Asıl Kurtlar Vadisi Trabzon’da

Trabzon’da 16 yaşında bir genç Santa Maria Kilisesi’nin rahibini vurdu. Danimarka’dan başlayıp tüm dünyayı saran Müslüman âlemini kızdıran karikatürlerin yayınlanmasıyla aynı zamana denk düşen bu cinayet gözleri Trabzon’a çevirdi.

Devlet erkanı cuma günü Trabzon’da bölgeye yönelik bir güvenlik zirvesi topladı. Papaz cinayetiyle gündeme gelse de öncesinde pek çok cinayet, kurşunlama, infaz nedeniyle Trabzon’da bir gerginlik olduğu aşikârdı. Bu cinayetten hemen önce Trabzonsporlu futbolcuların otomobil ve işyerleri kurşunlandı. Bir çırpıda sayılacak unutulmayan olaylara bakarsak: TAYAD’lılara yönelik linç girişimi; Karadeniz Teknik Üniversitesi Profesörü Saadettin Güner’in ailesiyle otomobilinde kurşunlanması; bir gün sonra çek senet tahsilatı yaptığı öne sürülen bir kafe sahibinin aynı yerde vurulması; bu olaydan bir ay önce Doç. Dr. Hicabi Cındık’ın fuhuş mafyası çetesi tarafından öldürülmesi…

Hem mafya, hem uç siyasi fikirler, hem misyonerlik, hem şu hem bu… Tüm bunlar aynı şehirde nasıl harmanlanabildi? 4000 yıllık bir tarihin getirdiği kaynaşma, hangi arada ortadan kayboldu? Trabzon’a neler oluyor? Trabzon’da neler oluyor? Bu soruları, Trabzonlu gazeteci Nuray Mert ve İnsan Hakları Derneği Trabzon Şube Başkanı Gültekin Yücesan’a sorduk.

Trabzon 1900’lü yıllarda operaları, çok sayıda yerel gazetesiyle önemli bir kültür merkeziydi. O günden bu günlere nasıl gelindi?

Nuray Mert: Cumhuriyet öncesi Trabzon kozmopolit bir şehirdi. Havası biraz devam etti ama bir süre sonra hiç gayrimüslim kalmadı. Hakim şehir kültürü değişim gösterdi. Bunlar o kadar gerilere giderek değil, daha yakınlarda ‘neler oluyor ile?’ açıklanabilecek şeyler. Bu yakınlarda olan şeyler de Türkiye genelinde olan şeylerden çok bağımsız değil.

Trabzon’a özel hiç mi bir şey yok?

N.M.: Trabzon’a münhasır olan kısım var; genel hava Trabzon’da mayalanmaya müsait. Son dönemde hız kazanan misyonerlik kuruntuları ve milliyetçi galeyanların yükselmesinin kolay karşılık bulabileceği bir yer. Osmanlı’nın dağılışı esnasında Pontus devletini kurma gayretlerinin sürekli hatırlatıldığı, bunun canlanacağı iddialarının dolaştığı, bu tür provokasyonlara müsait bir zemin. Gelişmekte olan bir şehir, ama ekonomik olarak da sorunlu. Üniversite gençliği yoğun, liselerde eğitimin genel sorunu olarak başı boşlar. Bu papaz cinayeti tam aydınlatılmadı ama Türkiye’deki genel havanın devamı.

VATANDAŞ SEYİRCİ

Nedir genel hava?

N.M.: Sürekli bir kuşku ve kuruntu ortamı. Bu birtakım marjinal çevreler tarafından değil de her gün karşı karşıya olduğumuz medya organları tarafından kışkırtılıyor. Beli silahlı adamların kendi kendine adalet ve hukuk inşa ettiği, infaz yaptığı birtakım dizi ve filmlerin ortalarda gezmesi, misyonerlik yayınlarının alıp başını gitmesi, ‘kim dönme? kim değil?’ gibi kışkırtmalar yapılıp, birtakım hezeyanların büyük basın organları tarafından kitaplarının basılabilmesi, kapış kapış okunabilmesi…

Trabzon’da yaşayan biri olarak, siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Trabzon özel mi, değil mi?

Gültekin Yücesan: Genel çürümenin devamıdır ama orada yaşadıklarımız Trabzon’un bir merkez seçildiğini gösteriyor. Bu çöküntü Trabzon’da çok fazla kendini gösteriyor. Hiçbir sanayisi yok. Tarımı geçen yıllarda büyük zarar gördü, 40-50 bin üniversite öğrencisi bir o kadar da diğer genç kesim olarak bakınca, işsizler kenti.

Trabzon’un merkez seçilmesinden kastınız nedir?

G.Y.: Kesinlikle küresel dünyanın İran iddiasıyla bağlantılı bir olaydır. Aslında Kurtlar Vadisi Trabzon’da şu anda. O filmlerin Trabzon kadar izlendiği başka bir kent olduğunu sanmıyorum. Kişiler sorunlarını sosyal politikalarla çözemeyince, ailesiyle çözemeyince, bireysel olarak çözmeye yöneliyor. Trabzon’u yönetmek iddiasında olan güçler de bunu kullanıyor. Tamam, bu olgu var ama niye burası bu kadar çok olayın olduğu bir kent? Farklı inanç, farklı kültür ve milliyetlerin bir arada bu kadar kardeşçe yaşamış olduğu bir kentten bu hale nasıl gelindi?

Nasıl gelindi?

G.Y.: Sürekli elden gidecek veya başkaları tarafından örgütlenecek bir kent gibi algılanmış. İttihat ve Terakki tarzıyla yönetim sergileniyor. Trabzon’da bu tür olaylar, hangisi olursa olsun münferit sayılır. Bir biçimde olaylar devlet yetkilileri tarafından aklanır. Bu papazı vuran genç olayında da aynı şey olacaktır. Olay ferdi gösterilmek istenecektir. Danimarka’daki karikatür olaylarının yarattığı tepki Müslümanların öfkesine neden oldu, bu öfkenin yatıştırılması lazım. Bir papazın öldürülmesi, bu öfkeyi bir miktar dindirir. Bunların bu kadarla kalmayacağını düşünüyorum.

Kazanımları ne olacak?

G.Y.: Diyelim ki İran’a bir müdahale söz konusu. Türkiye’de 1 Mart tezkeresi reddedildi, Amerikan karşıtlığı yüzde 80’lerle ifade ediliyor. Bu pozisyonun değiştirilmesi lazım. Çünkü Trabzon ticaret açısından stratejik bir yer. Hem Kafkasya, hem İran açısından. Bu stratejik yerdeki vatandaş değiştirilmeli. Buna karşı ulusal tepki verenler de bir başka biçimde aynı kesimleri organize etmeye çalışıyor muhakkak. Dolayısıyla bu iki kesim arasındaki çatışmadır. Bu konuda Trabzon’daki siyasilerin, sivil toplum örgütlerinin önemli eksiği var, oy kaygısı nedeniyle ciddi bir karşı duruş sergilemiyorlar. Vatandaş seyirci konumunda.

TABLO ÇOK KARMAŞIK

İran müdahalesini bu olayla nasıl bağlantılandırıyorsunuz?

G.Y.: Dünyada küresel saldırıya karşı Müslümanların bir karşı koyuşu var. Danimarka’daki karikatür olayının üç beş ay sonra öne çıkarılması düşündürücü. Amerika, İran’ın ve o çevredeki bazı ülkelerin karşı koyuşunu özendirirken, Türkiye’den bir karşı koyuş istemiyor. Trabzon’daki kamuoyu bu olay sonrasında karikatür olayına daha az tepkilidir. Karşısında bir Katolik öldürülmüştür ve olayın yaratacağı bir denge bilinç olarak oluşturulmuştur. Belki bu başka olaylarla desteklenecektir. Bu bir Müslüman saldırısı olarak yorumlanacak ve bir kalkışmanın önü kesilecektir.

Nuray Hanım, ABD’nin İran projesini destekler bir olay mı bu?

N.M.: Genel olarak Türkiye’de ve bütün Müslüman ülkelerde Amerika’nın Ortadoğu’da yapmaya çalıştığı düzenlemeye karşı tepki var. Türkiye’deki öncelikle milliyetçi bir tepki. Bu cinayet bilerek yapılmıştır veya değil, ama Müslüman coğrafyaların ne kadar hassas olduğunu ifade eder. Bu bakımdan Batı kamuoylarına bir mesajdır. Dindarca hassasiyetlerin ötesinde süregelen birikimin dışa vurması, Irak işgali sırasında sesini çıkaramayan toplumların öfkelerini birazcık kusabilmeleridir. İnsanlar kendini tepkisini vermiş, söyleyeceğini söylemiş olarak görüyor. İslam coğrafyasında karikatür işleri böyle çalıştı.

Türkiye’de nasıl çalışıyor peki?

N.M.: Hem Türkiye’ye biçilen rol, hem dindarlıkla milliyetçiliğin buluşması dolayısıyla tablo daha karmaşık. Irak’tan sonra öfke daha büyüyor ama bu şekilde hedef küçültülüyor. Eninde sonunda Danimarka’dır ve sadece bir karikatürdür. Bir de bunlar “medeniyetler çatışması” diye ortaya konan tezi doğrulayan şeyler. Medeniyetler arası bir problemmiş gibi temsil edilip daha önemli paylaşım kavgaları bu perdenin arkasına kolaylıkla gizlenebilir. Kamuoyları Müslümanlıkla Batı medeniyeti arasında bir gerilim olduğunu düşünebilmekte. Bu bakımdan da çok fonksiyonel. Elçilikleri yakan kalabalıklar gösterildikçe Batı kamuoyunda medeniyetler çatışması tezi doğrulanmakta. Bu tür oyunlar sahnelendikçe, imajlarla da yeterince desteklendiğinde o bir karşılık bulur. Kışkırtma olmadığı zaman spontane gelişmeler de olabilir. Bunlar bu tür politikalarca kullanılır. Sıradan vatandaşın her şeyi olduğu gibi kabul etme tarafı olduğu gibi bunun ters tepkisi de var: Her şeyden kuşkulanmak. Buna da gerek yok. Gerçekten gündelik hayat içinde olan şeyler var, bunların lanse edilmesi de kullanılmaya girer.

Trabzon’daki papaz cinayeti spontane mi?

N.M.: Bunu bilemeyiz. Trabzon’un ekonomik koşullarından tutun, liselerdeki asayiş ve eğitim sorunlarına kadar birçok boyutu var. Bunlar durup dururken birikmiyor. Olayın iki tarafı var. Böyle bir insan havuzunun oluşmuş olması, bu insan havuzunun şu veya bu şekilde yönlendirilmesi veya kışkırtılması. İlla doğrudan yönlendirmeniz gerekmiyor. Bunları istihbarat birimi değilseniz çözmeniz de imkânsız. Sonuçta bu tablonun ne kadar geniş olduğunu görmeliyiz.

Gültekin Bey, Trabzon’a özel değerlendirmelerinizde milliyetçilik unsuru, uluslararası örgütler ve derin devlet üzerinden yorum yaptınız ama son cinayette tarikat bağlantısı konuşuluyor…

G.Y.: Türkiye’ye dair bir gündem oluşturulmak isteniyorsa en iyi Trabzon üzerinden oluşturulur. Kürt meselesinde TAYAD’lılara yapılan saldırı, sonraki olaylar… Hiçbiri tek tek görülmemeli. Niye böyle? Karadeniz insanın atak yanından ve 1900’lü yıllardan gelen devlet politikalarının kurumsal halinden yararlanılmak isteniyor. Trabzon eskiden beri devletin sivil kuruluşları tarafından yönetilmiştir. Bu hem istihbarat örgütleri aracılığıyladır hem toplum üzerinde tek tek örgütlenme aracılığıyladır.

İNSAN TİCARETİ VAR

Ülke genelinde bir asayiş sorunu var ama Trabzon’da sıralanan birçok odak var. Aile yapısını da mı sorgulamak gerekiyor acaba?

N.M.: Bu bütün ülkede var ama Trabzon’da bir sürü şey üst üste gelmiş. Merkez seçildi mi bilemem ama zemin ve ortam uygun. İnsan havuzu kullanılmaya veya kendi kendine ortalara dökülmeye müsait. Trabzon’u özel kılan bu.

G.Y.: Trabzon ailesi kadar çoluk çocuğuna sahip çıkan yer yoktur.

Çetelerden bahsediliyor. Aileler bu kadar sahip çıkıyorsa bu çocuklar nasıl çeteleşebiliyor?

G.Y.: Trabzon’da sokakta çalışan çocuk sayısı 30-40’dır. Bunun dışında aileler de yoksul, çocukları da. Hem milli bağlarla hem dinsel bağlarla olabildiğince aileye bağlılar. Dünyadaki küresel saldırı bölgemizi etkiledi, vicdanları parçaladı. Televizyonların yaptığı yayınlar da insanların vicdanlarının parçalanmasına neden oluyor. Anne baba 24 saat çocuğunun başında duramaz. Bu çocuklar kullanılmaya müsait. Bunların içinde 20 tetikçi bulunabiliyor.

N.M.: Olayın ardından bir dinci gazetenin haberi verme şekline bakın: “Misyonerlik Uğruna Bir Çocuğun Hayatı Kaydı.” Böyle bakabiliyorlar. Kendine Türk-Müslüman diyen adam rahatlıkla bu ortamda vazife edinir rahibi vurmayı. Kışkırtma her ülkede olur. Münhasıran Türkiye’nin üzerinden oyunlar da doğru olabilir. Hangi ülkenin üzerinden oyun yok ki? Bir ülkenin kendini savunması için askeri, emniyet güçleri, istihbarat birimleri vardır. Toplumumuz, Amerika’daki gibi “çocuğum etkilendi Budist oldu, ne yapalım onun seçimi” diyecek yapıda değildir. Şimdi misyonerlik faaliyeti diye ortalığı yıkanlar, çocuklarını Amerikan kolejlerinde okutmak için yarış içinde.

Trabzon basına yansıyan haberler nedeniyle, neredeyse mafyayla özdeşleşti. Fuhuş ve çek- senet mafyasının Trabzon’da yuvalanması bu kadar yoğun mu?

G.Y.: Fuhuş mafyası diye adlandırılan mesele insan ticareti üzerine. Bu sektör esrar-eroin trafiğinden besleniyor, bu trafiği engellemeye yönelik ciddi çaba yok. Esrar-eroin içen, kadınla buluşma olanağı bulan kesime para lazım. Çek-senet mafyası kurarak parayı elde etmeye çalışıyorlar.

Trabzon, Trabzonspor’a müthiş bağlı. Futbolcuların otomobilleri de kurşunlanınca bu kadar da olmaz diye düşünüldü. Trabzon ve kulüp bağı gevşedi mi?

G.Y.: Trabzon geçmişini arıyor. Trabzon keşke muhafazakâr kalsaydı ve geçmişini yaşasaydı. Tamamen lümpenleşmiş bir nesil var. Ne geçmişiyle buluşabiliyor, ne yeni bir tarih oluşturabiliyor. Eskiden tiyatroları, gazeteleriyle farklı kültürleri, farklı milliyetleriyle, o güzel tabloyu yansıtan kültür kenti Trabzon şimdi “hiç olmazsa Trabzonsporla varım” diyor. Kimliğini aramada bazen milliyetçiliğe, bazen dinsel fanatizme savruluyor ama daha çok devletin desteklediği milliyetçilik üzerinden kendini kimliklendiriyor. Bunun yansımaları, çeteleşme faaliyeti ve yoksullaşma üzerinden, kendi oyuncusundan fidye istemeye kadar gidiyor. Kentte bu kadar yoksulluk bu kadar iddiayla yan yana olunca, yoksulluk en büyük iddiasını tehdit eder hale geliyor.

NM.: Trabzon’un iddiası, Cumhuriyet döneminden sonra merkezinde olduğu ticaretin dışına düşmesi dolayısıyla gittikçe gerilemeye dönüşüyor. Her bakımdan fakirleşmenin yarattığı gerilim var. Trabzonlular aidiyet duygusu yüksek insanlar, fazladan bir iddia taşıyan şehrin bu duruma düşmesi çok şeyi açıklıyor aslında.

TARİH YAZIYORLAR

G. Yücesan: Bundan 20 gün önce Kürtler’in gittiği bir kahvehaneye molotofkokteyli atıldı. Bir saat öncesinde bir kavga yaşanmış. Vatandaşlar kavgayı ayırdıkları gibi, Kürt işçilere saldıran gençleri de kovalamışlar. Gençler de “Siz nasıl milliyetçisiniz? Bize sahip çıkmıyorsunuz” diye kendi vatandaşlarına tepki göstermiş. Bu da gösteriyor ki vatandaş hali bu değil. Vatandaş seyirci konumunda kaldığı için hareket edenler Trabzon’da bir tarih yazıyor. Hareket eden güçler de bana göre, hem illegal, hem devlet derinliğinde, hem uluslararası örgütlerle tanımlanabilir. Buna karşı milliyetçi cepheden refleks gösterenler, tavır koymaya çalışıyor.

——————————————————————————–

TRABZON TÜRKİYE’NİN T’Sİ

Bir kentin DNA’sı türkülerine kodlanır. Bu yüzden, Trabzon’da neler oluyor sorusunu oranın türkülerini en iyi bilen ve yorumlayan isimlerden Volkan Konak’a da sorduk. Konak, son günlerde yaşananların sorumlusu olarak kentin yöneticilerine işaret ediyor:

“Trabzon, Londra, Paris ve İstanbul’dan eski bir şehirdir. Tarihten gelen bir zenginliğe ve öneme sahiptir. Ceneviz ve Venedikliler için önemli liman şehri, Kurtuluş Savaşı’nda ise Atatürk’ün en önemli amiral gemisidir. Önemli bir siyasetçimizin deyimiyle Trabzon, Türkiye’nin “T“ harfi, Cumhuriyet’in amiral gemisidir. Fakat iki yıldır bu gemi, o hırçın ama yumuşak dalgalı denizde kaptansız yol alıyor…”

KUŞ GİBİ BAKMAYIZ

“Trabzon, 1930’larda ilk sessiz sineması, opera binası ve yerel gazetelerinin üçü Fransızca olan önemli bir şehir. 1922’de ilk futbol kitabı bile burada yazıldı. Cumhuriyet kurulduğunda yeri geldi mi muhalefet, yeri geldi mi Cumhuriyet için ölüme bile şarkı söyleyerek giden yiğitlerin şehridir. Derebeylikle ağalığın olmadığı, herkesin birey olduğu, zeki, cesur ve yetenekli insanlara sahip olan Trabzon’un selam vermek için bile başını eğmeyişi bazılarınca hoş karşılanmaz. Bazı sürü bilinçliler ve kula kul olanlar bu özgürlüğe düşkünlüğü ve dik duruşu anlayamaz. Biz dünyaya kuş bakışı bakıp, kuş gibi bakmayanlardanız.”

KAPTANSIZ GEMİ

“Geminin başıboş yol almasının nedeni, uygun olmayan kaptanın atanmasından. Trabzon’a beceriksiz ve çok yanlışı olan bir vali atanması bugünkü olayların en önemli nedenidir. Fatih, 1461’de Trabzon’u neden almak zorunda kaldı? Çünkü İstanbul’un fethi yerine oturmuyordu. Yavuz Selim’in valilik yaptığı şehrin bugünkü valisini inceleyin. Yerel basında birçok kişiyle kavgalı, CHP ile mahkemelik duruma kadar gelmiş, çeşitli belediye başkanlarıyla sorunları olan, 20’den fazla suç dosyası olan otelci arkadaşı için devletin imkânlarını kullanarak festival tertipleyen ve halkın büyük tepkisini alan bir kişi. Maçka Festivali’nden bahsediyorum. Bir tarafta belediye başkanının düzenlediği, diğer yanda otelci arkadaşına Vali’nin yaptığı festival. Vali, kıskananlar çatlasın en güzel festival bizim festival, diyor. Bugün aynı cümleleri kullanıyor, kıskananlar çatlasın papazın katilini çok kısa sürede yakaladık. Yazık…”

SİCİLYA GİBİ

“Türkiye’mizi ölümüne sevdik ve sevdamızın karşılığı yok. Ülkemi ve devletimi temsil edecek kişilerin oturduğu koltuğa yakışması gerekir. Trabzon’u Sicilya gibi göstermeye hakları yok. Trabzonspor siyaset sokularak çökertildi. Tarihimiz, kültürümüz ve duygularımız alaşağı edilmesin ve vali değiştirilsin. Balık memleketindeniz ama hafızamız ömürlüktür…”

Gülay Altan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir