Bir Mübarek Seferin Notları

O şerefli vazifeden, o kutsal yolculuktan döneli ne kadar oldu hatırlamıyorum. Döndükten sonra uzun bir süre ahretten dünyaya dönmüşüm gibi bir türlü adapte olamayışım, evimi eşyalarımı tek tek yadırgayışım ne kadar da güzeldi.

Önceleri hep Beytullah konuşulsun istemelerim, mevzuu değiştirildi mi midemin bulanıp, başımın dönüp hastalanmalarım, mevzuu açıldı mı ani iyileşmelerim, oradaki ruhaniyetin diri kalması için, içimin dayatmalarıymış meğer. Şimdilerde ezan sesiyle ani irkilmelerim oluyor, bir iç sızlamasıyla hasret yakıyor.

Aziz bir dostum bu anıları talep ederek sanki beni yeniden oraya gönderiyor. Aslında günlük tutmam için defalarca uyarılmama rağmen orada böyle bir dirayet ve şuur gösteremeyişime hak veriyorum. Bu benim ilk haccım. İşte Mekke yi Mükerreme ye girene kadar alanda karaladığım birkaç cümle…

Kahire, havaalanı

İnanılmaz sürpriz yolculuk başladı. Rüyada gibiyim. Kutsal yolun seremonisi başladığı zaman, direk Hak telâla tarafından çağırılmak bile değil, adeta çekilip alınmanın doyumsuz hazzı bir yandan, bir yandan yalnızlığım, bir gariplik çökmüştü. Yine de ummadığım bir tezahüratla yola çıktım. Vasfiye anne, Yıldız, Yıldırım, Emel ve eşi, Nurdan la Doğan Faik Bey ve kardeşim Erkan, yolcu ettiler. Ekipten hafız hanımın gecikmesi panik yarattıysa da Rabbim.. kavuşturdu, uçağa doğru giderken Allah a şükürler ediyorduk. Hac vizesi değil de seyahat vizesiyle Mısır üzerinden hacca götüren, özel bir şirkete son iki günde hazırlanıp dahil olduğum için heyecanım hat safhada. Aynı akşam 19.30 tekrar abdest alıp ihrama niyet ettik. Namaz, dua, tel biye ve tekbirler ihramlıyız. Kendimde bir hafiflik ve latiflik hissediyorum. Seyahat arkadaşlarımla yavaş yavaş tanışıyorum, çoğu benim gibi son dakika yola çıkmış.

Ve Mekke i Mükerreme… Sabah namazı vakti kutsal şehre giriyoruz. Gözlerime ilk dağlar takılıyor. Zira yoldaki asfalt, mimari yapılanma ve ağaçlandırmadan rahatsızım. O günlerden bir iz yok ama dağlar… gözlerimi dağlardan alamıyorum… Heyecanım hat safhaya ulaşıyor ve enteresan dilimden dökülenlere ben bile şaşırıyorum: “siz ha, Allah ın resulünü siz mi şehrin dışına çıkardınız, doğup büyüdüğü yerden ayrılmak zorunda bıraktınız…” Mekkelilere bir sitem…

Mekkei Mükerreme de ilk sabah namazını indiğimiz otelin yanındaki mescitte eda ederek, kafile dinlenme ya da yemek telaşında iken biz hafız hanımla bir araba ayarlayıp Beytullah a yöneliyoruz… Demek nasip oldu, demek buradayım… Ne lütuf, ne şeref, ne saadet… Yok kalbiniz durmuyor onu görünce… Uzun bir süre gözüm, gönlüm, ruhum Beytullaha gark olmuşken, anlıyorum ki arz üzerinde bundan daha cazibeli, daha muhabbetli bir yer olamaz. Kelama gelmez anlatılmaz bir cazibe, bir çekim ve muhabbet… Niyetimiz haccı kıran ve ilk gün kudüm tavafından sonra iki tavaf iki say… Bedene henüz gıda ve uyku verilmediği için ve ilk günün şoku vücudun cıvataları çıkmış gibi. Bu bana, “haccın bir nevi cihat olduğunu” beyan eden hadis i şerif i hatırlatıyor… Fevkalade bir zaman diliminde olduğunuzu idrak ediyorsunuz. İlk gün bilmiyorum tabi normal zaman da olduğu gibi yatak da uyuyarak dinleneceğimi zannediyorum, yok kesinlikle iyi niyetliyim. Bir daha ki tavafa böyle güç toplayacağımı zannediyorum. Oysa orda Allah ın beyti, haremi şerif bin mana içre, nazlı bir gelin gibi dururken, otelde yatmak ne mümkün. Gece ve gündüz mevhumu kalktı, ancak tavaf aralarında mermerlerin üzerinde, yerlerde on dakikalık yarım saatlik sızmalarla vücut kendini toparlıyor…

Orda bir Allah dostunun “Allah bana hiçbir şeyi kimseciklerle paylaşamama nasibi biçti hamd ederim.” Sözünü hatırlıyorum. Hayatın değişik cüzlerinde yalnızlığa antrenmanlı biri olarak, orada ki yalnızlığı bir lütuf olarak yaşıyorum. Kafile ve arkadaş bağımlılığında azade bir şekilde muhteşem kalabalığın içinde kayıp olarak kendi konsantrasyonuma göre derinlere doğru bir seyri sefer yaşıyorum.

Tavaf, safi aşk… tavaflarınızı yapıyorsunuz, şu niyet için bu dilek için, nihayet bitiyor ve işin aslına geliyorsunuz, aşk için ya Rabbi… sanki muhabbetin deryasına kulaç atıyorsunuz… Yudum yudum aşkı ve vecdi yaşıyorsunuz. Bittiği an yeniden başlama arzusu içinde bir anlatılmaz heyecan tavaf…

İtiraf etmeliyim ki, yıllar önce Kur an ı ilk okuduğum zaman orda geçen peygamber kıssalarını anlamamış, bu garip hikayelere neden bu kadar yer verilmiş acabalarının cevabını hayatı yaşadıkça Rabbim vermiş; peygamberlerin verdiği imtihanların misli benzerlerini kendi hayatımızda yaşadığımızı, bazen Yusuf as. imtihanı, bazen İbrahim as. imtihanıyla denendiğimizi, onların tarih sahnesinde yerini almış menkıbeler değil de, hala misyonunu devam ettiren, canlı hayati örnekler olduğunu yaşayıp yazdığım gibi, yine önceleri hac mevzuu oldukça, orada yaşanan rükünlerin ne olduğu soru işaretleri ve ünlemler halinde zihnimi kurcalardı. Elhamdülillah yine yaşayarak hakka âl yakin olarak, Rabbim lutfuyla mutmain eyledi. Hac konusunda, ayeti kerimeler, hadisi şerifler ve büyüklerin ifadeleri ortada iken biz ne söylesek eksik ve hatalı tabi, lakin gönüle sığmayan coşkunun tezahürleri o ki, kul ile Rabbi arasında ahd ü misakın yenilenmesi, yinelenmesi… “Lebbeyk allahümme lebbeyk… lebbeyke la şerike leke lebbeyk… innel hamde vennimete leke vel mülk, la şerike lek…” o ne güzel kavuşma ve karışma… Arz üzerinden muhtelif coğrafyalardan türlü model insanların aynı iştiyak ve şevk içinde Rab be yönelişi ne doyumsuz bir tablo. Değişik bir bilgiyle biliyorsunuz ki, dünyada en çok rağbet edilen elbette ki Rabbül alemin, en çok okunan da Kuran ı Kerim dir. Bu şerefle değişik bir şekilde mesrur oluyorsunuz. Rab bin azametinden kul olarak mutlu oluyorsunuz ve en şahanesi daha önce tatmadığınız kadar bir yakin yaşıyorsunuz. İşte sorsalardı Allah a en yakın olduğunuz zaman nedir? Herhalde Kuran ı Kerim okurken ya da namaz da diye cevaplarız ama haremi şerifte sanki perdelerin bir kısmı kalkmış…

Özel bir muhabbetle, iştiyakla bağlı olduğum hz İbrahim ve hz Hacer ayeti kerimede, “en sevdiğinizden vermedikçe birre eremezsiniz” buyurulmuştu. En sevdiğinden verme ve vazgeçmenin kahramanı hz İbrahim, tevhidin ve teslimiyetin zirvesi, Mekke nin ilk kurucusu hz Hacer, hep içimi ürpertmiştir. Her namazda salli bariklerde diğer peygamberler değil de özellikle İbrahim as. “…ve ala ali İbrahim’e, inneke hamidün mecid” anılmıştır…

Orada büyüklerle zaman ve mekan üstü bir yakınlık kesbediyorsunuz. Hz Hacer, o ne kutlu kadındır ki, alemlere rahmetin zuhur ettiği mübarek beldenin kurucusudur. Hakkın nişanları olan Sefa ve Merve tepeleri arasında say yaparken duamız, onun gibi iman ve teslimiyet sahibi olmak…

Ve Arafat, safi niyaz… Cebeli rahme, hz Adem le Hz Havva nın buluştuğu yerde siz de Hak ile ve Hak ın sevgilisiyle buluşmayı ve kabulü diliyor talep ediyorsunuz.

Tavaflar esnasında Beytullah ın mis kokulu örtüsünü öpüp severken, birden aklıma bir soru geliyor. Acaba Kabe in örtüsünü ilk defa kim örttü?… Bu soruyu kime yönelttimse kimselerden bir cevap alamadım, cevap alamayınca da merakım daha çok arttı… Döndükten bir hayli sonra nihayet bir rivayete rastladım… ve hikaye çok hoşuma gitti… Efendim, Resulullahın zuhurundan 400 yıl önce, o zaman cihan hükümdarlığı Yemen de ve hükümdar da dinsizmiş. Hıristiyan misyonerleri gelerek Hıristiyanlığı krala tebliğ ediyorlar ve hz Ademden başlayarak insanoğlunun serüvenini ve ahir zaman nebisin anlatıyorlar. Kral akıllı. Ahir zaman peygamberini tercih ediyor, misyonerler: “sen ona yetişemezsin, o 400 yıl sonra gelecek” diyorlar. O zaman kral, nerede yaşayacaksa gidip onun şanı için bir iz, bir işaret bırakmalıyım diyor ve Kabe ye gelerek hürmet ve tazimle ilk defa örtüyü örtüyor. Daha sonra Medine i Müevvere ye gelerek, araziler satın alıyor ve oğullarından birini buraya yerleştiriyor ve Resulullaha verilmek üzere bir mektup yazıyor. Oğuldan oğula ta ki efendimizin Medine ye hicretine kadar… Ve malum hikaye deve bu kralın torununun evinin önünde duruyor ve efendimiz içeri girer girmez emanetini soruyor… Kralın efendimize olan muhabbetinin bereketi bu gün, bize Eyub Sultan hazretlerini vermiştir…

Nihayet haccı tamamlamış ve arınmış bir halde resulullaha yöneliyoruz. Yine sabah namazı vakti Medine i Münevvere ye giriyoruz. İlk andan itibaren burda da anlıyoruz ki arz üzerinde mescid i nebevi den daha huzurlu daha mutlu bir yer olamaz. Rahme ten lil aleminin huzurundasınız. Rahimiyetten başka ne hissedebilirsiniz ki… Mekke de celal, Medine de cemal sıfatlarının tecelli ettiğini işitiyorsunuz.

Orda aniden sımsıcak kısa bir dahası olmayan dostluklar yaşamak mümkün…Medine… Cuma vakti mescid i nebevi de namaz vakitlerinde yer bulmak en büyük probleminiz. İzdiham. Sıra sıra safların içinde uygun bir yer bakınırken, orta yaşlarda güven ve huzur uyandıran bir yüz beni yanına davet etti. Soruyorum: ” where are you from” sevgiyle bakan bir çift göz. Hanımefendi İngilizce bilmiyor. Arapça bir şeyler söylüyor anlamıyorum. İletişim için ortak kelimelerimiz yoktu ama bir alış veriş bir dostluk başlamıştı. Nasıl başardık bilmiyorum ama en az yarım saat namaz vaktine kadar muhabbet ettik. O Filistinliydi, ikinci kez hac eda ediyordu. Dertleştik, İsrail zulmünü konuştuk. Mescidi i Aksa dan istifade edemediklerini belli zamanlarda izin verildiğini anlıyorum. Birlikte Fetih Suresinden pasajlar okuyoruz ve ’Muntakım’ esma i şerifine müracaat ediyor, birlikte namazımızı eda ediyoruz.

Hac boyunca en çok yaptığım dua: Ya Rabbi… aşkla şevkle yurtlarından sana gelmiş bunca huccacın haccını gerçekten kabul et ve her bir hacıyı yurduna döndüğü zaman gerçekten bakıldığı zaman Allah ı hatırlatan ve İslamı hakkıyla yaşayan ve yaşatan, İslamın bekçisi ve hizmetçisi olan kullardan eyle… ta ki dünyanın her bölgesinden İslam ın hakikati ve nuru yükselsin…

Haccın her rüknü aslında her anı ayrı bir mana yüklü, siz orada Rab bin hem elçisi hem misafiri hem de kuluyken, hamd ve şükürden acze düşmüşken içinizden bir feryat yükseliyor… Ya Rabbi… ne güzel dinin var. Ne güzel düzenin, ne güzel habibin var… Sana geldim, ey sevgili, en sevgili…

HANDAN ÖZDUYGU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir