Bir kuvvet komutanı

Vatan’ın manşeti, bir kuvvet komutanına dayanıyordu: “Hükümet kendini devlet sanıyor.”

Hangi komutan olduğunu bilmiyoruz çünkü isminin açıklanmasını istememiş anlaşılan. Bir kuvvet komutanı olarak gizli kalmayı tercih etmiş.
Zaten dört kuvvet komutanımız var, Kara, Hava, Deniz ve Jandarma. Bunlardan biri hükümetin tavrını beğenmediğini açıklamış ama kendini açıklamamış.
Böyle gizli açıklama yapıp manşete çıkmak sadece Türkiye’de olur herhalde.
Yine de 28 Şubat’a bakınca epey yol aldığımız görülüyor.
O zaman dört yıldızlı bir general konuşurdu. Dört yıldızlı general sayısı fazla olduğu için, kimin konuştuğunu bulmak zor olurdu.
Gerçi genellikle çevik bir generalin konuştuğunu bilirdik ama ismini yazmazdık.
Düşünsenize hükümet herhangi bir konuda karar alıyor, bir kuvvet komutanı çıkıyor bu fikre muhalefet ediyor. Üstelik bunu adını bile vermeden yapıyor ama bu tavır onun gazete manşetine çıkmasına yetiyor.
Sonra çıkıp AB’ye diyoruz ki, “Kopenhag Kriterleri’ni uyguladık. Artık ırkçılık, ayrımcılık yapma, bizi bir an önce içine al.”
Kopenhag Kriterleri’ne biraz uyuyoruz belki ama sivil demokrasi konusunda ısrarla sınıfta kalıyoruz.
Erteleme, bütünleme sınavları, Anayasa, yasa değişikliği kar etmiyor. MGK’nın yerini Yüksek Askeri Şura alıyor, dört yıldızlı generalin yerini bir kuvvet komutanı.
Adını açıklama ihtiyacı hissetmeyen bir muhalefetin en güçlü olduğu, basında en fazla primi yaptığı bir ülkeyiz.
İsmini açıklamayan komutan “Devlet kalıcıdır, hükümetler geçicidir” diyor.
İlkokulun ileri sınıflarından beri bize öğretilen bu.
Ama bu geçici olan hükümetlerin neler yapıp, neler yapamayacağına kimin karar verdiğini öğretmiyorlar bir türlü.
Bu hükümet devletin neresinde yer alır, adını açıklamayan komutan neresinde yer alır bilmiyoruz.
Çünkü öğrenemiyoruz.
Ama hükümet geçici, onu biliyoruz.
Ya güzellikle gidiyorlar ya da zorla.
40 küsur yıllık ömrümüzde onu öğrendik.
Ama ismini açıklamayan komutanların sadece kendilerini devletle özdeşleştirmesinin hikmet-i mucibesini anlayamadık.
Kıbrıs’a çıkarma kararını alan da bir hükümetti. Ama onun kendini devletle özdeşleştirme hakkı vardı herhalde.
Çünkü kimse “Nasıl böyle bir karar alıyorsun” diye sormamıştı o hükümete.
Devletin hükümetin dışında veya karşısında görüldüğü, hükümete, milli iradeye muhalefet etme hakkını bulduğu bir ülkede, demokrasi diye nitelendirdiğimiz bir sistem içinde yaşıyoruz.
İsmini açıklamayanların öğrettiği bir kavram bize devlet.
Sınırlarımızı çizen, haddimizi bildiren, yerimizi söyleyen bu insanlar da kendilerini yasanın, kuralın üstünde görüyor.
“Devlet benim” diyen insanlara karşı “Ben de halkım” demekle yetiniyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir