BEN Mİ YOKSA BİZ Mİ ?

İnsan beşer şaşar demişler büyükler.


Hepimizde hata yapabiliriz önemli olan bu hatalardan hakkı ile dönebilmek.


Mübarek günleri yaşadığımız şu vakitler bizlere acaba ne kadar tesir edebiliyor.


Günün bereketi kimi için sofra da kimi için mide olurken, bu kimi için ise sofra da


yapılan dua bereketi oluyor.


Hep bir kavuşma heyacanı yaşarken bir yandan ele gelen mübarek zamanı kaçırıyoruz.


Şu üçayları iyi bir şekilde yaşamak için benliğimizden arınmamız ve `ene` duygularımızı


yok etmek için iyi bir fırsat.


Bu ayın bizlere,kibrimizi ve benliğimizi yenmemizi nasip etsin deyip bu konu ile ile ilgili


geçmiş zamanda yaşanan bir olayı burada anlatmak istiyorum.


Kıssadan hisse.


Derviş olmak mı yoksa molla olmak mı makbul günümüzde önce Ben mi yoksa bizmi demek gerek…


Vaktiyle İstanbul’da, artik hangi devirdeyse, Padişahla Sadrazam arasında: Mollalar mı daha mükemmeldir, dervişler mi? diye bir muhasebe geçmiş.


Sadrazam: Mollalar!.. demiş,


Molla Efendiler daha mükemmel olsalar gerekdir!.. deyince,


Padisah: Eh! demiş, pekala!..


Onu oğrenmek zor degil!..


Sadrazam: Nasıl olacak bu?


Padisah: Kolay!.. demis,


Bu hafta filan gün İstanbul’un bütün kalburüstü mollalarını saraya davet edin, akşam yemegine!..


Yemekte alırız bunun cevabını!..


İrade teblig edilmiş, akşam bütün mollalar sarayda toplanmış.


Padişahla Vezir de tebdil-i kiyafetle ulemanın arasına karışarak ve hepsini de ikisi birlikte küme küme dolasarak:


Hoş geldiniz, safalar getirdiniz!.. efendim,


Mollalar hazeratı olarak, aranızda en ulunuz, en aliminiz,


en onde geleniniz kimdir? diye sual etmişler.


Hem anket yapıyorlar, hem de olgunluklarını tartıyorlar?


Kime ve hangi kümeye ugradilarsa, hepsi de:


Taniyamadin mi? işte karşında duruyor ya!..


Yani ben! der gibi bir tavir sergilemişler.


Hiç birisi de: Filandir! diyememis, herkes, hepsi kendisine yontmuş.


Bu yoklama işlemi bittikten sonra,


Padisah vezir’e: Hani, demis, kemali nerede mollaların? Hepsi kendi beniyle memlu!..


Digergamlık olgunlugunu görmedim hiç birisinde ben!..


ama dur!.. Bitmedi!.. Dahasi var!..


Bir sınavdan daha geçsinler, görelim bakalım ne yapacaklar!..


Karşılaşma faslından sonra sofraya buyur edilmişler.


Sofraya da küme küme oturtulmuş mollalar yine.


Kümelerin ortasında büyük büyük geniş. Sultani Saray Sinileri…


Her sininin ortasinda büyuk yemek lengeri…


Herkese aynı kaptan yedirmek


ve nasıl yiyeceklerini ölçmek için de uzun uzun,


birer metrelik kaşiklar vermisler mahsustan.


Bakalım ne yapacaklar ve nasıl lokmalanacaklar, diye..


Kesmekes olmuş ortalik tabii.


Dogru dürüst yemek yiyemedikleri gibi, birbirlerinin üstünü başını da batırmışlar,


homurdanarak çıkmişlar:


Bu ne bicim ziyafet böyle?


Hem aç kaldık,


Hem rezil olduk!..


olmaz olsun böyle davet! diyerek çıkmışlar.


Ertesi hafta aynı davet aynı ziyafet dervişler için de tekrarlanmış.


Padisah ve Vezir, yine tebdil-i kiyafetle küme küme bütün


dervislere: ”İçinizde


hanginiz daha ilerde?


Hanginiz daha yücelerde seyran ediyor”


diye sormuslar.


Hepsi de, ya yanındakini ya karşısındakini göstermiş!..


O onu, o onu, o onu, hepsi birbirini göstererek tam bir tevhid hali, vahdet sergilemişler.


Sonra sofraya oturmuslar,aynı zerafet, aynı digergamlik orada da devam etmiş.


Sofralar büyük, kaplar tek ve kasiklar uzun ya!..


Tarikat terbiyesi icinde edindikleri zerafetle, hepsi birbirini kollayarak, herkes kendi


kasigiyla karsısındakine lokma vermiş..


O ona, o ona, o ona!..


Tamam!..


Ondan sonra da, bir de sofra virdi, sofra ilahisi:


Haktan gelen nimeti, Yedik Elhamdulillah! Zillullahtan serbeti, İçtik Elhamdulillah! Hak


nimetin bol ede, Doysun hem bay, hem geda, Herkese versin Huda, Doyduk


Elhamdulillah, Padisahim çok yasa!


Kaybetti Vezir pasa! Sirdan gelen nidayi,


Aldik Elhamdulillah!.. demisler, bitirmisler.


Padisah da, vezir de erimişler tabii… kıssadan hikaye .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir