Aşka Erken Yaşta Düşen Bir Adam; Yahya Kemal

Büyük şair, büyük edip olmakta daha önemli üç şey var: Birincisi evlenip yuva kurmak, ikincisi bir ev sahibi olmak, üçüncüsü bir tarafta kimseye muhtaç olmayacak kadar parası bulunmak…

Ben bunların üçünü de yapmadım. Akşam oldu mu dostlar dağılır, evlerine gider. Ben şu otel odasında yalnızlığı bütün dehşetiyle duyarım. Ne şiir ne kitap ve ne de dostlarım beni bu korkunç yalnızlıktan çekip alabilirler”
Yahya Kemal
Aşka Erken Yaşta Düşen Bir Adam; Yahya Kemal
“Siz bana sadece kırk gün bakın gerisini ben hallederim” Bu cümle her ne kadar tarih kitaplarının içinde yer almasa da kulaklarımıza geçmişten gelip yerleşti. Tarih kitaplarının belgeli, tarihli, zamanlı bilgilerine inat kocakarıların ağzından ilerledi. www.netpano.com Zamanın yollarını kocakarıların dudaklarından taze gelinlerin zihinlerinden aştı. “Siz bana sadece kırk gün bakın gerisini ben hallederim” cümlesi yeni doğan kız bebekleri için kullanılan bir söz. Sadece kırk gün sonra ben işvemle sizi zaten kölem yapacağım anlamına gelen bir cümle. Bu cümlenin zamanın labirentinde kaybolmamasının sırrı ise cümlenin hala gerçek olması. Kız çocuklarının geçmişte olduğu gibi şimdi de sadece kırk güne ihtiyaçları var. Ablalardan, komşu teyzelerden, amcalardan, ağabeylerden, sokakta geçen herhangi birinden ihtiyaçları olan sevgiyi hala ustalıkla almayı beceriyorlar. Gözlerini süzmeyi, gerektiğinde haşin gerektiğinde sevimli olmayı biliyorlar. Erkek çocuklarınınsa böyle bir yeteneği yok. Yaşlı teyzelerin sevgi gösterileri karşısındaki en iyi tepkileri genellikle somurtmak. Somurtmak ve bu mıncıklamalardan en kısa zamanda kurtulmak.

Erkek çocukları işte bu özellikleri yüzünden erkenden ateşe düşüyor. Sevmeye sevilmekten daha yetenekliler. Şaşmaz bir kural gibi henüz kısa pantolon giydikleri bir dönemde “bir ablaya” aşık oluyorlar. Oysa kız çocukları sadece bir “ağabey” için teyzelerin, halaların amcaların, eniştelerin sevgisinden feragat etmiyor.

Küçük erkeklerin kalbine ateş üfleyen ablalar bazen komşu, bazen uzak bir akraba, bazen okulda bir öğretmen kılığında oluyor. Yahya Kemal’in kalbini parmaklarıyla ezen abla ise bir dadı. Zeynep yani Yahya Kemal’in ilk kaybettiği kadın. Diğer kayıplarının başlangıcı…

Yahya Kemal doğduğunda eve alınan bu kız hakkında pek bir şey bilmiyoruz. Gözleri ne renk, saçları nasıl, bakışları uzaklara dalar mı, unutkan mı, gülünce yüzü değişir mi, bembeyaz çarşaflara yüzünü bastırıp ağlamış mıdır? Hiçbir şey. Elimizde sadece küçük bir oğlanın aşkı var.
Yahya Kemal Zeynep’in elinde büyür. Saçları Zeynep’in elleriyle taranır, üstü açıldığında Zeynep’in elleriyle örtülür, sokağa çıkıldığında elleri Zeynep’in avuçlarına teslim edilir… Bu tam beş yaşına kadar böyle devam eder sonra ihanet vakti gelir. Zeynep nişanlanır. Yahya Kemal’in dadısına tutkunluğu yüzünden düğün hazırlıkları gizlice yapılır. Ona Zeynep’in evleneceği bildirilmez. Her şey aynı olsa bile muhtemelen Yahya Kemal Zeynep’in dalgınlığını, kendisine azalan ilgisini sezmiş olmalı. Dışarıdan görülmeyen bir eksikliği kalbiyle yakalamış ama yapabileceği bir şey olmadığı için muhtemelen o da oyuna devam etmiş olmalı. www.netpano.com Gidecek olanın “bak yanındayım” yalanını göğsüne bastırmış olmalı.
Zeynep’in evleneceği gün Yahya Kemal başka bir düğüne gönderilerek evden uzaklaştırılır. Profesör Kazım Yetiş’in deyimiyle “Yahya Kemal dadısının evlenip evden uzaklaşacağını her nasılsa gittiği yerden öğrenir” (dip not 1- Yahya Kemal I Hayatı,İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları syf:19) Bence zaten biliyordu. Gittiği yerde o günün son gün olduğunu biliyordu. Beş yaşındaki oğlan çocuğu bu ayrılığı engellemek için elindeki tek kozu kulandı; ağladı.

“Beni Zeynep’in evine götürdüler. Küçük bir muhacir eviydi. Zeynep ordaydı. Yeni gelinler gibi giyinmişti. Onu görünce kucağını atıldım. Ben ağlıyordum o ağlıyordu. Küçük kalbimin müthiş bir üzüntüsü vardı.” (dip not 2Yahya Kemal I Hayatı İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları, syf:19- 20)

Küçük kalbin müthiş üzüntüsü uzun zaman tamir olmadı. Bu yüzden Zeynep eşini bırakıp bir müddet daha Yahya Kemal’lerin evinde kaldı.

Zamanın üzerinde sek sek oynar gibi atlıyoruz. Aradan sekiz yıl geçti. Şairimiz on üç yaşında, hayatındaki ikinci kadını birazdan kaybedecek “ …Yalnız arada sırada anneme dair endişeler hissediyordum. O zaman gidip bir köşede ağlıyor ve annemim ölümünden korktuğumu söylüyordum. Çocukluğun bu şevk ve hüzün cezr ü medleri arasında iken bir gece anemin etrafında fazla kalabalık kadınlar gördüm. Evde bir fevkaladelik vardı. İçimi cehennemi bir üzüntü kemiriyordu. Ne olacağını kestiremiyordum. Evimizin üzerinde bir felaket dolaştığını ayan beyan görüyordum. O gece annemin hasta (yattığı) salonun yanında bir odaya yatıp uyumayı istedim. Anneme bak(an) kadınlar razı oldular. Belki de annemin arzusuydu bu. Gece uzun müddet uyuyamadım. Yorganım altında ağladım. Uyuyunca da korkulu rüyalara daldım. Bu rüya içinde hayatımda en fevkalade bir hadise idrak ettim. www.netpano.com.Rüyamda annemin son nefesini verdiğini ve muhibbesi Naime Hanım’ın kucağında çenesinin bağlandığını görüyordum. Bu rüyanın korkusuyla uyandım. Yataktan fırladım. Odanın kapısını açtım. Hakikaten (annemi) rüyada gördüğüm vaziyette Naime Hanım’ın kucağında, çenesi (bağlanırken gördüm)…” (dip not 3- Yahya Kemal I Hayatı,İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları syf:39)

Yahya Kemal annesinin ölümünden ötürü babasını suçlar. Babasının havailiği bu güzel yüzün üzerine toprakların atılmasına neden olmuştur. Şair babasını asla affetmez.

Redife Hanım Yahya Kemal’in kalemini şiire bulaştıran ilk kadındır. Şair onunla hayatının belli dönemlerinde karşılaşır. İlki beş yaşındayken, bir şenlik gecesi, Vardar boyunda bir araba gezintisinde gerçekleşir. Redife’ye burada bir çift çocuk gözü değer. Kumral ve endamlı olan Üsküp’de Üsküp Venüs’ü diye anılan bu güzellik üzerine değen çocuk bakışını yakar. Küçük çocuk kendi değimiyle “günlerce pek anlam veremediği bir ateş” hisseder. İkinci karşılaşma şair on iki yaşındayken bir sünnet düğününde gerçekleşir. Tüm gün Redife’nin etrafında dolaşır. Işığı gören kelebek gibi. Sünnet düğünün cümbüşü içinde ayrı bir cümbüş vardır şimdi. Redife’nin ışığına doğru uçan yarı delikanlı yarı çocuk olan bir kalbin cümbüşü. Şair ilk şiirini o gece yazar. Daha sonra hiçbir mısrasını hatırlamayacağı ilk şiirdir bu.

Son karşılaşma Redife’yi şairin asla elde edemeyeceği bir zamanda gerçekleşir. Redife Hanım Rufai Dergahı’nın postnişini Sadedin Efendi’yle evlidir. Bir Cuma gecesi Rufai tekesindeki zikir ve devranı seyreden on beş yaşındaki delikanlının kalbine birazdan kezzap atılacaktır. Çıkışta gördüğü Redife Hanım atacaktır bu kezzabı. Evliliğin daha güzel ve daha ulaşılamaz kıldığı Redife Hanım. Redife Hanım’ın muhtemelen önemsemediği bu ufak bakış şairi avareliğe sürükler. Okuldaki vazifeler, ev ve sokak eğlenceleri, arkadaşlar anahtarı Redife Hanım’ın bakışı olan bir sandığa kilitlenir. Şair aynı kadın yüzünden şiirin meyhanesine ikinci kez girer.

Şair kendisine ait olmayan bu kadını kısa süre sonra yitirir; Redife Hanım ilk çocuğunun doğumunda vefat eder.

Yahya Kemal’in babası ve üvey annesiyle olan anlaşmazlıkları, Selanik’teki yaşamı, İstanbul’daki zamanları, Paris’e gidişi, orada geçirdiği dokuz yıl ve İstanbul’a dönüşü bu yazının konuları arasında yer almıyor. Bu yüzden zamanın üzerinde sek sek oynamaya devam edeceğiz.

Burada durabiliriz. Burası şairin hayatının geri kalan bölümünün başlangıcı. Otuz iki yaşındaki bir adamın boynunu giyotine uzatır gibi aşka uzattığı yer burası. İçinden Celile Hanım’ın çıktığı Bektaşi Dergahı. Ne Celile Hanım ne de Yahya Kemal Bektaşi olmamasına rağmen birbirlerine burada düğümlenirler. Bu dergaha öylesine uğradıkları bir gün de görürler birbirlerini.

İstanbul sosyetesinin içine daldığınız da görebileceğiniz en güzel kadınlardan birdir Celile Hanım. Babası Polonya ihtilalinde Osmanlı’ya sığınan ve orduya katılan Mustafa Celaleddin (Borcenski) Paşa’nın oğlu Enver Paşa annesi ise Alman asılı Müşir Mehmet Ali Paşa (Magdeburg)’ın kızı Leyla Hanım’dır.

“…Yabancı mürebbiyeler tarafından el bebek gülbebek büyütülen ve birkaç yabancı dile aşina babası tarafından eğitilen Celile Hanım, saray ressamı Zonaro’dan ders alma imkanı bile bulmuştur. Çünkü babası Enver Paşa Sultan Abdülhamit’in yaveridir. Celile Hanım 1900 yılında Osmanlı’nın tasavvuf şiirler de yazan meşhur valilerinden Nazım Paşa’nın oğlu Hikmet Bey’le evlenir. Ne var ki pek iyi gitmeyen bu evlilik, Birinci Dünya Savaşı sonralarında boşanmayla sonuçlanacaktır….” ( Dipnot4- Yahya Kemal Eve Dönem Adam, Beşir Ayvazoğlu, ötüken yayınları, syf: 122)

Celile Hanım “el bebek gül bebek” büyümenin, şımarıklığının, güzelliğinin kefaretini ödeyecekti. Yahya Kemal avare günlerinin kefaretini ödeyecekti. Aşk 1916 yılında Bektaşi dergahında karşılanan bu iki insanı sultanlığına aldı.

Kirpikleri süzgün o ihanet dolu gözler
Dikkatle bakarken bile bir fırsatı gözler

Yahya Kemal

Yahya Kemal Celile’sine güvenmiyordu, “dişi bir pars”ın gözlerine benzeyen ela gözlerinde sürekli iz sürüyordu. Kıskançlık şairi bir parça çamur gibi parmakları arasına almış şekilden şekle sokuyordu. Bazen tutkulu bir erkek, bazen öfkeli bir aşık, bazen gözü dönmüş bir deli çıkıyordu çamurdan. Oysa Celile kocasından ayrılmış çocuklarını bırakmış evini terk etmiş ve Yahya Kemal’e gelmişti. Belki de bu yüzden güvenmiyordu Celile’ye Yahya Kemal.

Yahya Kemal 1916 yılında Büyükada’dadır. Sevgilisi Celile Hanım da tüm yazı orada geçirir. Fakat gelen sonbaharla Nişantaşı’ndaki evine yerleşir. www.netpano.com.Telefonlaşmalar, buluşmalar, bazen şairin İstanbul’a bazen Celile’nin Adaya gelişleri.. Aşk onları hem bir arada tutmakta hem de soludukları havaya kıskançlık tozları savurmaktadır. Celile Hanım’ın uzaktan akrabası olan Berlin Sefiri Hakkı Paşa İstanbul’a gelir. Çapkın bir sefir olan Hakkı Paşa İstanbul’a her geldiğinde yaptığı gibi İstanbul’un en güzel kadınlarının davetli oldukları suvareler düzenler. Yahya Kemal Berlin Sefiri’nin İstanbul’a geleceğini duyduğu zaman sevgilisinden bu suarelere katılmaması için söz almıştır. Bir gün Ada Oteli’nde otururken, yanındaki iki kişinin Hakkı Paşa’dan ve o gece vereceği suareden bahsettiklerini duyar.

Kirpikleri süzgün o ihanet dolu gözler
Dikkatle bakarken bile bir fırsatı gözler

Son vapur çoktan kalkmıştır ve sert bir lodos esmektedir. Yahya Kemal Maltepe’ye gecmek için bir sandalcıyı bol parayla ikna eder. Sandalcının havayı süzen gözlerine cevap olarak da “hastam var” yanıtını verir. Denize açılırlar, bir müddet sonra lodos artar ve deniz şiddetle çalkalanmaya başlar. Sandalcı sürekli küfreder. Ölüm üçüncü bir yolcu olarak aralarına sızmaya çalışıyordur. Şair ise Hakkı Paşa suaresini ve Kirpikleri süzgün o ihanet dolu gözler’i düşünüyordur. Aşk pimpirikli Yahya Kemal’den gözü kara bir Yahya Kemal inşa etmiştir.

“ Güç bela Maltepe’ye gelebildik. Dalgalar öyle bir çarpıyordu ki, sahile çıkmak buraya gelmekten daha tehlikeli idi. Zar zor bir hayli uğraştıktan sonra kendimi sahil attım. Sırılsıklam olmuştum. Hemen Maltepe’deki kahvelere uğradım. Bir araba istedim. Yok…yok…Bostancı’ya kadar yaya gitmeye karar verdim. Tren yoluna çıkarak koşmaya başladım. Maltepe’yle Bostancı arasındaki mesafenin uzun olduğunu o zaman fark etmişimdir. Kan ter içinde bostancıya geldim. Vakit hayli geçti. www.netpano.com.Karakola gittim. “Bana bir araba bulunuz hastam var” dedim. Aradılar taradılar birini buldular.. yine bir sürü para verdim. Arabayla yola koyuldum. Kadıköy, oradan Üsküdar… Karşıya geçtim. Doğru Nişantaşı! Sevgilimin oturduğu apartmanın kapıcısı ahbabımdı. Penceresini vurarak onu uyandırdım. ‘Benim ki evde mi diye sordum?’ Adam halime bakıp şaşırdı: ‘Evde bu akşam çıkmadı!’ dedi’ Ne diyorsun diye bağırdım?’ Bütün katettiğim mesafe sanki başıma yıkılmıştı. Eve kaçta geldiğini tahkik ettim. Sözüne inanamıyordum. ‘Çık bir bak! Evde mi?’ diye adamı zorladım. Adam çarnaçar çıktı. Bir münasebetle hizmetçisine sormuş: uyuyor! Demiş. Geldi haber verdi. Sanki dünyalar benim oldu.
Apartmanın karşısında bir arabacı meyhanesi vardı. Orada sabaha kadar içtim. Sabahleyin doğru eve çıktım. Benim halim berbat. Toz toprak içinde olduğumu görünce şaşırdı ve hemen anladı. Sarmaşdolaş olduk” ….” ( Dipnot5- Yahya Kemal Eve Dönem Adam, Beşir Ayvazoğlu, ötüken yayınları, syf: 126)

Evlilik çiftin kapısını çalar. Celile bir genç kız edasıyla kapıya koştururken Yahya Kemal zilin sesini duymazlıktan gelir. Yakup Kadri’yi dinleyelim

“Yahya Kemal acaba İstanbul’un neresinde oturmak isterdi.? Onun gibi bir büyük şairin zevkine göre, acaba tutacağı evi nasıl döşemek gerekirdi.? (Celile Hanım) Gece gündüz hep bunları düşünürdü. Kendisi aynı zamanda ressam olduğu için duvarların dekorasyonunu kendi eliyle yapmak niyetinde idi. Fakat Yahya Kemal acaba hangi renklerden hoşlanırdı? Bütün bunları Yahya Kemal’e sordukça ondan ne gibi cevaplar aldığını şimdi pek iyi hatırlamıyorum. Fakat Yahya Kemal’in bu evlenme projeleri üzerinde durmadan çekindiğini ve bunlar her bahis konusu olduğu vakit adeta telaşa düştüğünü pek iyi bilirim. Bir gün bu halinin sebebini bana şu sözlerle açıklayacaktı:www.netpano.com

“Bu kadar dile gelmiş bir kadınla ben nasıl evlenebilirim? Sonra herkes bana ne der? Ne gözle bakar?” ( Dipnot6- Yahya Kemal Eve Dönem Adam, Beşir Ayvazoğlu, ötüken yayınları, syf: 127)

Celile bir kadının uğrayabileceği en ağır hakaretlerden birine uğramak üzere. Onu teselli edecek tek şey ise hakareti edenin kendisinden daha çok acı çekeceği gerçeği.

“Bugün Pazar belki gelirsin diye üç vapurunu pencerede bekledim. Gelmedin mahzun oldum. Verdiğin konferansa gelmedim, kalabalıktır memnun olmazsın diye,fakat hep aklım sende idi.
Çok çok göreceğim geldi. Beni niye aramadın. Sana gücendim canımın içi, pek göreceğim geldi. Ben o günden beri yani Salı gününden beri evdeyim, dikiş dikiyorum. Evimiz için çalışıyorum.
Sen ne yapıyorsun benim artık tahammüle sabra mecalim kalmadı. Nikah için annem seni görmek istiyor. Behice Hanım’a gidecek seni bulduracak. Sen ne zaman ararsan evde bulunursun zannediyor. Bize sen gel, mektubumu alır almaz bize gel.

Benim nikah muamelem oldu. Şimdi senin şer’i bir men’in yoktur diye bir kağıt istermiş. Annem sana söyler. Bir kere nikah olsa bize misafir gelirsin,oturur konuşuruz. Odamız sıcacık soğuklar oldukça hep seni düşünüyorum. Sana arzu ettiğin gibi ne zaman yuva yapacağım. Canımın içi pek göreceğim geldi hemen gel. Binlerce güzel gözlerinden öperim.

Karıcığın Celile” ( Dipnot 7- Yahya Kemal Eve Dönem Adam, Beşir Ayvazoğlu, ötüken yayınları, syf: 128)

Evlilik hazırlıkları hızla ilerler. Yahya Kemal’in güveylik gömlekleri bile bohçaya konulur. Celile Hanım evi için eşyalar satın almış, perdeler beğenmiş, dikişler dikmiş, arkadaşlarıyla konuşmuş, akrabalarına haber vermiştir. Ve bir sabah kendisiyle yüzleşmeye cesaret edemeyen sevgilisinin mektubunu alır. Sayfalarca süren bir özür mektubuyla salonun ortasında bir kadın. Aşık bir kadın. Yahya Kemal evlenmekten son anda vazgeçmiştir.

Yahya Kemal sebebi ne kadar garip olursa olsun Celile’den vazgeçişinin acısını hayatıyla öder. Onunla evlenmediği için başka hiçbir kadınla evlenmemiş ve hayatını otel odalarında tek başına geçirmiştir.

“Yahya Kemal eve dönen adamdı ama ömrünün sonuna kadar bir kadın sıcaklığının ısıttığı bir ‘ev’in hasretini çekti. Ve hayata doğduğu topraklardan çok uzakta, koyu bir yalnızlık içinde veda etti. Gençlik yılarında sevdiği fakat evlenmeye cesaret edemediği Celile Hanım’a bağlılığını sonuna kadar korumuş, bu yüzden müzmin bir bekar olarak, hep geçici kira evlerinde, otellerde ve pansiyonlarda derbederce yaşamak zorunda kalmıştı. Hayatının son dönemlerinde yerleşip iyiden iyiye benimsediği Park Otel’deki odasında, ziyarete gelen dostları ‘ev’lerine, eşlerine ve çocuklarına gitmek üzere izin isteyip ayrıldıklarında, birden derin ve ürkütücü bir yalnızlığın içine düşer, çocukça bir yalvarışla ‘Ne olur biraz daha kalın’ derdi” ( Dipnot 8- Yahya Kemal Eve Dönem Adam, Beşir Ayvazoğlu, ötüken yayınları, syf: 117)

Celile Hanım yağlıboya portrecilik sanatını ilerletmek bahanesiyle Paris’e gider. Yahya Kemal İstanbul’da kalır. Üzerlerine soğuk bir kar gibi yağan yıllar içinde şair başka aşklara da dalar. Ama hepsinde Celile Hanım’ın “dişi bir pars”ın gözlerine benzeyen ela gözlerini arayarak.

Erkek çocuklar sevmeye sevilmekten daha yetenekliler. Sevdiklerini kıskanmaya da. Yahya Kemal Celile Hanım’ın oğlu Nazım Hikmet’in hocasıydı. Bahriye Mektebinin haricinde ona evde özel ders veriyordu. Celile Hanım’la ilişkilerinin henüz başında olmasına rağmen Nazım bu ilişkiyi sezmişti. Ve bir gün gizlice hocasının pardösüsünün cebine “Hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz” diye bir not bıraktı.

Belki de iki insanın mutsuzluğunun nedeni küçük bir çocuğunun duasının kabul oluşudur. Yada bir şairin başka bir şaire ettiği lanetin kabul oluşu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir