BAYRAMLIK

Eskiden bayramlarda gazeteler tatil yapardı. Sadece “Bayram Gazetesi” çıkardı o zamanlar. Gazeteciler Cemiyeti’nin organize ettiği bu gazetede, farklı kalemlerin yazıları yer alırdı. Böylece mesai mefhumu tanımayan basın mensupları, yılda iki defa topluca dinlenme imkanı bulurdu.

Bayram Gazetesi’nin en önemli fonksiyonu ise toplumun farklı kategorilerini ortak zeminde buluşturmasıydı. Okuyucular, belki de hayatlarında ilk defa farklı yazarların görüşlerini paylaşma, onları tanıma fırsatı bulurlardı. Hatta çoğu yazar bile muhalif düşüncedeki meslektaşlarıyla ilk defa aynı sayfaları paylaşır, bu vesileyle onları okumaya, anlamaya çalışırdı. Kısacası bayramın ruhuna çok uygun bir zemindi, Bayram Gazetesi.

Şimdilerde ise internet bu anlamda iyi bir imkan. Şu anda internet sayesinde sizlere ulaşıyorum. Bayramı ve yeni yılı vesile bilerek, hayatımızda beyaz bir sayfa açmaya ne dersiniz? Bayramlar, çatışma yerine barışı, kızgınlık yerine sevgiyi gündeme getiren zamanlar. Susuzluktan çatlamış toprakları sulayan bir yağmurdur bayram… Taşlaşmış kalpleri yumuşatan bir rahmet bulutu, kırılganlıkları gideren bir muhabbet meltemi… Hepimizin en çok da ihtiyaç duyduğu bu dönemlerde…

Gönül ister ki, bayram sadece yılda iki defa gelip gitmesin. Aslında bayramın ruhunu kavrayabilsek, yılın her gününü bayram gibi yaşayabiliriz. Bayram, zenginle yoksulu, yaşlıyla genci, amirle memuru, kısacası herkesi tek bir safta topluyor, kucaklıyor, barıştırıyor. İşte bayramın ruhu bu. Yani farklı olanları ortak zeminde buluşturmak. Buluşturuyor ama farkları ortadan kaldırmıyor bayram. İşte püf noktası… Bayram, farkları ortadan kaldırmıyor; sadece farkılılıkları ayrışmanın, çatışmanın sebebi olmaktan çıkarıyor.

“Koyun kurt ile gezerdi, fikir başka başka olmasa” demişti Aşık Veysel. Belki kurt ile kuzu için geçerli bu kural. Ama insanlar için fikir ayrılığından daha tabii ne olabilir ki?

Hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşırlar. Ama insanlar konuşa konuşa, yani fikirleri paylaşarak, tartışarak anlaşırlar. Dünyada ne kadar insan varsa, o kadar farklı fikir var. Düşüncemizin farklı olması, hayata bakış açımızı, olaylar hakkındaki yorumumuzu ve zevklerimizi de etkiler. Dolayısiyle başkalarına hoş görünen bir davranış, bize pekala kötü gelebilir. İnsanları farklı yapan da bu. Ama bunu yok saymak veya değiştirmeye çalışmak doğru değil, mümkün de değil zaten …

Farklılıkların, çeşitlerin olmadığı bir dünya yaşanmaz olurdu. İyi ki farklılıklar var. Tüm diktatörler ve ideolojiler genelde iyi niyetle yola çıkmışlardır. Ama yanıldıkları bir nokta vardır: Aradaki farkları ortadan kaldırmak, insanları “tek tip” leştirmeyi amaçlarlar. Bunu zorla, boyun eğdirerek yapmaya çalışırlar. Karşı çıkanları ise ortadan kaldırarak düzeni sağlamak isterler.

Bütün problemlerin, çatışmaların altında hep bu zihniyet yatar. Aileleri, şirketleri, kurumları ve devletleri çatlatan da bu. Farklı düşüncelere tahammül göstermemek… İşte bütün problemleri doğuran hastalık.

Oysa başkalarını değiştiremeyiz. Zaten buna gerek de yok. Önemli olan farklılığın farkında olmak. Her insanın farklı yaratıldığı gerçeğini kabul ettiğiniz zaman mesele biter zaten. Biliriz ki, “Mevlam görelim neyler, neylerse güzel eyler.” Ve “Yaratılanı severiz yaratandan ötürü..”

Hepinize Mutlu Bayramlar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir