Bilmeniz Gereken Bazı Gerçekler

Türkiyedeki 30 milyon cep telefonundan 18 milyonu kaçak durumda.Bayramdan sonra kayıt edilmeyen telefonlara GSM operatörleri hizmet götürmeyecek. Peki nerden çıktı bu kayıt altına alınma olayına. Araştırmacı yazar Serdar kuru farklı bir gözle bakmıyor.

Sevgili dostlar, insanlar genel olarak kendilerine “sıra dışı” şeyler söylendiğinde huzurları bozulduğu için bunları “komplo teorisi” olarak isimlendirerek kendilerini rahatsız eden bilgilerden zihinlerini kurtarmaya çalışırlar. Bundan bir sene önce dünyadaki tüm cep telefonları uydular tarafından takip ediliyor ve böylece onları taşıyan insanların her anı kayıt altına alınıyor dediğim zaman mail kutuma “siz delisiniz” veya “sizin gibi bir köşe yazarı daha ciddi olmalı” diye mesajlar yollayan alıklar herhalde geçenlerde Türkiye`deki tüm cep telefonlarına mesajlar gönderilerek hepsinin kayıt altına alınmasının da tesadüf olduğunu düşünüyorlardır. Ne yapalım kafasını kuma sokmak isteyenleri zorla uyandıracak halimiz yok.

Madem öyle bu gibilerini biraz daha rahatsız edecek komplo teorilerini not düşeyimde gelecekte bunları okuyacak olan torunlarımız atalarımızın hepsi de alıkmış demesinler. Hadi biraz hayal kuralım mesela son yirmi yıldır üretilen ve her eve sokulan televizyonların sadece verici olarak değil birer alıcı olarak da dizayn edildiğini farzedelim ve içinde bulundukları mekanlardaki sesleri yeni modellerinde ise görüntüleri televizyon açık kaldığı müddetçe ve özel bir sinyalle aktif hale getirildiği zaman belli bir veritabanına gönderebildiğini düşünelim. Ne kadar ilginç bir dünyamız olurdu değil mi herhalde George Orwellin 1984 romanındaki Büyük Birader sistemine çok benzerdi dünyamız.

Hayal kurmaya devam edelim, içine çip takılmış yeni model elektronik donanımlı tüm otomobillerin uydudan takip edilebildiğini hatta gönderilecek bir dalgayla o arabalarda umulmadık arızalar çıkarılabileceğini mesela üst düzey bir işadamı yüz elli kilometreyle otobanda giderken bir anda frenlerinin devre dışı kalabildiğini düşünelim. Ertesi günün manşetleri yazık oldu işadamına diyecektir ama o frenlerin bağlı olduğu elektronik aksamı kimse araştırmayacaktır. Dünyanın çevresinde dolaşan alçak irtifa uydularının artık bir tenis kortunun zeminindeki ufacık posta pulunun üzerindeki yazıları bile okuyabildiğini bir düşünün herhalde o zaman Bin Ladini yakalayamıyoruz diyenlerin ne kadar yalancı olduğu da ortaya çıkardı.

Brüksel de bulunan dünyanın en gelişmiş süper bilgisayarının NATO genel merkezinde kimseden habersiz çalıştığını ve bu bilgisayarın dünyanın herhangi bir yerindeki ufacık banka havalesini veya ATM makinesinden çekilen bir miktarı 57 saniye içinde kayıt ederek fişlediğini farzetsek şu global dünyamızda her tür para hareketinin bilineceğini ve kayıt dışı ekonomiyi düşman ilan edenlerin esas düşmanlık sebeplerinin bilgisayar ortamına girmeyen paradan duydukları korku olduğunu söyleyebilirdik. Hayal dünyamıza veya komplo teorilerimize devam edelim isterseniz. Mesela 1992 senesinden sonra basılan tüm Amerikan dolarlarının üzerinde metal bir şerit olduğunu ve bu maddenin uydulardan özel tarayıcılar tarafından tespit edilebildiğini düşünün böylece evindeki kitabın arasında üç beş dolar saklayan bir lise öğrencisinin bile paralarını bu uydulardan kaçıramayacağı sonucuna varılabilirdi.

Doların uluslar arası para birimi olarak kullanıldığını ve bilgisayar ortamına girmeyecek paraların bile bu şekilde takip edilebileceğini farzedersek dünyada kara para diye bir şeyin olmadığını sadece izin verilen suçlar olduğunu yorumlayabilirdik. Bundan on beş sene önce Brezilya Rio de Janerio kentinde bir konferans düzenlendiği ve dünya kaynaklarının giderek azalması konulu bu toplantının gizli oturumunda önde gelen dünya liderlerinin 2050`li senelere kadar dünya nüfusunun belli bir sayıya çekilmesi konusunda anlaştıklarını hayal etsek son yıllarda çıkan ve tarihte daha önce görülmeyen salgın hastalıkların (kuş gribi vs.) kimler tarafından dizayn edilip ortaya saçılan biyolojik silahlar olduğunu da tahmin edebilirdik.

Son olarak 1950 senesinden bu tarafa global bir örgütün dünyanın pek çok yetimhanesinden çocukluklarında cinsel saldırılara maruz kalarak psikolojileri bozulmuş binlerce yetimi yardım adı altında toplayarak belli enstitülerde beyinlerini yıkadığını ve bunların çift kişilikli psikopat katillere dönüştürüldüğünü, hayatlarının büyük kısmını “normal kişilikleri” ile geçiren bu insanların istenildiği zaman canavar katillere dönüştürülebileceklerini söylesek bundan iyi film senaryosu olur derdiniz değil mi. Keşke sadece film olsaydı da bizlerde burada aşk ve çiçek yazıları yazıp “medyatik köşe yazarı” statüsüne çıkabilseydik. Şaka dostlarım şaka, bizi tanıyorsunuz öyle olacağıma pazarda biber satarım daha iyi.

SERDAR KURU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir