Aşkta Yanan Yaman Dede

Günümüzün bilinen pek çok ilim adamının yetişmesinde emeği olan Yaman Dede’den alınacak çok ders var. Bu günlerde onun hoşgörüsüne daha çok ihtiyaç var’

Ülke insanı olarak ‘hazinelere malik’ ama bundan bîhaberiz… Bu hazineler kültür dünyamızı nakış nakış işleyen, başkasının derdine ram olmuş gayret adamıdırlar. Etrafındaki insanlar kelebeklerin ateşe koşmaları gibi koşarlar bu insanlara…


Pervane olurlar. Ateşe yanarlar. Yandıkça yanarlar ama her yanış bir diriliştir. Bu insanlar edebiyat ve mana dünyasına sürekli tuğla koyarlar. Yol bulmak isteyenler onların ustalığına, tavrına ve tarzına bakarlar. İşte bunlardan biri de Yaman Dede…

Kırkandil Yayınlarında 54 kitaba imza atmış olan araştırmacı yazar Mustafa Özdamar Yaman Dede’nin belgesel biyografisini de yazmıştı. Bizde sorularımızı ona yönelttik.


> Yaman Deden nasıl fiziki bir yapıya sahipti?

> Ahmet Karaman Hoca bu sorumu kara kuru bir adamdı, zaif nahif bir insandı diye cevaplamıştı.. Kendisini İmam Hatip Okulunda tanımış. Benim kitabı hazırlarken görüşüne başvurduğum Karaman’a göre Yaman Dede çok değişik bir insandı. Eşi ilkokul öğretmeni olan Yaman Dede Farsça dersine girermiş. Emekli olmak isteyen hanımına; Senin yerine gelecek olan muallime, çocuklara senin gösterdiğin ihtimamı gösteremeyebilir. Senin yerini doldurmak zor dermiş.. Böyle naif, ince ve şefkatli bir insandı.

> Bahsettiğiniz hanımı Hatice anne sanırım Yaman Dede’nin Müslüman olduktan sonraki eşi değil mi?

> Evet. Hatice anne Dede’nin ikinci hanımıdır ilk hanımı Rum. O zamanlar Bağlarbaşı’nda oturuyorlarmış. Dede, Müslümanlığını resmen açıklayınca, ondan ayrılmak zorunda kalmış. Yaman Dede, aslında çok önceden Müslüman olmuş ama, evinden ve etrafından saklamış bunu yıllarca.

> Zor biri durum değil mi bu? Zorlanmammış mı?

> Elbette zorlanmış. Onun için beklide Yaman Dede’ye aynı zaman da Yanar Dede denilmiş. O yıllarda yaşadığı, en çok zorlandığı şeyin Ramazan aylarında akşam yemeğini iftar anına denk getirmeye çalışmak olduğunu anlatıyor. Henüz Müslümanlığını aşikar etmeden önce içinde buruk acı, yüzünde ince bir hüzün bulutu, Bağlarbaşı’ndan Altunizâde’ye doğru giderken yaşadığı bir hatırasını Yaman Dede şöyle anlatıyor: Ezanlar başlamış. Hemen câmiye girmiş Dede. Namazdan sonra dua edilirken: Ya Rabbi, diye iltica etmiş Dede, imam efendi öyle bir âyet okusun ki, namazdan sonra, mihrabiyelik olarak… O âyetten bana bir ışık çıksın!… Namazadan sonra imam efendi mihrabiyeye: “Lâ yükellifullahu nefsen illâ vüs’ahâ: Allah hiç kimseye taşıyamayacağı bir yük yüklemez” âyetiyle başlayınca, Yaman Dede, vecd içinde yüksek sesle: Kazandım diye ayağa fırlamış, sonra da yerine yığılmış kalmış.

> Bu eseri vücuda getirirken kimlerden yararlandınız?

> Bu eserin meydana gelmesine vesile olan pek çok zarif insan oldu. Bunlardan bazılarını zikredeyim. Sahviyyet ve mahviyyet sahibi Ahmed Zeki Tekin, güzel insan Fevzi Özçimi, Ahmed Kahraman, Selçuk Eraydın, Nedim Urhan, Emin Işık, M. Saim Yeprem, Mustafa Barçın, İsmail Karaçam, Muhammed Eroğlu, Bedreddin Çetiner, Bekir Topaloğlu, Hayreddin Karaman, M. Yaşar Kandemir, M. Ali Sarı, Tayyar Altıkulaç, Mehmed Yıldırım, Selahaddin Kaya, Mehmed Şevket Eygi, Dr. A. Kemâl Belviranlı, Kadir Mısıroğlu, Talib Arışahin, Mehmed Doğru ve Dede’nin manevi evladı İsmail Keçeoğlu ve Ömer Ziya Belviranlı. Hepsine müteşekkirim.

> Hocam Yaman Dede’nin bir kimlik özetini alabilir miyiz sizden kitabın yazarı olarak?

> Yanan Dede”, “Yanar Dede” ve “Yaman Dede” lâkablarıyla anılan şairimizin asıl adı “Diyamandi”dir. Kayseri Rumlarından iplik tüccarı “Yuvan” oğlu “Afurani’den doğma “Diyamandi”, 1887’de Talas’da dünyaya geldi. İbnü’l Emin Mahmud Kemal İnal’in “Son Asır Türk Şairleri”ne göre, Diyamandi henüz on aylık bir çocuk iken ailesi Kayseri’den Kastamonu’ya göç etti.

> Tahsil durumu ne idi?

> İlk tahsilini Rum Ortodoks mektebinde yapan Diyamandi, 1901’de Kastamonu İdâdi (Lise)sine girdi. Yedi senelik İdâdiyi birincilikle bitirdi. İdâdide okuduğu yıllarda “Yamandî Molla” diye anılıyordu Diyamandi. “Yamandi Molla”nın fıtratında zaten var olan İslâmiyet onu Kastamonu İdâdisinde dürtmeye başlamıştı. O sebeble liseyi bitirince iki sene de medreseye devam etti. 1909’da İstanbul Hukuk Fakultesine başlayan Yamandi Molla, 1913’de Hukuk’u bitirdikten sonra, bir taraftan maişet için çalıştı, bir taraftan da, Galata Mevlevîhanesi’nde Ahmed Celâleddin ve Ahmed Remzi Dedelerden Mesnevi dersleri aldı.

> Yaman Dede oluşun temelleri burada atılıyor gibi sanki değil mi?

> Galata Mevlevihanesinde Ahmed Remzi Dede, Yamandi Molla’nın zamirinde parlayan İslâmiyetine bakarak ona Yaman Dede diye hitab etti.

> Avukatlığını anlattınız ama öğretmenliği de var değil mi?

> Evet. 20-25 sene avukatlık yapan Yaman Dede, daha sonraları, avukatlığı bırakarak öğretmenliğe başladı. 1931’lerde Üsküdar Rum Karma İlkokulunda Türkçe Kültür, 1940’larda Sen Lui Fransız Ruhban Okulunda Türkçe, 1942’lerde Notre Dame Lisesinde Edebiyat ve Din Dersi, Sen Benua Fransız Kız Ortaokulunda Türkçe, Avusturya Kız Ortaokulunda Türkçe, Pangaltı Lisesinde Türkçe-Edebiyat, 1943’lerde Saint Michel Fransız Lisesinde Türkçe-Edebiyat, Özel Yeni Kolej’de Edebiyat, 1950’lerde İngiliz Kız Ortaokulunda Türkçe, 1950’lerden sonra da İstanbul İmam Hatib Okulunda Türkçe-Farsça, 1960-61 yıllarında Çamlıca Kız Lisesinde Din Dersleri ve Türkçe ve nihâyet yine 1960-61 arasında İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsünde Edebiyat ve Farsça derslerine girdi.

> Yüksek İslam Enstitüsü öğrencilerinde büyük iz bırakan Yaman Dede İslamiyetle şerefyab olduktan sonra ismi de değişti mi?

> Özünde var olan ve gizli gizli yaşanan Müslümanlığını 1942’lerde resmen açıkladıktan sonra Mehmed Abdülkadir Keçeoğlu adını aldı.

> Resmi açıklamayı esas alırsak 20 yıl civarında Müslüman yaşadı herhalde?

> Dede merhum, aslında ta “kalû-belâ”dan beri müslüman olan bir insandır ama resmen evet öyle oluyor. 3 Mayıs 1962 Perşembe günü saat 2.15’de Çamlıcadaki evinde Hakka yürüdü. Dede merhum, Karacaahmet Mezarlığı’nda, Küçük Selimiye/Çiçekçi Câmii’nin karşısında medfundur.

> İçindeki İslam ışığı çok daha önceleri yanmıştı… İlk aşı ne zaman atılmıştı?

> Bu sorunuza Ahmed Zeki Tekin Bey’den naklen cevap vereyim: Yaman Dede’nin bir sır olarak sakladığı ve hiç bir yazısında açıklamadığı hakikat şudur ki, 1902’de, Kastamonu İdâdisinde başlayan hidâyet nuru, esasen onu bir müslüman hayatı içerisinde 1942’ye kadar getirir. Yaman Dede, gerçekten de bir müslüman gibi yaşamaktadır. Ancak, kalben tasdik ettiği imanın dil ile ikrarı ve açıklamayı da gerektirdiğinden, dostlarından -o devirde- Tekel Müdürü Emin Bey, onu Tokat’a götürür. Tokat’da, ulemadan Ahmed Hilmi Hazretleri -Emin Bey’in Mürşidi- irşad makamındadır. Ve evlâdlarını, Nakşıbendiyye-i Halidiyye-i Sâminiyye yolu üzerinde hidâyete götürmektedir. İşte her şey orada hallolur ve ikrar safhasını da tamamlayan Dede, artık saf, temiz bir müslümandır.






AĞLATMA BENİ


Yak sinemi ateşlere, efgânıma bakma;

Ruhumda yanan âteşe, nîrânıma bakma;

Hiç sönmeyecek aşkıma, îmânıma bakma;

Ağlatma da yak, hâl-i perîşanıma bakma.


Ağlatma ki âlâmımı tahfîfe de başlar;

Ağlatma, serinletmededir bağrımı yaşlar;

Rahmetme sakın, gerçi dayanmaz buna taşlar;

Ağlatma da yak, hâl-i perişanıma bakma.


Yaşlar akarak belki uçar zerresi aşkın;

Âteşle yaşar, yaşla değil, yâresi aşkın;

Yanmaktır, efendim, biricik çâresi aşkın;

Ağlatma da yak, hâl-i perişanıma bakma.
> Tanıyanlar Yaman Dede’yi nasıl anlatıyorlar?

> Kitap çalışması sırasında başta bahsettiğim gibi pek çok önemli ilim adamlarından yararlandım. Öğrencilerine ulaştım. Onlardan Yaman Dede’nin mana dünyasına ilişkin çok önemli anekdotlar aldım ve bunları kitaba aldım. Nakletmesi bir söyleşinin hacmini çok aşar ama aklımda kaldığı kadarıyla Doç. Dr. Emin Işık Hocadan nakil ile paylaşmaya çalışayım: Işık Hocaya göre Dede çok ağlardı Yaman Dede. Mevlânâ dersiniz ağlar, Mesnevî dersiniz ağlar, Konya dersiniz yine ağlar, çağlardı.

Bir gün kendisi şöyle bir şey anlattı: Evlâdım, dedi, Mevlânâ’yı çok seviyorum diye beni kınıyorlar, ta’n ediyorlar bana. Aşırı buluyorlar benim bu sevgimi. Halbuki, o kapıdan girdim ben İslâm’a. Mevlânâ ve Mesnevî benim elimden -gönlümden- tuttu Hazreti Peygambere götürdü beni. Ben İslâmı Mevlânâ ve Mesnevî’de tanıdım, sevdim. Hiç insan kendisini hidâyete götüren büyüğü sevmez mi? Ben hayatımı borçluyum, hidayetimi borçluyum ona. Bunun kınanacak, yadırganacak nesi var? diye biraz yakınmıştı.

Yaman Dede’ye bazan: Ne mutlu size Hocam, sizin imanınız Vehbi, Allah vergisi bizim imanlarımız kesbidir, ana baba ve çevre tevârüsü… Sizinki daha makbul derdik Oda: Sizinki de vehbi, bizimki de vehbi evlâdım, aralarında hiçbir fark yok! Hepsi de aynı!.. Hepsi de Allah vergisi derdi.

> Birazda Yaman Dede kitabınızdan bahseder misiniz?

> Kitap dört bölümden meydana geliyor. Birinci bölümde Dede merhumun kendi kaleminden hayatı, şiirleri ve konuşmalarına yer verdim. İkinci bölümde öğrencilerinin ve dostlarının Dede’yle ilgili hatıralarını topladım. Üçüncü bölümde Dede’nin öğrencilerine ve dostlarına yazdığı edebiyat ve tasavvuf harikası mektuplarına yer verdim. Dördüncü bölüm ise, yarım kalmış bir eseri ile iki konferans metnini ihtiva ediyor.

> Hocam Yaman Dede’den bir yanma şiirini alabilir miyiz sizden?

> Yaman Dede’nin çok çok yakıcı şiirleri vardır. Yandığı gibi yakar da Dede… Ağlatma beni isimli şiiri bunlardan biridir. İsterseniz bunu paylaşalım okuyucularınızla.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir