BİR GÜVERCİN VURULDU

Ürkek bir güvercindi o. Pencereme konmuştu. Ve yamyamlara yem oldu…

Bu hafta çevre konusunu işlemeyi düşünüyordum. Ama Hrant Dink’in vurulması dolayısıyla o konuyu başka zamana ertelemek zorunda kaldım. Zira çevre insanla, insana saygıyla başlar. Bir insanı öldürmek, tüm insanlığı öldürmekle eş anlamlıdır dinimizde. Ve cinayet en büyük günahların başında gelir.

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” demişti Şeyh Edebali. Bu konuda asırlar boyu dünyaya örnek olmuş bir millet değil miydik? Farklı dinden ve ırktan insanı bağrına basmış başka millet yoktu yeryüzünde. Sadece Osmanlı topraklarıyla da sınırlı değildi bu huzur ortamı. Dünyanın neresinde zulüm varsa, oradaki mazluma şefkat elimizi uzatıyorduk.

Mevlana’ların, Yunus Emre’lerin yetiştiği bu topraklarda, nasıl oluyor da güvercinlere kıyan insanlar çıkabiliyor? Oysa bu ülkede güvercinlere dokunmak kimsenin aklından bile geçmez. Hrant Dink de öyle düşünüyordu.

Birileri ile aynı görüşleri paylaşmıyor olabilirsiniz. Herkesi sevmek zorunda da değilsiniz. Ama bizden farklı düşünenlerin varlığı asla bizi rahatsız etmemeli. Zira yaratılanı severiz, Yaratan’dan ötürü.

Evet, Hrant Dink aykırı bir insandı. Fakat son derece dürüst bir gazeteciydi. Şüphe götürmez biçimde vatanseverdi. Hep demokrasinin, açıklığın ve mazlumun yanında oldu. Doğruları yazdı, söyledi.Tek silahı vardı , o da samimiyeti. Bu yüzden, Fırat olan adını değiştirdi. Farklı görünerek kimseyi aldatmak niyetinde değildi çünkü.

Ünlü Romalı şair Boccacio diyor ki: “Bir güvercini yemek, bir kartal için şeref değildir.” Hrant Dink’in yerde yatan cesedine dikkat ettiniz mi hiç? Ayakkabıları yırtıktı. Fakir bir Anadolu insanıydı o. Üstelik yetimhanede büyümüştü. Ama bu geçmişini unutmak, oradan uzaklaşmak da istemiyordu. İstese gidip Paris’te ve Zürih’te lüks içinde yaşayabilirdi. Ama her türlü zorluğa, tehdide rağmen burada kalmayı tercih etmişti. “Avrupa ülkelerine gidip yaşamak ise hiç harcım değildi. Şunun şurasında üç gün Batı’ya gitsem, dördüncü gün “Artık bitse de dönsem” diye sıkıntıdan kıvranan ve ülkesini özleyen biriyim, oralarda ne yapardım? Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık.. Türkiye’de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce tanıdık tanımadık dostumuza olan saygımızın gereğiydi. Kalacaktık ve direnecektik.”

Güveniyordu bize. Bir bakıma bize sığınmıştı. “İnsanı güvercin ürkekliğine hapsetmenin nasıl bir bedel olduğunu bilir misiniz siz ey Bakanlar..? Bilir misiniz..? Siz, hiç mi güvercin izlemezsiniz?” diye soruyor ve bu ülkede güvercinlerin vurulmayacağına inanmak istiyordu. Ve sonunda bu inancının bedelini pahalıya ödedi.

O kadar bizden olmuştu ki, Ermenistan’a bile gitmek istemiyordu. “Ermenistan’a mı? Peki, benim gibi haksızlıklara dayanamayan biri oradaki haksızlıklara ne kadar katlanacaktı? Orada başım daha büyük belalara girmeyecek miydi?” diye soruyordu.

Hep bu topraklarda gözü vardı. Kendi ifadesiyle, “alıp götürmek için değil, gömülmek için…”

Hapse girmekten korkmuyordu. Türklüğe hakaretten dolayı yargılanmak onun zoruna gidiyordu. Ve bu rahatsızlığını şöyle dile getiriyordu: “Şu çok açık ki, beni yalnızlaştırmak, zayıf ve savunmasız kılmak için çaba gösterenler, kendilerince muradlarına erdiler. Daha şimdiden, topluma akıttıkları kirli ve yanlış bilginin tesiriyle Hrant Dink’i artık “Türklüğü aşağılayan” biri olarak gören ve sayısı hiç de az olmayan önemli bir kesim oluşturdular.”

“Tıpkı bir güvercin gibiyim..” diyordu. Oysa güvercin, sadece barışın sembolü değil, aynı zamanda bizim kültürümüzde çok derin anlamlara sahiptir. Mevlana’nın bizzat güvercin yetiştirdiği söylenir. Hacı Bektaş-ı Veli’nin güvercin kılığında Anadolu’ya geldiğine dair menkıbeler anlatılır. İlk evcilleştirilen kuştur güvercin. Aynı zamanda Nuh tufanında gemiden çıkan ilk canlıdır.

Katil zanlısının yakalanması bir teselli belki bizim için. Ama umarız perde arkasındaki tüm gerçekler ortaya çıkar ve bundan sonra bu tür olaylar yaşanmaz ülkemizde. Ve yine umuyoruz ki, halkımızın şuurlanması yönünde bir adım olur. “Bir musibet bin nasihatten yeğdir”.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir