Al Capone’un Hücresi

Alcatraz adasındaki deniz feneri gemilere yol gösterirdi, mahkumlara değil. Böylece gemiler kayaya bindirmez, mahkumlar kayadan ayrılamazlardı. The Rock (Kaya) adı da verilen bu ada, bir kıyı şehri olan San Francisco’nun sadece üç kilometre açığındaydı. Ada yakın olduğu kadar uzaktı kıyıya. Çünkü o kayalıklarda Amerika’nın en azılı mahkumlarının kaldığı Alcatraz Hapishanesi vardı. Soğuk, derin ve kirli suların kuşattığı bu hapishanenin gardiyanlarını, çift parmaklıklı pencerelerini, yüksek duvarlarını ve dikenli tellerini aşabilen mahkumlara en büyük cezayı körfez verir, San Francisco kıyılarına tanınmayacak hale gelmiş, mahkum cesetleri vururdu.


Alcatraz’ı filmlere konu olacak kadar ünlü yapan, yalnız en tehlikeli suçluları barındıran bir ada hapishanesi olması değil, burada yaşanan hayat (belki de ölüm) şartlarıydı. Çalışmaktan ziyaretçi kabulüne, müzik, resim gibi güzel sanatlarla uğraşmaktan, kitap okumaya kadar her şey bu hapishanede lükstü ve ancak “iyi halle” geçmiş beş yıllık bir hücre hapsinden sonra az sayıda tutukluya bahşediliyordu. Tabiî bu süre içerisinde hayatta kalınabilirse.


Zaman zaman mahkumların dövüştürüldüğü bu küçük arenada, elektrik şoku, zincir ve kezzap sahneleri yaşanır, bir türlü “halleri iyileşmeyen” mahkumlar, ışıktan yalıtılmış dar ve karanlık hücrelerde terbiye edilirdi. İyi halli mahkumlar bile ancak çok kısa olan yemek saatlerinde birbirlerini görebilir, yıkatacakları çamaşır sayısından, mektuplarda kullanacakları kelimelere kadar her şey hapishane yönetimi tarafından belirlenirdi.


Sonu ya körfez de ya da gaz odasında boğulmak olsa da “kaçış” her mahkumun rüyalarını süslüyordu bu yüzden. Şartlar ne kadar ağırsa, kaçma arzusu o kadar yakıcı oluyor, Alcatraz’dan 29 yılda 34 mahkum kaçma teşebbüsünde bulunuyordu. Her biri hapishane içinde ve dışında bir efsaneye dönüşen bu kaçış denemeleri hep hüsranla sonuçlanıyor, yeni bir kaçışa kadar eski firarilerin öyküleri budanmış bir ümit ağacı gibi mahkumların içinde hızla büyüyordu.


İlk firar denemesi 1937’de Theodore Cole ve Ralph Roe adlı iki mahkumun pencere boşluğundaki demirlere tırmanıp, kendilerini körfezin buz gibi sularına bırakmalarıyla başlamış, bütün aramalara rağmen bulunamayan iki arkadaşın boğulduğuna hükmedilmişti. 1946’da altı mahkumun kontrol odasını, hücre anahtarlarını ve silahları ele geçirmesiyle gelişen olaylar Alcatras isimli bir savaşa dönüşmüş, üç mahkum ve iki gardiyanın ölümü, on sekiz güvenlik görevlisinin yaralanmasıyla sonuçlanan bu savaşta hayatta kalan üç firariden ikisi gaz odasında idam edilmiş, diğer mahkum ise ibreti âlem için hücresine iade edilmişti.


1962’de Alcatraz’ın en müthiş firar olayı gerçekleşti. Gazete, boya ve kestikleri saçlarından yaptıkları dublörleri geceleri yataklarına yatırıp, tünel kazan üç mahkum, deldikleri duvarın arkasındaki su borularına tırmanıp, oradan lağım sularının aktığı menfezlere geçmişler, yağmurluklarını can yeleğine dönüştürüp, canlarını körfezin vahşi sularına bırakmışlardı. Haftalar sonra denizde bulunan mahkum elbiseli cesedin, tanınmayacak hale geldiği için, John, Clarence ve Frank’tan hangisine ait olduğu bilinmiyor. Tabiî diğer iki mahkumun hayatta olup olmadığı da. Bilinen kuruluşundan 29 yıl sonra 1963’te Alcatraz Hapishanesi’nin kapatıldığıdır. Kapatılma gerekçesi yetkililere gore “masraflı oluşu” bana göre o müthiş firardan sonra ‘Alcatraz’dan kaçılamaz’ efsanesinin sona erişidir.


***


Turist rehberi elini uzatıp ikinci kattaki 206 numaralı hücreyi göstererek “Bu America’nın en ünlü gangsteri Al Capone’un kaldığı hücre” dedi. “Alcatras’ta mahkumlar isimleriyle değil numaralarıyla çağırılırlardı…”Milyonlarca dolar serveti olan yeraltı dünyasının efsanevi ismi artık numaraydı. 206! Yedide uyan, hücreni topla, yüksek sesle konuşma, başka hücrelere girme, zamanın doldu çık banyodan!


Bundan iki sene önce “Yangın Merdiveni-Kaçış Hikayeleri” nin yazarı fakirin yolu San Fransisco’ya düşmüş, bir müzeye dönüştürülen ve yılda 750.000 turistin gezdiği Alcatraz’da almıştı soluğu. Peki bunları neden yazıyor Haberdar’da? Söyleyeyim : Geçtiğimiz günlerde çılgın bir İtalyan ezcacı, soğuk su ve güçlü akıntı yüzünden kaçılması imkansız eski hapishane adası Alcatraz’dan San Francisco’ya elleri ve ayakları bağlı şekilde yüzmeyi başardı. 43 yaşındaki Alberto Cristini üç kilometrelik mesafeyi 1 saat 50 dakikada yüzdü. Kıyıya vardığında kendini iyi hissettiğini söyledi.


***


Bravo Cristini! Kendimizi iyi hissetmediğimiz bir zamanda, budanan ümit ağaçlarımızı yeniden yeşerttin!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir