’AKP diye Türkiye’yi yıkacaklar’

’Erdoğan’ın iki büyük hayal kırıklığı’ başlığı ile son gelişmeleri değerlendiren gazeteci Ahmet Altan’dan çarpıcı tespitler: AKP’yi yıkalım derken Türkiye’yi yıkacaklar.

Aslında tablo hem tuhaf hem tehlikeli.

AKP’yi devirmek isteyen “bazı” güçler anlaşılıyor ki AKP’yi yıkalım derken Türkiye’yi yıkacaklar.

Üstelik şu anda gözleri öylesine dönmüş ki bu gerçeği farketseler de geri dönmeyecekler, sırf AKP’den kurtulabilmek için Türkiye’yi bir felakete götürmekten kaçınmayacaklar.

O noktaya doğru da hızla sürükleniyoruz.

Siyaset sahnesinde bu korkunç sürüklenişten rahatsız olan kimse yok, tam aksine bütün siyasi aktörler ateşi körüklüyorlar.

Türkiye’nin kaderi ise AKP’nin kaderiyle kilitlenmiş durumda.

AKP’nin kendini kurtarmak için yapacağı her akıllı hamle Türkiye’yi de kurtaracak hamle olacak.

Hepimiz için çok acıklı bir durum ama şu anda Türkiye’yi kurtaracak çıkışları yapmasını bekleyebileceğimiz AKP dışında bir güç yok gibi gözüküyor.

AKP’nin kadrolarına, algılama gücüne, cemaat duygusunu bir türlü aşamamasına, köylülüğü dindarlıkla karıştırmasına, kendi kafasında yarattığı hayali bir dünyayı gerçek sanmasına, taktiksel zaaflarına, karşılaştığı ilk ciddi sorunda paniklemesine, kendi cemaatine ait sorunları diğer insanların sorunlarından daha kutsal görmesindeki bencilliğe baktığımızda çok da ümitvar bir sahne ile karşı karşıya olmadığımız açık.

Ama her yandan esrarengiz çetelerin fışkırdığı, askeri mühimmatın elden ele dolaştığı, suikast krokilerinin olağan karşılandığı günümüzde hiçkimsenin bu ürkütücü gelişmelere karşı çıkmaması AKP’yi tek kurtuluş ihtimali olarak yalnız bırakıyor sahnede.

Bu nedenle, AKP’yi anlamaya ve elimizden geldiğince onu uyarmaya çalışmaktan başka çaremiz yok gibi.

Önce herhalde, “AKP böyle nasıl çöktü” diye sormamız gerekiyor.

Türkiye’yi AB üyeliğine taşıyacak o ihtişamlı adımları atan partiye ve onun adını tarihe yazdıracak gibi gözüken lideri Erdoğan’a ne oldu?

Nasıl oldu da bütün müttefiklerini kaybeden, denetimi elinden kaçıran silik bir partiye dönüştüler?

Koca bir nehir gibi çağıldayan parti nasıl oldu da birden bire gerisin geriye akmaya başlayıp, kendi çıktığı kaynaktan bir yokluğa dökülecek hale geldi?

Sanırım, bu partinin lideri Tayyip Erdoğan’ın yaşadığı iki büyük hayalkırıklığı bu tehlikeli çöküşün başlangıcı oldu.

Birincisi, Erdoğan’ın “Kürt meselesini tanıyorum” diye attığı muhteşem adımın ardından yaşananlardı.

Türkiye’nin hem Kürt meselesini hem de Türk meselesini çözecek, barışı ve demokrasiyi sağlam bir şekilde bu topraklara yerleştirecek bu çok önemli gelişmeye Kürt halkı arkasını döndü.

Diyarbakır’da Erdoğan bin kişilik bir toplulukla başbaşa kaldı.

Bir anlamda Kürtler, Erdoğan’ı bir tür aşağılamayla barıştan uzağa ittiler.

Bu davranışın Kürt halkına nasıl bir yararı olacağını hiç anlayamadım.

Bugün de anlamış değilim.

Barış ihtimalinin böyle sert bir şekilde reddedilişi, ciddi bir siyasi risk alarak demokrasi yolunda adım atan Erdoğan’ın hiç ummadığı bir biçimde yapayalnız bırakılması, sanırım onun büyük bir hayalkırıklığına uğramasına, demokrasiye de demokratlara da Kürtlere de güvenilemeyeceğini düşünmesine yol açtı.

Demokrasi ve barış için risk almaya değmeyeceğine karar vermesine neden oldu.

Zaten çok kararlı, fikren demokrasiye bağlı bir zihinsel birikimi olmadığından demokrasi alanından geri çekiliverdi ve onun için demokrasi mücadelesi “türban mücadelesiyle” özdeşleşti.

Türbandan bir adım öteye geçmedi bir daha demokrasi konusunda.

İkinci hayalkırıklığını da “türban” konusunda yaşadı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “türban yasağını” onaylayan ve hukuki zemini çok tartışılabilecek kararı, onun en büyük ümitlerinden birini yerle yeksan etti.

Erdoğan, Avrupa Birliği’ni bir “gavurlar topluluğu” gibi görmeye yatkın olan tabanına, Avrupa Birliği üyeliğini, “AB sizin istediğiniz özgürlükleri yaşamımıza yardım edecek” mesajıyla kabul ettirmeye çalışıyordu.

Avrupa “türban yasağını” onaylayınca, kendi tabanıyla Avrupa arasında kurulabilecek köprünün de yıkıldığını gördü.

Bu da ciddi bir hayalkırıklığıydı onun için.

Bundan sonra AB konusundaki heyecanlı mücadelesini de bir kenara bıraktı.

AKP gibi din vurgulu bir parti, demokrasiden ve Avrupa Birliği hedefinden bu hayalkırıklıkları nedeniyle geri çekilince, onu demokrasi ve AB üyeliği için destekleyen çağdaş bir kitle AKP’den uzaklaştı.

Geriye, demokrat müttefiklerini kaybeden, demokrasiden ve AB’den uzaklaşmış bir AKP kaldı.

Bu AKP de, Merkez Bankası başkanlığına bile “cemaatinden” birini atayacak kadar “dar kadrocu”, “türbandan” başka sorun tanımayacak kadar benmerkezci, köylülüğü dindarlık olarak sunan, şehir hayatına düşman gözüken ve herkesi kuşkulandıran bir partiydi.

AKP, hem içerde hem dışarıda desteğini kaybedince, onu yıkmak isteyenlerin karşısında yapayalnız kalıverdi.

Tam da Çankaya seçimleri yaklaşırken AKP’nin yalnız ve güçsüz kalması, onun rakiplerini harekete geçmek için kışkırttı.

Bundan sonra da zaten provokasyonlar, saldırılar, suikastler, krizler başladı.

Artık bu kavga denetimden çıkmış gözüküyor.

AKP karşıtları için bu partiyi yıkmak için en uygun vakit.

Türkiye’yi yıkmak pahasına da olsa bu fırsatı kaçırmamaya kararlılar.

Bunu durdurmanın benim görebildiğim kadarıyla tek bir yolu var.

AKP’nin, karşısındaki güçlerle tek başına mücadele etmeye gücünün yetmeyeceğini anlayarak iç ve dış desteklerini yeniden kazanmak için demokrasiye ve AB’ye dönmesi.

Hayalkırıklıklarını unutması.

Bunu yapabilir mi?

Varlığını kurtarmak için başka çare olmadığını anlarsa yapabilir.

Varlığının ve ülkesinin tehlikede olduğunu anlayabilecek mi?

İşte bundan emin değilim.

Panik sanki onları sağırlaştırdı, eşinin başı bağlı olmayan herkesi düşman gibi görerek kendi içlerine kapandılar.

Kendi de dahil olmak üzere hepimizi kurtarabilecek bir “sağıra” sesimizi duyurmak için bağırmaya devam edeceğiz.

Belki kulaklarının açık olduğu bir ana denk geliriz.


GAZETEM.NET



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir