Amerika Bunalımda

Amerika Birleşik Devletleri, bugün için dünyanın en güçlü ülkesi sayılmaktadır. Bazıları bu ülkeye “Süper Güç” olarak kabul etmektedirler. Ancak A.B.D, bugüne kadar henüz “Süper Güç” olma özelliklerine kavuşmuş değildir. Çünkü bir ülkenin dünyada Süper Güç olabilmesi için, siyasi, askeri ve ekonomik bakımdan eşsiz ve tek olmak gerekir

A.B.D, bugün için siyasi, askeri ve ekonomik olarak güçlü bir devlettir. Ancak eşsiz değidir. A.B.D’nin yanında Rusya, Çin ve İngiltere gibi ülkeler de güçlü ülkelerdir. Öte yandan süper güç olabilmeni şartlarından birisi de, siyasi, askeri ve ekonomik bakımdan güçlü olduğu kadar, sorunsuz olması gerekmektedir. Ayrıca yapmış olduğu tüm savaşlarda zafer elde etmesi gerekir. Oysa A.B.D, siyasi, askeri ve ekonomik bakımdan tam bir bunalım içersindedir. A.B.D, kesin zafer elde ettiği savaş yok gibidir. Yaptığı savaşlarda, hep “Savaş sendromu” yaşamış bir devlettir.


A.B.D, bugün için dünyanın en büyük emperyalist gücüdür. A.B.D, dünyada gizli örgütlerin yuvalandığı ve bu örgütlerin yönlendirdiği bir ülkedir. A.B.D bilgi deposu olmasına rağmen, bilgi kirliliğinin had safhaya ulaştığı bir devlettir.


New York Limanı’nda yükselen Özgürlük Heykeli, ABD’nin işaret taşlarından biridir. 1884 yılında Fransız halkı tarafından armağan edilen heykel, özgürlük ve fırsatlar ülkesi olan A.B.D’nin simgesi kabul edilmektedir. Heykel, bol giysilere sarınmış, elinde yanan bir meşale taşıyan bir kadını resmetmektedir. Kadının başında 7 denizi ve kıtayı simgeleyen 7 dikenli bir taç bulunmaktadır. Sol elinde, üzerinde Amerika’nın Bağımsızlık Günü olan 4 Temmuz 1776 tarihinin kazılı olduğu bir kitabe vardır.


Amerika Birleşik Devletleri toprakları bugüne kadar, çoğu ülkeden daha fazla (toplam 50 milyon) göçmen kabul etmiştir. Ve halen ülkeye yılda 700,000 göçmen alınmaktadır. A.B.D’nin bu durumunu, Başkan John F. Kennedy; şu cümlelerle özetlemiştir; “Amerika’nın sırrı buradadır. Eski gelenekleri, taze belleklerinde taşıyan ve yeni sınır boylarını keşfetme cesaretine sahip insanlardan oluşan bir ulus”.


Amerika Birleşik Devletleri, özgürlük ve fırsatlar ülkesi olmasından ötürü, emperyalizmin en katı bir şekilde uygulandığı bir ülkedir. Askeri alandaki üstünlük, dünya ülkelerinin tüm zenginliklerini sömürmeye yöneltmiş ve dünya işgal projesini uygulamaya koymuştur. Ancak bu saldırganlık paranoyası, ülkede “savaş sendromu”na dönüşmüştür. Öte yandan sürekli savaş halinde olması, ekonomisini, sosyal ve siyasi dengelerini alt üst etmiştir. Kısacası A.B.D, topyekün bunalıma girmiştir. Bu bunalımdan çıkış yolu da pek gözükmemektedir.


A.B.D’de yaşanan bunalımların başında “doğal bunalım” gelmektedir. A.B.D; kuzeyde Kanada, güneyde Meksika ve Meksika Körfezi, doğuda Atlantik Okyanusu ve batıda Pasifik Okyanusu’yla sınırlanmıştır. Doğudan batıya New York’tan San Francisco’ya uzaklık 4.800 kilometredir. Texas’ın en güney ucundaki Brownsville şehrinden 49. Paralel’e kadar (A.B.D ve Kanada arasındaki sınır) uzaklık 2.560 kilometredir. Bu geniş topraklar üzerinde farklı yer şekilleri ve iklimler görülmektedir.


A.B.D’nin doğal yapısı, ülkenin büyük güç haline gelmesinde büyük rol oynamıştır. ABD’de çok değişik iklimler görülür. Ancak coğrafi konum olarak genelde orta kuşakta yer almasından ötürü (Alaska hariç), ülke topraklarının tümü iklim özellikler bakımından insan yaşamına elverişlidir.


A.B.D, yüzölçümü bakımından (9.629.091.000 km2) dünyada Rusya’dan sonra ikinci büyük ülkedir. Bu yüzölçümü ile A.B.D, Avrupa kıtasının yüzölçümüne eşit sayılmaktadır. Şüphesiz bu büyüklük, ülke insanında “büyüklük sendromu” oluşmasına yol açmıştır. Büyüklük sendromu sonucunda, eyaletler arası kopukluklar oluşmuş ve her bir eyalet çoğu konularda, federal cumhuriyetten farklı olmaya başlamıştır. Ayrıca ülkenin eski kara kütlelerinden çok uzakta oluşu, A.B.D’yi yalnızlığa itmiştir. Dünya hâkimiyetini kurabilmek için, eski kara kütlelerinde (Afrika, Avrupa ve Asya) bulunan ülkelere gönderdiği askerler, anavatanlarından okyanus aşırı mesafeler katetmesi gerekmiştir. Okyanus aşırı giden askerlerde ve A.B.D’de kalan asker yakınlarında psikolojik bunalımlar ortaya çıkmıştır. Şüphesiz bu bireysel bunalımlar, zamanla toplumsal bunalımlara yol açmıştır.


A.B.D’de yaşanan dğer bir bunalım, sosyal bunalımdır. A.B.D’de, zenginlik sendromundan kaynaklanan aşırı tüketim hastalığı yaygındır. Bunun sonucu olarak, büyük bir sağlık sorunu olan obezite hastalığı ortaya çıkmıştır. A.B.D Ulusal Sağlık Merkezi’nin verilerine göre Amerikan nüfusunun üçte biri aşırı kilolu, dörtte biri de “klinik obezite” denen şişmanlık hastalığından muzdarip. Amerikalı çocukların da %20’si aşırı kilolu kategorisine girmektedir. Gereksiz yere harcamak ve gereğinden fazla tüketmekle, yeryüzündeki tüketim toplumunun en iyi örneği olan A.B.D’deki bu yaşam biçimi Amerikalılara çok pahalıya mal olmaktadır. Aşırı oranda, çeşitli yiyecek maddelerine trilyonlar akıtan Amerikalılar, ortaya çıkan sağlık sorunlarını çözmek için de trilyonlar harcamak zorunda kalmaktadırlar. Sağlık konularında danışmanlık yapan Lewin Group adlı kuruluş, şişmanların sağlık harcamalarının 238 milyar doları (yaklaşık 162 katrilyon TL) bulduğunu bildiriyor. Amerikalılar şimdiden çözüm arayışlarına girerken, üç çocuktan birinin de aşırı yeme alışkanlığına sahip olması yetkilileri derinden derine düşündürüyor. 12-13 yaşlarında, 1.65 boyundaki çocuklar 135 kilo gelebiliyor. Aşırı ve dengesiz nüfus artışı ve şehirlerin aşırı büyümeleri, A.B.D’de suç oranlarının yükselmesine neden olmuştur. Uyuşturucu ve alkol kullanımı, adam öldürme ve cinsel suçlar, her geçen yıl hızla artış göstermektedir. Öte yandan obezite hastalığı, A.B.D insanını hepten “sosyal bunalıma” sürüklemektedir.


A.B.D’de “göç bunalımı” yaşanmaktadır. A.B.D, demek göç demektir. Çünkü A.B.D, dünyada varlığını, göçlere borçludur. Büyük ekonomik fırsatlar, dini ve siyasi özgürlük haberlerinin çekiciliği sonucunda, dünyanın her köşesinden göçmenler giderek A.B.D’ye akın etmişlerdir. A.B.B’de hala devam eden beyaz-zenci ayrımı, ülkenin yoksul halkını oluşturan hispanikler, her geçen yıl artan kaçak göçler, ülkeyi tam bir “göç bunalımına” itmiştir. Gçömenlerin “göçmensiz bir gün” yürüyüşleri, gelecek yıllarda daha geniş katılımlı olacaktır. Öte yandan ülkede her an zencilerin isyanı gündeme gelebilir. Öyle görülüyor ki, A.B.D’nin parçalanmasında, “Göç Bunalımı” önemli rol oynayacaktır.


A.B.D’nin nufusu çok sayıda değişik unsurdan oluşmaktadır. 2003 yılı verilerine göre; toplam nüfusun % 81’i beyaz, % 12,9’u siyah, % 1’i Amerika ve Alaska yerlileri ve % 0,2’si ise Hawai ve Pasifik Adaları yerlilerinden oluşmaktadır 2005 verilerini temel alan rapora göre, Amerikan nüfusunun üçte biri etnik azınlıklardan oluşmaktadır. Başka bir ifadeyle 296 milyon nüfuslu Amerika’da farklı etnik azınlıklara mensup 98 milyon kişi yaşamaktadır. Raporda en büyük etnik azınlığın Latin kökenliler olduğu belirtilmektedir. % 3,3 oranıyla en fazla nüfus artışının yaşandığı topluluk da yine Latin kökenlilerdir. İkinci en büyük azınlık grubu ise 40 milyona yaklaşan nüfuslarıyla siyahlardır. Siyahlar arasındaki nüfus artışı ise % 1,3’tür. Göçlerle sayıları hızla artan Asya kökenlilerin nüfusu ise 15 milyon civarındadır. Asyalıları, Kızılderililer ve Alaska yerlileriyle Havaililer ve Pasifik Adalarından gelenler takip etmektedir. Yine araştırmaya göre, Latin kökenli olmayan beyaz Amerikalıların nüfus içindeki payı % 63’tür. Ancak bu grup etnik azınlıklara göre daha yaşlı ve nüfus artış hızları da daha yavaştır. Ülkenin etnik yapısında görülen hızlı değişim, “etnik bunalıma” dönüşmüştür.


Avrupalıların göçleri sonunda Amerika’da çeşitli koloniler kurulmuştur. 4 Temmuz 1776’da 13 Amerikan kolonisi İstiklal Beyannamesini imzalamışlardır. İngilizlerle yapılan bağımsızlık savaşlarını kazanarak istiklallerini kazanmışlardır. Böylece A.B.D kurulmuştur 1787’de ilk Anayasası hazırlanmış ve George Washington ilk Cumhurbaşkanı seçilmiştir.


A.B.D’de iki parti bulunmaktadır. Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Partidir. Kuruluşundan bugüne kadar bu iki parti ülkeyi yönetmektedir. Bu iki parti arasında aslında pek fark yoktur. Sadece fark dış politikada ve dünyayı sömürme biçiminde görülmektedir. Cumhuriyetçiler (Reagan, Bush, Oğul Bush), saldırgan bir tutum izlerek, demokratlar (Kenedy, Clinton) ise ılımlı bir politika izleyerek dünyayı sömürmektedirler. Aslında gerek Cumhuriyetçiler ve gerekse demokratlar, ülke yönetiminin görünen yüzleridir. Gerçekte ülkeyi görünmeyen güçler yönetmektedir. Bu gizli güçler ise, dünyanın dev şirketlerinin sahipleri olan küresel patronlardır. Küresel patronların çoğu da, Yahudi asıllıdırlar. Yani A.B.D halkı çoğunluğu Hıristiyan olmasına rağmen toplam nüfusun ancak % 1’ini teşkil eden Yahudi azınlık tarafından yönetilmektedir.


A.B.D’nin yönetimi, tıpkı şu hikâyede olduğu gibidir. Hikâye bir kilise kapısında yaşanmıştır. Hikâye şöyle; Çok zengin iki ailenin çocuklarının kilisede nikah törenleri vardır. Törene dünyanın en büyük zenginleri davetlidirler. Zengin çiftlerin nikâhları kıyılır. Davetliler yavaş yavaş kiliseden çıkmaya başlarlar. Düğünden çıkan davetliler kilise kapısının sağında ve solunda oturan iki dilenciyle karşılaşırlar. Dilenciler, davetlileri etkilemek için pankart açmışlardır. Kilise kapısının sağında duran dilencinin elindeki pankartta “Bu hıristiyana yardım edin”, solunda duran dilencinin elindeki pankartta ise “Bu yahudiye yardım edin” yazısı vardır. Davetlilerin hepsi Hıristiyan olduğu için, dini duyguları kabararak ve Yahudi dilenciye inat olsun diye, “Bu hristiyana yardım edin” yazısı taşıyan dilenciye fazlasıyla yardım etmektedirler ve her geçen davetli en az 100 dolar vermektedir. “Bu yahudiye yardım edin” pankartını taşıyan dilenci ise, 1 dolar dahi toplayamamıştır. Yahudinin bir dolar dahi yardım alamamasına acıyan biri, yahudinin yanına yaklaşarak, “Bak kardeşim, karşıdaki gibi akıllı olsana, hristiyanım diyerek malı götürüyor, yahudiliğe karşı değilim ama sen bir dolar almazken, çoğu insan sana inat, hristiyanım diyene daha da fazla sadaka veriyor” diye öğüt verir. Bunun uzerine yahudi, “Bu hristiyana yardım edin” yazısı taşıyan dilenciye şöyle seslenir; “Jacob, Jacob, baksana adam bize akıl veriyor” der.


Evet, hikâye böyle. A.B.D’nin yönetimi, bu hikaye ile adeta tıpa tıp uygunluk arzediyor. A.B.D’yi ister, cumhuriyetçiler yönetsin, isterse demokratlar yönetsin, sonuç pek değişmiyor. Gerçekte A.B.D’yi Yahudi zenginler ve bu arada İsrail yönetiyor. CIA ajanlarının MOSSAD’ta eğitim almaları, B.M’da İsrail aleyhine olan tüm kararları A.B.D’nin veto etmesi, A.B.D’nin İsrail’e en son yapım olan silahları satması, İsrail’in nükleer silah üretmesine rağmen, A.B.D’nin sessiz kalması gibi olaylar, İsrail’in A.B.D üzerindeki etksini açıkça ortaya koyuyor. Arada sırada hristiyan yöneticilerin İsrail’e akıl vermesi, oyunun en gülünç yönü.


Ancak oyunun gerçek yüzünü gören Hristiyan A.B.D halkının sayısı gün geçtikçe artıyor. Seçimlerde her geçen yıl oy kullananların sayısının azalması bunun göstergesi. A.B.D’de bugün için tam bir siyasal bunalım yaşanıyor. A.B.D’de, Yahudi patronlar tarafından yönlendirilen, gerek Cumhuriyetçilere ve gerekse demokratlara karşı tepkiler her geçen yıl artıyor ve tepkiler çığ gibi büyüyor. Bu da, ülkenin yakın gelecekte, büyük bir “siyasal bunalım” geçireceği ve ülkenin parçalanacağı sinyallerini veriyor.


A.B.D ekonomik ve askeri güç bakımından en yakın rakiplerinin çok ilerisindedir. 500 büyük şirketin 219’u A.B.D’ye aittir. Doğrudan dış yatırımda A.B.D ikinci sıradaki İngiltere’nin iki kat önündedir. 100 büyük markadan 62’si A.B.D’nindir. Askeri açıdan ise 2005 yılı verilerine göre 518,1 milyar dolarlık savunma bütçesiyle A.B.D rakipsizdir. A.B.D Gayri safi milli hasılanın % 4,06’sını askeri harcamalara ayırmaktadır. Askeri ve ekonomik güç, ülkenin gücünü korumaktadır. Ancak A.B.D, aşırı tüketim hastalığı nedeniyle, ekonomik bunalıma doğru sürüklenmektedir. Nitekim Nüfusun en varlıklı % 5’inin yıllık ortalama geliri 20 yıl önce 132 bin dolarken, bugün 250 bin doları aşmıştır. Buna karşılık, en yoksul % 20’in yıllık ortalama geliri 9 bin dolardan, ancak 10 bin dolara çıkabilmiştir. En zenginlerin geliri iki kat artarken, ötekilerinki yerinde saymıştır. Şirket yöneticilerinin maaşları ile ortalama işçi ücretleri arasındaki fark 1970’de 40 kat iken şimdi 530 katı bulmuştur. Bu nedenle, ülke ekonomide eşisizlikler ve zıdlıklar ülkesi olmuş ve “ekonomik bunalım” çekilemez boyutlara ulaşmıştır.


Ülkenin borcu, 1800’de 82,9 milyon, 1850’de 63,2 milyon dolar olmuştur. Ancak ülke borçları hızla artmıştır. 1900 yılında 2,1 milyar dolar olan borç, 1981 yılında 1 trilyon dolara çıkmıştır. Ancak ülkenin borcu, 2000’li yıllarda çok süper artış kaydetmiştir. İkiz kulelere yapılan saldırının ardından Afganistan ve Irak işgalleri, ülkeye çok pahalıya mal olmuştur. 2005 yılında devletin borcu 7,9 trilyon dolara ulaşmıştır. Bugün için (11.06.2006), A.B.D’nin borcu 8,58 trilyon dolara olmuştur. Bu borcun 4,89 trilon doları kamu borçları, 3,69 trilyon doları ise hükümetin aldığı borçlar oluşturmuştur. A.B.D’li tüketiciler ise giderek daha büyük oranda borçla ve krediyle tüketmektedirler. 1964-2002 arasında, tüketicilerin kredi borçları 200 milyar dolardan 7,2 trilyon dolara çıkmıştır. 1985’de borç-kredinin kişisel gelire oranı % 26 iken, bugün % 40’ı geçmiştir. Kısacası, A.B.D, bugün için tam bir borç batağı içersindedir ve ülkede “borç bunalımı” yaşanmaktadır.


ABD’nin, bir gizli ve görünmeyen savaşları var, bir de görünen açık savaşları vardır. A.B.D’nin dünyanın her tarafında işine yarayacak grupları mevcut yönetimlere karşı desteklediği, hükümetleri devirdiği, yerine kukla rejimleri getirdiği söylenmektedir. Bunlar A.B.D’nin gizli savaşlarını oluşturmaktadır. A.B.D’nin bu tür savaşları, Sovyet Rusya’nın dağılmasıyla zirveye çıkmıştır.


A.B.D’nin görünen açık savaşları, ülkenin kuruluş yıllarına kadar uzanmaktadır. A.B.D ilk savaşını İngiltere ile yapmıştır. 18 Haziran 1812 tarihinde, A.B.D İngiltere’ye savaş ilan etmiştir. A.B.D, o tarihten itibaren bugüne kadar sürekli savaş içersinde olmuştur. Yaklaşık 200 yıldır savaşan A.B.D, savaşlardan yorgun ve bitkin çıkmıştır. Bugün için gerek A.B.D askeri ve gerekse halkı, “savaş bunalımı” yaşamaktadır.


A.B.D’nin kuruluşu ile birlikte başlayan soykırımlar sonucunda, çok sayıda insan hayatını kaybetmiştir. A.B.D’nin Vietnam’ı işgali ise 70 bin kişinin ölümüyle sonuçlanmıştır. İngiliz Tıp Dergisi Lancet’in yaptığı araştırmaya göre; Irak’ta A.B.D işgali dolayısıyla ölen sivillerin toplam sayısı 655 bine ulaşmıştır. Birleşmiş Milletler de kendi soykırım tanımına giren insanlık suçlarına karşı ses çıkarmamıştır. A.B.D, Kızılderili soykırımı ile başlayan tarih boyunca yaptığı soykırımların etkisi altındadır. Soykırımda ölenlerin ruhlarıi A.B.D’yi “soykırım bunalımına” sokmuştur.


A.B.D, dünya hâkimiyetini korumak için, dünya coğrafyasında savaşlar yapmakta, ülkeleri ikiye üçe bölerek parçalamakta ve ülkeleri bölerek yutmaktadır. Ancak şu bir gerçektir ki, bölen bölünür. Bu nedenle yakın gelecekte A.B.D, bölünme sürecini yaşayacak ve parçalanarak yok olmaya mahkûm olacaktır.


A.B.D, parçalanıp yok olmak istemiyorsa, içnde bulunduğu bunalımlara çareler aramalıdır. Çare aslında çok kolaydır. A.B.D yönetimi, başta emperyalizmden derhal uzaklaşmalı, savaşları ve sömürgeciliği bırakmalı ve dünyada eşitlik, adalet ve huzur için çalışmalıdır. Peki, A.B.D yönetimi, böyle bir çözüme yanaşır mı? Bekleyelim, görelim.


Prof. Dr. Ramazan ÖZEY

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir