Bezzazistan’dan Bedestenlere

İstanbul`da ikisi büyük çarşı içinde, biri de Galata`da olmak üzere üç bedesten vardır. Büyük çarşı içindekilerden eskisine Eski veya Küçük Bedesten, Fatih Sultan Mehmed`in yaptırdığına ise diğerine ise Yeni Bedesten, Sandal Bedesteni veya Büyük Bedesten denirdi.

Başlangıçta iki taş Bedesten’den ibaret olan, ancak kent büyüdükçe ve ticaret geliştikçe Bedestenler’in etrafındaki açık çarşıların üzerleri örtülerek kapalı sokaklar haline gelen bugün ise 4400 dükkânın ve 40 hanın, 61 sokak boyunca dizildiği Kapalıçarşı bedesten’den döndürülmüş dev bir çarşıdır.

Artık, Bağdat Caddesi boyunca ışıklı vitrinlerle bezeli dükkânlara ya da Akmerkez, Capitol gibi yeni nesil alışveriş merkezlerine yüzyıllar öncesinden gelerek meydan okuyan bedestenlerde tarih ile iç içe yaşayan mekanlarında ayakta kalmaya çalışmaktadırlar.

İstanbul’un dört bir yanında açılan semt pazarlarından ya da ‘sosyete pazarları’ denilen Kadıköy Salı Pazarı veya Ulus Pazarı’ndan alışveriş edin, isterse de Akmerkez’lerin veya Capitol’lerin neon ışıkları saçan dünyasından olun Bedestenler’de sizi hâlâ çeken bir şeyler vardır.

AYŞE SEVİM

Bedesten kelimesi artık pek çoğumuza yabancı gelen bir kelime. Ne anlama geldiğini bir zamanlar neyi ifade etmek için kullanıldığını dahi bilmeyenlerimiz var içimizde. Maalesef ‘bedesten’ kelimesi Türkçemizin kaybettiği kelimelerin arasına girmek üzere, belki de çoktan girdi.Bedesten nedir? Sorusuna doyurucu bir cevap olmamakla birlikte kısaca şöyle denilebilinir;‘Bedesten Osmanlı dönemi Türk şehirlerinde ticaret bölgesinin çarşı içindeki merkezi ve değerli malların satıldığı bir bina türüdür.’Merceğimizi yaklaştırarak daha detaylı bir biçimde bu sözcüğü incelersek bedesten kelimesinin tahmin edileceği gibi Türkçe kökenli bir kelime olmadığını görürüz. Türkçeye bedesten diye yerleşen kelimenin ‘bezzazistan’yahut ‘bezistan’’dan türediği tahmin edilmektedir. Ahmet Vefik Paşa bedesteni ‘bez satılan bezzaz mahalli, akmişe-i nefise satılan çarşı’ olarak izah eder. Arapçaya baktığımız da bezzaz kelimesinin ‘bez satan’manasını taşıdığını görürüz. Bez kelimesini Kamus Türkçesine göre değerlendirdiğimizde ise‘elbise, bez yahut silah kılıç’ anlamlarıyla karşılaşırız. Tüm bu kelime incelemelerinden sonra diyebiliriz ki bedestenler ilk önce mücevherler ve değerli taşların saklanıldığı yerlerdir. Kuşkusuz sadece paha biçilmez mücevher ve değerli taşlar bulunmaz burada kıymetli silahlar, müzeyyen koşum takımları ve birbirlerinden zarif ve değerli kumaşlarda bedestenlerin sürekli misafirleridir. Üzerine titizlikle eğilmesi gerekilen önemli bir husus vardır. O da günümüzde pek çok kelimenin aynı manayı taşıdığı sanılmaktadır. Mesela Pazar, çarşı,han, kervansaray,arasta kelimeleriyle bedesten kelimesi anlamca aynı zannedilmekte yada birbirlerine karıştırılmaktadır. Oysa bu kelimeler çeşitli ticaret tesislerine verilen isimlerdir. Bu kargaşayı önlemek için önce bu kelimelerin birbirlerine olan farklarını açıklamayı doğru bulduk. Çünkü bedesten kelimesi çarşı hatta batı dillerinde Pazar ile karıştırılmakta kimi zamanda han ve hatta kervansarayda bedestenle aynı şey sayılmaktadır.

Önce çarşının ne olduğuna bakalım.Çarşı iki tarafında dükkanların sıra sıra bulunduğu bir veya birkaç sokağın birleşmesinden meydana gelmiş alışveriş yapılan yerdir.Çarşılar genelde bir yerleşme yerinde kendiliğinden plansız bir biçimde oluşur. Bunun dışında bir vakıf binasına gelir sağlamak için de vakıf eserinin yakınına dükkanlar dizilmiş olabilir. Söz konusu vakıf eser bir camii ise gerçekleştirilen çarşının bir amacı da cemaati o bölgeye çekmek olabilir ve genelde de böyledir.Arasta kelimesi bu çeşit çarşıları ifade etmek için kullanılan bir kelimedir. Osmanlı devrinin Türk mimarisi incelendiğinde basit yahut karmaşık çarşı yapılarının yani arastaların oluşturulduğu görülür. Bu arastaların bir veya iki sıra dükkanlı olanları bulunduğu gibi bazı arastalar camii veya bir başka hayır binasının genel düzenlemesinin bir parçasını meydana getirirler: hatta bazen bu hayır binasının alt katını oluşturmak suretiyle doğrudan doğruya onun mimari bünyesinde inşaa edilmiş olurlar.Han ve kervansaray’a gelince bu iki ticari anlamı olan kelime de ne yazık ki hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen bedesten kelimesiyle anlamca aynı zannedilir. Han ve kervansaray şehir dışındaki yolarda menzil yani uğrak, durak yeri olarak kurulmuş binalardır. Ama illada şehir dışında inşaa olacak diye bir kuralı yoktur. Genelde şehir dışında bulunmalarına rağmen hanlara ve kervansaraylara şehrin içinde de rastlanabilir, bu şekilde imar edilenleri de olmuştur.

İSTANBUL VE BEDESTEN
ehirlerde birçok tüccar ve zeneatkar hanı olduğu halde sadece bir bedesten olurdu. Bu kuralın sadece bir istisnası vardı.O da imparatorluğun güzel başkenti olan İstanbul’du. Diğer pekçok konuda da imparatorluğun bütün şehirlerinden bir ayrıcalığı olan İstanbul’un bedesten konusunda da zenginlik açısından diğerlerinden üstündü. İstanbul’da üç tane bedesten vardı. Bunlardan ikisi şehrin merkezinde bir diğeri de Galatada’ydı. Gerçi Evliya Çelebi başka birkaç büyük şehirde de birden fazla bedesten olduğunu – genellikle iki- yazmıştır. Ama onun bu bu bilgisini doğrulayacak hiçbir kaynak yoktur. Çünkü onun bahsettiği bu şehirlerde günümüze kalan sadece bir bedesten vardır ve daha önce bir başka bedesten olduğuna dair bir ipucuda bulunmamaktadır.Bedesten ilk zamanlarda ahşap olarak inşaa edilen ilgi çekici olmayan, süssüz, mütevazi gözlerden ibaret dükkanların arasında dikkat çekeci bir biçimde bulunurdu. Yani şehrin alışveriş merkezi ortasında kagir kitlesiyle yükselen belirgin bir yapıydı. Böylelikle bedesten bulunduğu konum itibarıyla Türk şehirciliğinin ticari bölgesini özünü çekirdeğini oluşturan kurum haline gelmiştir.Şehrin tüm alışverişi bedestenin etrafında gerçekleşiyordu. Çok hafif, ahşaptan ve pratik olarak kurulabilen malzemeden inşaa edilen dükkan dizilerinin etrafını sarması, bazen bunların aralarında ticaret hanlarının da yapılması ile bedesten şehrin en canlı ticaret bölgesinin merkezi oluyordu. Bedesten konusu incelenirken örneklerine Anadolu’nun güneydoğusunda rastlanan bir çeşide temas etmek gerekir. Bu bedesten çeşidinin ismi ‘kayseriyye’dir. Bu bedesten çeşidine ayrıca değinilmesinin sebebi mimari açıdan diğer bedestenlerden ayrılması ve Osmanlı- Türk mimarisine çok da uyum göstermeyen bir özellik taşımasıdır. Kayseriyye daha çok Arap şehirlerinde ve bunlara yakın çevrelerde kullanılmış bir bedesten şeklidir. Mimari açıdan Osmanlı- Türk bedesteninden ayrılmakta ise de gördüğü iş açısından yani kullanım itibariyle onlara uyar. Ayrıca kayseriyye adının islam aleminde çok yaygın olduğu ve bunun değişik kamu binalarını ifade etmek için kullanıldığı da dikkati çekmektedir.

BEDESTEN KÜLTÜRÜ
ski Osmanlı- Türk şehirciliğinin ana prebsiplerinden biri şehirlerde dini ve ticari merkezlerin kurulması olmuştur. Şehir zamanla bu iki merkezin çevresinde oluşuyor ve genişliyordu. Şehrin dini merkezi genelde şehire inşaa edilmiş ulucamiiler oluyordu. Şehrin ticari merkezini ise bedesten oluşturuyordu. Bütün ticaret bölgesinin merkezi olarak kurulan bedesten, sağlam ve kagir yapısı ile tüccarların değerli mallarını koruyan bir çeşit iç kale oluyordu. Bedesten kagirden yapılmış oldukça sağlam binalardı. Bedestenlerin böyle olmasının en önemli sebebi bir bedestenin dayanıklı ve güvenli olması gereğiydi. Ahşap dükkanların herhangi bir yangında dehşet verici bir biçimde yanması insanları değerli malları muhafaza için daha güvenilir bir yer aramaya sevk etmişti. Bu yüzden bedestenlerin inşasında ahşap kullanılmamıştır. İçi değerli mallarla dolu olan bu binadan aslında bedesten de bir iş yeri olmayan tüccarlar ve zengin ailelerde yararlanabiliyorlardı. Belli bir miktar kira karşılığında buraya değerli mücevherat vesair eşyalar bırakılabiliniyordu. Bu kira parası bedestenin bekçesine veriliyordu. Böylece değerli eşyalar daha korunaklı bir yerde çok cüzi bir fiyata bulanabiliyordu. Bedestenlerde tüccarların kıymetli malları dışında çarşı esnafının, tüccarların kasaları, evrakları,defterleri, yakın tarihlere gelinceye kadar önemli bir müessese olan esnaf ve zenaatkar loncalarının belgeleri muhafaza ediliyordu. Şu halde diyebiliriz ki bedesten çarşı ve endüstri mahallerinin bir nevi çekirdeği durumunda idi. Çarşılar bedestenin etrafında biçimleniyor, yakınına tüccar hanları yapılıyor veya evvelce yapılanlar gittikçe yayılan sınırların içinde kalıyorlar,aralarda iki kenarında dükkanlar olan sokaklar meydana geliyordu.Kagir ve sağlam yapılı olan bedestenlerin içlerinde ‘dolap’diye isimlendirilen satış tezgahları vardır.Yine bedestenlerin dış duvarlarına bitişik dükkanlar bulunur.Dört çephesinde demir kaplanmış sağlam kapıları, yüksekte ve pek az penceresi mevcuttur.Güvenlik açısından fazla pencere bulunmadığı ortadadır ki bu az pencerelerin dahi gerektiğinde kepenklerle korunduğu bilinmektedir. BEDESTEN-İ ATİK

İstanbul’un fethinden birkaç yıl sonra, 1460’ta Fatih’in emriyle imparatorluğun dinî merkezi olması planlanan Ayasofya’nın malî ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kurulan ilk bedesten olan Cevahir Bedesteni (Bedesten-i Atik, Büyük Bedesten, İç Bedesten) ve daha sonra yapılan Sandal Bedesteni (Bedesten-i Cedit, Yeni Bedesten) Kapalıçarşı’nın ilk inşaa edilen bölümleriydi. Çarşının çekirdeğini oluşturan bu iki bedestenin çevresindeki açık pazarların, yıllar boyunca yavaş yavaş, sokak sokak üzerleri örtülerek çarşıyı oluşturan sokaklar haline gelmesi ise Çarşu-yı Kebir’i bugün belki de dünyanın en ilginç mekânlarından biri yaptı.Bu iki taş bina, Bedestenler, Kapalıçarşı içinde zamanla kendi kapıları ve kilitleri bulunan ayrı birer çarşı niteliği kazandı. Bu binalar, güvenli yapılarından ötürü, özellikle kuyumcuların ve değerli mallar dükkân ve atölyelerin bulunduğu birer bölüm haline geldi. Ayrıca, 1800’lü yılların ortalarına kadar Osmanlı İmparatorluğu’nda tefecilik, faizle borç verme ve değerli eşyaları saklama gibi birçok ‘iş’ Cevahir Bedesteni’nde yürütüldü. Osmanlı İmparatorluğu’nda bankacılığın gelişmesiyle Cevahir Bedesteni bu niteliğinden uzaklaştı, ancak 1980’li yıllara kadar Kapalı Çarşı İstanbul’un ve Türkiye’nin en önemli gayriresmî döviz ve altın borsası olma niteliğini korudu. 1950’li yılara kadar işlev ve mimarî yapı itibariyle değişmeden kalan Cevahir Bedesteni, 1950’lerden sonra hızla değişti ve turistik bir mekân oldu. Eski dükkân düzeni, yerini sırt sırta dizilmiş dükkânlara, ışıklı vitrinlere, tabelalara bıraktı.Bedestenler zamanlarında önemli birer iktisadi kuruluştu. O devirde günümüzdeki banka ve borsaların görevini görürdü. Her bedesten de onu korumakla yükümlü 12 kişilik bir koruyucu ekibi vardı. Bunlara bölük başı denirdi. Bedesten her sabah duacı başı denilen bölük başlarından biri tarafından açılır, akşamları da gene törenle kapanırdı. Çok değerli mallar, Perşembe günleri öğle namazından önce satılır, bu sırada önemli kişiler de gelir ve halk her yanı doldururdu. Bedestenlerde alış veriş yapan esnafa tacir anlamına da kullanılan Hacegan denilirdi. Kapalıçarşı’nın ikinci merkezî yapısı olan Sandal Bedesteni ise adını Bursa’ya özgü ‘sandal’ denilen bir kumaşın burada satılmasından aldı.Yüzyıllar boyunca kumaş, iplik ve urgan ticaretinin merkezi olan Sandal Bedesteni, İmparatorluğun son döneminde büyük bir yoksullaşma içine girdi ve 1912 yılında esnaf düzeninin kaldırılmasının ardından 1914’ten itibaren belediye tarafından müzayede yeri haline getirildi. Bedesten, ancak 1980’li yılların ortalarında yeniden çarşı haline dönüştürülebildi. Bugün Sandal Bedesteni’ni büyük bir çoğunluğunu turistik amaçlarla işletilen halıcı dükkânları oluşturuyor. Bedesten’in hemen arkasındaki bölümde ise kullanılmış ev eşyalarının ortalığa saçıldığı dükkânlardan oluşan ve ‘bitpazarı’ da denilen sokaklar var. Bu az bilinen galerilerde her tür ikinci el ev eşyası uygun fiyatlarla satılıyor; pazarlıklar, denemeler yapılıyor.

BEDESTEN ESNAFI
edesten esnafına‘Bedesten hacegıleri’ de denmiştir. Cevahir, kürk,ipekli halı porselen ve benzeri değerli eşya alım satımı ile uğraşan eski istanbul esnafıdır. Bedesten esnaflarının zenginlikleri yanında iş ilişkileri ve dayanışmaları da örnek düzeyde gelişmişti. Saray ve zenginlerlede yakın ilişkileri vardı. Bu nedenlede esnaflar arasında ayrıcalıklı konumda idiler. Bedesten,İstanbulun öteki çarşılarından farklı olarak sabahları geç açılarak ögleden sonra üç kapısı kapatılarak Kuyumcular Kapısı ise gün batımından yarım saat öncesinden bekçiler tarafından kilitlenirdi. Geç açılma nedeni, hacegi denilen esnafı zengin oluşlarından ve güvenlik açısındandı. Diğer esnaf zümreleri, sabah karanlığında işlerine koşarken hacegiler geç gelirler ve gelenek uyarınca kapı önünde yapılan bir duadan ve uyarıdan sonra içeri girerlerdi. Esnaf kuşluk vakti İnciciler kapısı önünde toplanır kapı çalınır ve ‘buyurun Duaya’ diye bağırılırdı. Kapı açılıp herkes dükkanının önünde durduktan sonra bekçi başından bir sonraki kıdemde olan ve duacı denilen bölük başı padişah ve islam askeri için dua eder, ‘selaten tüncina’okurdu. Ardından ‘tavcılık yapılmayacak mal kapatılmayacak, kefilsiz mal alınıp satılmayacak’derdi. Bundan sonra haraç mezat işlemi başlardı. Pek nadir ve pahalı parçalar Perşembe günü açık arttırmaya konulunurdu.Tellallar arttırma sonunda mal sahibinin onayını alarak malı kesin satışını yapar ve yüzde yarım Tellaliye ücretlerini alırlardı. Ögleden sonra Bedestenin üç kapısı kapanıryalnız inciciler kapısı akşam üzerine kadar dışardaki kuyumcular ve Bedesten esnafının sandıklarını getirip koyması için açık tutulurdu. Geç açıp erken kapamanın bir nedenide bedestenin yapısı gereği loş oluşu ve gün ışığı az iken içerdede alım satın olanağının bulunmaması idi. Ayrıca burada ateş yakmak,mum, kandil,şamdan bulundurmak, çubuk içmek ve benzereride yasaktı. Çalışma saatleri günün en hareketlerinde tutularak bir baskın ve soygun olasılıgıda önlenmiş olmaktaydı. Bedesten kapanınca içerde kalan bölük başı ve yamağı ellerinde kalın sopaları ve tabancaları ile çarşı içinde arama yaparlar,sonra sabaha kadar bekçilik ederlerdi. Evliya Çelebi iç bedesten esnafını anlatırken yetmiş bekçi, 200 Tellal, 300 hammal; sandal bedesteninde de 70 Tellal ile 50 bekçi ve 300 hammal bulundugundan bahseder. Bu sayıların abartıldığı kuşkusuzdur. Bedestende 12 kişilik bir bölük başılar kadrosu vardı.Bölük başılar ve tellallar bedestende çalışmalarına rağmen buradaki esnaftan sayılmazlardı. Buna karşılık parasal güvence gösternek zorundaydılar. Tellallar hacegilerle satıcı veye alıcı arasında aracılık yaparlardı.

Konaklara, saraya,zengin evlerine eşya götürüler oralarda eşya alıp getirirlerdi. İki tarak arasında pazarlığı yürütürlerdi ve alım satımı gerçekleştirirlerdi. Kimi zaman esnaftan Tellala bir mal verip satılığa çıkaranlarda olurdu. Kendi namlarına mal alıp satmaları yasak olan Tellallar aynı zamanda bedesten çevresinden uzakta da çalışamazlardı. Tellalların iş alanları bedesten ile esir pazarı,at pazarı ve hanlarla sınırlı idi.Evliya çelebi, bedestenin Kuyumcular Kapısı üzerindeki kartal tasvirinin esnafa ‘kazandığınız vahşi kuş gibi bir anda uçup gider kazançı evcilleştirin ve tumayı bilin !’ öğüdünü hatırlattığını yazar .Gerçektende hacegiler para tutumasını bilen akıllı tüccarlardı. Her birinin yüklü bir sermayesi vardı. Ayrıca İstanbula gelen en degerli eşya mutlaka bunların elinden geçerdi ve yüzyıllarca İstanbulun antika pazarını ellerinde tutumuşlardı. 17 yy’da değin halegiciler, mallarının ve paralarının hesabını bilinmez olmakla birlikte, olgun ve dürüst idiler.Devlet adamları ve saray halkı ile ilşkileri olduğu için özel saygınlıkları vardı. Devlet adamları bunların dolap denilen dükkanlarına ugrayıp amberli kahvelerini içerler yeni gelen güzel eşyalar varsa bunları alırlardı.Esnaf ile buınlara yardımcılık edenler, yaklaşık 300 işyerinde 400-500 kişilik bir zengin kesim oluşturmaktaydı. Lüks mal ithalatı vre ihracatı tapan esnaf arasında köle ticareti ile ilgilenen, en pahalı köleleri alıp satabilen veya bunları saraya sunup bir takım çıkarlar saglayanlarda vardı. Mücevherciligi, pahalı ithal kumaşçılığı, inci ticaretini, ipek,sim ve sırma alım satımını iş edinen bedestan esnafı,aralarındaki az sayıda gayrı müslimle birlikte kentin en zengin kesimini oluşturmaktaydılar. Boğaziçinde sayfiye yaşamına öncülüğü bedesten esnafının yaptığı bilinmektedir.

BEDESTENLER NASIL ORTAYA ÇIKTI.

Bedestenin ortaya ilk çıkışı Osmanlı devrindedir. Bu ticari yapı çeşidi on beş ve on altıncı yüzyıllarda çok sayıda inşaa edilmiştir. On yedinci yüzyılda ise pek az sayıda yapılmışlardır. Bu yapılanlarda mütevazi örneklerdir. Şam’da bulunan Esad Paşa Hanı ise on sekizinci yüzyılda eski Türk bedesten mimarisinin ilhamı ile yerli üslüpta meydana getirilmiş son bir uygulamadır. Bedesten aynı ulucamiiler gibi kubbel eşit birimlerin çoğaltılması suretiyle düzenlenen bir yapıdır. Bilinen başlıca bedestenleri ileride sayılarının daha da artabileceğini de hatırlatarak bulundukları şehir adlarının alfabetik sırasına göre bir liste halinde şu şekilde sıralamak mümkündür:

ANADOLU BEDESTENLERİ
masya’nın içinde, çevresinde ayrıca İstanbul ve Edirne’de pek çok haratı olan kapı ağası Hüseyin Ağa tarafından vakıflarına gelir sağlamak üzere kitabesine göre 888’de (1453) tarihinde inşaa edilmiştir.

ANKARA BEDESTENİ
464 – 1471 yılları arasında Sadrazam Mahmut Paşa tarafından yaptırılmıştır.

BAYBURT BEDESTENİ
ürk sanatının en büyük bedestenlerinden olan bu eserin,evkaf kayıtlarından I. Beyazıt (1389- 1402) tarafından hayratına hayratına gelir sağlamak üzere 802’de (1400) yaptırıldığı öğrenilmektedir.

EDİRNE BEDESTENİ
elebi I.Mehmet (1413- 1421) tarafından Eskicami evkafı olarak 1417- 1418 yıllarına doğru yaptırılmıştır.

EREYLİ (KONYA) BEDESTENİ
ehrin tam ortasında olan 32 m. kadar uzunlukta ve 10 m. kadar genişlikte, dikdörtgen biçimindeki yapı bedesten olarak bilinmektedir. Cigalazade Sinan Paşa (ö. 1605) evkafından olduğu söylenen bu klasi yapıda bir Osmanlı dönemi bedesteni hüviyeti görülmez.

FLİPE ( PLOVDİV) BEDESTENİ
akın bir tarihe gelinceye kadar sağlam bir halde duran Muradiye Camii’nin yakınındaki bu bedestenin caminin efkafından olabileceği hatıra gelmektedir. Elde edilen eski resimlerden anlaşıldığı kadarıyla muntazam işlenmiş taşlardan yapılmış bir bina idi ve üzeri altı kubbe ile örtülü bulunuyordu.

GALATA (İSTANBUL) BEDESTENİ
amamen ayrı bir şehir gibi gelişen Galata’daki bu bedesten Fatih Sultan Mehmet evkafından olarak xv. Yüzyılın ikinci yarısında yaptırılmıştır.

GELİBOLU BEDESTENİ
aşbakanlık Arşivi Kamil Kepeci tasnifindeki bir belgeye göre bu eser Saruca Paşa evkafındandı. Saruca Paşa’nın Gelibolu’daki imareti 846 (1442- 1443) vakfiyesi ise 858 (1453) tarihli olduğuna göre bedesteninin de bu tarihler etrafında yapılmış olması gerekir.

İSTANBUL BÜYÜK BEDESTEN (İÇ BEDESTEN)

Fatih Sultan Mehmet tarafından hayratına gelir sağlamak üzere 1453 – 1481 tarihleri arasında yaptırılmıştır.

İSTANBUL – YENİ BEDESTEN ( SANDAL BEDESTENİ)

İstanbul’un ikinci bedesteni öncekinin pek az ilerisinde , tahmin edildiğine göre Kanuni Sultan Süleyman (1520 –1566) devrinde değerli dokumaların satış yeri olarak yapılmıştır.

İŞTİP BEDESTENİ
ugoslavya’daki bu bedesten, bu türden bilinen yapıların en değişik biçimde olanıdır. Enlemesine bir dikdörtgen şeklinde inşa edilmiş olup iki payeye dayaynan kemerlerle üç bölüme ayrılmış.

KAHRAMANMARAŞ BEDESTENİ
ahipleri tarafından tapu tesis tarihinin 1291 ( 1874) olduğu yolundaki iddianın ne derece gerçeğe uygun olduğu bilinmemekle beraber mimarisi bakımından eski bir yapı olduğu tesirini bırakır.

KASTAMONU BEDESTENİ
ahalli rivayetlere göre 1468- 1474 yılları arasında burada vali olarak bulunan Şehzade Cem Sultan tarafından yaptırılmıştır.

KAYSERİ BEDESTENİ
lucaminin hemen yanında ve hanların arasında olan bu bedesten, üzerinde inşa kitabesi bulunan bu türden nadir eserlerdendir. Gündüz Özdeş bu bedestenin 903’te (1497 – 1498) Mustafa b. Abdüllatif tarafından yaptırıldığını bildirir.

KONYA BEDESTENİ
itabesine göre 945’de (1538- 1539) Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır.

MANİSA BEDESTENİ
vliya Çelebi burada da iki bedesten olduğunu bildirir. Günümüze kadar ulaşmayan bu binayı kimin hangi tarihte yaptırdığı bilinmemektedir.

MARDİN BEDESTENİ
u yapının Osmanlı dönemi Türk bedestenleri mimari tipinin tamamen dışında kalan bir karakterde , kaysariyya denilen ve Memlük çevrelerinde yaygın fakat gördüğü iş bakımından normal bedestenlerden farklı olmayan binaların bir örneğidir. Mardin kaysariyyasının kimin tarafından ve ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir.

MERZİFON BEDESTENİ
u şehirde Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından 1077’de (1666- 1667) kurulan cami, kütüphane,han ve hamamdan oluşan külliyenin parçası olarak bir de bedesten yaptırılmıştır.

SARAYBOSNA ( SARAJEVO) BEDESTENİ
ilindiği kadarıyla 1551’e doğru Sadrazam Rüstem Paşa tarafından yaptırılmıştır.

SELANİK BEDESTENİ
ultan II. Beyazıt’ın evkafı olarak 1481- 1512 yılları arasında yaptırılmıştır.

SEREZ BEDESTENİ
atı Trakya’da günümüzde Yunanistan sınırları içinde kalmış olan Serez’in merkezindeki bu bedesten Çandarlı İbrahim Paşa tarafından 889’a (1493 – 1494) doğru yaptırılmıştır.

SOFYA BEDESTENİ
ir görüşe göre Sultan II. Beyazıt ( 1481 – 1512) devri ricalinden Rumeli Beylerbeyi Yahya Paşa tarafından yaptırılmıştır.

ŞAM BEDESTENİ
ok büyük bir ticaret şehri olmasına rağmen Şam’da Osmanlı idaresinin başlarında klasik tipte bir bedesten yapılmamıştır.

ŞUMNU ( KOLAROVGRAD) BEDESTENİ
ehrin en büyük ve önemli eseri olan Şerif Halil Paşa Cmii’ne giden cadde üzerindeki bu yapının bedesten olduğu kesin değildir.

TEKİRDAĞ BEDESTENİ
imarisi bakımından onyedinci yüzyıl eseri olduğu tahmin edilen bu yapının şehrin önemli ve zengin külliyesi olan Rüstem Paşa evkafından olması mümkündür.

TİRE BEDESTENİ
n dördüncü yüzyıl sonlarında yapıldığı yolunda bir iddia varsa da bunu doğrulayacak bilgi elde edilememiştir.

TOKAT BEDESTENİ
aptıranı ve yapıldığı tarih tesbit edilememiştir.

TRABZON BEDESTENİ
avuz Sultan Selim’in annesi Gülbahar Hatun evkafından olan bedestenin 6322 akçelik gelirine dair bir belge bulunduğuna göre yapı on altıncı yüzyıl başlarına ait olmalıdır.

URFA BEDESTENİ
akfiyesine göre Behram Paşa tarafından 976’da (1568 –1569) yaptırılan bu bina ve mimarisi hakkında yeteri kadar bilgi edinilmemiştir.

ÜSKÜP ( SKOPJE) BEDESTENİ
akfiyelere göre 842’de (1438 – 1439) burada bir zaviye –cami yaptırmış olan Gazi İshak Bey tarafından şehrin merkezinde hayratının evkafı olarak 1445’e doğru inşaa edilmiştir.

VEZİRKÖPRÜ BEDESTENİ
n yedinci yüzyıl içinde Sadrazam Fazıl Ahmet Paşa (ö. 1676) tarafından yaptırılmıştır.

YANBOLU BEDESTENİ
ünümüzde Bulgaristan’ın sınırları içinde kalmış olan bu şehirdeki bedesten Sultan II. Beyazıd’ın sadrazamı Atik Ali Paşa evkafından olarak on altıncı yüzyıl başlarında yaptırılmıştır.

YENİŞEHİR (LARİSSA) BEDESTENİ
ir tapu defteri kaydına göre on altıncı yüzyıl başında mevcud olan bedesten , Turhan Bey oğlu Ömer bey tarafından on altıncı yüzyıl sonlarına doğru yaptırılmıştır.

ZİLE BEDESTENİ
aceddin Paşa tarafından 900 (1494) yılında yaptırılmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir