BİLGİYE ERİŞİM VE BİLGİ KİRLİLİĞİ

Geçen hafta Hacettepe Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü tarafından düzenlenen “Değişen Dünyada Bilgi Yönetimi Sempozyumu”na katıldım. 3 gün süren semposyumda kütüphanecilerle daha çok tanıştık ve bilgi yönetimi üzerinde bilimsel ve ticari sunumlar izledik.
“Bilgi toplumu” kavramı klişe bir söz olarak uzun süredir kullanılıyor. 21. yüzyılda yaşıyoruz ve bu yüzyıl eğer daha başka gelişmeler olmazsa “bilgi çağı” olarak anılacaktır. Bilgisayar ve internet ekseninde şekillenen yeni teknoloji bilgiye çok daha hızlı ulaşmamızı sağlamaktadır.
Şimdi ben gecenin bir vaktinde oturmuş bu yazıyı kaleme alıyorum. Ben bu yazıyı bitirdiğimde hemen yayınlayabilir ve dünyanın dört bir yanında insanların sadece saniyeler sonra bu yazıyı okuma imkanı sunabilirim. Bu hızlı ve sınırsız ortam bilginin zaman ve mekandan bağımsız paylaşılmasını sağlıyor ama aynı zamanda bilgi kirliliğine de sebep olabiliyor.
Arama motorlarında aradığını şeyi bulabilmek için artık daha çok çaba sarfetmeniz gerekiyor. Çünkü bu eyni teknolojiler üzerinden para kazananlar sizi kendi sitelerine, dükkanlarına veya kütüphanelerine çekmek için sürekli birşeyler geliştiriyorlar ve adeta paçanızdan kolunuzdan çekiştiren birileri var gibi hissediyorsunuz. Öte yandan bilinçi olarak veya bilmeden yanlış bilgiler internetten hızla yayılıyor ve gerçek bilgiyi gölgeleyebiliyor. Sanki bir yardım çağrısıymış gibi veya milli duygularınızla oynayan metinler mail kutularınıdan başka mail kutularına son süret yayılıyor. “Spam” diye tabir edilen posta kutularına atılan gerekli gereksiz, zaman zaman uygunsuz mailler çoğunlulla zamanınızı çalıyor, bazı insanların buradaki bilgileri gerçek gibi kabul etmelerine de sebep olabiliyor.
Bunlar bu teknolojilerin olumsuz tarafları ve bu olumsuzluklara karşı elbette aynı kalitede ve etkinlikte çzöümler de sürekli geliştiriliyor.
Gelelim bilginin bu hızlı ve mekandan bağımsız paylaşılmasının gelişime ve eğitime katkılarına.
Bilgiye evinizden veya ofisinizden çıkmadan ulaşabiliyorsunuz.
Artık yer yer bir okul ve siz öğrenmek istediğinizde önünüzde sınırsız bir uzay var. Dünyanın tüm kitiphanelerine önünzdeki tuşlar ve bir küçük fare yardımı ile ulaşmanız artık normal. Sizinle aynı konuları merak eden insanlarla (dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar) mail, forumlar, RSS feedleri veya chat odalarında anında haberleşip işbirlikleri yapabiliyorsunuz.
e-learning diye tabir edilen öğrenme sistemleri ile sanal ortamda etkileşimli dersler de veriliyor.
Herkesin katkıda bulunduğu, birer paragraf yazdığı ve birilerinin de bu bilgiyi doğrulayarak destek olduğu varsa yanlışlarını düzelttiği devasa açık ansiklopediler var.
Diyeceğim şu; imkanlar ve fırsatlar her geöen gün gelişiyor ve değişiyor. Zaman ve mekan engel olmaktan çıkıyor. En ücra köy okuluna bile bir bilgisayar ve internet bağlantısı götürmek bundan 10 yıl öncesine göre çok az maliyetli ve yapılabilir. Hele şehirlerde öğrencilerin gerek okulda gerekse evlerinde bilgisayardan faydalanarak eğitim görmeleri işten bile değil.
Bilgisayar artık karnesi iyi olan öğrenciye hediye olarak alınan bir oyun makinesi olmaktan çıkmalı. Elbette burada vurgulamaya çalıştığım şey komple bir projedir ve çok da basit değildir. Önerim Milli eğitim Bakanlığının “bilgisayar destekli eğitim” kavramını yeniden gözden geçirip bu konuda önümüzdeki uzun yılları hedef alan projeler geliştirimesidir. Bu işin hardware tabir edilen teknoloji kısmı vardır ve güvenli, kontrol edilebilir bilgisayarlar üretilmelidir. software tabir edilen program kısmında ülkemizdeki programcılar biraraya getirilip kollektif çalışmalarla prototip bir öğrenci bilgisayarı oluşturulmalıdır. Bu bilgisayar;
1- Oyun ve zaman öldürücü eğlencelere sınırlama getirilmiş,
2- Zararlı program ve sitelere karşı baştan filtre ve engeller konulmuş,
3- Eğtiici programlar belirlenen müfredatlar dahilinde entegre edilmiş,
4- Merkezi bir serverdan yönlendirilen ve takip edilen,
5- Bilgisayardaki faaliyetleri rapor edilebilen (öğretmene ve veliye),
özel bilgisayarlar olmalıdır.
Daha da önemlisi,
Teknolojide geldiğimiz nokta her şeyi ile kişye özgü uygulamalara izin vermektedir. Artık 30 kişinin aynı sınıfta ve aynı müfredat sırasını takip etmesi zorunluluğu belki de ortadan kaldırılmalıdır. Bu fikir henüz çok yeni olmasına rağmen üzerinde tartışılmalı ve geliştirilebilir diye düşünüyorum. Sınıf ve seviye konusunda belli alt ve üst limitler konularak öğrencinin öğrenme hızına ve seviyesine göre daha kolay ve daha zor materyaller verilebilir sınavları da buna göre dinamik belirlenebilir. Daha hızlı öğrenen bir öğrenci ile daha yavaş öğrenen öğrenci aynı kitabı , aynı bilgiyi aynı sürede öğrenmek zorunda olmamalı. Belki bazı öğrencilere fırsat verilse öğretimlerini daha kısa sürede bitirebilirler. Bazıları ise üzerinde daha çok durulması gereken ve daha uzun sürede ancak okullarınaı bitirebilecek olan kişiler olabilir. Burada esas olan sadece süre de olmamalıdır. Çözülen problemler, verilen örnekler, konularınd erinliği öğrenme metotları hepsi dinamik ve kişiye özgü olabilir.
Böylece yetenkler körelmez, daha verimli ve etkin bir öğrenme ortamı sağlanabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir