Beşinci mevsim

Beşinci mevsim hiç kimsenin çalmayı bilmediği bir enstrüman gibi gözlerden ırak duruyor. Bir evin odasıdır belki. Bir odanın penceresi. Bir pencerenin perdesi. Bir perdenin desenleri. Bir desenin çiçekleri. Bir çiçeğin kokusu. Bir kokunun hatırlattıkları. Bir hatıranın tebdil-i kıyafet ederek, hafıza evine her gün yeniden Tanrı misafiri olması…

Güneş rengini henüz yapraklara vermediyse de, rüzgar ağaçları hafif hafif sarsıp, sonbahar temrinleri yapmaya başladı. Şemsiyeleri peşlerine takan yağmurlar zamanı yakalama çabası içinde en yakın ana tutundu. Kar tanelerinin parmaklarındaki çiçekler bir yer aradılar narin gövdelerine. Gökkuşağı sekizinci bir rengin susuzluğuyla gözlerini kaldırdı. Ruhlar fazla yalnızlıklarını bağışladı. Hırsızlar bir bebeğinkiyle karışan ellerine dehşetle baktı. Kötüler bıçaklarını biledi, iyiler gülümseyişleriyle yaktı âmâ kalpleri.

Denizciler, bir süre sonra karayı görmek için dürbünlerine sarıldıklarında sevinçle, “Eylül göründü!” diye bağıracaklar. Deniz göğsünü heyecanla indirip kaldıracak. Sınır çizgileri zamanla aşınsa da, mevsimler birbiri peşi sıra, ya da el ele karşılayacaklar bizi. Yüzyıllarca yan yana durmanın getirdiği yakınlıkla, yaz sonbahara benzeyecek, sonbahar kışa, kış ilkbahara… Her mevsimin içinde diğer mevsimlerden parçalar olacak. Her insan içindeki insancıkları selamlayacak. Yazla kış buzlu çay gibi harareti söndürecek, baharla güz, yeniyle eskinin o harikulade kontrastıyla boyayacak sevinçlerimizi. Renklerin birbiriyle karışmasından elde edilen yeni renkler gibi yeni mevsimler oluşacak zamanla. Ancak hiç kimse fark etmeyecek bu yeni mevsimleri. Bu yüzden kar yağarken gömlekle yürüyecek insanlar, güneş toprakları çatlatırken paltoyla dolaşacaklar. Şehrin duvarları nefes nefese kalacak, bulana hiçbir ödül vaad etmeden: “Beşinci mevsim aranıyor!”

Beşinci mevsim hiç kimsenin çalmayı bilmediği bir enstrüman gibi gözlerden ırak duruyor. Bir evin odasıdır belki. Bir odanın penceresi. Bir pencerenin perdesi. Bir perdenin desenleri. Bir desenin çiçekleri. Bir çiçeğin kokusu. Bir kokunun hatırlattıkları. Bir hatıranın tebdil-i kıyafet ederek, hafıza evine her gün yeniden Tanrı misafiri olması…

Beşinci mevsim, arkeolojik kazıda bulunup, üzerindeki yazılar okunamadığı için bir müzenin deposuna kaldırılan kil tablet. Hattatın para yerine kayıkçıya verdiği vav. Atletin çıtayı aşabilmek için göz diktiği güneş. Şairin aramada üzerinden çıkmayan mısra. Ressamın tualine yansıtamadığı gölge. Müzisyenin kendi adıyla yapamadığı beste…

***

Antonio Lucio Vivaldi, “Dört Mevsim”in sınırlarını kemanının telleriyle çizdiğinde tarih 1725’ti. Venedikli bu usta kemancı, yayın nasıl tutulacağını, kemanın omza nasıl yaslanacağını, tellerin hangi parmaklarla dile geleceğini yine bir kemancı olan babasından öğrenmiş, babasıyla verdiği konserlerden birine şahit olan Alman gezgin Johann Friedrich Armand von Uffenbach’ın, “Kimse bugüne kadar böyle çalmadı ve bundan sonra da çalamaz!” sözleriyle yüceltilmişti. Aldığı din eğitiminden sonra, çalışma alanı olarak bir yetimhaneyi seçen Vivaldi, burada sakat ve yetim kızlara keman çalmayı öğretmiş, ayrıca konserlerde seslendirmeleri için onlara her ay iki konçerto bestelemişti. Vivaldi’nin yetimleri verdikleri konserlerle ülkeye nam salmışlar, bir süre sonra kent seçkinleri de kızlarını aynı yetimhane okuluna göndermeye başlamışlardı. Hayatının hemen hemen tümünü bu yetimhanede geçiren büyük besteci, ölene kadar 230’u keman için olmak üzere 450 konçerto yazmış, ancak hayata veda ettikten bir süre sonra tamamen unutulmuştu. 1741’de ölen Vivaldi’nin adı ne yazık ki 1920 yılında yapılan araştırmalardan sonra hatırlanabildi. 1920’den 1960’lara kadar Vivaldi’nin yüzlerce eseri peyderpey ortaya çıktı. Ve ancak 1960’larda “Dört Mevsim” ile dünyanın en büyük bestecilerinden biri olarak kabul edilmeye başlandı.

***

Haberimize gelince: Ünlü besteci Vivaldi’nin geçtiğimiz günlerde yeni bir eseri bulundu. Gazeteler haberi “Bu beste 250 yıl çalınmayı bekledi!” başlığıyla duyurdular. Avusturyalı bilim adamı Janice Stocking’in tesadüfen bulduğu eser, Baldassere Galuppi adlı bir başka bestecinin imzasını taşıyor. Stocking’e göre besteyi yayımlayan nota evi Vivaldi’nin eserleri para etmediği için, notayı ‘çok satan besteci’ Galuppi’nin adıyla yayımlamış.

***

Vivaldi’nin 250 yıl bekleyen bestesinin adı ne olursa olsun ben ona çalınmayı bekleyen bütün bestelerin adına “Beşinci Mevsim” demek istiyorum. Beşinci mevsim sağımızda, solumuzda, önümüzde, arkamızda…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir