Amerika Kürdistan’ı Kuracak

37 yıl MİT için çalıştı. Ortadoğu ve Azerbaycan`da darbelere, çatışmalara, büyük olaylara tanıklık etti. Bugüne kadar hiçbir medya kuruluşuna konuşmadı, çünkü bir istihbaratçıydı, yasaklıydı. 2002 yılında emekli oldu.

Gizli servis mensuplarının, görevlerinden ayrılmış olsalar bile pek sık konuşmadıkları bilinir. Ancak bu geleneğin zaman zaman bozulduğu da aşikâr. Türkiye`de MİT yetkililerinin -haklarındaki iddialara yanıt vermek, mesleki anlamda mücadele içinde oldukları kişi ve gruplar aleyhine konuşmak ya da kamuoyunca bilinmesi gerekenleri gün ışığına çıkarmak gibi özel durumlar dışında açıklama yapmadığı da bilinen bir gerçek. MİT eski yöneticisi Mehmet Eymür`ün atin.org sitesinde yazdığı yazılar iik anda akla gelen örneklerden biri.
Haftalık, bugüne kadar konuşmamış bir eski MİT görevlisiyle görüştü. Bu görevlinin adı Burhan Basgün. Otuz yedi yıllık istihbaratçı Basgün 1995-1998 yılları arasında -yani Türkiye`nin adının karıştığı meşhur darbe girişiminin ardından- Azerbaycan`da görev yapmış. Ortadoğu`da da gayri resmi görevde bulunan Basgün`le ABD`nin Irak`taki planlarını, PKK`yı, El Kaide`yi, MiT`in iç ve dış istihbarattaki performansını, istihbarat servislerinin terör örgütleriyle ilişkilerini ve Azerbaycan darbesini konuştuk.
Basgün, ABD`nin 1991 yılında “tampon bölgeyle” Kürt devletinin temellerini attığını söylüyor ve PKK`nın da Amerikan planlan içinde şimdilik bir yer tuttuğunu belirtiyor. Eski MİT`çiye göre ABD, Irak`tan sonra Suriye, İran ve Türkiye`deki Kürtleri birleştirmek isteyecek.
Basgün, eski Müsteşarı Şenkal Atasagun`un dönemi için de, “Bu dönemde istihbaratta bir ilerlemenin olmadığını düşünüyorum. Atasagun MİT Müsteşarlığı`na getirildiğinde kıdem sıralamasında otuz beş, kırkıncıydı. Bu durumda ister istemez siyasi tasarruf geliyor akla. Politikanın bulaştığı servisler de başarılı olamaz, politikanın oyuncağı olur” diyor.
Basgün, Haydar Aliyev`e yönelik darbenin 1995`te Türkiye`nin Azerbaycan politikasına ters düştüğünü belirtiyor ve diyor ki;
“Birileri Aliyev`den rahatsız olmuş olabilir. Ama bu kesinlikle MiT`in tasarrufu değildir. MİT, aksine darbe girişimini önceden haber alarak Demirel`e bildirdi. Demirel de Aliyev`i arayıp durumu haber verdi.”
Basgün`ün açıklamaları Kutlu Savaş`ın Susurluk Raporu`nda yer alan Azerbaycan`daki darbe skandalı ile ilgili bilgilerle de Örtüşüyor. Ancak Basgün, 1995`te Baku Hukuk Müşaviri olan MİT görevlisi Ertuğrul Güven`i suçlayan Kutlu Savaş`tan farklı olarak, “Güven, ajan sokup bilgi derledi ve merkeze bildirdi. Girişimi önlemek için vazifesini yaptı” diyor.

– Dünyada sol örgütler silah bırakıyorlar. Silahlı sol biraz “arkaik” kalmaya başladı. Buna rağmen referansı Marksizm olan PKK, altı yıllık aradan sonra eylemlere başladı. Nedir bunun sebebi?

Şimdi Türkiye`de seçim yapılıyor. Kırk milyon seçmen içinde HADEP yalnızca yüzde 1 oy alıyor. Eğer söylendiği gibi Türkiye nüfusunun yüzde 10-15`i Kürt vatandaşlarımızdan müteşekkil ise Kürtleri temsil ettiğini iddia eden bir partinin bu kadar oy almaması lazım. Ya temsil etmiyor ya da işin içinde başka iş var. Şunu söylemeye çalışıyorum: Türkiye`de hangi hakkı verirseniz verin, hangi ekonomik refah ortamına ulaşırsanız ulaşın marjinal bir grup bağımsız bir Kürt devleti kurmak arzusundan vazgeçmeyecektir. Ancak Kürtlerin büyük çoğunluğu buna karşıdır. İşte bu marjinal kesimle irtibatlı dış güçler var.

– Dış güçler muğlak bir kavram. Kimdir bu dış güçler?

Türkiye`nin etkin olmasını istemeyen ülkeler var. Satranç tahtası gibidir bu, herkes oyunu kazanmak ister. Ben bunu doğal karşılıyorum. Mesela İsrail`in hedefleri var. Bu hedeflerin gerçekleşebilmesi için Türkiye`nin zayıflaması gerekiyor. Ermenistan`ın hedeflerini zaten cümle âlem biliyor. İran`ı düşünün mesela. İran Türkiye`nin çok büyümesini ister mi? Eğer çok büyürse kendi içindeki 25 milyon Türk asıllı nüfus da burayla bağ kuracak. Bakın mesela Stalin, Ermenistan sınırında 25 kilometrelik bir alan koymuş. Ne yapacak Ermenistan bu kadarcık yolu, işine yaramaz ki. Ama işte kara ve tren yolu bağlantısını kesiyor Türkiye`nin. Bunlar hep planlıdır. Bir kere ABD ve İsrail`in istediği Kuzey Irak`ta bir Kürt devletinin kurulmasıydı. Bunu 1991`de halihazırda büyükelçi olan Necati Utkan`a söylemiştim. O zaman bir yurtdışı görevindeydim yine. Kuzey Irak`ta bir tampon bölge oluşturuldu, ekonomik açıdan Musul ve Kerkük petrolleri kullanılacak. Sonra Suriye, Türkiye ve İran`daki Kürtleri birleştirmek isteyecekler. Bu, “Büyük Kürdistan” projesidir. Tabii bu arada 11 Eylül, ABD`yi Ortadoğu`da demokrasiyi yerleştirmeye zorlayan bir etken oldu. ABD, 11 Eylül`de toplumları kaybettiğini anlayınca kendince bir önlem olarak demokrasi ihracı planı yaptı ve uygulamaya koydu.

– ABD`nin Irak`a ya da tüm Ortadoğu`ya demokrasiyi yerleştirmek istediği teziyle sizin sözünü ettiğiniz Irak planı birbiriyle çelişmiyor mu?

Demokrasi derken ABD, dünyayı kontrol etmek istiyor. Politik hakimiyet istiyor. Bunun da rejimleri güdümüne almaktan değil, halkla bütünleşmekten geçtiğini anladı. Irak`ta başarılı olamadılar, yüz bin kişi ölmüş, Irak üçe bölünmek üzere. Ama Kırgızistan`a bakın, Gürcistan`a bakın, Ukrayna`ya bakın, bunlar operasyonlardır.
Türkiye, darbe operasyonunu Aliyev`e ânı ânına bildirdi

– Azerbaycan`daki darbe girişimi olayına gelelim… Türkiye bir taraftan Haydar Aliyev`i desteklerken bir taraftan da aralarında resmi görevlilerin de bulunduğu kişiler Aliyev`in devrilmesi için uğraştı. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?

Şimdi ben bu olayların hemen ertesinde Azerbaycan`a görevli olarak gittim. Bu işin iç yüzünü en iyi bilecek birkaç insandan biriyim diyebilirim. Hayal ürünü çok şey söylendi. Bir kere Türkiye için önemli olan bağımsız demokratik Azerbaycan`dır. Azerbaycan`ı kalkındırabilecek kim varsa Türkiye onun yanında yer alacaktır. Şimdi bakalım, Soyvetler Birliği dağıldıktan sonra Muttalibov Cumhurbaşkanı oldu. Ne yanlısıydı? Soyvet yanlısıydı. Onun gidişi halk hareketi ile sağlandı. Elçibey geldi. Elçibey halkın sevdiği, Türkiye`ye çok yakın bir isimdi. Kendisi bana demiştir ki, “Ben Cumhurbaşkanlığı yapamam, beni Cumhurbaşkanı seçmeyin.” Ama çevresindekiler ona, “Sen birleştiricisin, liberal bir yapıya sahipsin, sen ol” diye ısrar etmişlerdir. Elçibey`in başarısızlığı buradan doğmuştur. Sonra bir darbe olmuş ve Hüseyinov gelmiştir. O da Soyvet yanlısıydı

– İngiliz Sunday Times Gazetesi MİT`e göre Elçibey`e yönelik darbenin arkasında İngiliz petrol şirketi BP`nin olduğunu yazmıştı. MİT de bu iddiayı yalanlamıştı.

Ben o konuda bir şey söyleyemem. Türkiye`nin adının karıştığı olaya dair bir şey söyleyebilirim. Şimdi Türkiye açısından en doğru ismin Haydar Aliyev olduğu görülmüştür. Çünkü bu adam 1942`den beri Azerbaycan tarihine hizmet etmiş bir adam. Halkı tanıyan bir insan, biraz da otoriter. Oradaki karışıklığı önleyecek olan kişinin Aliyev olduğunu düşünmüştür Türkiye.

– Orada bir sorun yok zaten. Aliyev resmi olarak desteklendiği halde ona karşı bir tertibe girişilmesinde bir çelişki var.

Oraya geliyorum. Şimdi sayın Süleyman Demirel Haydar Aliyev`e yönelik suikast ve darbe girişimlerini Milli istihbarat Teşkilatı`nın raporlarına dayanarak Aliyev`e bildirmiştir. Aliyev bizim çağdaş demokratik düşünceye uymuyor.
Tabii başka şeyler de olabilir, bilemiyorum, onu istemeyenler olmuş olabilir. Ama Türkiye ya da MİT bütünsel olarak, resmi olarak Azerbaycan`da darbe falan istememiştir. Aksine Azerbaycan`daki gelişmeler ânı ânına bildirildi.

TERÖR SİLAHLA TASFİYE EDİLEMEZ`

– Soğuk Savaş döneminden sonra terör örgütlerinin ve eylemlerinin sayısında bir artış gözlendi. Küresel ölçekte siyasal şiddet eylemlerine başvuran El Kaide bunlardan en önemlisi. Sizce nedir bu artışın sebebi?

Şimdi her dönem kendi terörünü üretmiştir. Osmanlı İmparatorluğu`nda başkaldıran meşhur Köroğlu vardır, Çakırcalı Mehmet Efe vardır. Bunlar eşkiyalardır. Form değiştirse bile her dönemde terör “kötü yönetimlere” karşı bir tavır olarak gelişiyor. Milli gelirden eşit pay alınır ve demokrasi gerçek anlamıyla yerleştirilirse terör kendiliğinden biter.

– “Terörün ilacı demokratikleşmedir” diyorsunuz ama ABD Irak`a demokrasi götürmeye çalıştıkça terör eylemleri artıyor.

ABD yakın bir geçmişe kadar Ortadoğu`da dikta da olsa kendisine hizmet eden rejimleri destekliyordu. Böyle olunca rejimleri ve diktatörleri yanına alabildi, ama toplumu alamadığını gördü. Tabii terörle ilgili işin bir de ekonomik boyutu var. Hakikaten demokrasiyi bir anlayış haline getirebilir ve ekonomik paylaşımı da adil yaparsanız terör marjinal seviyede kalır. Yok olur, kimse rağbet etmez.

– “Silahla değil, ancak böyle tasfiye edilir” diyorsunuz.

Evet tek yolu budur. Silahla olmaz. Bu, et-ki-tepki meselesidir. Terörle mücadele denilen şeyde demokrasi dışı araçlar kullanılır, yargısız infazlar falan olur. O zaman tabanı genişleyecektir terörün.

“AZERBAYCAN`DA BİR KİŞİ TÜM AİLE ADINA OY KULLANIR”

– Siz Azerbaycan`da üç yıl görev yapmış bir MİT görevlisisiniz. Orta Asya`yı tanıyorsunuz. Sizce “demokrasi nasıl yerleşir” oralara?

Azerbaycan`da görevli olduğum dönemde iki sandık gözleminde bulundum. Biri 6 Kasım 1995`teki Anayasa referandumu idi. Sonra 26 Kasım`da da parlamento seçimleri oldu. Sandıklara gittim, baktım aile içerisinde oy kullanacakların pasaportlarını yalnızca bir kişi almış herkes adına oy kullanıyor, böyle demokrasi olur mu? Oylamayı açık yapıyorlar, sandık gizli sayılıyor. Halbuki tam tersinin olması lazım.
Bu seçimden Aliyev galip çıktı. Buna demokrasi deniyor. Ben orada görevliyken Azeri bakanlara, “Bizde ana muhalefetin protokolde yeri vardır, önemlidir” diyorum. Adamlar garipsiyor. Rusya`dan böyle görmüş. Bunlar ana muhalefet partisi liderini bir yere sokmazlar. Şimdi tabii bu koşullarda, buralarda demokrasinin yerleşmesi zaman alır.
“MİT DE TERÖRÜ DESTEKLEYEBİLİRDİ”

– Bir istihbaratçı olarak sürekli “demokrasi” diyorsunuz. Demokrasi, “espiyonajla pek bir araya gelmeyecek bir kavram değil mi?

İstihbaratın kendi iç tutarlılığı vardır, istihbaratta pazarlıklar açıktır. Bazen gizli servisler demokrasileri de destekleyebilir. Gerçi dış servislerden terörü destekleyen de çok çıkıyor. Ama Milli İstihbarat Teşkilatı adına söyleyebilirim ki bizim servisimizin asla böyle şeyleri olmadı. Kimseyi kimseye karşı kullanmadık. Suriye yıllarca PKK`yı bize karşı kullandı, yetmişli yıllarda sol örgüt üyeleri Suriye`de, Filistin`de silahlı eğitim gördü. Biz de Esad`a karşı Müslüman Kardeşleri kullanabilirdik, ama asla yüz vermedik. Onlar ise bize karşı plan yapıyorlar.

– Türkiye`de iç ve dış istihbaratın ayrı kurumlarca yürütülmesi gerektiği fikrine nasıl bakıyorsunuz? Bir nevi CIA-FBI modeli gibi…

Ben bunu doğru bulmuyorum. Çünkü terör örgütlerinin içeride ve dışarıda uzantıları vardır, tehdit artık küresel bir nitelik arzetmektedir. Bir kurum tarafından bütünlük içinde yürütülmesinde fayda var.

– Kurumlar arası işbirliği aynı bütünlüğü sağlamaz mı?

Hayır sağlamaz, haber bölünür. Şimdi psikolojik olarak kıskançlık söz konusudur istihbarat birimleri arasında. Nasıl gazetecilikte haber atlatma var, bizde de böyle bir şey var. Yani ben işi daha iyi yapayım düşüncesi hakim. Bu, istihbarata zarar veren bir şey.

– MiT`in yurtdışı saha araştırmalarında kimi yerde “istihbarat zaaf`ının olduğu söyleniyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bir önceki Müsteşar döneminde istihbaratta çok büyük ilerlemenin olduğu kanısında değilim. Şenkal Atasagun Müsteşarlığa geldiğinde otuz beş, kırk kişi ondan kıdem olarak öndeydi. Kırk kişi geride bırakılırsa ne düşünürsünüz, orada siyasi tasarruf var dersiniz. Düşünün aynı tarihlerde bir yere girilmiş, kırk kişi daha kıdemli olmuş, çalışmasıyla, tutumuyla vesaire… Öncelik bu esaslara göre olmalıyken daha sonraki öne çıkmışsa burada politik bir şey vardır. Politikanın bulaştığı servisler de başarılı olamaz. O servis politikanın oyuncağı olur. Politik kesimin istediğini yapar, çünkü vefa borcu var.

HAFTALIK DERGİSİNDEN ALINMIŞTIR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir