BEYAZLARLA AYNI BARDAKTAN SU İÇTİM

Beni ‘Amerika’daki en öfkeli Zenci’ diye anıyorlar. Bu ithamı inkâr edecek değilim,” diye söze başlıyordu Malcolm X, siyahların hınca hınç doldurduğu salonlarda. Bu söz dinleyicilerin gözlerine sürtünerek alev alıyor, her aydınlıkta yeni bir rüya gören kibritçi kızın rengini siyaha boyayarak yeni bir masalın içine sürüklüyordu.
Takım elbiseli, kravatlı ve gözlüklü genç adam, öfkeyle işaret parmağını sallarken birden duruluyor, ders anlatan bir profesör edasıyla sakin sakin her kelimenin üzerine basarak kızgınlığının bilimsel tahlilini yapıyordu: “İnsanlar üzgün olduklarında çoğu zaman bir şey yapmazlar. Sadece içinde bulundukları şartlardan dolayı yazıklanır ve üzülürler. Ama kızdıkları zaman değişime neden olurlar.”

“Değişim!” ne tılsımlı bir kelime Malcolm için. “X”in anlamı kaç kere değişti hayatında? Değişim için o şehir senin bu şehir benim koştururken bir de baktı ki, bir bilinmeyenli denklem, iki bilinmeyenli, üç bilinmeyenli oluvermiş. Peşinden kalabalıkları sürüklerken değil, kendi peşine düştüğünde çatırdamış omuzları yükten. Ku Klux Klan’ın kukuletalı şeytanları ölümcül ateşler yakmışlar ne gam, onun yangını söndürmek adına yeni yangınlar çıkaranlarla beladaymış başı. Bir zamanlar “konuşan ağzı” olduğu Elijah Muhammed’in “susan ağzı” olmaya karar vermiş gördüklerinden sonra. Önder bellediği adamın yaşantısıyla inançları arasındaki derin uçurum ürkütmüş onu. Siyahların da beyazlar kadar şeytanlaşabileceğini fark ettiği anda koca bir çarpı çekmiş Elijah’ın üstüne, bilinmeyenin değil, bilinenin işareti olarak. Bir bilinmeyen varsa “İslâm’dır” diyerek başlamış yol hazırlıklarına hemen. Elijah’ın engellemelerine rağmen siyah bedenini beyaz ihramlara bürümüş.

O da ne, siyah dirseklerle beyaz dirsekler birbirine dokunuyor aynı safta namaz kılarken. Nasıl bir manzara bu! Siyah eller de beyaz eller de Kâbe’yi selamlıyor tavaf ederken. Musafaha ederken nasıl da kenetleniyorlar! Nasıl siyahla beyaz tek renge dönüşüyor! Nasıl dua ediyorlar birbirlerine salavatlar eşliğinde! Malcolm, heyecanla kaleme sarılıyor odasına döndüğünde. Eşi Betty X’e gözyaşları içinde şu satırları yazıyor: “Yüce Allah, kutsal Mekke’yi ziyaret etmekle ödüllendirdi beni. Kâbe’nin çevresini yedi kere döndüm. Dertlere deva zemzemden kana kana içtim. Safa ve Merve tepeleri arasında yedi defa gittim geldim. Âdem’in yurdunda, tarihin en eski kenti Mina’da, Arafat’ta dua ettim. Biliyor musun Betty, dünyanın dört yanından on binlerce hacı ile birlikteydim. Mavi gözlü sarışınlardan siyah derili Afrikalılara kadar bütün renkler kaynaşmıştı. Hepsi birliği, tek bir ruh halini simgeliyordu. Bu, bizim Amerika’da göremediğimiz bir manzaraydı. İnanamayacaksın ama; tenleri beyazdan daha beyaz olan insanlarla aynı bardaktan su içtim ve aynı tabaktan yemek yedim. Hepimiz kardeştik. Ben artık ırkçı bir Müslüman değilim. Çünkü Peygamberimiz ırkçılığı yasaklamıştır…” Malcolm şöyle bitiriyordu eşine yazdığı uzun mektubunu: “Bütün övgüler yedi kat semanın ve evrenlerin yaratıcısı ve sahibi Yüce Allah’a âittir. Hacı Mâlik eş-Şahbaz. 1964”

Malcolm X, tek bilinmeyenli denklemini çözmüştü. Haccını tamamlayıp Amerika’ya döndüğünde Mâlik eş-Şahbaz’dı adı. Bir basın toplantısıyla ırkçılığı bıraktığını, beyazların da üye olabileceği yeni bir dernek kurma hazırlıklarına başladığını ilan ettiğinde hem dikkatleri hem şimşekleri çekti üstüne. Adım adım izlenmeye başladı. Sadece beyaz ırkçıları değil, siyah ırkçıları da hoşnut etmemişti bu karar. Tehditleri umursamıyordu Malcolm. “Şimdi artık şehitler zamanıdır. Şehit olursam bu sadece kardeşlik davasına hizmet edecektir,” diyerek yeni mesafeler kat ediyor evini kundakladıkları gecenin sabahında bile uçakla Detroit’teki konferansına yetişmeye çalışıyordu.

Ve şahadet yetişti bir gün Şahbaz’a. Dört yüz kişinin toplandığı bir salonda dokundu omzuna. Kürsüye çıkıp Allah’ın selamını verdikten az sonra, on altı kurşun yağdı üstüne ilk sırada oturan eşi ve dört çocuğunun önünde. İşte o gün Malik eş- Şahbaz, “X” soyadını bıraktı katillerine bilinseler de. Kardeşliğe düşmanlığın rengi yoktu. Kardeşliğinse İslâm’dı rengi. İşte siyah, beyaz, kızıl, sarı binlerce insan akıyordu cenaze evine. Şahbaz’ı omuzlarında yükseltiyor, sonra veriyorlardı toprağa tekbirlerle. O sırada Elijah Muhammed’in ağzından iki kelimelik bir cümle çıkıyordu: “Çok konuştu!” Bir Amerikan gazetesi ise ertesi günün manşetini belirliyordu: “Malcolm meletliksiz öldü!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir