AKP’nin Tavrı Statükoya Yarıyor

Amerika’da başörtüsü ile ilgili çalışmalarında Türkiye’den duâ beklediğini belirten Merve Safa Kavakçı ile Merkez Bankası başkanlığına yapılacak atamayla gündeme gelen başörtüsü yasağını, Amerika’da yaptığı çalışmaları, gelecekle ilgili düşüncelerini konuştuk.

Merve Safa Kavakçı, 1968’de Ankara’da doğdu. TED Ankara Koleji’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde iki sene okuduktan sonra, başörtüsü yasağı sebebiyle okulunu bırakmak zorunda kaldı ve ABD’de Texas Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği öğrenimi gördü. Türkiye’ye döndükten sonra Refah Partisi ve Fazilet Partisi Hanımlar Komisyonu Dış İşler Başkanı olarak görev yaptı. 1999 Genel Seçimleri’nde İstanbul 1. Bölge’den milletvekili oldu.

Sırf başörtülü olduğu için, büyük bir hukuksuzluğa ve haksızlığa uğradı. Bundan sonra yurt dışı faaliyetlerine hız verdi. Harvard Üniversitesi’ne bağlı Kennedy School of Goverment’ta Kamu Yönetimi mastırı yaptı ve Türkiye’yi temsilen Edward M. Fellow programına katıldı. Halen George Washington Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Fakültesi’nde öğretim üyesi ve Vakit gazetesinde köşe yazarlığı yapıyor. Amerika’da başörtüsü ile ilgili çalışmalarında Türkiye’den duâ beklediğini belirten Merve Safa Kavakçı ile Merkez Bankası başkanlığına yapılacak atamayla gündeme gelen başörtüsü yasağını, Amerika’da yaptığı çalışmaları, gelecekle ilgili düşüncelerini ve Bediüzzaman Said Nursî ile ilgili düşüncelerini konuştuk.

** Merkez Bankası Başkanlığı için önerilen ismin liyakatinden çok eşinin başörtülü olması polemik sebebi yapılıyor. Nasıl değerlendiriyorsunuz bunu?

Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasî yozlaşmayı gösteriyor bu. Önemli göreve gelecek bir insanın kişiliği ve eğitimi, profesyonel katkıları göz önünde bulundurulmaksızın özel hayatına girilmesi, maalesef siyasetin ne derece yozlaştığını gösteriyor bize. Bir aşamada AKP’yi yıpratma operasyonunun, onun da ötesinde statükoyu koruma operasyonunun bir parçası.

** Statüko başörtüsünden neden bu kadar çok korkuyor olabilir?

Sözü edilen kişi ve eşi son derece eğitimli, kalifiye özelliklere sahip iki insan. Sayın Başçı da, eşi de iyi eğitim almışlar, fakat eşinin dinî değerlerine bağlılığı, burada sorun yapılıyor. Belli kesimler Erdem Başçı ile ilgilenmiyor. Şimdi başörtüsü burada sembolik bir değer taşıyor. Statükoyu koruma, rezerv etme, onu değiştirmeme, ‘böyle gelmiş böyle giderciliğe’ sahip çıkma mantalitesi bu. AKP hükümetini sıkıntıya sokmak için kullanılan öğelerden biri. Tabiî AKP’nin tutumu da bu girişimlere katkıda bulunuyor.

** Nasıl yani?

Şöyle ki; başörtüsü sorununun üzerine gidilmiyor. Bu mesele özünde çözülemediği, sağlıklı bir şekilde tartışılamadığı için, statükoyu korumak isteyenler, başörtüsü mağduriyetini AK Parti’nin yumuşak karnı olarak, sıkıntı duyduğu bir alan olarak görüyorlar. Onun için iyice üzerlerine gidiyorlar. AK Parti de bunların istediği tepkiyi veriyor. Çoğu kez, geçtiğimiz üç sene içerisinde maalesef bu şekilde oldu. Ve tartışma sağlıklı bir zemine oturtulamıyor.

HÜKÜMET CESUR HAREKETLERİ

ARDI ARDINA YAPABİLMELİ

** Hükümetten nasıl bir tavır beklersiniz? Ne yapmalı?

Bu hükümet önemli bir yol katetti. Statükoyu değiştirmeyi hedefleyen adımlar attı. Bunu inkâr etmek mümkün değil. AB’ye giriş gayretleri içerisinde, kriterleri sağlamak amacıyla askerî kesimin sivil seçilmişler üzerindeki gölgesinin az da olsa azaltılması gibi bazı doğru adımlar atıldı. Ama tabiî Türkiye’de dengeler o kadar ufak şeylerle değişebiliyor ki… Türkiye’nin Müslüman-dindar halkının hakları sorunlu bir bölge içerisine oturtuluyor. Burada yapılması gereken cesarettir. Cesaretle, vakur bir şekilde bazı hareketleri ardı ardına yapabilmektir. Meselâ sayın Başbakan Tayip Erdoğan’ın danışmanı Ömer Dinçer Beye sahip çıkışını biliyoruz… Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’a sahip çıkışını biliyoruz… Aynı sahiplenmeyi başörtüsü konusunda da göstermesini bekleyebiliriz.

** Başörtüsü yasağını Amerikalı arkadaşlarınıza anlattığınızda bunu nasıl karşılıyorlar?

Onlara anlatmama gerek yok. İçerisinde bulunduğum Washington akademik halkası, Türkiye’yi bu konuda çok yakından takip ediyor.

** Özellikle son günlerdeki Erdem Başçı olayında ne düşünüyorlar?

Bu yeni gelişen bir konu. Fakat geçtiğimiz günlerde Danıştay’ın aldığı sorunlu kararlar vardı. Bir tanesi öğretmen bir hanımla ilgiliydi. Diğeri bir öğretmen beyin eşinin başörtülü olması ve yurtdışına çıkıp, çıkmaması ile ilgiliydi. Bu kararlar hem siyasî, hem de akademik çevrelerde tepki aldı. Başörtüsü yasağının kalkması için destek veren organizasyonlar, hükümet bazında da, Amerikan Kongresi nezdinde de olmaması gerektiği şeklinde hemen kayıtlarına geçtiler.

Bir defa, müthiş bir şaşkınlık var bu konuda. Anlaşılamıyor bu. Türkiye’yi daha yakından tanıyınca, meselenin başörtüsü sorunu olmaktan çok, elit kesimin, mutlu azınlığın, beyaz Türklerin, çoğunluk üzerindeki hakimiyetinin devamı kavgası ve statükoyu böylece koruma kavgası olduğu ortaya çıkıyor. Bunu da biliyorlar. Son yıllarda bazı değişiklikler görüyoruz. Amerika’nın çeşitli organizasyonlarında, hem de hükümet bazında, başörtüsü yasağı ile ilgili konuyu özellikle yakından takip ediyorlar.

AMERİKA’DA KAMUSAL SORUN YOK

** Amerika’da Türkiye’deki gibi “şuraya başörtülüler veya haç takanlar giremez” şeklinde bir kamusal anlayış var mı?

Hayır yok. Böyle genel bir anlayış, elbetteki yok. Bazı yerel bölgelerde, geçici sıkıntılar olabiliyor. Meselâ ehliyet alırken, kadınların peçelerini -dikkatinizi çekerim başörtüsü değil- açmaları konusunda bazı sıkıntılar yaşanıyorsa da, buradaki sivil toplum örgütleri Amerikan hükümetindeki ve de Kongredeki bazı komisyonlar, bu işlere hemen müdahale ediyorlar. Adalet Bakanlığı da bu konuda görevli. Herhangi bir lokal haksızlık olursa, kişi olarak Adalet Bakanlığına hemen başvurabiliyorsunuz.

Zaten, o arada, sivil toplum örgütleri haksızlığı yapan organa haksızlık yaptığını, bunun hukukî boyutlarının olabileceğini, yaptırımdan vazgeçmesi gerektiği şeklinde uyarılarda bulunuyorlar. Hemen olduğu yerde hadise sonuçlandırılıyor ve haklar iade ediliyor. Aksi takdirde hukukî bir prosedür ortaya çıkar ki, böyle bir şeyi Amerika henüz yaşamadı. Bunun maddî ve manevî sonuçları çok ağır olur.

Ayrımcılığı yapan taraf, kamusal bir özürle medyaya duyuruluyor ve haklar iade ediliyor. Meselâ, Florida’da, sonradan Müslüman olmuş bir hanım, yüzündeki peçeyi açmak istemedi. Ehliyet almak için ehliyet müdürlüğüne gittiğinde, o hak dahi bu kadına tanındı. Bu, dinin gereğidir, dendi. Başörtüsünden bahsedersek, Türkiye’deki gibi herhangi bir sorun, hiçbir şekilde yok.

** 11 Eylül’den sonra Amerika’da siz veya kızlarınız herhangi bir zorluk veya rahatsızlık yaşadınız mı?

Hem rahatız, hem değiliz. Bir defa benim, şahsen aklım Türkiye’de. Türkiye’de hizmet etmek için görev aldığım, sorumluluklarını taşıdığım bir seçmen kitlesi var. Bunlarla her an irtibatta olmam lâzım. Vakit gazetesinde yazdığım yazılarla, web sitemle ve diğer başka faaliyetlerle, Türkiye’deki başörtüsü yasağının bitmesi için yaptığımız çalışmalarla o irtibatı devam ettiriyorum. Ayrıca bir siyasî yasağım var, onun bitmesini, AİHM’deki dâvâmın sonuçlanmasını bekliyorum. Bunlar, hep dünyevî imtihanlar bizim için. Ama bir başörtülü kadın, bir akademisyen, bir siyasetçi, bir anne olarak, Türkiye hayatıyla ABD’de yaşamak arasında elbetteki fark var.

Burada Türkiye’de yaşadığımız sıkıntıları yaşamıyoruz. 11 Eylül sonrası Amerika’ya baktığımızda da elbette bazı sıkıntılar yaşanmakta, ama ben şahsen bunları tecrübe etmedim. Hiçbir sıkıntı ile karşılaşmadım. Ama 11 Eylül sonrası, dünya, zaten artık eski dünya değil. Dünya da tamamen değişiyor Amerika’da bundan nasibini aldı. Amerikalı Müslümanlar da, maalesef bundan nasibini aldı. Bazı sıkıntılar yaşanıyor.

Bunların bir kısmı, 11 Eylül hadiselerine karşı geliştirilen bir refleksin parçası. Bir kısmı, şu andaki Bush yönetiminin tutuculuğuna bağlı olan gelişmeler maalesef. Ümit ediliyor ki, Demokrat birisi veya başka bir Cumhuriyetçi başa gelirse, bunlar bir süre sonra değişir. Bir kısmı da teröre karşı açılmış global savaşın uzantıları maalesef. Bunları tam anlamıyla ileriye dönük değerlendirmek zor. Ama şahsen herhangi bir sıkıntı yaşamadığımı ifade edebilirim. Başörtüsü bazında da düşünülürse, tabiî hayat burada daha kolay. İnsanlar sizi görüntünüzle değerlendirmiyorlar.

DÜNYA TÜRKİYE’DEN

ÇOK ŞEY BEKLİYOR

** Türkiye’de değişim olduğunu, ama pek yeterli görmediğiniz şeklinde mi düşünüyorsunuz?

Türkiye 5-6 veya 10 sene önceye nazaran, elbetteki olumlu gelişmelere şahit oldu. Bir defa inanan bir Müslüman olarak, ileriye, ümitle bakmak mecburiyetimiz var. Gelişmeleri de, katedilen yolu da inkâr etmek mümkün değil. Ama bu bizim için yeterli değil. Dünya, İslâm Dünyası, diasporadaki Müslümanlar, Batı, Türkiye’den çok şey bekliyor. Onun için beklentilerimiz çok fazla. Türkiye’deki gelişmelerin, bu beklentilere yetişmiş olduğunu da söyleyemiyoruz maalesef.

** Türkiye’yi çok iyi takip ettiğinize göre, geri dönmek ve şartlar oluşursa tekrar siyasete girmek gibi bir düşünceniz var mı?

Ben kadere çok inanan birisiyim. Kaderciyim her şeyden önce. 2007 senesinde bitecek olan bir siyaset yasağım var. Türk siyaseti göz önüne alındığında, çok genç olduğumu düşünüyorum. Onun için, bu tür kararları vermek için ve kaderin bana çizdiği yolu, Allah’ın benim için hazırladığı yolu görmek için, daha vaktim var, diye düşünüyorum. Ama siyaset, hiçbir zaman opsiyonlar dışında değil elbetteki, ama yakın gelecekteki hedefim; Türkiye’deki başörtüsü yasağının kalkması. Onun için burada gayret sarfediyorum. Washington’da bulunmamın ana sebebi bu.

Ailem başka bir eyalette oturuyor olmasına rağmen, ben düşünce ve karar merkezlerinin olduğu yerde olmayı tercih ettim. Allah da nasip etti. Ayrıca akademik alan da benim için çok önemli, zirâ Batıda, Türkiye’den biraz farklı olarak, akademi siyasetle iç içe gidiyor. Türkiye’de siyasetçiler çok farklı bir yol izlerler, biraz da gerçeğin dışında ayrı bir dünyaları vardır.

Burada, akademi alanında, başörtüsüyle ilgili yazılan eserler son yıllarda arttı. Bu literatürün geliştirilmesi lâzım. Bunları yazanlarla görüşmek lâzım. Çeşitli siyasî organlarda ses duyurmak lâzım. Ben şahsen, damla olmaya çalışıyorum bu büyük okyanusta. Başörtüsü yasağı mağdurlarının buralara gelmeleri, seslerini duyurma imkânları olmayabilir. Bunun için onların sesi olmaya, onların gözyaşını buralara birilerinin taşıması lâzım diye düşünüyorum. Bununla meşgulüm şu anda.

** Şimdiki Merve Kavakçı olsanız, o zaman aday olur muydunuz, siyasete girer miydiniz?

Elbette olurdum. O büyük bir şerefti benim için.

SAİD NURSî HAZRETLERİNE

SAYGIM SONSUZ

** Amerika’daki medya ile Türkiye’deki medya arasında ne gibi bir tutum farkı var?

Amerikan basınında da elbetteki yozlaşmalar var. Belli siyasî grupların veya sivil toplum örgütlerinin belli anlayışları, dinî, kültürel veya siyasî anlayışları ağır bastığı, sözünün geçtiği, hatırının sayıldığı görsel veya yazılı medya kanalları var. Ancak Türkiye’deki gibi bir monopoli, yani tek elde, birkaç elde toplanma ve bunların asker, sivil, bürokrasi, seçilmişler, atanmışlar ile girift ilişikleri yok. Zaten sorun bundan kaynaklanıyor. Yönetimdeki güçler dengesinin birbirinden bağımsız olamamasından kaynaklanıyor Türkiye’de.

** Bediüzzaman Said Nursî ve eserleri Risâle-i Nur hakkında ne gibi bir bilginiz var?

Said Nursî Hazretlerine saygım sonsuz. Sadece dönemin büyük İslâm âlimlerinden biri olması nedeniyle değil. Ayrıca sıkıntı çektiği, hapis kaldığı dönemlerde dedemin onu ziyarete gitmiş kişilerden biri olması, sohbetlerinden istifade etmiş olması sebebiyle de özel bir saygım ayrıca var.

Kemal Benek / [email protected]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir