AŞK YOLU KÂBE

Şimdi Âdem (a.s) inşa ettiği Kâbe’deyim. Aşk diyarında, Kâinatın merkezindeyim.Allah’ın ikliminde ve kalbimin mahkûmiyetindeyim, tutukluyum. Elim Kâbe’de kalbim Allah’a bağlanmış, devr-i âlemdeyim, çok mutluyum.



Burası Kâbe. Kâinatın kalbi yani, burayı seyretmek gerçekten bir ibadet, çünkü burayı seyrederken dünyalık bütün düşüncelerden sıyrılıyorsunuz. Burası maddeden manaya geçişin sınırı. Burası insanın zaman boyutlarının değiştiği hudut, çünkü burada zaman kavramı önemini kaybediyor. Sadece tavafı ve ezan senini dinleyip namaz kılmayı bekliyorsunuz.



Allaha ait bir mekân bu kadar mı sade olabilir diye düşünüyor insan.


En güzel sanat eserlerini bile geride bırakacak bir duruşu ve tavrı var buranın.


Çünkü burası Allahın evi, Tevhid inancı ancak bu kadar muhteşem bir mimari duruşla anlatılabilirdi.


Oda aynı ihramını giymiş Âdem gibi bütün dünyanın süslerinden uzak, sade ve temiz. Günümüzdeki gökdelenlere göre alçak olsa da ondaki görkem ve azamet hiçbir binaya verilemez.


O sadece bir sembol. Çünkü onu mükemmelleştirmeye kalktıkça Allahın güzelliği karşısında gittikçe aciz kalınır.


Yani o “Ey Allah’ım, ben ne yapsam yapayım, senin güzelliğinin yanında bir hiç kalır “ın sembolü..


Onun için sembol olarak en düzünü, en sadesini, en basitini koydum ki benim madde anlamında acizliğimi anla demek.




Kâbe Allaha olan teslimiyetin yeryüzünde maddeye dönüşmüş şeklidir.


Kâbe aşkın simgesi, tutkunun 4 iklimidir. Aşığın etrafında pervane olduğu ışığın hapsetme gücüdür.


Burası sevginin yeşerdiği, putların yıkılıp kırıldığı yerdir.


Burası Hz Âdem gibi Hz İbrahim gibi, Hz Muhammet gibi hanif dinin hayata geçirildiği yerdir.


Uyanın ey insanlar, uyanın ey ümmeti Müslümanlar burası Hz Muhammed’in doğduğu yerdir




Âdem A.S, ardından Şit A.S, İbrahim Peygamber ve son olarak Kureyşlilerin inşa ettikleri Kâbe’deyim şimdi.


Buranın 19 defa onarıldığı söyleniyor. Ama ilk temeli atan insanlığın atası Âdem (A.S) Yüce Allahtan aldığı emirle yeryüzünün ilk mabedini inşa eder. Daha sonra Allah’ın kendisine öğrettiği duvar örme tekniği ile Şit (A.s) Kâbe’yi günümüze kadar gelecek temeller üzerine oturtur.


Sayıları gittikçe çoğalan Âdem (A.S) zürriyeti uzaklara gidip yeni şehirler kursalar da senenin belirli bir ayında Mekke’ye gelip burada hem tavaf yapar, hem de iman eden topluluklarla tanışırlardı.


Nuh tufanı ile yok olan Kâbe’yi yeniden ihya etme görevi Hz İbrahim Peygambere verilir. Hz İbrahim (A.S) oğlu İsmail ile inşa ettiği bu yapıyı Ebu Kubeys tepesinden getirdiği taşlarla tamamlar. Cebrail As tarafından getirilen cennet taşını da Kâbe’nin bir köşesine yerleştirir. İskele olarak kullandığı taş ise o üzerine bindiği zaman kendiliğinden yükselip alçalabilen, şu an İbrahim Makamı olarak muhafaza edilen taş.


Ve Yüce Allah Hz İbrahim’e Mekke’de yeniden HAÇ geleneği kurmasını ister.


Hz İbrahim’in kurduğu bu mabet küpe benzediği için adına Kâbe denir. Dört köşesi, pusulanın dört yönüne göre yapılır.



İşte şimdi bu insanlığın atası Âdem as, HZ İbrahim Peygamber ve kâinatın nuru Peygamber Efendimizin ellerinin deydiği bu yapıya değiyor ellerim.


Şimdi Kâbe’deyim. Allahın evinde.


Burada biraz âdem olmak, günahlarımın affı için ona yalvarmak


Biraz İbrahim olup bu yakıcı güneş altında kavrulmak,


Hacer olup koşmak Safa ve Merve tepelerinde ve buz gibi zemzemle ödüllenmek.


İçimdeki şeytanı taşlamak, bütün putlarımı kırıp tek Allaha yer açmak kalbimde.


Buraya Haram diyorlar, yani mübarek ve de kutsal yer. Ayakkabı ve çorapla basamazsınız bu topraklara. Ayaklarınız Peygamber Efendimizin bastığı topraklara basıp, onun ayağının tozuna karışmalı.



Burada her şey eşit, zengin, fakir, siyah, beyaz, erkek, kadın, sağlam, sakat, şöhretli, şöhretsiz, bilgili, cahil, hiçbirinin diğerinden bir farkı yok.


Size her türlü yüklenen sıfatlardan kurtulup bu anlamda temizlenmelisiniz.



Yani üzerinizdeki bütün rütbeler, markalar, giysiler çıkacak ve siz mezara giren bir ölü gibi dikişsiz kefen ile geleceksiniz buraya. İhramınız beyaz ve dikişsiz, süsü yok, modeli yok, rengi yok, markası yok. Yani bir anlamda kefenlendiniz. Çünkü kendi mahşerinizi yaşayacaksınız birazdan. Buradaki tek bir rütbeniz var. O da Ademiyet.


Âdemin dışında yaratılanlara karşı en üstün sizsiniz.



Ve burada sadece kendinsin. Irkın, kavmin, ceddin, sülalenin, makamın sana hiçbir faydası yok. Ama İslam olmakla hükümlüsün. Ve burada sadece kendinsin.


Uzaydan bakıldığında bir zerre bile değilsin.


Ayakların çıplak, kutsal topraktasın. Hz Âdemin, İbrahim’in Muhammed’in toprağındasın.


Allah ile selamlaşmaya, onunla kavilleşmeye geldin. Topraktan yaratıldın. Burada toprak olmaya, toz olmaya geldin.



Artık ihramdasın. Geçmişin geride kaldı. Ne süsün, ne güzelliğin, ne şöhretin, ne paran, ne malın mülkün sana faydası yok.


Burada kalbini süslemelisin Allah’a karşı. Burada dış değil, iç önemli. İç âlemine dön ve onu süsle. Burada kokuya da ihtiyacın yok. Ana rahminden çıktığın kokun sana yeter.



Burada dünyalık laflar konuşulmaz, dünyalık aşklar düşünülmez. Sana bütün büyük aşkları sunan aşkın pınarındasın.



Allah’ı düşün.


Dünyalık her şeyi çıkar aklından. Unutma buraya gerçek aşkını ziyarete geldin. Davete icabet ettin, aşkın kaynağına geldin.


Geldiğim Mescid-i Haramda çıplak ayakla ilerlerken birazdan karşımda duran o küp şeklindeki Kâbe’yi görmenin doyulmaz heyecanını yaşayacağım.


Kâbe: Allaha olan teslimiyetin sembolleşmiş, maddeye dönülmüş şekli. Kâbe bana göre aşkın simgesi, aşkın 4 iklimi. Kuranda burası Beyt-ül Haram yani güvenlik evi, mukaddes ev olarak geçer. Başka bir adı da Beyt-ül Atiktir yani özgürlük evidir.



Şimdi Âdem (a.s) inşa ettiği Kâbe’deyim. Aşk diyarında, Kâinatın merkezindeyim.Allah’ın ikliminde ve kalbimin mahkûmiyetindeyim, tutukluyum. Elim Kâbe’de kalbim Allah’a bağlanmış, devr-i âlemdeyim, çok mutluyum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir