BILIMIN HAKIM OLDUĞU BIR TOPLUMA DOĞRU…

Aklın ve bilimin hakim olduğu bir Türkiye nasıl olurdu? Bu konuda yapılmış bir beyin fırtınasından bazı notlar aktarmak istiyorum. Sanayi, devlet, TBMM, üniversiteler, bilim kurumları, basın ve sivil toplum örgütlerinden 30 kadar toplum önderi, ülkemizin siyasette, ekonomide, eğitim ve öğretimde yaşadığı çok temel sorunlarının altında “Toplumda Bilim Egemenliğinin Sağlanmamış Olması” gerçeğinin yattığı görüşünden hareketle, iki gün süren Arama Konferansı’nda bir araya gelmiş ve “Toplumda Bilim Egemenliği’nin Sağlanamayışının Nedenlerini” araştırmışlardı.

TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi ile Beyaz Nokta Vakfı’nın bir süre önce ortaklaşa düzenledikleri konferansta, katılımcılar, iki ana soru üzerinde fikir geliştirmişler, bir eylem planı üzerinde görüş birliğine varmışlar ve aşağıdaki sonuçların topluma duyurulmasına karar vermişlerdi:

“Toplumda bilim egemenliği sağlansaydı, bugün ülkemizin görüntüsü nasıl olurdu?” sorusu üzerine geliştirilen 200’e yakın fikrin süzülmesi sonucu aşağıdaki 9 madde üzerinde görüş birliğine varılmıştı:
 Toplum daha sorgulayıcı ve araştırıcı olurdu
 Dogmalara daha az bağımlı olurdu
 Yasalar ve kurallar daha etkin uygulanırdı;
 Doğal afetlerden bu derece zarar görmezdik
 Araştırma ve geliştirme (AR-GE) yaygın, etkili ve kazandırıcı olurdu;
 Toplum, özgüveni gelişmiş, dışa bağımlılığı dengeli ve karşılıklı bağımlılığa çevirebilmiş olurdu;
 Demokrat ve çeşitliliğe saygılı olurdu.
 Toplumda kadının yeri daha iyi bir noktada olurdu,
 Etkili ve verimli bir eğitim sistemi uygulanırdı.

Peki bunu neden gerçekleştiremedik? Katılımcılar, “Toplum yaşamının çeşitli kesimlerinde bilimin egemen ol(a)mayışının en önemli nedenleri nelerdir?” sorusu üzerine geliştirdikleri yüze yakın fikir üzerinde sürdürdükleri tartışmalar sonucunda ise şu nedenler üzerinde uzlaşmışılardı:
Hala büyük ölçüde aşamadığımız, devlette katı hiyerarşik yapı, bireysel birikimi engelleyen mülkiyet yapısı, tarihteki önemli toplumsal dönüm noktalarının (Ronesans, Sanayi Devrimi, Bilgi Devrimi vb.) farkına varmamış olmak gibi Tarihsel Miraslar; Değerler Sistemi içinde Akılcı (rasyonel) Düşünce’nin yer almayısı ve bu durumun yarattığı bağnazlık türleri:
Eğitim Sistemi’nin akılcı düşünceye dayalı ve yeteri yaygınlıkta olmaması
Üretimi temel almayan sosyo ekonomik yapı ile devletin stratejik gelişme aracı olarak kabul ettiği ve tüm kurumlarıyla benimsediği bir bilim analayışının bulunmayışı.

Bütün bu sorunları aşmak için yapılması gerekenler ise şöyle sıralanıyordu:

Kamu yönetimde hizmet kalitesini teşvik edici etkinlikleri yaygınlaştırmak ve bu yolda alınan başarı örneklerini özendirmek;

Birey ve sivil toplum örgütleri olarak, yerel yönetimlerde yerel katılım ve çözüm üretmek;
Fikri mülkiyeti korumak ve yaygınlaştırmak;
Vergisinin hesabını soran bireyi teşvik etmek;
Uygarlığın gelişmesinde büyük dönüm noktaları olan tarihsel dönüşümleri ıskalamanın maliyetinin bilincini oluşturmak;
Özgür ve yaratıcı düzünceyi geliştirmek için düşünce özgürlününün önündeki engelleri kaldırmak;
Ar-Ge çalışmalarını desteklemek ve özendirmek;
Devletin ekonomik olarak küçülerek, daha çok kural koyucu ve denetleyici olması; kamunun şeffaf olması ve hesap verme sorumluğunu duyması;
Hukuk sisteminin yeniden düzenlenmesi

Yukarıdaki önerilerin gerçekleşmesi gerçekten de halkımızı refah ve huzura ulaştıracaktır. Bunun aksini düşünmek ise hiç kimseye fayda sağlamayacaktır. Hükümeti, muhalefeti ve basınıyla tüm Türkiye’nin bu konuda çaba gösterenleri desteklemesi gerekmektedir.

Bu tür çalışmaların çoğalması dileğiyle….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir