BİRİ TÜRK, DİĞERİ KÜRT

İki büyük insan… Biri Türk, diğeri Kürt. Aslında iki büyük Fatih de diyebilirsiniz. Biri hemen akla gelen Fatih Sultan Mehmet. Diğeri ise Selahaddin Eyyubi. Biri Türk , diğeri Kürt olarak bilinir. Öyle bilinir diyorum, çünkü hiçbiri milliyetini öne çıkararak isim yapmadı.


Selahattin Eyyubi’nin milliyeti konusunda da çeşitli tartışmalar var. Bugün Kürtler Selahaddin Eyyubi ile iftihar ediyorlar. Ama aynı şekilde Araplar ve Türkler de ona sahip çıkıyorlar. Hatta bölgedeki gayrimüslim azınlıklar bile ona minnet borçlu. Zira o herkese kol-kanat gerdi ve adaletten ayrılmadı. Çünkü Hz. Ömer’in adaleti bu toprakların vicdanı olmuştu. Bunun izlerini Fatih Sultan Mehmet’te de görebiliyoruz.


İşte Zülfü Livaneli’den yaptığım bir alıntı: “Birkaç yıl önce yolum Aynaroz’a (Yunanistan’daki Ortodoks Merkezi) düşmüştü. Rahip Porfirio bizi ağırladı ve o kayalara oyulmuş, yedi kat aşağıdaki kütüphaneye götürdü. Porfirio belinden kocaman anahtarlar çıkartarak bize kutsal emanetlerin saklı olduğu bir mahzeni de açtı. Duvarda bir Osmanlı fermanı duruyordu, fermanın içine çok eski bir belge yapıştırılmıştı ve üstünde Arapça yazılarla yeşil bir el resmi vardı. “Bu” dedi, “Hazreti Ömer”in Kudüs”ü zapt ettikten sonra Ortodokslara tanıdığı imtiyaz belgesidir.” “Peki ferman?””O da Fatih Mehmet”in fermanıdır. Hz. Ömer”in belgesini fermanına yapıştırıp Aynaroz”a verdi ve bu belge 500 yıl boyunca din özgürlüğümüzü güvence altına aldı.”


İşte önemli olan, bu kubbe altında hoş bir seda bırakmak. Bunu yaptığınız zaman asırlar sonrasında bile herkes sizi hayırla yad ediyor.


Büyük Müslüman kumandanı Selahaddin Eyyubi’ye tarih boyunca farklı etnik kökenler atfedilmiş, çeşitli milletler mirasını sahiplenmişlerdir. Selahaddin’in Kürt kökenli olduğunu ve Türk kökenli olduğunu iddia eden çeşitli kaynaklar mevcuttur. Ayrıca Zeki Velidi Togan, Eyyubîlerin evvelâ Kürtleşmiş sonra da Türkleşmiş bir cenubî Arap sülâlesinden olduğunu iddia etmiştir. Tarihçi İbn Haldun’a göre ise Selahaddin Eyyubi’nin ataları, Yemen’in Himyeri vilayeti eşrafından Hezbâniyye Kürtlerinin Ravvadi aşretine mensup Araplardandı ve bu aşiret Himyeri bölgesini yüzyıllarca yönetmiş olan Devs hanedanına akraba idi.


Kardeşlerinin isimleri Tacülmüluk Böri, Seyfü’l-İslam Tuğtekin, Turanşah, Melikü’l Adil Ebu Bekir ve Şahinşah’tır. Bu isimlere göre hükmedersek Türk olma ihtimali daha yüksek görünüyor. Ama bunun ne önemi var ki? Bugün Kürtler, Türkler ve Araplar Selahaddin Eyyubi’ye aynı şekilde sahip çıkıyor. Çünkü o kavimcilik gibi küçük meselelerle uğraşmadı. Her büyük insan gibi, evrensel bir davanın peşinde koştu. Tıpkı Mevlana gibi… Nitekim bugün Mevlana’yı da başka milletler sahipleniyor, bağırlarına basıyor. Ama hiç kimse, mesela Nemrut’a, Fravun’a, Neron’a veya Ebu Cehil’e sahip çıkmıyor.


Bütün mesele, insan-ı kamil olabilmekte… Bunu başardığınız zaman tüm insanlık size sahip çıkıyor. Etnik aidiyetiniz ise küçük bir teferruat olarak kalıyor. Peki büyük insanlar nasıl ortaya çıkıyor? İşte formülü:


Baalbek ve Şam’da büyüyen Salaheddin iyi bir din eğitimi aldı. Selahaddin’in biyografisini yazan al-Wahrani, onun Öklid Geometrisi, Astronomi, Matematik ve Aritmetik konularında uzman olduğunu belirtir. Mantık, felsefe, sosyoloji, fıkıh (İslam hukuku) ve tarih öğrendi, Şam’daki Dar’ul-Hadis’den (Hadis Üniversitesi) mezun oldu.


Sultan Selâhaddîn, ilme çok değer verir, âlimleri himaye ederdi. Yüksek insânî meziyetlere sâhip, iyi huylu, cömert, âdil, kültürlü ve müsamahakâr bir hükümdardı. Ülkesine her taraftan, ilim sahipleri gelir, verdikleri derslerle insanlara hizmet ederlerdi. Onun zamanında, Şam medreselerinde ders veren altı yüzden fazla fakih vardı. Tabipler, edebiyatçılar, şairler, matematikçiler, kimyagerler, mimarlar ve diğer ilim sahipleri memleketin gelişmesi için canla başla çalışırlardı.


Görüyoruz ki hiçbir şey tesadüfen olmuyor. Fatih de aynen Selahaddin Eyyubi gibi çok iyi bir eğitim almıştı. Bilime büyük önem verirdi. Ali Kuşçu vb. büyük âlimleri ve sanat adamlarını himaye etti. Ve bu sayede ikisi de büyük devlet adamı oldular ve tarihe geçtiler.


Birinci Haçlı Seferi sonunda, Haçlıların, Müslümanları camilerde genç, ihtiyar, çocuk, kadın, erkek ayırt etmeksizin öldürüp, sokaklardan akan kan, atların karnına yükseldi. Selâhaddîn Eyyûbî, 1187 Eylül ayı sonunda Kudüs şehrini teslim aldı. Zengin Haçlıları ve Hıristiyanları, kurtuluş akçesiyle serbest bırakıp, fakirlerini affetti. Kudüs’te kalmak isteyenlere de, cizye ödemek şartıyla müsaade etti. Kudüs, 89 yıl sonra tekrar Müslümanların eline geçmişti. Selâhaddîn Eyyûbî’nin zaferine İslâm memleketlerinde şükran ifâdesi olarak dînî merâsimler yapıldı. Haçlıların tahrip ettiği şehri, yeniden îmâr etmeye başladı. Şehirde hastane, mektep ve medreseyle sosyal tesisler yaptırdı.


Selâhaddîn Eyyûbî’nin cesurane ve kahramanca mücadelesi, Haçlıları akıl almaz icraatların içine düşürdü. Selâhaddîn Eyyûbî, bütün Avrupa’nın ve Hıristiyan âlemin seferber edilerek toplandığı orduya, 1192 Kasımına kadar devam eden uzun muharebelerle karşı koydu. İngiliz Kralı Arslan Yürekli Rişar, Eyyûbîlere esir düştü. Selâhaddîn Eyyûbî, Hıristiyanlara karşı büyük bir âlicenaplık gösterip Arslan Yürekli Rişar’ı serbest bıraktı. Hıristiyanların kutsal makamları ziyaretine müsaade etti. Böylece Hıristiyan âlemin bütün imkânlarını seferber ederek hazırladığı Üçüncü Haçlı Seferi, dördüncü yılın sonunda, hezimetle sonuçlanmıştı.


Uzun seferler ve at üstünde geçen günlerden sonra çok yaşamadı ve genç yaşta öldü. Müslüman dünyasının en güçlü ve en eli açık hükümdarının, mezarını yaptırmaya yetecek para bırakmadığı ortaya çıktı.


1.Dünya Savaşı sırasında, 1917 tarihinde Kudüs’e giren İngiliz Orduları Komutanı Orgeneral Edmund Henry Hynman Allenby’nin, Selahaddin Eyyubi’nin mezarına vurarak; ‘Kalk Selahaddin biz yine geldik’ şeklinde bir konuşma yapmış olması da dikkate değer bir olaydır.


Bu iki önemli kahramanın hayat hikayesinden çıkarılacak çok önemli dersler var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir