ülkede demokrasinin iyileştirilmesi için gerekli olan aşamaları ve gelişmekte olan demokrasilerin egemenlik ve kendi kaderini tayin etme haklarıyla ilgili sık (rastlanan) sorunları nasıl içerdiği değerlendirecektir. (035-98F) $20,000.
Görüldüğü gibi USIP, adına uygun bir biçimde, Kürt sorununu çözmeye çalışıyor. Fuller gibi eski CIA ustalarıyla, Henry J. Barkey gibi İstanbul’dan göçme yeni CIA memurları. Ortadoğu’ya düzen verecek ABD ve AB girişimlerinin alt yapısını oluşturacak projeler üstünde çalışıyorlar. Bu araştırma ve değerlendirme ustaları, bölgede mezheplerin demokrasiye katkılarını geliştirecek teoriler üretiyorlar. Özellikle Arap ülkelerinde ve Türkiye’de çatışmaların kaynaklan a-raştırılıyor ama, ne yazık ki, İsrail devletinin sorunlara kattığı ne İç, ne de dış değerler üstüne bir proje var.

USIP parasıyla yapılan araştırmaların ABD’nin çıkarlarına uyumsuz olması düşünülemez. USIP, 1984’de ABD kongresince kuruldu ve I985’de ’ABD Savunma Yetki Yasası’ ile kurumsallaştırıldı. Yönetimi ABD başkanınca atanan, CIA arşivini erişme ayrıcalığı bulunan bir örgütün barışçılığı da, bilimciliği de dolarla sınırlıdır. USIP bütçesi doğrudan doğruya ABD kongresince bağlanmaktadır. USIP’in yıllık bütçesi 1988-1991 arasında 10 milyon dolar, 1992-1993’ de 15 milyon dolardır.
USIP aldığı dolarları işletir ve faizlerle de bilimsel raporları destekler, adam eğitir ve yetiştirir. USIP çalışmaları, ABD dış politikasının oluşturulmasına ve bu politikaların medyada yayılmasına yöneliktir. Türkiye kökenlilerin para karşılığı hazırladıkları raporların konuları da bu politikayı açıklamaya yeter de artar bile. Ne ki bu projeleri yürütenlerin CIA arşivlerinden yararlanma haklan olup olmadığı ya da ne ölçüde yaralandıkları ayrı bir araştırma gerektirir.
Bir yabancı devlet kurumu tarafından parası ödenen raporlar hazırlanmasını küreselleşmenin ve yeni bin yılın şafağındaki dinler çağının gereği sayanlar olabilir. Buna karşılık “Bu yabancı devlet, dost ABD’den başka bir ülke olsaydı durum değişir miydi?” diye soranlar da bulunabilir. Ancak, bu tür gereksiz soruları akıllarına takanların, sivil toplum kuruluşlarınca gerçekleştirilen yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, Türkiye’de Müslüman Kadınların Durumu, Mecliste Siyasi Ahlak ve benzeri “Atölye Projeleri” nin hangi Amerikan kuruluşunca desteklendiğini de merak etmeleri yararlı olabilir.
Georgetown Ünİversitesi’nde kurdurttuğu Turkish Institute’de değerli hizmetler veren Sabri Sayarı olmasaydı; Arap Ayırımcılığına Karşı Araştırma Enstitüsü Direktörü ve İslam’da kadın uzmanı Barbara Stowasser, Saidi Nursi Hazretleri İstanbul konferanslarına gelir miydi? Gelmeseydi siyaset dünyasının ve bu tür konferansların düzenleyicileri, Barbara Stowasser’i tanıyarak Amerikan “Rölasyonu” elde etme olanağına sahip olup olmadıklarını kendileri bilebilir.
Harvard’dan USIP’e uzanan bilim dünyasında Türkiye ve ABD’den “akademiklerin’ barışa katkılarından birkaç örneğe daha değinmekte yarar olabilir. Yan yana düşürülmüş tez üreticilerinin oluşturduğu gruplara “think tank” adını bağışlayan, CIA ustalarının şirketi RAND’a sunulan raporlardan en ilginci kuşkusuz, RAND’a 1985-1993 arasında danışmanlık yapan Sabri Sayan’nın hazırladığı İleri sürülen rapordur. Bu rapor, Türkiye’de dinsel toplulukları ve mezhep çatışmalarım ABD’nin stratejik çıkarları açısından ele alan ve gerçekten de, Özellikle irtica-din hürriyeti-mezhep çatışması-Kürt milliyetçiligi sarmalında gelişen olayları öngörmekteydi ve 1990 yılında açıklanmıştı.
Raporun ayrıntılarına ve sonuçlarına “Din Hürriyeti’’’ bölümünde genişçe yer verilmişti. Şimdilik şu kadarını yineleyelim ki, raporun Önemi, “Alevi” yurttaşlara yönelik şiddet olaylarını, PKK ile İslamcı Kürt örgütleri arasında kurulacak ortak cephenin Türkiye-İran çatışması yaratacağını, ABD’nin İslamcı hareketlen yönlendirecek politikalar oluşturacağım ve ilticanın birinci tehdit olarak görüleceğini Önceden bildirmesindedir.
RAND’ın akâdemik dünya ilişkileri
RAND’m Türkiye’ye katkısı değerli raporlarla sınırlı değil elbette. RAND yabancı ülkelere ve dünyaya akademik katkılarda da bulunuyor. RAND okulunda akademik gelişmeler sağlayanlar, kendi ülkelerine döndüklerinde demokrasi projesine ve bilim dünyasına Önemli değerler katıyorlar. RAND’ın RGS ( Rand Graduate School) adında bir okulu bulunmaktadır. TESEV yönetim kurulu üyeleri ve akademik dünyadan RAND’ın RGS adlı okulunda doktora yapanlar kuşkusuz demokrasimize katkıda bulunurlarken bu tür şirketlerin ABD’de etkinliklerinden ve ABD’nin dünya egemenliği operasyonuna yardımından da toplumu ve Öğrencilerini bilgilendireceklerdir.
Bu arada Türkiyeli bilim adamlarının Önemini azımsamamak gerekiyor. Özellikle Boğaziçi Üniversitesi öğreticilerinin demokrasi projelerine, dîn hürriyetine katkıları yakın gelecekte çok daha iyi anlaşılacağına ve hak ettikleri değeri bulacağına kuşku yok. Bunlardan birkaç Örneğe değinelim.
USIP’in Kürt sorunu araştırma projelerinde adı geçen Kemal Kirişçi en üretken bilim adamı olmaya aday. Kirişçi bir yandan, ABD seçkin şirketlerinin güdümündeki CFR benzeri TESEV’e “Türkiye’de yolsuzluk” gibi raporlar hazırlarken, USIP parasıyla ve Boğaziçi’nden bir grup Öğrencisiyle birlikte Kürt sorununu inceliyor.
Bu arada Avrupa Birliği’nin Türkiye elçisi Karen Fogg’a gönderilmiş olan bir “’el-mek” dikkat çekiyor. ” haber3.com ” dan okuyalım:
“karen,
I hope you got my message on the Cyprus conference. I am stili
working on Greek Cypriot participation and hope that even if just
before the actııal conference takes place I may be able to pull it off.
Amazingly, there are some Turkish participants who are saying we will only participate ifyoıı can geî the Greek Cypriots to come! Attached is a good example of Kemal Kirişçi optimism on minorities in Turkey especially in the light of recent “State Garden” (DB) talk on arrests of Kurdish petitioners! Stili you might like it, of course if you have time to read it. I concur with your recent statements that appeared in the papers. Seems like you are in good company with the “happy unyielder”(MY’s name translated into Turkish literally !!!). best, kemal”
Elçiye adıyla seslenilmesi, samimiyete değil, Amerikan tarzı ilişkiye bağlanabileceğinden üstünde durmaya değmez. Asıl olan mektupta Kıbrıs barışına katkının bilimselliğidir, “kemal” imzasının sahibi, elçiye Kıbrıs konusunda aracılık yapıyor:
’’Umarım Kıbrıs konferansıyla ilgili mesajımı almışsındır. Ben hala Kıbrıslı Rumların katılımı üstüne çalışmaktayım ve konferansın başlama anından hemen önce olsa bile bu işi çözümleyeceğim. (..) bazı Türk katılımcılar, sen Kıbrıslı Rumları getirirsen (biz de) katılırız diyorlar!!! Ekle, özellikle “devlet bahçe” (DB)nin, Kürt göstericilerin tutuklanması üstüne yaptığı açıklamanın ışığında, Kemal Kirişçi ’nin, Türkiye ’deki azınlıklarla ilgili iyimserliğine iyi bir Örnektir. ”
İlginç sözler bunlar. Mektup sahibi, yabancı elçiye, kendi ülkesinin devlet siyasetini ilgilendiren hassas bir konuda aracılık ediyor, kendi ülkesinde yaşayan “azınlıklar” üstüne görüş bildiriyor. Ama daha da ilginci, mektup alıcısının ” ’mutlu (ya da mesut) yılmaz’(MY’nin adı Türkçeye çevrilmiştir!!!) ’ ile iyi ilişkileri üstüne, “!!!” imgeleriyle biten bir açıklama yapmasıdır.
Bilimselliğin mektup boyutlarını değerlendirmek elbette başka bir iş. Bu arada Türkiye siyasetine damgasını vuran ya da vurmaya hazırlanan bazı ünlülerin ABD akademik dünyasıyla İlişkilerini bilmekte yarar var. Onca övünülesi ve okumalara gidilesi ABD’de eğitim gören ya da yıllarını geçirenler Türkiye’de, kayda değmeyecek, kişisel beceri ve yetenek farklılıklarından kaynaklanan çok küçük ayrıntıların dışında, ülkeyi öğrendikleri gibi yönetmişler ve her geçen yıl daha da kötüye götürüp, 1918 öncesini aratır duruma getirmişlerdir. Bu durum hem iktisadi, hem de egemenlik yönünden öylesine kötüdür.
Bu noktada, özellikle son kırk yılda Türkiye’nin kaderine egemen olan ABD eğitimli siyasetçileri anımsamak ve onların yönetim dönemlerinde oluşan iç ortamı değerlendirmenin önemli bir bilimsel tez konusu olabileceğini belirtmeliyiz.601
Siyasetçi listesine, stratejik kurumlarda hizmet verenler eklenirse listenin sonu gelmeyebilir. Özellikle Türkiye eğitim dünyasına yerleşenler üstüne de bilimsel çalışmalar yapılması ertelenemez bir görev olmalıdır.
Bu arada belirtmeliyiz ki, uzaklarda eğitim görüp de, tarih bilincine sahip olduklarından, bir an önce yurtlarına dönerek, her türlü olanaksızlığa ve zorluğa karşın, her konuda ulusa ve insanlığa yararlı olmayı seçenler, yine de çoğunluktadır.
Uluslarının dar olanaklarına karşın, uzaklarda öğrenmeyi başardıktan sonra geri dönmeyenlerin, insanlığa hizmet ettikleri bir gerçektir ama, kendilerine bu olanağı tanıyan yurtlarına olan borçlarını ödememiş oldukları da gerçeğin öteki yüzüdür. Bugün yurtlarındaki eğitim ve bilim kurumlarının yetersizliğini öne sürerek dışarıya gidenler unutmamalıdırlar ki, o kurumlar bir zamanlar dünyada saygın bir yere sahiptiler. O saygınlığın temelinde de oralardan yetişenlerin tartışmasız bir özveriyle engellen aşarak harcadıkları emek bulunmaktadır. Kaçmak isteyenin de, teslim olanın da çok gerekçesi vardır. Yeter ki, teslimiyet yolu seçilmeye görülsün.
örümcek ağının hizmet ettiği odak ne Amerikan Federal Devleti, ne de o devletin yöneten ailelerdir. Tüm projeler, dünyanın askersel işgali, açık toplum düzenlemeleri, mozaikleştirme sayılan sınırlı kartellerle ve onlara sahip ailelere, eski zamandan kalma hanedanlara hizmet eder, Şirketler ve onların sahipleri, devlet yönetimlerini doğrudan yönetmezler. Parlamento üyelerini seçim kampanyalarında aracı-Iobici şirketlerle desteklerler. Ne ki, devlet yönetiminin alacağı temel kararlar ve devlet başkanları, dışişleri bakanları, savunma bakanlarını, istihbarat örgütlerini yönetmek için devlet yönetimIeriyle, devlet kurumlarıyla özel bir mekanizma içinde buluşur kapital sahipleri. Bu Özgün örgüt ne bir dinsel tarikattır, ne de küçük bir grubun oluşturduğu çetedir. CounciI on Foreign Relations (CFR) Örgütünü tanımadan projeyi tamamlamak olanaksızdır.

KAYNAK : SİVİL ÖRÜMCEĞİN AĞINDA / MUSTAFA YILDIRIM

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir