BAĞLANMAMIŞ DEVELER


Başıboş develer geziyor caddelerde, farların kör gözlerine düşürdüğü keskin ışıklarla.
Başıboş develer geziyor alışveriş merkezlerinde, güvenlik görevlilerini hörgüçleriyle işkillendiren. Başıboş develer geziyor bankalarda, dudaklarında numara, sıranın kendisine gelmesini bekleyen. Başıboş develer geziyor stadyumlarda, çimleri biçerken kellikler bırakan sahada. Başıboş develer geziyor sahillerde, çökmek için bank arayan kendine. Başıboş develer geziyor lunaparklarda, çarpışan arabaları seyredip geviş getiren. Başıboş develer geziyor kulelerde, asansörü beklerken yıldızları düşünen. Başıboş develer geziyor dere yataklarında, su içmek için akit imzalayan selle. Başıboş develer geziyor okullarda, tebeşir kervanları için can atan. Başıboş develer geziyor hastanelerde, boş sedye sanılıp hasta taşınan. Başıboş develer geziyor otellerde, tatlısını Şam’dan, kahvesini Yemen’den getirten. Başıboş develer geziyor hipodromlarda, atlar üstüne bahis oynayan. Başıboş develer geziyor ruhlarda, ağızları köpürmüş, nefes nefese…


-Ey Allah’ın elçisi! Devemi başıboş bırakıp Allah’a tevekkül edeyim mi?


-Hayır. Önce bağla, sonra tevekkül et!


Başıboş develer geziyor kütüphanelerde, boş sıraların arasında ağır ağır dolaşan. Kütüphane görevlisi sevinçle, “İşte bir deve!” diyor, bir canlıyla karşılaştı çünkü. Ayda bir canlıyla karşılaşmak da ne! Heyecan veriyor kütüphanedeki can. O heyecanla sunuyor cam kenarındaki çiçeği gülümseyen ağzına. O heyecanla boşaltıyor rafları, yerine ulaşsın. Ve bir deve yükü kitapla salıveriyor onu şehre. İple bağlansa da kitaplar, koştukça dökülüyor birer ikişer. Felsefe, tarih, fizik, coğrafya… Bilimsel izler bırakıyor deve ardında. Sonunda bir kalın kitap kalıyor sırtında müflis “cemel”in. Bir kitap, meşin ciltli, kelimeler dökülen sayfalarından. O kitapla bakıyor vitrinlere boş boş. O kitapla dolaşıyor caddelerini şehrin. Ta ki çözülüyor ip, bir deve gibi çöküyor kamus yere. İkiye ayrılıyor ortadan, açarken kollarını “T”.


-Tevekkül hangi harflere yaslanıyor?


-Vav, kaf ve lâm. Tek kökten üç dal ağaç!


-Sırtımızı ona mı yaslayacağız?


-Bir istinat noktasına dayanmaktır tevekkül.


-Vekâlet mi veriyoruz yoksa ağaca?


-Eğer dayanılan ağaçsa!


-Peki tevâkül ne?


-Tevekkül eder gibi yapmak.


-Sırtını boşluğa dayamak mı?


-Nefs de diyebilirsin boşluğa.


Evrendeki her şey tevekkül ediyor. O’na yaslıyor sırtını. O’na vekâlet veriyor. Her işini havale ediyor O’na. Göğün vekâleti de, yerin vekâleti de O’nda. Kuşların, aslanların, balıkların vekâleti. Denizlerin, ırmakların, dağların. Ağaçlar kalem kesiliyor yazmak için vekâletlerini. Toprak kâğıda dönüşüyor, uçsuz bucaksız bir sözleşme. Ve soruyor “Vekil” kuluna: “Nereye gidiyorsunuz?” (Tekvir, 26) Başka bir vekil aramaya mı, sebep perdeleri ardında! “İnsan zayıf yaratıldı,” ( Nisa, 28) buyuruyor o mutlak Vekil. Madem zayıf, neden güçlüye teslim etmiyor vekâletini? (Zayıflığının farkında değil, güçlü sanıyor kendini.) Ya bırakıyor develerini tevekkül adına, ya boğuyor bağlayacağım derken.


-Ey Sehl b. Abdullah! Kimdir tevekkül eden?


-Üç vasfı var: İstemez, reddetmez, hapsetmez.


-Ey Hamdun el- Kassar! Kimdir tevekkül eden?


-Allah’a ve kitabına sarılandır.


-Ey Bişru’l- Hâfî! Kimdir tevekkül eden?


-Allah’ın hükmünden hoşnut olandır.


-Ey Hüseyin b. Mansur! Sen haber ver tevekkül edenden!


-Gerçek mütevekkil, çevresinde aç varken yemek yemeyen kimsedir.


Kalbin zorlanmadan teslim olması kolay değil. Kalp dönüyor. Bir doğuya bir batıya çeviriyor yüzünü. Kalp dönüyor. Kıbleyi bulana kadar bitmiyor dönüşü. “Keşif ehlinin ve âriflerin dört yüz seksen yedi dereceli makamıdır.” diyor İbnü’l Arabî “tevekkül” için. Merdiven ki bulutlara değiyor başı. Merdiven ki elmastan basamakları. Zira azla çoğu eşit kılıyor gönülde, zenginlikle yoksulluğu. Şüpheleri kaldırıyor ortadan, Sultan’a yaslıyor kulun ruhunu. Tevekkül harekete mani değil, tam tersi hareket istiyor, dümeni sonsuzluğa kırarak. Bir kez tevekkül etmesin insan, felaketleri bile kurtarıyor onu. Ümidini kestiriyor halkın elindekinden. Ganî’ye yöneltiyor. “Sahip” kelimesini götürüyor Sahip’e. Bir ebedî cümleyle mühürlüyor akdi. “Ni’me’l- Mevlâ ve Ni’me’n- Nasîr.” (Ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır O.)


28.08.2009

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir