Avrupa Küresel Güç Olabilir Mi ?

Avrupa Birliğini gelecek senaryo çalışmaları yapılırken mutlaka geçmiş okumalarının iyi yapılması gerekir.Avrupa bir kıtanın adı iken yeni devlet adına dönüşebilir mi?

Bu düşünce II. Dünya savaşı sonrası eski güçlerini yitiren ve dünyayı yöneten ülkelerin kuvvetlerini birleştirme düşüncesinden çıkar. Kurumsal bir organizasyon milletlerin üstüne çıkabilir mi, bu yapı gerçekte başarılı olur mu ? Avrupalı bir millet midir ? yoksa bir değerler manzumesi midir.? Değerler manzumesi ise Millet olgusu gibi dominant unsurlar sistem içerisinde nasıl entegre edilecektir ? gibi soruların cevapları organizmanın başarılı veya uzun soluklu olup olmayacakları sorularının cevapları sanırım tarihte gizlidir

Avrupa’yı oluşturan Tarihsel Parametreler

Avrupa’nın gen haritası tanımlandığın temelde iki parametre ortaya çıkar. Bunlar Roma ve Katolik’tir. Roma, İlk çağın küresel güçüdür.. Akdeniz havzasını ve Avrupa kıtasını kendi rengiyle boyadığı görülür. Romanın kalıcı olmasının nedeni kendince bir medeniyet tanımlamasını yapmasıdır. Roma medeniyetin zorlayan iki güç tarihte görülür. Romalılara göre onlar“öteki”lerdir.Roma sistemini kabul etmeyen veya onu yıkmaya çalışan ötekilerdir. Bunlar Germen ve Türklerdir.
Türkler Ortaasya da iklimsel değişimler yanında tarihi gelişmeler ve diğer nedenlerle batıya Hunlarla birlikte Avrupa içlerine kadar gelirler. Aynı şekilde Germenler de kuzey Avrupa’dan merkezi Avrupa’ göç ederler. Medeni Roma’yı zorlayan Roma’ya göre medeni olmayan “barbar”lardır.Roma’nın Barbar dedikleri Avrupa tarihinde her zaman var olurlar.Bir bakıma Avrupa tarihi bu iki gücün(Almanlar ve Türklerin) “Avrupa gen merkezine” giriş mücadelesi olarak değerlendirmek mümkündür.
Hz. İsa nın ortaya çıkışı ile başlayan yeni dinin genişleme yolu Anadolu’dan Avrupa’ya yönelir.Bu sefer Roma’yı tehdit eden bir dindir.Roma’yı yıkan ne Türkler ne de Germenler olurlar. Fiziki değil manevi açıdan Roma’nın sonunu getiren olay Hıristiyanlıktır. Hıristiyanlık Romanın temelini oluşturan “Sezar’ı veya onun ilahlığını” hedef alır.“Sezar”ın yerine Allah’ın konması Roma açısından en tehlikeli tehdittir. Roma’nın tehdide tepki sert olur. Hıristiyanlık yer altı kiliseleriyle bir manada illegal hayat sürer. kalmaya başlayan Hıristiyanlık giderek Roma’nın tabanını kontrol eder.Roma Hıristiyanlıkla uzlaşmaya girmeye karar verir.Sonuçta uzlaşmadan “yozlaşma “çıkar.
Avrupa medeniyet değerlerinin Roma’dan sonra ki en güçlü kromozonu din yani Hıristiyanlık Roma’yı kontrol altına alır.Ama bu Hıristiyanlık Hz. İsa’nın tanımladığı değil bir manada Roma ile uzlaşan Hıristiyanlıkla karşılaşırız. “Roma mı Hıristiyanlaştı yoksa Hıristiyanlık mı Romalılaştı” sorusuyla karşı karşıya gelinir. Sonuçta “Hıristiyanlığın Romalılaştığı görülür. Hz. İsa’nın temel öğretileri yerine 1+1+1=1 olduğu farklı dinsel yapıyla karşı karşıya kalınır.Dini öğretilerle Roma Hıristiyanlık bir manada evlilik yapar.Artık Hıristiyanlık için kutsal mekan Kudüs değil Roma’dır.Yeni güçün adı Roma değil Roma’da kurulu olan “Vatikan”dır. Vatikan’ın sahneye çıkması Roma’nın gücünü yitirmesiyle güç parametreleri değişir.
İlk çağın sona ermesiyle Ortaçağın başlamasında dini renkler Roma coğrafyasına hakim olur. Roma’nın parçalanma sürecinde izlediği yol Avrupa’nın dini haritasındaki ayrışmayla paralellik arz eder. Doğu Roma imparatorluğu Helen kültürü mirası üzerinde Ortodokslukla şekillenirken Batı Roma Vatikan merkezli Katolik’le bütünleşir. şekillenir. Roma’nın barbar diye tanımladığı Germenler ise Protestanlığı Türkler ise Müslümanlığın merkezi haline gelirler.
.Ortaçağ’a girildiğinde çıkan devlet “Kutsal Roma ve Germen imparatorluğu”dur. Din artık bu tarihten itibaren Avrupa’daki baskın güçtür.Buna paralel olarak Germenler “barbar” tanımlaması içinde değil üçüncü kromozon Avrupa gen çekirdeğinin içindedirler. Türkler bu defa Kutsal Roman Germen İmparatorluğuna göre öteki veya Barbar olarak tanımlanırlar.
Türklerin bu çağdaki Avrupa’daki adı Osmanlı devletidir. Osmanlı devletinin Türklerin daima batıya doğru ilerleme siyasetini devam ettirdiği görülür. Fatih devrinde İstanbul, Roma, Madrid ekseninde şekillendirilen devlet Vizyonu bir manada eski Roma’nın jeokültürel haritası Osmanlı devleti tarafından doldurulur. Avrupa’nın bu tarihlerde Osmanlı devletine karşılık korunma refleksleri geliştirdiği görülür.Türkler Avrupa’da her zaman var olurlar. Ama hiçbir zaman Avrupa genleri arasına alınmazlar. Daima “öteki” tanımlamasına maruz kalırlar.

Avrupa çekirdeğine giren son halka Fransız İhtilalinin düşünceleridir.Bu halka Avrupa için yeni olan insan hakları kanunların üstünlüğü yanında bir manada “toplumsal sözleşmeleri” kısaca ihtilal öğretileri Avrupa medeniyet haritasının özenli bir parçası olarak karşımıza çıkar.

Avrupa medeniyet 19.yüzyıldan itibaren kendisini merkez olarak tanımlar. Doğuyu “Oryantalizmle” yeniden şekillendirir.Onu kendi görmek istediği kalıplar içerisinde tutar. Doğunun hakim gücü olan Türklerde sistemli olarak yok etme hamlelerine girişir..İngiltere’nin Avrupa güç olarak 1919 Paris Barış konferansı sonrası yeni dünya düzeni kurulur.Bu düzeni bir başka Avrupalı kendi sistemini kurmak için bozar

AT veya AB Zavallığın Bileşkesi mi ?

1939-1945 Avrupa ve dolayısıyla dünya için tehlike Avrupalı Nasyonel Sosyalistlerdir.Avrupa’nın derdi dünya’yı gerer.Savaşın sonucunu Avrupa dışı güçler belirler. Savaş sonrasında Hitler etkisiz hale getirilir.Fakat Avrupa’da taş taş üstünde kalmaz. Avrupa tarihinde ilk kez tüm güçleriyle yıkılır. 1945 sonrası Avrupa’nın kaderine Avrupalı olmayanlar hüküm ederler.Savaşın galipleri arasında yer alan SSCB Stalin’le Almanların boşlattığı jeopolitik boşlukları süratli doldurur.ABD geleceği görememenin şaşkınlığındadır. Kıtadan askerlerini çekmeye başlar.Stalin’in imparatorluk hevesini ABD duyarsızlığı Avrupa’yı özellikle de İngiltere’yi telaşlandırır.Bu telaşın sonucu İngiltere’nin telkinleriyle ABD Truman Doktiriniyle Avrupa’ya geri döner.
Avrupa’nın çaresizliği bir manada Avrupa birliği fikrini tetikler. Marshall yardımıyla ABD Avrupa’nın fiziki ,ekonomik ve siyasi boyutlarıyla ayağa kalmasının alt yapılarını kurar. Askeri açıdan Batı Avrupa Bloku ( BAB) fikri gündeme getirilir. Zira Ruslar tanklarıyla Prag’da Budapeşte’de insanları ezer. Askeri birliğin ABD olmayacağın yaşamayacağı düşüncesi BAB sonuçsuz kalır.SSCB durduracak “askeri fren” sistemi ABD tarafından kurulur. O da NATO’dur.1950 sonrası Avrupa’da ortaya çıkan görüntü eskinin büyük güçlerinin kendilerini dahi savunamayacak kadar ki aciz görüntüleridir Bu durum bir şey yapılması fikrini gündeme getirir.Güçlerini birleştirme fikrini Avrupalılara verenler ABD ‘lilerdir. Bu fikrin bayraktarlığını İngiltere ve Almanya’nın yapması manidardır. Avrupa Kömür ve Demir Çelik organizasyonu soğuk savaş ve sonrasında Avrupa’nın kurtuluş reçetesi olur. Ekonomik güç birlikteliğinin başarılı uygulanması 1960 sonrası Fransa , Almanya, ve Benelüks devletleri ve diğer ülkelerde ortak “Avrupalı” bilinci 20. yüzyılda oluşturulur.

AB deki “A” Almanya mı ?

1945 lerin mazlum Almanya’sı Kondrad’ın başbakanlığı döneminde Nasyonel Sosyalizmi beyinlerinin arka taraflarına atarak, Ortak Avrupa bilincini sahiplenir.Aslında Kondrad Bismarck,II.Wilhelm ve Hitler çizgisini reel politik şartlara uyarlamasını yapar.Almanlar savaştan yeni çıkmış Avrupa’nın “kötü adamı” rolündedir.1970lere kadar bu görüntüye paralel olarak Almanya kendi eksikliklerini giderdiği görülür.Kas gücüne ihtiyacı vardır.Onu da 1960 lı yıllardan itibaren Türkiye’den temin eder.
1972 yıllarından itibaren Federal Almanya Avrupa’nın ekonomik gücü olmaya başlar. 1950-1970 arası Fransa Avrupa’da De Gaulle ile sahneye çıkar. Klasik milliyetçi söylemleri De Gaulle zirveye taşır.Diğer taraftan Fransa öğrenci olaylarıyla dağılır..İngiltere ise kendini hiçbir zaman Avrupalı görmediğinden Atlantikçi çizgiye ABD yanına kayar.aşır.
İşte bu çerçevede Avrupa’nın iç dinamiklerini oluşturan ülkelerde AET ciddi bir manası yoktur. Sıradan ekonomik kuruluş olarak algılanır. Sadece Almanlar için AET farklı anlamlara gelir.1972 Münih olimpiyatlarıyla dünya arenasında tekrar boy gösteren Almanya 1980 sonrası Doğu Bloku patlamalarını önceden hisseder. Helmut Kohl ‘la Almanya Federalliğinin ortadan kaldıracak hamlelere girişir.Bu sıralarda AET “E” sini düşerek “AT” dönüşür. . Helmut Kohl 1989 da SSCB yıkılması sonrası oluşan Jeopolitik boşluğu görür. Soğuk savaşın sembolü “Berlin Duvarı” yıkılır.Federal Almanya parasıyla ,Doğu Almanya’yı satın alır.Bir ülke savaşılma da parayla alınır.. Almanya’nın görüntüsü coğrafi olarak 1914 Almanya’sı olur.1990larda Almanya’nın kendi hiç bütünleşme sancılarını azaltmaya çabalar. Avrupa Topluluğu ise (AB)Avrupa Birliği olma sürecine girer.Yalnız 1990-2000 arasında Almanya giderek ön plana çıkar.
Aynı tarihlerde Avrupa’da bir bakıma Almanlarında tetikledikleri Bosna Hersek savaşı ile Avrupa Birliğinin bir devlet olma bilinci ulaşamadığı görülür. Bosna Hersek savaşı ile Modern(?) Avrupa’nın merkezi insanlık dramına bir Soykırım’a ev sahipliği yapar.Savaş Avrupa’nın acziyetini gösterir.Bosna Hersek savaşı Avrupa’da olması gereken en temel kurumu Ordu’ya olan ihtiyacı vurgular.Zira sorunu Avrupa değil ABD çözer. Bu tarihten itibaren Avrupa Güvenlik ve Savunma Paktının(AGSP) çerçevesi çizilir.meye başlanır. Ordu için gerekli kas gücünün kendilerinde olmadığını görürler.
1987 yılından itibaren Türkiye resmen Avrupa Birliğine girmek başvurur..1987 şartları içerisinde AT için Türkiye bir mana ifade etmez.Fakat 1990’lardan itibaren soğuk savaşın sona ermesi Körfez savaşı ,Bosna Hersek Katliamları askeri ve güvenliği gündeme getirir. Kapıda bekleyen Türkiye’nin önemi Avrupa için artmaya başlar.Bunlara rağmen Tarihsel süreçteki Klasik “barbar Türk” resmi hala Avrupalıların zihnindedir. Türkiye’yi diğer üyelerde farklı ABD nüfuz alanında çekme hamleleri için AB hiçbir üyesine yapmadığı hilkat garibesi uygulama yapılır. O da “Gümrük Birliği”dir.1997 sonrası AGSP tartışmaları artar..Türkiye’nin önemini kavrayan Almanya Türkiye’nin Avrupa Birliğine girmesinde aktif rol alır.

11Eylül ve Sonrasında AB

Her yüzyıl oluşmalarının sembol görüntüleri vardır. Giyotinler Fransız ihtilaliyle 19. yüzyılın başladığını, Sırp Prensi Ferdinand’ın öldürülmesiyle I.Dünya savaşı ve 20. yüzyılın başladığını gösterir. 11 Eylül tarihinde iki kulenin yıkılmasıyla 21. yüzyıl fiilen başlar. 1989 dan itibaren ABD soğuk savaş sonrası tek güç olarak sahneye çıkar. 11 Eylül 2001 yılından sonra bu resmileşir. Avrupa bu noktada özellikle Bosna Hersek savaşı sonucunda askeri açıda bir şey olmadığını görülür.Bir bakıma 11 Eylül sonrası gelişmeleri şokla karşılar. ABD 11 Eylül ile tanımladığı “Kaos imparatorluğunda” kan ve terörü getirirken Avrupa tek bir güç görüntüsünü veremez..Zira hala oluşum sürecindedir. Genişleme ekseninde 1 Mayıs 2004 a kadar Almanya’nın AB’ yi SSCB’nin boşalttığı jeopolitik boşluğu doldurma hamleleriyle uğraştığı görülür. Bu hamleler ABDni ürkütür. Özellikle Polonya’nın AB girmesiyle Varşova’dan Ukrayna’ya kadar olan hattın Almanya merkezli AB eline geçmesini bir bakıma sulandırır. 11 Eylül sonrası seçilen hedefler Afganistan akabinde Irak’a karşı girişilen askeri harekette ABD nin AB den Polonya ile İspanya’yı İngiltere’nin yanında müttefik olarak alması Almanya’yı frenleme olarak değerlendirmek gerekir. 11 Eylül sonrası İstanbul ve Madrid bombalanmalarıyla “ortak acı ortak hareket” fikrine Avrupa’nın destek verdiği hareketlerdir.Avrupa askeri hamlelerde ABD nin peşine takılan daha ziyade ekonomik boyutlarla “Euro” ile boy göstermeye çalışır

AB Avrupa Birleşik Devletleri Olacak mı veya
21.yüzyıl Sonunu görebilecek mi?

11 Eylül 2001 sonrası Almanya’nın Afganistan Irak hareketlerine karşılık Balkanlardan Kafkaslara, Ortadoğu’dan Orta Asya’ya kadar küresel güç olma teşebbüslerine girer. ABD Demo’krasi modellerini uygulamaya koyduğu devrimcikleriyle Gürcistan,Ukrayna’ya Kırgızistan’a kadar hayata geçirir. “Sadece Ukrayna örneğinde AB devreye girer. Sonuçta Ukrayna’yı ABD nin AB bıraktığı görülür.

Kısaca Avrupa birliği önümüzdeki 20 yıl genişleme sürecini bitirip, kaynaşma sürecine girecektir. Türkiye’nin içinde olduğu bir kaynaşmanın Avrupa için çok sıkıntılı geçeceği ortadadır.Türkiyesiz kaynaşma formülleri gözden uzak tutulmamaktadır. İşin garip tarafı Almanya’nın başında olduğu grup klasik Alman stratejik derinliğini Avrupa Birliği görüntüsü altına da elde eder. Yeni Alman Papa Joseph Ratzinger’in Vatikan’ın başına geçmesi önümüzde yıllarda Avrupa Birliğinde Alman faktörünün daha belirgin olacağının göstergesidir. Almanya’nın 2040 veya 50’lerde bütünlüğünü sağlayamayan bir AB parçalanma sürecini en az zararla değil en fazla karla kapatacağını söylemek mümkündür.Fransa da Avrupa Anayasasına “hayır” çıkması Sorkozy’nin iktidara gelmesi gibi AB için olumsuz gelişmeler uzun vadede “Avrupalı” bilincini hırpalar.
AB önümüzdeki 40 50 sene içinde kaynaşmadan kaynamayla karşı karşıya gelmesi durumunda Türkiye ne yapacağını şimdiden düşünmesi gerekir.

YRD DOÇ DR BEKİR GÜNAY

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir