BİR REKTÖR ADAYI VE ÇAĞDIŞI ZİHNİYET

Dünyada baş döndürücü bir hızla bilişim çağı yaşanıyor. Köhnemiş zihniyetler bir bir yıkılıp ezberler bozuluyor. Microsoft, Google ve Facebook gibi yeniyetme şirketler asırlık sanayi devlerini geride bırakarak dünyanın en büyükleri arasında yer alıyorlar.


Dünyada bunlar olurken, Akdeniz Üniversitesi rektörlüğüne aday olan bir profesör, üniversitede yapılması planlanan bir camiye karşı çıkıyor. Ne adına, bilim adına. Bu kadar büyük bir caminin olduğu yerde bilim yapılamazmış.


İşte gazetelerde yeralan haber: “Akdeniz Üniversitesi rektör adayı Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz, kampüs içine cami yapılmasına tepki gösterdi. Ökçesiz, ‘7 bin kişinin camiden, Cuma namazından çıktığını düşünün. Nasıl bilim yapacaksınız burada? Olmaz. Öğretim üyelerini ve rektör adaylarını bu caminin idari işleminin iptali için dava açmaya çağırıyorum.’ dedi”.


İlahiyat Fakültesi’nin uygulama camii olarak inşa edilen binanın varlığından rahatsızlığını dile getiren bu sayın profesör hangi çağda yaşıyor acaba? Zira Fransız ihtilalı ile moda olan Jakoben anlayış çok gerilerde kaldı. 18. yüzyıla ait dogmatik bilim anlayışı da tarihe karıştı. Atom çoktan parçalandı, şimdi kuantum çağındayız. Batı’da Kilise ile savaşan bilim adamları yok artık. Zaten Vatikan da ortaçağda yaptığı baskılardan dolayı özür diledi. Kaldı ki, Kilise-bilim tartışması sadece Avrupa’ya has bir olay. Bizim tarihimizde böyle bir şey hiçbir zaman yaşanmadı. En parlak buluşlar İslam bilginleri eliyle gerçekleşmedi mi? Belli ki sayın profesörün bundan da haberi yok. “Yeniden ortaçağa dönüyoruz.” Derken neyi kastediyor acaba? Evet ortaçağda dünyanın bazı bölgeleri karanlıktı. Bu karanlığın merkezi de Avrupa idi. Bu yüzden onlar ortaçağı “Karanlık Çağlar” (Dark Ages) olarak nitelendiriyorlar. Endülüs’ü yakıp yıkan, farklı dinden insanları acımadan yok eden barbarlar o zaman karanlık çağları yaşıyorlardı. Haçlı seferleri ile doğunun maddi-manevi zenginlerini talan edenler da Avrupalılar idi. Yine bu Haçlı seferleri sırasında, o zamanlar Ortodoks olan İstanbul’u da işgal ve tahrip ettiler.


Avrupa karanlık çağları yaşarken, aynı dönemde İslam medeniyeti tüm dünyaya ışık saçıyordu. Zira kamerayı keşfeden ünlü fizikçi ve matematikçi İbn Heysem o çağlarda ortaya çıktı. İbni Sina, Farabi, El Kindi, Cabir, Uluğ Bey, Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Akşemseddin ve daha nice büyük insanlar hep orta çağda dünyaya şan ve şeref verdiler. İmamı Azam Ebu Hanife, Batı’da “hukukun direği” olarak takdir görüyor. Kendisi de bir hukukçu olan sayın Ökçesiz bunu bilmiyor olabilir. Asırlar sonra insanlık hala onların mirasından yararlanıyor.


Sayın rektör adayı bilmeli ki, gerçek bilim adamları zaten dindardırlar ve dinden korkmazlar. Dün böyleydi, bugün de öyle. İslam tarihindeki bilim çalışmalarını bir kenara bırakalım. Batı dünyasında bile genellikle bilim adamları dindardırlar. Bugün dünaynın hayranlıkla izlediği üniversitelerin ilham kaynağı sayın rektörün ciddiye almadığı medreselerdir. Oxford ve Cambridge gibi üniversiteler temelde dini kurumlar olarak ortaya çıkmışlardı. Newton’u yetiştiren Trinity College bir papaz okuludur. Rektör, dekan, profesör gibi unvanlar dini terimlerdir.


İstisnalar olmakla birlikte, tarih boyunca önemli bilim adamları genellikle dindar kişiler arasından çıkmıştır. Kepler’den Voltaire’e, Newton’dan Einstein’a kadar, bilim adamları dini yönleri güçlü insanlardı. Çağdaş Batı biliminin öncüleri arasında sayılan Galile, dinine çok bağlı bir insandı. Kilise tarafından yargılanıp hüküm giydiği halde, ne dini ne de Kiliseyi reddetti.


Kitapları Katolik Kilisesi tarafından yasaklandığı halde Descartes da dini inançlarından herhangi bir sapma göstermedi. Allah’a samimi olarak inanıyordu. Sadece bilim adamları değil, sanatçılar arasında da dindar olanlar önemli bir yere sahiptir. Johann Sebastian Bach, koyu bir dindardı. Kilise için müzik yapmak onun en büyük zevkiydi. Zaten eserlerinin çoğu dini müzikten oluşmaktadır. Bach çok önemli bir müzisyendi. Haydın, Mozart ve Beethoven onun dehasına hayranlık duyuyorlardı.


Gerçek buyken ülkemizde hala böyle profesörlerin bulunması insanı üzüyor. Ama sevindirici olan şu ki, bu tür düşüncelere sahip bilim adamlarını artık kimse ciddiye almıyor. Zira dünya çok değişti. Ülkemiz de elbette olumlu anlamda değişti, değişmeye devam ediyor. Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül, ABD seyahatinde Silikon Vadisini ziyaret etti. Oradan önemli mesajlar verdi, yeni ufuklar çizdi. Dünyanın ilk on üniversitesi arasına giren Stanford Üniversitesinde konferans verdi. Çok şükür ki böyle devlet adamlarına sahibiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir