Bir Başka Açıdan Yerli Analiz

Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev Türkiye’ye geldi. Ziyaretinin sebebi; Türkiye ve Rusya arasında, enerji alanındaki ‘en büyük’ anlaşamaya imza atmak. Bu büyük enerji anlaşması nükleer enerji alanındaki anlaşma. İmzalanan 17 civarındaki anlaşmaların bel kemiğini ‘bu anlaşma’ oluşturuyor.


Bu alanda atılan bu imzalar, bir çok bakımdan tarihi özellikler taşımaktadır.Yani anlatmak istediğimiz, bu sıradan özellikler taşıyan uluslar arası bir anlaşma değil. Bildiğimiz klasik doğal gaz anlaşmalarından oldukça farklı özellikler içerdiğini belirtelim.


Bu nükleer enerji anlaşması ile, bölgesel güç aktörlerinin konumları yeniden şekillenebilecektir… Bu alanda atılan bu imza, doğal olarak her şey bitti anlamına gelmiyor. Sadece bir başlangıç, ilk adım….Resmin bütününe baktığımızda, tam da bugünlerde Enerji eski bakanımız Hilmi Güler Bey’i aramamak mümkün değil….


Bölgesel güç aktörlerinden bahsettik…Şirazesinden çıkmış eski dengelerin, yeni bir dengeye oturtma planlarının devrede olduğunu görüyoruz…


Bölgesel bir aktör güç olarak öne çıkan Türkiye, dünya sahnesinde daha da öne çıkmak, hatta liderliğe oynayan bir pozisyona girmek istemektedir…Bu liderliğin en önemli itici gücü, çağımızda da öne çıkan belirleyici unsur, hiç şüphesiz “enerji”dir. Ancak enerji’nin elinizde olması yeterli değildir. Bu enerjiyi koruyacak ve elinizdeki devamlılığını sağlayacak başka bir güce daha ihtiyaç vardır. Bu da, hiç şüphesiz o ülkenin silahlı kuvvetleridir, yani ordusu…( Irak olayını hatırlayalım, kaynakları yani enerjisi var ama koruyamadı.)


Tüm bunların farkında olan küresel güçler, Türkiye’nin liderliğe adım adım yaklaşmasını engellemek için, Türkiye’nin hedefine ulaşmaması için, Türkiye’nin iç ve dış dengeleri ile oynamaktadırlar…


Son günlerde yaşadığımız siyasi çalkantıların ve orduya saldırma planlarının arkasında bunlar var…


Türkiye’nin jeopolitik konumu, tarihi birikim ve deneyimleri ve bölge üzerindeki etkilerini bugün artık herkes bilmektedir. Bunları tekrar anlatmaya gerek yoktur…


Şimdi gelelim son günlerdeki siyasi çalkantılar ile ilgili yorumumuza:


Buraya kadar anlattıklarımızın, yapacağımız yorum açısından bize ” farklı bir bakış açısı” verdiği kanaatindeyim.


Yorumumuz şu: Bir ülkede birileri, yakında seçimi olacak olan Cumhurbaşkanlığı için, birinin Cumhurbaşkanı olmasını istiyorlarsa, o adayın üzerinden (Türkiye’ye karşı) kullanılabilecek şantaj unsurlarını önceden temizlemelidirler. Bu temizlik sadece birey ile sınırlı olmayıp, kurumsal anlamda da olabilir


Bu temizliğin nedeni nedir?


O birisi, yarın Cumhurbaşkanı veya Başbakan olursa, şantaj kasetlerinin de, dış güçlerin eline geçtiğini düşünün…Bu şantaj kasetleri Türkiye’ye karşı kullanılabilecek bir silaha dönüşmez mi?


Bu şantaj, hem o birisine karşı, hem de Türk Devleti’ne karşı kullanılmaz mı? Bir örnek verecek olursak, “şu enerji işini şöyle yapalım” demezler mi, şantaj kasetini elinde bulunduran güçler….


Bunun için, o birisinin yarın muhtemel gelebileceği görevlerde, bu tip şantajlara boyun eğmemesi ve bu tip şantajlara maruz kalmaması için, karşı bir operasyonla şantaj olabilecek unsurların örnek versiyonlarını piyasaya sürülür, sürülür ki temizlensin…. O birisi, yarın bir koltuğa oturduğu zaman, uluslar arası güçlerin elindeki bu şantaj unsurları bir işe yaramasın… Bu konu önceden çıktığı için artık kamuoyunda bir değeri olmayacaktır, bitmiş bir olay olarak bakılacaktır. (İşin ahlaki boyutundan bahsetmiyorum.)


Bu durumda şöyle bir senaryo yazacak olsak, şu bile olası değil mi: O birisi, yarın muhtemel kurulacak bir koalisyon hükümetinde yer alsa, bu şantaj unsurunu elinde bulunduran dış güçler, kurulacak olan hükümete bile şantaj yapabileceklerdir.


Bütün bu oyunların bir çok argümanı olduğu açıktır…Ama asıl hedef Cumhurbaşkanlığıdır. O birisi, dizayn edilen sistemde, “yeniden heyecan” adı altında koltuğa oturtulur…


Bunların hepsi bir yorum….


Saygılarımla…


Oktan Keleş


[email protected]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir