BİR TESTİYE BİR ADAM

Çocuk testisini, adam atını çeşmeye sürüyor. Çocuk çekiyor testisini kurnadan. Adam mahmuzluyor atını çocuğa doğru. Çocuk testisini bırakıp kaçıyor korkudan. At üzerine basıp kırıyor testiyi.
Çocuk gözyaşlarıyla anlatıyor kıssayı. Hoca soruyor: “Bir şey demedin mi?!” Çocuk hâlâ titriyor: “Hayır!” “Çabuk koş! Bir şeyler söyle ona!” diyor hoca. Çocuk, çeşmeye koşup dönüyor geri.

– Ona ne söyledin?

– Söyleyemedim efendim!

– Haydi yetiş ona! Kız, bir şeyler söyle! Yoksa felaket!

Çocuk çeşmeye koşuyor, ‘Atın tımarı bitmemiş olsa!..’ diyerek içinden. Bitmemiş, lâkin biten adam! Yüzüyor havuzunda çeşmenin ceset. Çocuk koşuyor yeniden hocasına. Hoca ‘Ödeşemediniz, yazık!’ diyor. ‘Bir testiye, bir adam!’

Çocuk İbrahim Hakkı, hoca İsmail Fakîrullah. Yer Tillo. Çocuk zulme karşı sessiz kalmamayı öğreniyor hocasından. İnsanı ve Hakk’ı öğreniyor yedi yıl. Babasının vefatı üzerine gittiği Erzurum’dan, Arapça ve Farsça öğrenip hocasına dönüyor. Varlık zincirinin halkalarını öğreniyor bir bir. Şartlar ne olursa olsun hayata güzel bakmayı. Türkçe, Arapça ve Farsça otuz dokuz eser yazıyor. “Hakka Rıza”, “Hâdim-i Aşk/Aşkın Hizmetkârı”, “Nûr-ı Mahz/ Halis Nur” mahlaslarıyla imzalıyor şiirlerini İbrahim Hakkı, ebced hesabıyla doğum tarihinin şifresini vererek.

Başka şifreleri de var Erzurumlu’nun, mesela hayvanlar; köpek, aslan, kaplan, kurt, tilki, tavşan, karınca, fare, deve, yılan, sığır ve merkep, her biri bir huyuna işaret ediyor insanın. İnsan olmak hiç kolay değil. Bedeni “küçük âlem” ve “büyük âlem” ruhu. Çocukluğu bahar, gençliği yaz, olgunluğu sonbahar, ihtiyarlığı kış. Hayvanlar şehvetten, melekler akıldan yaratılmış. İnsan ise akıl ve şehvetten. Aklı şehvetine galip gelirse meleklerden daha üstün. Şehveti aklını yenerse hayvanlardan daha aşağı. Üç sınıf insan var: İlki, avâmın üç putuna tapıyor: Yemek, uyku ve şehvet. İkincisi havâsın dört putuna boyun eğiyor: Nefis, mal, makam, çocuk. Bir de bu yedi putu kırıp neden var olduğunu keşfedenler var: İşte üçüncü grup! Hayvan ve melek mertebelerini geçip “Kâmil İnsan”a ulaşanlar… Beş duyudan beş nehir gibi gönle yığılan kokuşmuş çamurları küreyip, kalbin derinlerinden membalar fışkırtanlar! Mevlâna’dan ezberlediği beyitteki gibi taşken cevher olanlar: “Ger tü senk ü sahre vü mermer şevi/ Ger besahib dil resi gevher şevi” (Sen, taş, kaya ve mermer olsan da bir terbiyecinin eline düşersen cevher olursun.)

Divan’ında aşk var İbrahim Hakkı’nın. “Aşkı bul, aşkla ol, aşkla dil ey Hakk’ı/ Her şeyin var bedeli, bulamadılar aşka bedel” diyebilecek kim var! “ Kendi sahramızda seyyahız ki sahra olmuşuz” diyecek kim! “Âlem-i aşkı unutmuş gafilâne söyleriz/ Ol görünse imdi biz kevn ü mekânı neyleriz” denizine dalıp, ten buğdayını öğütmek için beklediğimiz değirmende gözünü açacak kim! Marifetnâme’sinde Hakk var İbrahim Hakkı’nın. “Hakk” ve “İnsan”, örnek insan var bu ârifler kitabında. Öyle ya, “Gönülle ve akılla bilen” diye tanımlıyor ârifi. Gönlü sevgilinin mekânı biliyor ve varlıkların sırlarını ancak bu mekânda fısıldayacaklarını fısıldıyor kulağımıza. Astronomiden, tıptan, coğrafyadan da haberdar Erzurumlu. Ulaştığı her bilgiyi insana köprü yapıyor. İrfaniye’sinde “Rabb” var İbrahim Hakkı’nın. “Kendini bilme”nin “Rabb”e nasıl götürdüğü. Vücuttaki aklın evrendeki Rabb gibi oluşu… İnsâniye’si, Meâni’si, Rûznâme’si var Erzurumlu’nun…

Tasavvuf bir araç Hakk’a götüren. Aslolan Kur’ân’ın sunduğu insan. O insan hayatın olumsuz gibi görünen cilveleri karşısında ümitsizliğe düşmüyor. Her manzaranın arkasında başka bir manzarayı seziyor çünkü. Allah’ın “Hakîm” ismiyle hikmeti arıyor her tabloda. Madem ‘erişkin bir at bir ayağını kaldırıp indirinceye kadar dünya üç bin fersah yol alıyor’ her manzara yeni manzaralara gebe. “Deme şu niçin şöyle/Yerincedir o öyle/Bak sonuna sabreyle” kavıyla tutuşuyor orman.

‘Yıldızlar arasındaki uzaklığı Tillo sokakları kadar iyi bilen’ Erzurumlu İbrahim Hakkı, hocası İsmail Fakîrullah için yaptırdığı türbede şimdi. 1780 yılından beri onunla aynı kubbe altında yatıyor. Yapıldığı zamanlarda geceyle gündüzün eşit olduğu 21 Mart’larda kulenin penceresinden kırılıp hocasının kabrine düşen ışığı kaybetse de insanlar, Erzurumlu İbrahim Hakkı yüzyıllardır hep birliğe çağırıyor: “Bin çay akıp bir olsalar/Bir kaya başın bulsalar/Ol kayadan dökülseler/Seyreyle sen gümbürtüyü/ Bin küp satın alsalar/Bir kayadan salınsalar/Birbirine çalınsalar/Seyreyle sen gümbürtüyü”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir