BAŞKASI” YOKSA BEN VAR MIYIM?

“BAŞKASI” YOKSA BEN VAR MIYIM?

Yeryüzünde yapayalnız olduğunuzu düşünün; bir hayal-i muhal…düşünmek ,hayal etmek bile zor.Böyle bir durumda ne kadar boşlukta kalacağımızı tüm değerlerimizi yitireceğimizi fark edebiliyor musunuz?Peki niçin dünyada yalnızmışız gibi davranıyoruz;bizden öncesi yokmuş,bizden sonrası da olmayacakmışçasına. Öyle değil demeyin …belki sadece şahsınız varmış gibi değilsiniz; ailenizi ve dahi belli bir çevreyi de düşünüyor olabilirsiniz lakin bu da bir nevi bencillik değil midir?Sevdiklerimizi düşünmek zaten kendimizi de düşünmek değil midir ki?Daha cihanşumul daha kuşatıcı bir diğer gamlık, havaya suya olan ihtiyacımız kadar insanlığa da ihtiyacımız olduğunun bilincinde bir değer atfetme halinden bahsediyorum hem de başkasını düşünme erdemine dair değil bizzat kendimizi düşünme adına…zira bilmeliyiz ki yeryüzüne sağlam basabilmemiz için “diğer” insanlara muhtacız; Sadece pragmatik, fiziki, görünen gaye ve ihtiyaçlar için değil her manada üstelik…Mesela ahlaklı olabilmemiz için.
Nitekim ahlakın şahsi boyutundan öte sosyal bir boyutu da mevcuttur. Filhakika eğer yalan söyleyecek kimse olmasaydı dürüst olmuşuz,sahtekar olmuşuz bir önemi olabilir miydi? “Başkası”nın olmadığı bir dünyada kime iyilik ya da kötülük yapabilirdik ki?

İnsanın sosyal bir varlık olduğunu söyler bütün sosyal bilimler. Bunu gerçekten her insan tecrübe etmiştir özellikle yalnızlığın sıkıntısını yaşadığı anlarda… Buna rağmen birçok kişi de mevcuttur ki toplum baskısından kurtulmak maksadıyla yalnızlığı arzular, hatta bunu özgürlüğünün gereği addeder. Maalesef böyle düşünenlerin Robinson Crusoe misali yalnızlığı, mutlak bir yalnızlığı deneme şansları yoktur.Şans diyorum çünkü bu denemenin sonunda aslında yalnız kalmanın insanı nasıl yıprattığını ve insani değerlerden uzaklaştırdığını büyük bir kesinlikle öğrenecek ve anlayacaklardır.Ve bu tecrübeden sonra kendilerine “ıssız bir adada tek başına kalsanız yanınıza alacağınız üç şey nedir?”diye sorulan o meşhur soruya “Allah korusun ıssız bir ada mı!!” diye cevap verecekler ve ekleyeceklerdir: “İlla ki o adaya gideceksem yanımda götüreceğim üç şeyin üçü de insan olurdu” Evet bazen yalnızlığa ihtiyaç duyar,bazen de kalabalıklar içinde yalnız hissederiz kendimizi…

Belki‘bir havan içinde dövülsek de zerreler halinde tekiz’ama aynı zamanda “başkaları” ile ilişkisi olan varlıklarız.Mutluluğumuz kendimizi başka insanlarla ve gelecek kuşaklarla dayanışma halinde hissetmiş olmamıza bağlıdır.

İşte bu noktada çağımız insanının,”modern” diye adlandırılan insanın mutsuzluğunu irdeleyebiliriz.Ne demiştik “mutluluğumuz başkalarıyla olan ilişki ve dayanışmamıza bağlıdır” ;ve ne yaman çelişkidir ki modern insan da tam bir bireycidir.Hem şahsi hem de ictimai anlamda başkalarını reddeder yaptıkları hep “başkalarına rağmen”dir;O kazanacak başkaları kaybedecektir,o sevilecek başkaları sevecektir,o hükmedecek başkaları hükmolunacaktır. İtiraf edelim tüm bunlardan hoşlanıyoruz.Ve daima kazanan hiç kaybetmeyen dimdik duruşlu o büyük adamlardan olmak istiyoruz.Sizce de başkalarının olmadığı olsa da dikkate alınmadığı bencilane bir dünya dayatılmıyor mu bize? “Başkası yoksa ben var mıyım?” bu soruyu sorabiliyor muyuz kendimize?Çalışıp çabalamakta yaptığımız işlerin boşluğunu belli belirsiz fark etmekteyiz,bu da kendimize yabancılaşmamıza sebebiyet vermekte. Madde üzerindeki egemenliğimiz arttıkça özel hayatta ve toplum içinde zayıflayan bir yanımız var,tüm olanlara mana kazandıran ruhu kaybetmekten mütevellit…

Hülasa: Başkasının önemli sayılmadığı yerde biz de yokuz,ahlakımız da…Hatta dini duygularımız da,zira insana karşı ahlakını koruyamayan Yaratıcı`dan da farkında olmadan uzaklaşacaktır.Eğer gerçekten insani değerleri içimizde taşıyorsak öncelikle “başkaları”nı önemli sayarız ve bu bizim için ahlakın,manevi yaşamın başlangıç noktası olur ki adına “sevgi” deriz…Ve ne kadar seversek manaya da o kadar yakın oluruz, çünkü dünya değerlerinden uzaklaşmış oluruz,en azından dünya değerlerinin gerçek yerinin“gönül” olmadığını anlarız. Çünkü seven kişi yitirme korkusunu bir kenara bırakıp dünyayı yenmiştir.

Evet –gerçek anlamda-sevmek “başkası”nda Allah’ın kıvılcımını keşfetmektir…”bilmiyoruz belki ama biz aslında aramızdan alınan dostluğa, şiirlere,şarkılara hapsedilmiş aşka,esatir’ul- evvelinde kaybedilen sevgiye,menkıbelerde kalan vefaya,Meryem’den miras kalan iffete ve gönüllerin dökeceği bir damla alın terine muhtacız.”

Ve Alev Alatlı’nın şu sözleriyle vedalaşalım:

“dünyada insanoğlu insanoğluna kısa bir süre için teğettir.Sonra herkes kendi mechulüne yollanır bir başına…İnsanoğlunu insanoğlu kılan,insanoğlunun insanoğluna teğet geçtiği o kısacık süredir.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir