BASINDA TURBAN YASAĞI KAKTI!

Siyasetin gündemine oturan türban tartışması sürerken, Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün yaptığı yönetmelik değişikliği ile basın kartı başvurusunda “türban” yasağını kaldırdı.



Eski yönetmelikte basın kartı almak için doldurulacak beyannameye eklenecek fotoğraflar için “önden, baş ve yüz açık olarak çekilmiş” olmak şartı aranırken, yeni yönetmelikte bu hükme yer verilmedi.



Çok gecikmeli olsa da son derece sevindirici bir haber bu. Zira bundan daha normal ne olabilir? Toplumu bilgilendirmekle görevli bir bir mesleğin mensupları için böyle bir yasağın bugüne kadar Türkiye’de uygulanıyor olması akla ve mantığa zarar bir hadise değil miydi? Birilerinin bunu normal bir olaya olarak görüyor olması durumun vehametini ortadan kaldırmaz. Eğer ülkede her türlü özgürleşmenin önü açılacaksa, bunun başlayacağı ilk yer elbette basın-yayın mesleği olmalı. Umarım bu normalleşme kalıcı olur ve kısa sürede ülkemizin daha yaşanır ve müreffeh hale gelmesine büyük katkılar sağlar.



Basında sansürün kaldırılışının yüzikinci yılını kutlayacaksanız ama kendi içinizde bazı meslektaşlarınıza sırf kıyafetinden dolayı sansür uygulayacaksınız. Böylesine tuhaf bir durumu kabul eden meslektaşlarımızın olabileceğine inanmak istemiyorum. Her insanın, her toplumun nasıl ahlaka ihtiyacı varsa, her meslek grubunun da belli kuralları ve ahlakı olmak zorunda. Zira toplumu etkileme gücü açısından medyadan daha etkin bir zümre yoktur.


Cenab Şehabettin’in bundan tam yüz yıl önce yazdığı bir yazı, ülkemizde basının hala yerinde saydığını gösteriyor. İşte o yazıdan bazı alıntılar:


“Gazeteler halkın arzu ve isteklerinin tellalıdır, devlet memurlarının davranışlarını düzene sokarlar. Gazete, millet ile hükümet arasında -her gün görevlerini hatırlatan- bir tercümandır. Matbuat elinde bir meş’ale ile halkın, kamuoyunun önüne düşer: Olayların karanlık köşelerini aydınlatır, okuyucuların gözünde bilinmez, belirsiz, gizli kalan şeyleri siler ve gerçekleri göstermeğe çalışır. Saf görünmek isteyen lekeleri, ikiyüzlülüğe bürünen fesat ve suçları, çırılçıplak ortaya atar. Yüzyılın tarihi içinden gazeteleri çıkarınız: Her şey yoğun bir karanlık içinde kalır. Gazeteciler -söz yerindeyse- millet ordusunun süvari fırkasıdır: İç ve dış düşmanlara karşı ilk hücum onlardan beklenir… Gazete muharriri yalnız davasız bir tarihçi, küçük bir Herodotos değil, aynı zamanda bir uyarıcı ve öğüt vericidir. Her sabah okuyucularını uyarır, fakat ayaklarından çekerek değil, gözlerine gazete dediğimiz pulverizatörle dâima taze hadiselerin tozlarını püskürerek… Gazete yazarla okuyucunun daimi buluşma yeridir; her gün orada buluşurlar.”(Zaman Gazetesi, Zamanüstü yazılar. Asıl metin, Cenab Şahabeddin’in 1908 yılında Tanin gazetesinde yayınlanan ve daha sonra Evrak-ı Eyyam adlı eserinde yer alan “Gazetecilik”, “Gazete ve Gazeteciler” ve “Muhabirler” adlı yazılarından kısaltılarak ve sadeleştirilerek alınmıştır.)


Devam ediyor Cenap Şehabbettin: “Gazeteci bütün yetenekleriyle, beyniyle uyanık durmalıdır. Bu yorucu bir şeydir; bununla beraber cimnastik gibi ruha biraz alıştıktan sonra, o kadar tatlı gelir ki adeta bir tutku hâlini alır. “


Ve işte Cenap Şehabettin’in ideal gazeteci tarifi: “Bizde muh(a)birlik sanatı hemen hemen hiç bilinmemektedir. Bizde muh(a)bir hemen hemen hiç yoktur. Böyle olduğu için hadiselere ait sütunlar uzayıp giden tefrikaların, dedikoduların hücum ve işgaline uğramaktadır. Avrupa’da muh(a)birlerden beklenen görevleri tam anlamıyla yerine getirebilecek muh(a)bir bizde yoktur. Avrupa’daki muh(a)birler zekâları, faaliyetleri, sür’atleri, nüfuz kabiliyetleri itibariyle insandan ziyade bir şeydirler. O kadar hassas, o kadar zeki, öyle yüksek kavrayış sahibidirler ki bir ses, bir koku, bir sandalyenin konumu onlar için birer bilgi kaynağıdır, sanki yalnız gözleriyle değil kulaklarıyla, burunlarıyla, bütün duygu organlarıyla görürler. Çok iyi bir fikrî eğitim almışlardır. Geniş bilgi sahibidirler: Mevcut antlaşmaların şartlarını, bütün muâhedenâmeleri; kongrelerin, konferansların ayrıntılarını; devletler hukukunu, devletlerin siyasî geçmişlerini ve gelişmeleri bilirler; birçok bilim dallarından haberlidirler. Hattâ kimyadan, İbnü’r-Rüşd’ün felsefesinden, Kırgız tarihinden, her şeyden az çok vukuf ile bahsederler. Bulundukları noktadan kımıldamaksızın cihanın uzak bir bucağında zuhur eden hadise hakkında ayrıntılı bilgi verebilirler. Avrupa’da muh(a)birler havadis makinası haline gelmişlerdir. Ciddi ve hakiki muh(a)birler, büyük saygı görmektedir; çünkü fedâkârlıkta gazete muharrirlerinden daha ileri varmışlardır.”


Yukarıdaki tanıma baktığımız zaman, ne yazık ki hala bu kriterlere ugun gazetecimizin bir elin parmaklarıyla sayılacak kadar az olduğunu görüyoruz. Burada söz edilen Batılı gazeteci profilini daha yakından tanımak için, yıllar önce Alman bir gazeteci ile aramızda geçen bir diyalogu aktarmak istiyorum: “Almanya’da basına sansür var mı?” diye sormuş ve şu cevabı almıştım: “Hayır, bizde asla sansür ve yasak yoktur.”


Bunun üzerine şunu sormuştum: “Peki ülke mentaafleri aleyhine bir haber yaptığınızda ne olur?” Aldığım cevap çok kesin çizgilerle basın ahlakını özetliyordu: “Bir Alman gazeteci neden ülkesi aleyhine bir haber yapsın ki?”



Zira konuştuğum Alman gazeteci biliyordu ki: Gazetecinin ilk görevi, gerçeğe olan sadakattir. Yani yalan yazmamak, gerçekleri saptırmamak. Bunun ardından ise vatandaşlara karşı sadakat gelir.


Uygun ahlaki ve ruhi nitelikler olmadan, bilginin aktarımı veya edinilmesi asla meşru sayılamaz. İranlı şair Senai, ahlaki ve ruhi fazilete sahip olmadan bilgilenen kişiyi hırsıza benzetmiştir:

“Eğer hırsız bir lamba ile geliyorsa,

Bil ki o, daha değerli mallar çalacaktır.”

Enformasyonu toplama ve onu topluma sunma görevi taşıyan basın mensuplarının durumunu çok iyi anlatan bu beyit, medya ahlakının ne derece önemli olduğunu veciz bir şekilde anlatmaktadır. Parayı emanet ettiğimiz kişilerin güvenilir olmasına önem veriyoruz. Peki toplumun bilgi edinme hakkını elinde tutan medya mensuplarının ahlaklı olmaları gerekmez mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir