ANAYASA TARTIŞMALARI VE İLERİCİLİK

Osmanlı Devleti’nin 19. yüzyıl başlarından itibaren belirginleşen modernleşme çabası aynı zamanda liberalleşme anlamına da geliyordu bir bakıma. Zira çok genel anlamda, Osmanlı modernleşmesinin izlediği Batılı model, esas itibariyle liberal siyasî kurumlara dayanmaktaydı. Nitekim yazılı bir anayasayla devleti (padişahı) sınırlama demek olan “meşrutiyet” yönetimine geçme (1876) çabasını göz önüne alırsak, Osmanlı Devleti’nin dünyadaki gelişmeleri yakından izlediğini söyleyebiliriz.

Prof. Dr. Mustafa Erdoğan, “Türkiye Özgürleşebilir mi?” adlı kitabında bu görüşleri işliyor ve şu açıklamayı getiriyor: “Türkiye tarihinde ilk anayasanın 1876 yılında yürürlüğe konmasının arkasındaki fikrî kaynak ve destek, başlıca temsilcileri Namık Kemal; Ziya Paşa ve Ali Süavi olan “Yeni Osmanlılar” dan gelmiştir. Namık Kemal, anayasalı bir yönetimin siyasî hürriyetin garantisi olacağını düşünüyor ve aynı zamanda serbest ticareti savunuyordu. Ondan yaklaşık bir kuşak önceki bir başka düşünce ve edebiyat adamı Şinasi de teşebbüs hürriyetinden yana fikirler ileri sürmüş ve devletin toplumun çıkarlarına hizmet etmesi gerektiğini savunmuştur.”

Yine bu dönemde Mekteb-i Mülkiye’de iktisat dersleri veren Sakızlı Ohannes Paşa’nın ise iktisadî liberalizm düşüncesinin Türkiye’deki temellerini atan düşünür olduğu söyleniyor. “Milletlerin Zenginleşmesi Biliminin Kaynakları” (Mebad-i İlm-i Servet-i Millel) adlı kitabın da yazarı olan Ohannes Paşa’ya göre Osmanlı Devleti’nin iktisadî kalkınması için mülkiyet hakkına ve girişim özgürlüğüne dayalı, açık ve rekabetçi bir iktisadî yapı gerekliydi. Paşa temel yaklaşımına uygun olarak, ekonomide korumacılık, devletçilik ve tekelin yanlış olduğunu ileri sürmekteydi.

Mehmet Cavid Bey ise sıkı bir iktisadî liberaldi. Cavid Bey iktisadî görüşlerini dört ciltlik “İlm-I İktisat” (İktisat Bilimi) adlı kitabında derli toplu bir biçimde ortaya koymuş, ayrıca 1908-1910 yıllarında “Ulum-i İktisadiyye ve İctimaiyye Mecmuası”nı (İktisadî ve Sosyal Bilimler Dergisi) çıkaranlar arasında yer almıştır. Cavid Bey yazılarında Osmanlı Devleti’nin kalkınmasının ancak dünya ekonomisiyle bütünleşmesi ve bu amaçla yabancı sermayeyi teşvik etmesi yoluyla olabileceğini savunmuştur. O da serbest ticareti savunarak, iktisadî korumacılığa karşı çıkmış ve özel teşebbüsün önemini vurgulamıştır.

Cumhuriyet döneminde bu yöneliş bir süre devam ettiyse de, İsmet İnönü’nün başbakanlığı döneminde, faşizme duyulan sempatinin de tesiriyle bu çizgi kesintiye uğradı. 1950’li yıllar ve 1983 tarihi önemli dönüm noktaları olmuştur. Ancak arzulanan ivme bir türlü yakalanmadığı için liberalizmi anlama konusunda hala Batı’nın (hatta zaman zaman Osmanlı’nın) çok gerisindeyiz. Bugün kamuoyunda yürütülen anayasa tartışmalarına ve özellikle de CHP’nin seçim sonuçlarıyla ilgili değerlendirmelerine bakılırsa, geldiğimiz seviye çok daha net bir şekilde anlaşılır. Peki kim ilerici, kim gerici? İnsaf sahipleri lütfen bu soruya cevap versinler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir