ALTINI OLAN KURALI KOYAR

Murphy’nin meşhur altın kuralı: “Altını olan kuralı koyar”. Bu, güçlünün daima bir adım önde olduğunu anlatır. Bu güç, bazen silah üstünlüğü veya ekonomik imkân olur. Ama çoğu zaman bilgi, kültür, sanat ve bilim de aynı etkiyi yapar, hatta bazen çok daha öteye gider. Böylece psikolojik savaş veya dezenformasyon gibi yöntemlerle toplumlar üzerinde baskı kurulur.

Mesela son birkaç yüzyıldan beri dünyanın gündeminde bir “şark sorunu” vardır. Her şeye Batı’dan bakıldığı zaman “şark”, yani doğu başka bir dünyadır. Çoğu zaman şark daima geri kalmışlığın, ilkelliğin vatanıdır. Hatta “hasta adam(!)” dır ve Batı tarafından kurtarılmayı, iyileştirilmeyi beklemektedir. Böylece toplumların şuuraltına önemli mesajlar yerleştirilmiş olur. Bunlar zamanla öylesine serpilip dal-budak salarlar ki, onları kolayca söküp atamazsınız oradan.

Bir “Filisitin sorunu” vardır mesela. Ama hiç kimse Filistin’i işgal edip oradaki insanları yurtsuz bırakan “İsrail sorunu” ndan bahsetmez. Her gün çok sayıda masum sivili öldüren bir “Yahudi sorunu” yoktur. Türkiye’de ise çeyrek asıran beri “Kürt sorunu” vardır. PKK veya terör sorunu pek dile getirilmez. Zira master planı yapanların kafasındaki düşünce bunu öngörmüştür. Keza “Irak sorunu”, “Afganistan sorunu”, “Keşmir sorunu”, “Sudan sorunu”, “Çeçenistan sorunu” vardır. Ama mesela bir “Anglo-Sakson sorunu”, “Alman sorunu”, “Fransız sorunu” yoktur. Irak’ı haksız yere işgal edip yüzüne gözüne bulaştıran bir “ABD sorunu” yoktur. Irak’ta ölenler masum siviller değil, “isyancı” denen mahlûklardır. Mesela “İslami terör” denen bir etiket vardır ama Hristiyancı terör” veya “Yahudici terör” duymazsınız. Hatta bunu kullanmaya kalktığınız zaman bir de “anti-semitist” etiketi yapıştırırlar size. Üstelik anti-semitizm birçok Avrupa ülkesinde suç sayılmaktadır. Tıpkı Ermeni tehcirini inkâr etmek gibi…

Son zamanlarda sıkça kullanılan kavramlardan biri de “Global ısınma”.
Adeta bizi yutmaya hazırlanan bir öcüdür global ısınma. Ama böyle bir şey varsa eğer, onun bir numaralı müsebbiplerine kimse hesap sormaz. Mesela ABD Kyoto protokülü hala imzalamadı. Hesap sormak yerine, ABD’nin önde gelenlerine Nobel Barış ödülü bile verirler (ABD’nin eski başkan yardımcılarından Al Gore 2007 Nobel Barış Ödülü aldı) . Bu arada Bush’un en büyük destekçilerinden olan “Southern Power Company” adlı firmanın çevreyi en çok kirleten firmalar listesinin başında yeraldığı ortaya çıktı. Sözkonusu firma 1990 yılından bu yana Cumhuriyetçi Partiye 6.2 milyon dolar destekte bulunmuş. Bu firma, politik nüfuzunu kullanarak rüzgar, güneş, biyomas vb. alternatif enerji kaynaklarını engellemiş ve 2006 yılında 14.4 milyar dolar ciro yapmış. İran veya Türkiye gibi ülkeler nükleer enerjiden sözedince tüm çevreciler ayağa kalkar. Veya Kazdağları’nda altın madeni gündeme geldiğinde herkes çevreci kesilir. Ama ABD sözkonusu olunca aynı çevreciler kıllarını bile kıpırdatmazlar. Zira kuralı onlar koyuyorlar. Himalaya dağlarında hiç çevreci yoktur. Zira orada kimse çevreye düşmanlık etmeyi aklının ucundan bile geçirmez. Ama gariptir ki, ençok da çevrenin katledildiği yerlede “çevrecilik” hareketi vardır. Çünkü onların nerede ve nasıl davranacaklarına da hâkim güçler karar verirler.

Kavramlaştırmanın çok etkili örneklerinden bir de “türban sorunu” üzerinden yürütülmektedir. Mesela başörtüsü, eşarp, yazma, tülbent vb. kullanmak normal bir giyim-kuşam aksesuarıdır. Hukuken ve etik olarak kimse bunar karışmamaktadır. Ama “türban” ciddi bir sorundur ve insanların suçlu, tehlikeli ilan edilmesi için yeterli bir sebeptir. Çünkü kimilerince bir “sembol” dür. Aslında bunu takanlardan ziyade, onu bir suç aleti haline getirenler için türban bir semboldür. “İrtica” da bu şekilde çok kullanılan bir kavramdır.

İnsanoğlu kavramlarla düşünür. O halde birilerinin düşüncesine ipotek koymak istiyorsanız, onların önüne hazır kavramlar koyacaksınız. Böylece istediğiniz şablonlara uygun düşünen ve sizin isteklerinizi emir telakki eden kitleler elde edeceksiniz.

İstihbarat örgütleri, medya, hatta reklâm ajansları bu teknikleri sık sık kullanırlar. Ve siz farkına varmadan belli davranış kalıplarının içine girmiş olursunuz. Gönüllü köleliğe razı olursunuz. Bir çeşit mankurtluk bu… Bundan kurtulmanın tek bir yolu var. O da kavramların nesnesi değil, öznesi olmak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir