Bankacılık sektörü yabacıların eline geçiyor

Bankalarımızın % 60’ı yabancı sermayeye satılmak üzere. Bu ülkemizin mali özgürlüğünün ve istikrarının yabancı tehlikelere açık hale gelmesi demek. iyibilgi’ye konuşan Esfender Korkmaz önlem alınmazsa, ülke bağımsızlığının tehlikeye gireceğini söylüyor

Ülkemiz bankalarının % 60’ının yabancı sermayeye satılmak üzere. Bu ülkemizin mali özgürlüğünün ve istikrarının yabancı tehlikelere açık hale gelmesi anlamına geliyor. Köşelerinde bu duruma dikkat çeken köşe yazarı ve ekonomistler bu duruma önlem alınmazsa, geçtiğimiz Haziran ayında piyasalarla oynayarak döviz krizi yaratan yabancı bankaların, ülkemiz piyasalarını daha da karıştırabilecek güce sahip olacağı konusunda uyarıyor.


İlk kez 2001 yılında Demirbank’ın satılması ile başlayan Türk bankalarının yabancı sermayeye devri ilerleyen yıllarda hızla devam etti. Kısa sürede bankalarımızın % 30’unu satın alan yabancı sermaye, bu bankalar aracılığı ile geçtiğimiz Haziran ayında toplu döviz alımları yapıp, bu dövizleri piyasadan çekerek ciddi bir döviz krizine neden olup piyasaları alt üst ettiler. Buna rağmen bankaların yabancı sermayenin güdümüne girmesi devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu tarafından üç bankamız Yunan şirketlerine satıldı. Oyakbank’ın satış görüşmeleri ise sürüyor. Özellikle AB yolunda ülkemize yaptığı kötü propagandalar ile Türkiye’ye olan tavrını açıkça belli eden Yunanistan’ın bankalarımıza duyduğu ilgi oldukça düşündürücü. Hürriyet Gazetesi yazarı Mehmet Y. Yılmaz, bugünkü köşesinde BDDK’nın, Yunanlı şirketlere satışa onay verirken tereddütte olduğunu ve onay imzalarından sonra kalemlerini kırdıklarını yazdı. Kalem kırmanın anlamını sorgulayan Yılmaz, “eskiden Ağır Ceza Mahkemeleri’nin başkanları idam kararı verirken kalemlerini kırarlardı. Bir daha böyle ceza vermek zorunda kalmama temennilerini anlatan sembolik bir davranıştı bu. Bunu Türk bankacılığının idam fermanı olarak mı görüyorlar diye düşündüm” diyor.


Karlarını dışarı transfer edecekler, cari açık artacak


Ekonomi Profesörü Esfender Korkmaz ise iyibilgi’ye yaptığı açıklamada, bankaların satılmasına şiddetle karşı çıktığını belirtiyor. Hükümetin cari açığı kapatmak için borç alma ve eindeki avucundakini yabancıya satma yoluna gidiyor şeklinde konuşan Prof. Korkmaz, bu yolla düşük kurun getirdiği, suni iyileşme ortamını devam ettirmek istenildiğini ifade ediyor. Korkmaz, bankaların yabancı sermayenin eline geçmesiyle ülkenin içine gireceği durumu şöyle özetliyor: “Bankacılık ülkenin siyasetini önemli ölçüde tayin eder. Bankalar yabancılaşırsa ulusal politika uygulamak imkânsızlaşır. Ayrıca banka sahipleri siyasileri etkilemek ve yapmak istediklerine zemin hazırlamak için medyaya el atıp, bu kurumları da yönlendirecektir. Finans sektörünün medyayla olan ilgisini kesmek ve reklâmlarını denetlemek şart.” Bankaların devlet denetiminde olduğunu hatırlatan Esfender Korkmaz, yabancı bankaların karlarını dışarıya transfer edeceğini ve cari açığı bu yüzden arttıracaklarını, bankaların batması halinde bunun zararını yine Türkiye’nin çekeceğini hatırlatıyor. Son tahlilde Türkiye’nin sıcak paraya mahkum edildiğini anlatan Prof. Korkmaz, “şimdi de bankalar yabancılara teslim ediliyor. Artık siyaseti ve ekonomiyi bankalar belirleyecek” şeklinde bir öngörüde bulunuyor.


Dünkü köşe yazısında Bankacılık sektörü bir ülkenin mali özgürlüğü için ne anlam ifade ediyor? Sorusunun cevabını arayan Radikal gazetesi yazarı Yiğit Bulut “Gidiyor”, Lütfen kulak verin” yazısı ile şu uyarıları yaptı:


“Gidiyor”, Lütfen kulak verin”


Başlığa sığmadığı için yukarıdaki cümleyi tekrar yazmak istiyorum; çocuklarınızın geleceği için lütfen bu çağrıya kulak verin. Halkbank da diğer kamu değerleri gibi Türk halkının elinden alınmasın…


Sevgili dostlar, geçtiğimiz haftalarda ’Türk bankacılığı ile ilgili uyarılarımı’ sizlere aktarmış ve teknik detayları da paylaşmıştım. Konu hakkında ATO Başkanı Sinan Aygün geçtiğimiz hafta ’Halkbank özelleştirmesinden’ yola çıkarak çok önemli bilgiler içeren bir açıklama yaptı ve ’Türkiye’de bankacılık bitiyor’ uyarısını kendi cümleleriyle yineledi. Bugün, son yazılardan ve Aygün’ün açıklamalarından derlediklerimi bir kez daha sizlere aktarmak ve arkasından şu çağrıyı bir kez daha yapmak istiyorum; lütfen bu yazıyı, mail yoluyla, elden, anlatarak, kısacası her yolla ulaşabileceğiniz herkesle paylaşın. Türkiye, çok kritik bir sınıra geldi ve maalesef siyasi otorite derin bir gaflet uykusu içinde…


İşte detaylar;


– Bankacılık sektöründe yabancı sermaye payı günümüz itibarıyla yüzde 30’un hatta büyüme de dikkate alınırsa yüzde 33’lerin üzerine çıkmış durumda.


– Satışa çıkarılan bankaların (Oyakbank ve Ziraat Bankası’nın tamamı, Halkbank ve Vakıfbank’ın yüzde 51’i) yabancıların eline geçmesi halinde, sektördeki yabancı sermaye oranının yüzde 50 hatta borsa payları ile yüzde 60’ın üzerine çıkacak.


– Gelişmiş AB ülkelerinde oranlar oldukça düşük. Örneklemek gerekirse; AB ülkelerinden Almanya’da yabancı sermaye payı yüzde 5, İtalya’da yüzde 8, İspanya’da yüzde 10, Hollanda’da yüzde 11, Danimarka’da yüzde 17, Avusturya ve Fransa’da yüzde 19, Yunanistan’da yüzde 20’nin dahi altında..


– Yabancı payının yüksek olduğu ülkeler AB’nin ve IMF’nin kontrol ettiği daha doğrusu sömürdüğü ülkeler. Bunları da örnekleyelim; Estonya’da yüzde 100, Çek Cumhuriyeti’nde yüzde 95, Slovakya’da yüzde 93, Meksika’da yüzde 82, Macaristan ve Polonya’da yüzde 65, Arjantin’de yüzde 48, Peru’da yüzde 47, Şili’de yüzde 42.


– Türk bankalarına 20-25 milyar dolar yatıran yabancı sermaye, Türk halkının trilyon dolarlık aktifinin kontrolünü ele geçirecek.


– Yabancı bankaların, ülkeyi siyasi-ekonomik krizler öncesinde ve sırasında ani terk etme riski, finansal aracılık hizmetlerinde şok düşüşlere yol açarken, artan rekabet, yerlileri aşırı riskli alanlara itecek.


– Artan yabancı rekabet ile yerliler sektör dışına itilirken, Türk bankacılık sistemi tam bir ’Oligopol’a dönüşecek.


– Yabancılar ’en iyilere’ odaklanarak, küçük ve orta ölçeklileri göz ardı edecekler.


Sonuç: ’Yabancı sermaye’ adı altında maddi birikim ve bilginin Türkiye’ye gelmesine ne ben, ne de bu tip uyarıları yapan diğer dostlarım, kesinlikle karşı değiliz. Değiliz ama her konuda olduğu gibi bu dinamik için de ’optimal’ bir nokta var ve Türkiye ’optimal’ noktayı geçmek üzere. Bu gerçekten yola çıkarak, hem sizlere, hem yetkililere, hem de siyasi otoriteye yeniden hatırlatmak istiyorum; AB genelinde de hukuken engel olmamasına rağmen, banka satışlarında ’görünmez’ bir politika izleniyor ve ulusal çıkarlar doğrultusunda gerekli oranlar mutlaka korunuyor.


Son söz: Türkiye, çok kritik bir sınırda, banka devirlerine izin verme konusunda ’görünmez eli’ devreye sokmalı ve sınırların aşılmasına asla ama asla izin vermemeliyiz…Halkbank kesinlikle blok satılmamalı ve bu oranın yüzde 50’nin altında kalması mutlaka sağlanmalı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir