Asker-TESEV tartışmasının kodları

Asker-sivil ilişkileri 1997’den beri en üst seviyede tartışılıyor. “Askerî istihbarat TESEV’in arkasındaki sermayeyi araştırıyor” iddiası ile tartışma bir daha gün yüzüne çıktı.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, 2 Ekim 2006 günü İstanbul’da Harp Akademileri’nde yaptığı konuşmanın odağına Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) imzalı “Demokratik Gözetim” çalışmasını yerleştirdi. Asker-sivil ilişkilerini konu alan bir rapor, ilk defa bu kadar üst seviyede Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) tepkisini gördü.

Türkiye’de asker-sivil ilişkilerini raporlara dökmenin öncüsü aslında Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği, yani TÜSİAD. 1997’de derneğin Prof. Bülent Tanör’e hazırlattığı Demokratikleşme Raporu, TÜSİAD’ın kendi içinde de çatlamaya yol açmıştı. Rahmi Koç ve Aydın Bolak gibi isimler, bu rapora açıkça karşı çıktılar. Ondan sonra TÜSİAD bir anlamda bu projeyi TESEV’e devretti. TESEV’in Başkanı ve Sabancı Holding Yönetim Kurulu üyesi Can Paker, Bülent Tanör’ün raporu hazırlanırken TÜSİAD’da bu projeden sorumlu kişiydi aynı zamanda.

TÜSİAD’ın dokuz yıl önceki raporunda şunlar belirtiliyordu: ‘Halk tarafından seçilmiş başkanlık sistemine geçilmeli, Milli Güvenlik Kurulu Anayasa’dan çıkarılmalı, TSK sadece milli savunma ile ilgili alanlarda kalmalı, Genelkurmay Başkanlığı Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı olmalı.” Orgeneral Büyükanıt’ın tepkisini çeken TESEV’in bu yılki çalışmasında ise başka bazı unsurlar ön plana çıkmış. Emniyet, Jandarma ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nı da kapsayan “Demokratik Gözetim” isimli çalışmada TSK ile ilgili kısmı yazan kişi gazeteci Lale Sarıibrahimoğlu. Geçmişte Cumhuriyet gazetesinde savunma konularını yazan ve halen Batılı bir savunma dergisinin Türkiye temsilciliğini yapan Sarıibrahimoğlu’nun TSK’ya yönelttiği eleştiriler birkaç noktada odaklanıyor. Bunların bazılarını şöyle sıralamak mümkün:

Silah alımlarında hükümet ve Meclis’in söz sahibi olmadığını belirten Sarıibrahimoğlu şu örneği veriyor: “Meclis; 2003’te erken uyarı ve kontrol uçaklarının alımında devletin 180 milyon dolar zarara uğratıldığı iddiası ile soruşturma açtı. Ama soruşturma kapatıldı ve hükümet, bu uçaklardan dört adedin 1,5 milyar dolara alınmasına onay verdi.” Silahlı Kuvvetler bütçesinin hazırlanması ve harcanmasında sivillerin etkili olmadığını anlatan Sarıibrahimoğlu’na göre kâğıt üzerinde 11,8 milyar YTL olarak gözüken TSK’nın 2006 bütçesi aslında öteki ödeneklerle birlikte 17,4 milyar YTL. Üstelik Tarım Bakanlığının bütçesi bile Meclis’te 10 saat tartışılırken, TSK bütçesi sadece iki saat tartışıldı ve Meclis’ten hızla geçti.

İç ve dış tehdit değerlendirmelerini içeren Milli Güvenlik Siyaset Belgesinin (Kırmızı Kitap) hazırlanmasında hükümetin ve Meclis’in devre dışı olduğunu öne süren Sarıibrahimoğlu’na görüştüğü bir üst düzey general şunu söylemiş: “Siyaset belgesini biz askerler hazırlar, basılması için Başbakanlığa göndeririz.” Çalışmadaki bir diğer eleştiri konusu, TSK’nın küçülme ya da profesyonel ordu olma yolunda şimdiye kadar önemli bir adım atmaması. Sarıibrahimoğlu bu konuda, “Türkiye ile hemen hemen aynı büyüklükte olan Almanya ordusunun mevcudu 248 bin 305; ama Türkiye’nin asker mevcudu 820 bin” diyor.

Sarıibrahimoğlu’nun bu görüşlerini, Savunma Sanayi eski Müsteşarı ve AK Parti Kırıkkale Milletvekili Vahit Erdem, Milli Savunma eski Bakanı Zeki Yavuztürk, Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Metin Heper, Hürriyet gazetesi yazarı ve Dışişleri eski Bakanı İlter Türkmen’le konuştuk.

Halen NATO Parlamenter Asamblesi Başkan Yardımcısı ve Türk Grubu Başkanı olarak görev yapan Vahit Erdem, “Yapılan son düzenlemelerle artık Tarım Bakanlığı’nın bütçesi nasıl görüşülüyorsa Milli Savunma bütçesi de öyle görüşülüyor. Milli Savunma bütçesi Sayıştay denetimine tabi tutuldu. Zaten savunma harcamalarından hukuken Meclis’e karşı Milli Savunma Bakanı sorumlu. Batı ülkelerinden hiçbir farkı kalmadı. Uygulama zamanla gelişecek.” diyor. Erdem’e göre, askerî bütçenin Meclis’teki görüşmelerinde yaşanan yetersizlikler askerin herhangi bir tavrından kaynaklanmıyor; çünkü Parlamento’da bu konuları yeterince bilen milletvekili sayısı az.

Erdem, “Eski bir Savunma Sanayi Müsteşarı olarak siz Milli Savunma bütçesi üzerinde söz alıp konuştunuz mu?” sorusuna şu cevabı veriyor: “Konuştum. Yeni tehdit çevrelerine göre tüm ordular transformasyondan geçiyor. Orduların boyutu küçülüp etkinlikleri artıyor. Tüm Avrupa orduları bunu tamamladı. TSK’nın da aynı transformasyondan geçmesi gerektiğini vurguladım. Bunu Meclis’te ilk vurgulayan kişiyim. Bu sene Büyükanıt Paşa da ‘TSK gözden geçirilecek, sayısal azaltmaya gidecek’ dedi. Genelkurmay da bunu telaffuz etmeye başladı. Amacımız Silahlı Kuvvetleri daha güçlü kılmak, hareket kabiliyetini arttırmak.”

Eski Milli Savunma bakanlarından Zeki Yavuztürk “askerî harcamalar şeffaf değil” tezini doğru bulmuyor; ama bu konuda bazı “eksikler” olduğunu kabul ediyor: “Mesele şu: Milli Savunma Bakanlığı kadrolarında askerî konuları bilen sivil eleman yoktur. Konuları bilmediği için bakanın tek başına söyleyeceği bir şey yok. Bakanın o paraların hangi ihtiyaçlara gideceğini bilmesi mümkün değil. Halbuki Amerika’da Avrupa ülkelerinde savunma bakanlıkları personelinin yarısı sivil kaynaklardan gelmiş. Bunlar askerî konuları bilen, harp akademilerinde ders veren sivil uzmanlar. Bizde bu bir eksiklik. Ama askerî bütçe şeffaf değil diyemeyiz. Silahlı Kuvvetler’in bütün kademelerinden geçen bütçe Meclis’e gelir. Meclis onayından geçer. Meclis’te bütün kalemler ayrı ayrı görüşülür.”

İlter Türkmen’e göre, Milli Savunma Bütçesi’nin Meclis’te çok fazla bir tartışmaya yol açmadan geçmesindeki sebep, TESEV raporunda öne sürülen gerekçeler değil. Türkmen, “Savunma politikası konusunda Meclis’te daha fazla bir oydaşma (fikir birliği) var; tarım politikası konusunda bu yok. Meclis’te Savunma Komisyonu var. Soru sormuyorlarsa milletvekillerinin kabahati. Ama demek ki bir uzlaşma da var. Türkiye’nin bulunduğu noktada bu orduya ihtiyaç var. Keşke bazı silahları daha fazla olsa.” diyor. Türkiye’nin tehdit değerlendirmelerini içeren Siyaset Belgesi’nin hazırlanmasında sivillerin de etkin olduğunu belirtiyor: “Bu belgenin Dışişleri Bakanlığına danışılmadan hazırlandığını zannetmiyorum. Siyasi bir değerlendirme yapmadan dış tehdidi nasıl tespit edeceksiniz?”

Prof. Metin Heper ise bütün bu tartışmalara farklı bir açıdan yaklaşıyor. Avrupa Birliği’nin (AB) sivil iktidarın emrinde bir ordu istediğini hatırlatıyor: “AB, ordunun güvenlik konuları gibi hususlarda söz sahibi olmasını istiyor; ama daha çok hükümetle paylaşarak düşüncelerini ifade etmesini, ordu mensuplarının kamuya açık beyanat vermemelerini istiyor. O da, AB üyesi ülkelerdeki genel uygulama. Mesele oradan kaynaklanıyor. Öte yandan ordunun Türk toplumunda geleneksel olarak belli bir yeri var, bir fonksiyonu olmuş. Tabii bu AB normlarına uymuyor. O yüzden bu konuda bazı reformlar yapıldı. Bunlara aslında ordu da karşı çıkmadı. Türkiye’de asker-sivil ilişkileri son yıllarda Avrupa’daki asker-sivil ilişkilerine epeyce yaklaştı, ama tam da benzemiyor. O da Türkiye’nin birtakım şartlarından ortaya çıktı. O noktadayız.”

Prof. Heper, “TESEV raporu 1997’de yayımlanan TÜSİAD çalışması ile kıyaslandığında aslında o kadar da sert değil. Niye bu kadar sert tepki gördü?” sorusuna ise şu cevabı veriyor: “Türkiye’de yakın zamanlara kadar yüzde 70 gibi bir çoğunluk AB’ye tam üyeliği destekliyordu. Ama bu arada AB’den çeşitli sesler duyuyoruz. Bazen sanki yeni birtakım kurallar ortaya konuyormuş gibi. Türkiye buraya (tam üyeliğe) uymaz, bir özel ortaklık ilişkisi kurulsun gibi. Bunlar Türk kamuoyunda tedirginlik yaratıyor; tabii orduda da. Birtakım tereddütler beliriyor; bütün yaptıklarımız boşa mı gitti diye… Sivil-asker ilişkileri konusundaki raporlar daha bir hassasiyetle yorumlanıyor. Memnuniyetsizlikler daha sert ifadelerle ortaya konuyor. Ordu aslında AB’ye tam üyeliğe karşı değil. Olamaz da, çünkü ordunun zaten bir Batılılaşma misyonu var. Bütün mesele bir denge meselesi. Asker-sivil ilişkilerini AB normlarına çekersek; ama AB de bizi tedirgin edecek şekilde davranmazsa, hem tam üyelik olabilir, hem de sivil-asker ilişkileri o seviyeye gelir.”

Vahit Erdem’e göre, askerî harcamalar üzerinde denetim kurmak artık Meclis’e kalmış durumda: “Milli Savunma bütçesi bundan sonra hem Bütçe Plan Komisyonu’nda hem de KİT Komisyonu’nda görüşülecek. Eskiden KİT komisyonunda görüşülmüyordu. Çünkü Sayıştay denetimi yoktu. Şimdi Sayıştay, raporunu hazırlayacak ve bu rapor görüşülecek. Bundan sonrası Parlamento’nun yeteneğine bağlı. Meclis usturuplu bir şekilde istediği konuda bilgi alabilir, denetleyebilir. Bunu engelleyecek bir husus yok.” Vahit Erdem de tıpkı İlter Türkmen gibi, savunma bütçesinin Meclis’ten hızlı geçmesini, TSK’ya olan güvene bağlıyor. Erdem, şunu da hatırlatıyor: “Silah tedarikleri ile ilgili tüm kararları savunma sanayii icra komitesi verir. Burada Başbakan, Milli Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı var. Üç kişi ve sivil ağırlıklıdır. Genelkurmay oraya ihtiyaçlarını bildirir.”

Bütün bu tartışmalardan sonra TESEV’in geri adım atmaması, Orgeneral Büyükanıt’a TESEV yönetim kurulu adına cevap verilmesi anlamlı. TESEV Başkanı Can Paker aynı zamanda Sabancı Holding Yönetim Kurulu üyesi. TESEV yönetimindeki İshak Alaton ve Vural Akışık gibi kişiler de yine büyük holdinglerde yönetici. “Ulusalcı” görüşleri ile tanınan ve Büyükanıt’ın konuşma yaptığı Harp Akademileri’ndeki toplantıya katılan gazetecilerden biri olan Radikal gazetesi yazarı Yiğit Bulut’un, “Askerî istihbarat TESEV’in arkasındaki sermayeyi araştırıyor” biçimindeki sözleri, bu tartışmanın ileride de süreceğini gösteriyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir