AŞK


Kimi âşık görürsen, onu maşuk bil. Zira o aşka nispetle hem âşıktır, hem de maşuktur.
Mevlâna


İman inanmak değil, inandığın şeye tam bir teslimiyet ile teslim olmaktır.



Baştan sona akan, sonlu bir yolculuktur insan hayatı ve hoyratça tüketilen.


Tek gayesi vardır hayatın: Aşkı arayıp bulmak. Yani Âşık olmak, Aşka talip olmak, Aşka sahip çıkıp Aşkı sadık olmak.



İnsanoğlunun bilerek veya bilmeden verdiği bütün mücadele aslında Aşkı arayıştır.


Fıtrat olarak sevmek ve sevgisini sunmak üzere programlanmıştır İnsan. Bu program sebebiyledir ki sevebileceği, sevgisini sunabileceği birini arar durur hayatı boyunca.



Yaratılan her şeyde AŞK ı yani “O” nu arar durur insan. Bir çiçeğin kokusunda, kuşların ötüşlerinde ki o büyülü melodide, Yussufî bir güzellikte gördüğü hep odur. Ne aradığını bilmeden arar durur.



Âşık olunacak tek şey yalnızca yaratan, halk eden, her şeye kadir olan, Kadiri mutlak olan, şanı yüce Allah’tır.


Bu sebepten dolayı onun nurunun aksettiği insana âşık oluruz bilmeden. Her aşk bir adım daha yaklaştırır insanı Allaha.


Gün gelir dünyevi aşklar tek olan uhrevi aşka dönüşüverir. Aynı Züleyha‘nın Yusuf’un zatında gördüğü nura âşık olup, Yusuf’tan vazgeçtiği an gibi. Her şey bir şeyin vesilesidir. Yüce Allah da ” vesilelere sarılın” diye buyurur.



Sevgi Fedakârlıktır



HZ Ali’nin Hz Muhammed’e olan aşkı da canını onun uğruna kurban edecek cinstendir.


Bir gün Hz Muhammet (s.a.v) efendimiz Hz Ali’ye gelerek. “Bu gece Rabbimin emriyle Mekke’den göç edeceğim ve Sevr mağarasında gizleneceğim; sen benim yerime benim yatağıma yat ve benim yeşil örtüme bürün“. Der



Hz. Ali bu haberi duyunca hemen o anda şükür secdesine kapanır. Rabbinin o çok sevdiği Resulü uğruna bedenini infak etme görevini kendisine verdiği için saatlerce secdeye kapanıp ağlar.


Bu olay sebebi ile Yüce Allah Kuranı Kerimin Bakara suresi 207. ayetini indirmiştir.



“İnsanlardan öylesi vardır ki Allah rızasına nail olmak için canlarını satar. Ve Allah kullarını pek esirgeyendir”.


Hz Ali oçok sevdiği Resulünün yatağına yatıp ona isabet edecek hain bir saldırıya karşı kendi canını hibe eder. Aşkın kudreti işte öylesine bir şeydir ki ölüm korkusunu alıp götürür. Hatta o cemali görebilmek uğruna ölümü bile özler olur insan.




Aşk: Sevr Mağarasındaki yılanın özlediği cemaldedir.



Hz Ebu Bekir ile saklanmak üzere mağaraya sığındıklarında Hz Ebu Bekir Sıddık Resulullah’a bir zarar gelmesin diye üzerindeki bütün giysilerini yırtıp mağaradaki bütün delikleri tıkar. Bir tek delik kalır ki onu tıkayacak parçası kalmaz. O deliği de ayağının topuğunu dayar ve yatar. Dizlerinin üzerinde Kâinat Sultanı uyumaktadır. Gecenin bir yarısında Hz Ebu Bekir müthiş bir acı ile uyanır. Ayağını yılan sokmuştur. Allah Resulünü uyandırmamak için hiç kımıldamaz ama yılan sokmaya devam eder. Tam 3 defa topuğunu sokarak dayanılması zor bir acı verir. Bu acı ile gözlerinden düşen iki damla yaş Allah resulünün yüzüne düşer. Bu çok kıymetli iki damla yaşın yüzüne düşmesi ile uyanan Hz Muhammet (s.a.v) efendimiz Hz Ebu Bekir’in acı ile kıvrandığını görünce durumu anlar ve ayağını delikten çekmesini ister. Delik açılınca oradan kendisine bakan bir çift göz ile karşılaşır ki bu çok zehirli bir yılandır.


Yılana hitaben ” Benim en sevgili dostuma bunu yapmaya hiç hayâ etmedin mi?” diye sorar.


Yılanda ” Büyüklerimden yıllar önce buraya geleceğinizi duydum. Senelerdir bu mağarada sizin o nur cemalinizi görebilmek için beklerim. Ama o yanındaki arkadaşın bir türlü seni seyretmeme izin vermiyor. Ben ona acı vermek değil, sadece yüzünü seyretmek istemiştim.



” Söyle bana ey kâinatın sultanı: senin muhabbetin sadece insanlara mıdır? Sen kâinata rahmet olarak gönderilmedin mi? Cinlere, meleklere, insanlara, hayvanlara da gönderilmedin mi? Diye sorar.


Bunun üzerine Kâinat sultanı sevgililer sevgilisi onu affeder ve onu hoşnut edecek sözler söyleyip gönlünü hoş eder. İşte Aşk, o mağarada bir yılanın Allah’ın nurunun tecelli ettiği cemale duyduğu sevgidir.



AŞK kuru bir hurma kütüğünün ağlamasında gizlidir. (Hannane)




Hazret-i Peygamber (s.a.v) ashabına vaaz ederken mescit direklerinden bir hurma kütüğüne dayanır, öyle sohbet ederlerdi. Bu hurma kütüğü de, kendisine Hazret-i Peygamber (s.a.v.) efendimizin yaslandığını duyar, bundan son derece mutlu olurdu. Ama artık mescide gelen müminlerin sayıları gün geçtikçe artar ve gelenler Resulullahın yüzünü göremez olurlar. Bu sebeple daha yüksek yeni bir minberin yapılmasına karar verilir. Bundan böyle varlık nuru efendimiz artık bu yeni minbere çıkarak sohbet edecektir. Fakat Rasullullah ( s.a.v).Efendimizin ilk minbere çıktığı andan itibaren bir mucize gerçekleşir.



Daha önce üzerine dayanarak hutbe verdiği hurma kütüğü Hannane aynı sevdiğinden ayrılmış bir âşık hasreti ile keder ve acı içinde inleyip feryadı figan eyler. Onun inleme sesi ve hıçkırıkları sohbet meclisinde bulunan herkes tarafından işitilir. O sadece bir kuru kütüktür. Ama sanki kalbi, düşüncesi, duyguları var gibi acı çeker. Duyan, düşünen, acı çeken bir canlı gibi ağlamaya başlar.


Hicran ve hasret içinde kavrulan bir insan gibi ah edip ağlamaya başlar. Bu öylesine içten yanık bir sesleniştir ki, sohbet meclisinde bulunan, genç ve yaşlı bütün müminler bu feryadı duyarlar.


Peygamber (s.a.v.)efendimiz hutbeyi yarıda keserek dışarı çıkar. Hannaneyi o mübarek nurlu elleri ile okşar, sever.


İnleme sesleri kesilir kütük sakinleşir.


Peygamber efendimiz dayanamaz ve ona sorar. “İster misin seni yeşertip meyve veren bir hurma ağacı yapayımı


Hannane cevap verir. ” İstemem, ben senin varlığın ile mutluydum. “Ey Allah’ın Resulü! Tek arzum, sende fâni olmak, bunun için de beni toprağa göm. Çünkü bir ağaç ne kadar taze ve güzel olursa olsun gıdasını güneşten ve sudan alır. Hâlbuki ben hayatım boyunca senin ruhaniyetin ve nurun ile beslendim. Bu gövdem senin o mübarek terini hissetti ve senin bana dayanan o mübarek bedeninin sıcaklığı ile yandı, kavruldu. Ben artık bu hazdan mahrum kalmaya dayanamam. Beni yaşatma, senin varlığında yok olayım. Yani beni toprağa göm” Bunun üzerine Allah Resulü onu toprağa gömer. Peygamber(s.a.v) Efendimiz şöyle der. “Eğer onu okşamasaydım, kıyamete kadar inleyecekti


Kuru bir kütüğün Peygamber (s.a.v) Efendimizi tanıması ve O’na muhabbet duyması canlı ve de cansız her varlığın programında Aşkın var olma sebebidir.


Aşkın asıl tarifi: “Sevdiğinin yolunda kendisine ait ne varsa, kendinde hiçbir şey kalmayıncaya kadar onu sevdiğine vermektir”.



AŞK: Sevdiğinin varlığında yok olmaktır.



Hz İbrahim’in Aşk’ı ateşi!


Hz İbrahim de öylesine bir Aşk vardı ki o Aşk ile Rabbine en büyük teslim ile teslim olmuştu. Çünkü iman inanmak değil, inandığın şeye tam bir teslimiyet ile teslim olmaktır.



Onda öylesine bir AŞK ateşi vardı ki, ateş dahi kendi ateşini sönük bulup onun aşkının yanında onu yakmaya hayâ eder olmuştu. Kendisinden daha şiddetli bir ateşi istese de yakamazdı.


Âşıkların AŞK‘ı Hakkın katında öylesine kıymetlidir ki


O sebep ile bir âşık dağa “Yürü “dese, dağ Hakkın izni ile yürür.


Rabbi isterse bir kulu için Kâbe’yi önüne getiriverir Rabia sulatana getirdiği gibi..


Âşık yeryüzünde bütün mahlûkata o aşk ile hükmedebilir.


Kurtların kuşların dilini öğrenip onlarla konuşabilir.


Bütün nebatın zikrini duyup cinlere bile hükmedebilir.


Çakıl taşlarını eline aldığında onları zümrüt’e çevirebilir.


Bir kuru yaprağı dahi altına döndürebilir.


Ayı ikiye ayıran,


Yılanı deliğinden çıkaran,


Kuru dala can veren,


Ölüyü dirilten,


Bebeği beşikte dillendiren


Maşuğun Âşıkta tecellisidir.


Ölümsüzlüğün sırrı da Aşkın içinde gizlidir.



Gözün gördüğü her şey maşukun perdesidir.



“Her şey maşuktur, âşık bir perdedir. Yaşayan maşuktur, âşık bir ölüdür.”
Hz.Mevlâna







Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir