Bilim ve Araştırma

Avrupa Birliği, Türkiye ile ilgili kriterleri değerlendirmeye devam ediyor. Bu arada bilim ve araştırma faslını ileride yeniden görüşmek üzere açıp kapatmışlar. Bunun anlamı şudur: “Bu madde çok daha çetrefilli. Şimdilik daha basit olanlar çözülsün. Bunu ayrıca ele alacağız.”


Durum böyleyken, bu konuda en çok rahatsız olması gereken kurumlardan biri YÖK olmalıydı, diye düşünüyor insan. Ama görebildiğim kadarıyla YÖK’ten herhangi bir açıklama yapılmadı. YÖK üyeleri bu hafta Cumhurbaşkanına bir ziyarette bulundular. Toplu olarak istifalarını sunacaklarını düşündüm bir an. Oysa bırakın istifayı, görüşmede AB müzakereleri ve bilim-araştırma konusunun hiç gündeme bile gelmediği anlaşılıyor.


Şimdi gelelim olayın bir başka yönüne. Bugün bizi sınava çeken ve bütünlemeye bırakan Avrupa kim, biz kimiz? Bir anda tarihin tozlu yaprakları geçiyor gözümün önünden: Mesela 800 yılında Bağdat’ta ilk kağıt fabrikasını kuran bir medeniyetin mirasçılarıyız biz. Onlar ise aynı tarihlerde çapulculuk yapıyorlardı. Oysa Avrupa bunun için 14.yüzyılı bekleyecekti. İnsanları diri diri aslanların önüne atarak eğlenenler de yine şimdiki Avrupalıların ataları idi.


Batı’da gözlem ve deney metodunun öncüsü olarak bilinen Roger Bacon, Arap dili ve bilimlerini öğrenmenin hakiki bilgiye erişmenin tek yolu olduğunu söylemiş ve kendisi de Arapça öğrenmişti. Aynı zamanda şair olan Ömer Hayam, üç bilinmeyenli denklemleri Descartes’dan beş asır önce çözer. Uluğ Bey tarafından Semerkant’ta inşa edilen rasathane, asırlar sonrasında Brahe ve Kepler’in yapacağı gözlemevlerine model olacaktır.


Asırları ötesinden Muhyiddin Arabi, ” Dünyanın her zerresi, bütün dünyadır” diyerek, günümüz biliminin ulaştığı en nihai anlayışın öncülüğünü yapmış oldu. Son yıllarda gündemde olan holografi, süper sicim ve kuantum gibi en uç teoriler de bu anlayışı yeni yeni keşfediyorlar.


Tarihi gerçekler böyle… Ama geçmişe takılıp kalmamız gerekmez. Mevlana der ki: “Dün geçti cancağızım, yeni şeyler söylemek lazım”. Evet, herkes kendine bakmalı ve “bana düşen görev ne” diye sormalı. Zira Batı böyle yaptığı için bugün bize hesap sorma makamında. Karanlığa küfretmek yerine, bir mum yakmalıyız.


Yazar arkadaşımız Haluk Kesim’den bana ulaşan bir notta şöyle deniyordu: Japonyada öğrenciler her sene II. Dünya savaşında ölen Japon askerlerin mezarlarına ziyarete götürülürmüş. Her sene tekrarlanan bu ziyaret esnasında çocuklara söylenen bir cümle varmış. ” Burada yatan sizin atalarınız, düşmandan kuvvetli olmadıkları için, buradalar. Eğer siz de burada olmak istemiyorsanız, düşmandan daha kuvvetli olmalısınız.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir