Balzac komedyası

Herkesin uyumak için yatağına girdiği vakitler o uykudan kalkıyor. Köpeğinin açlığını yatıştıramasa da, ayakta kalmasına ve emrine itaat etmesine yeteceğini düşünüyor bu birkaç saat uykunun. Köpeği kalemidir ve günde on sekiz saat çalışmak zorundadır.
Aslında böyle olmayabilirdi. Bir avukat daha çok uyuyabilir. Bir noter de. Fakat yeni bir Napolyon olamayacağına göre kılıcın eksik bıraktığını tamamlamalıdır. Avukat bürosu bu hayallere dar gelecektir elbette. Orada Napolyon’un işaret ettiği parayı bulsa bile şan ve şöhret bu kapıyı çalmayacaktır. Oysa saatler 24’ü vurduğunda beyaz manastır kaftanı giyilecek, kaleme mahkûmiyetin bu tuhaf üniformasıyla masaya oturulup kürek çekilecektir kaybolana kadar siste. Sis hafızaya yayılıp kelimelerin bir adım bile atmasına izin vermeyince kahveye başvurulacak, kahverenginin sıcağıyla yeniden kaynayacaktır dünya.

Dünyanın alacağı olsun. Sıraya girsin Balzac’ın kapısının önünde. Alacaklıların arasına karışıp konuşmalarını dinlesin. Takma isimlerle onlarca kitap yazıp on para kazanamayan bu adamdan öyle bir şey istesin ki bu onun hem şanı hem felaketi olsun. Alacaklılar kapı açılmayınca geri dönsünler. Yalnız dünyayı reddedemesin Balzac. Kapıyı açıp boyun eğsin isteklerine. Dante nasıl cennet ve cehennemi anlatmıştı İlâhî Komedya’da, Balzac da dünyayı anlatsın İnsanlık Komedyası’nda. Dante’nin iki cilde sığdırdığını o yüz elli cilde yaysın. Birbirinden farklı bu onlarca esere öyle bir iksir katsın ki tek vücut olsun. Matbaacılıktan, hurufatçılıktan, yayıncılıktan, madencilikten, çiftçilikten, mimarlıktan, milletvekilliğinden ve borsadan kazanamadığı parayı bu kitaplardan kazansın. Doğrusu Balzac bu işlerin hepsini yapmış, daha doğrusu yapamamıştır. Yazarlığa gelince işte binlerce kahraman ruhundan firar edip Fransa’yı kuşatmıştır. Zira Balzac için Fransa’dır dünya.

Kahramanlar gözlerinden kâğıda dökülüyor Balzac’ın: İmparatorlar, krallar, rahipler, askerler, aristokratlar, köylüler, burjuvalar, yazarlar, yayıncılar, işçiler, avukatlar, doktorlar, hırsızlar, fahişeler, tefeciler… Gerçekçiliğin şiirsel bir güç kazandığı yolda hırsla yarışıyorlar. Her biri toplumun bir parçasını yüklenen bu gölgeler perdeyi karartıyorlar birbirlerini ezmeye çalıştıkça. Hiçbiri diğerine yol vermiyor. Yalnız güçlü olanın tutunacağı, kalanların böcekler gibi döküleceği bir hayal perdesi bu. Kâh Vadideki Zambak oluyor, kâh Eugenie Grandet, kâh Goriot Baba… İnsanı derinlemesine kavrıyor Balzac ve kimi roman kahramanlarını başka romanlarında yeniden sahneye çıkarıyor. Hem eserlerini birbirine teyelliyor bu kahramanlar, hem de çizgilerinin üstüne bir kere daha bastırıldığından hafızalara nakşoluyorlar. Fransa’nın bir asırlık hayatını temsil ediyor görünseler de, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın “insan”ı oynuyorlar.

1841’de, “Yaşamımın öyküsü, yapıtımın öyküsüdür.” diye yazmıştı Balzac. Ancak İnsanlık Komedyası edebiyatın kral tacını ona giydirirken, hayatıyla yazdığı Balzac Komedyası soytarının külahını başına giydirmeye çalışıyordu. Paraya, kadına ve asalete olan düşkünlüğü onu öyle bir noktaya getirmişti ki; elmaslarla süslü bir bastonla dolaşmaya başlamış, para ve güç sahibi kadınların peşine düşmüş, soylu bir aileden gelmemesine karşın, ismine aristokratları temsil eden “de” takısını ilave etmişti. Kitapları daha neşrolmadan hakkında şayialar çıkar, siparişler alınır, böylece kitap çıktığında müşterisi de hazır olurdu. Ancak eserlerini önceden sattığı ve har vurup harman savurduğu için Balzac’ın üzerinde her zaman büyük borçlar bulunur, dostlarını alacaklılarından ayırmak için misafirlerine parolalar sorardı. Doğrusu eserlerini hayatı ifade etmek için kaleme aldığını söyleyen Balzac, hayatını doğru bir çizgide ifade etmekte güçlük çekiyordu.

Balzac, yaklaşık 150 eser olarak planladığı İnsanlık Komedyası’nın ancak 97 kitabını yazabildi. Kadınlarla ilgili kendi tavsiyesine uysaydı bu durum değişir miydi bilmiyoruz. Zira o, dostu Theophile Gautier’ye şöyle demişti: “Edebiyatçılar kadınlardan uzak durmalıdırlar. Yoksa çok vakit kaybederler. Mektup yazmakla yetinseler bari. Bu suretle hiç olmazsa üslupları düzelir.” Balzac mektupla yetinseydi kış aylarında Ukrayna’da soluğu almayacak, yıllardır mektuplaştığı Madam de Hanska uğruna zatürreeye yakalanmayacaktı. Kontes de Balzac da yalan söylemişlerdi birbirlerine. Ne Kontes’in söylediği kadar büyük serveti vardı, ne de Balzac’ın söylediği kadar az borcu. Uzun bir süre evlenmemek için direnen Kontes, hastalığın ilerlemesi üzerine Balzac’la evlendi. Ancak birkaç ay evli kalabildiler. Ölüm döşeğinde Balzac, roman kahramanlarından Dr. Bianchon’u yardıma çağırıyordu: “Bana Bianchon’u çağırın, Bianchon’u! Beni ancak o kurtarabilir!” Bianchon’un İnsanlık Komedyası’ndan fırlayıp Balzac’a niçin koşmadığını bilmiyoruz, Balzac’ın kılıcın eksik bıraktığını kalemiyle tamamlayıp tamamlayamadığını da…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir